GÜNDEM
  • 14-04-2026

    Mansur Forutan’ın Pop’un tarihini, Rock’n Roll’un ruhuyla anlattığı, bir nevi arkeolojik kazı çalışması niteliği taşıyan kitabı Riff – 20. Yüzyılda Popüler Müzik, Doğan Kitap’tan çıktı.

    İlk Walkman ve elektrogitarını 80’lerde edinen Forutan, 90’larda medya sektöründe dergiler yayımlayıp, yazılar yazdı. Transistörlü radyoların gençliği sokağa çıkardığı anlardan, TDK kasetlerin manyetik bantlarında saklanan hatıralara; 45’lik plakların her iki yüzündeki toplumsal değişimden, listelerdeki yüzlerce ikonik albüme kadar her şey burada. Kitap, 50’lerin o ilk asi tınılarından. 90’ların dijital devrimine kadar uzanan gürültülü bir yüzyılın; tasarım, teknik ve ruh arasındaki o görünmez bağlarını inceliyor.

    Riff, bir tasarımcının gözüyle çizilmiş, bir müzik tutkununun kalbiyle yazılmış ve bir mühendisin titizliğiyle kurgulanmış 500 sayfalık bir senfoni. 

    0
    0
    791
  • 14-04-2026

    Dünya sahne sanatlarının en prestijli topluluklarından Cirque du Soleil, 10 yıllık bir aranın ardından, OVO gösterisiyle 21-24 Mayıs tarihleri arasında Ülker Spor Arena’da izleyicilerle buluşacak.

    Cirque du Soleil, Tatlı Ekşi ve Pyramidion iş birliğinde, 10 yıl aradan sonra İstanbul’da seyircilerle buluşmaya hazırlanıyor. Bu kez seyirciyi doğanın kalbine, böceklerin büyüleyici ve hareketli evrenine davet eden topluluk Portekizcede “yumurta” anlamına gelen OVO ile yaşam döngüsünü, dönüşümü ve doğanın enerjisini merkezine alarak, yüksek tempolu akrobasi performansları, çarpıcı sahne tasarımı ve göz alıcı kostümleriyle izleyicilere farklı bir deneyim vadediyor. 25 farklı ülkeden 100 kişilik dev bir ekiple sahnelenen gösteride, 53 sanatçı insan bedeninin sınırlarını zorlayan performanslara imza atıyor. 2009 yılında Montreal’de prömiyerini gerçekleştiren OVO, bugüne kadar 40’tan fazla ülkede 7 milyonu aşkın izleyiciye ulaştı.

    Yaratıcı vizyonunu yalnızca sahne gösterileriyle sınırlamayan Cirque du Soleil Entertainment Group; multimedya prodüksiyonları, katılımcı deneyimler ve özel etkinliklerle sanatın sınırlarını genişletiyor. Gösterinin kostüm tasarımları Liz Vandal imzası taşırken; doğadan ve böceklerin dünyasından ilham alan bu tasarımlar Pierre Cardin gibi moda ikonlarının geometrik ve grafik estetiğiyle buluşuyor. OVO’nun müzikleri ise Brezilyalı besteci Berna Ceppas tarafından hazırlandı. Bossa nova, samba, funk ve elektronik müziğin enerjik bir birleşimini sunan besteler, gösterinin ritmini ve dinamizmini güçlendirirken; sanatçı, kompozisyonlarında böceklerin çıkardığı doğal seslerden ilham aldığını ifade ediyor.

    ​Cirque du Soleil imzalı OVO gösterisinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    744
  • 14-04-2026

    Anna Laudel, Oğulcan Kuş’un “Kendimi Şanslı Hissediyorum” başlıklı kişisel sergisi ile Mathias Hornung’un “Yüzeye Vuran” başlıklı kişisel sergisini 31 Mayıs’a kadar İstanbul’daki mekânında sanatseverlerle buluşturuyor.

    “Kendimi Şanslı Hissediyorum”, Oğulcan Kuş’un neo-pop estetik üzerinden geliştirdiği görsel dili ve çağdaş kültürel üretim biçimleriyle kurduğu ilişkiye odaklanıyor. Popüler kültür, medya ve grafik tasarımın görsel repertuarından beslenen sanatçı, tanıdık imgeleri resimlerine dahil ederek hem çekici hem de erişilebilir yüzeyler oluşturuyor. Bu kompozisyonlar, Kuş’un ironik, zaman zaman tekinsiz ancak her zaman düşünülmüş yaklaşımını ortaya koyuyor; bu yaklaşım kimi zaman işin merkezinde, kimi zaman ise sanatçının kişisel yaşamından izler taşıyan detaylarda kendini gösteriyor.

    Mathias Hornung’un yeni kişisel sergisi “Yüzeye Vuran”, sanatçının malzeme odaklı yaklaşımını ele alarak, yüzeyin dönüşümünü vurgulayan süreçler aracılığıyla ahşap üzerine yaptığı çalışmaları öne çıkarıyor. Ahşabı temel malzemesi olarak kullanan Hornung, yüzeye sistematik desenler işleyerek lineer geometrik yapılar oluşturuyor. Yıkama (washout) tekniği ile bu oyuklar giderek belirginleştirerek, ahşabın doğal yapısını ve dokusunu açığa çıkarıyor. Tamamen el yapımı zanaat süreçleriyle üretilen eserler, çoğu zaman kodlanmış sistemleri ya da ızgara benzeri yapıları andırıyor. Mekanik bir mükemmellik arayışı yerine Hornung, geometriye sezgisel bir şekilde yaklaşarak, küçük düzensizliklerin görünür kalmasına izin veriyor.

    Künye:
    1. Oğulcan Kuş, Almost Done , 2026, Tuval üzerine akrilik, Acrylic on canvas, 100h x 100w cm
    2. Oğulcan Kuş, Three’s a Party, 2026, Tuval üzerine yağlı boya ve yağlı pastel, Oil and oil pastel on canvas, 90h x 70w cm
    3. Mathias Hornung, Accumulation Sphere 6, 2025, Wooden relief, offset ink, birch plywood, 100h x 100w x 12d cm
    ​4. Mathias Hornung, Small Digital Deep Blue 12, 2025, Wooden relief, 92h x 58w x 6d cm

    0
    0
    875
  • 14-04-2026

    Quim Torres’in bir yolculuk, macera, kayıp, keşif yani büyümenin hikâyesini anlattığı kitabı Takımyıldızlar, İrem Genç’in İspanyolcadan çevirisiyle hep kitap’tan çıktı.

    Takımyıldızlar, gerçek ailemizin aynı zamanda seçtiğimiz ailemiz olduğunu anlatıyor. Kitabın kahramanı Gece, ortaokula başlamıştır. Okulu sevmez ve kendini yalnız hisseder. Annesi, evlerinin tavan arasını, genç ve bilge bir astronom olan Martín’e kiralar. Gece kendini kaybolmuş hisseder, Martín ise yıldızların dilini bilmektedir. İkisi birlikte, yakın zamanda keşfedilen ve eski günlerdeki gibi üstüne hikâyeler anlatılmayan takımyıldızlar için efsaneler uydurur, tüm kapıları açan anahtarı bulurlar.

    “Bu gece ışığı kapattığımda, karanlık beni yumuşacık ve sıcak bir battaniye gibi sarmalıyor. Bu gece babamın bana koyduğu isim artık utanılacak tuhaf bir isim değil. Keşfedilmeyi bekleyen gizemlerle dolu bir isim.”

    0
    0
    770
  • 13-04-2026

    Gedik Filarmoni Orkestrası, iki dünya prömiyeri ile 30 Nisan’da Kadıköy Süreyya Operası’nda müzikseverlerle buluşacak.

    Gedik Filarmoni Orkestrası, konserde Murat Kodallı’nın, babası Nevit Kodallı anısına bestelediği “Gravürler” eseri ile bir geleneksel müzik soyutlaması sunarken, genç besteci Ege Gür’ün Haydarpaşa Garı ve Boğaziçi izlenimlerinin ardından yarattığı soyut ama büyülü dünyaya dinleyicileri davet ediyor.

    Mannheim Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdüren Ada Yalın Yücel; Brüksel ve Gürcistan’da aldığı birincilik ödülleri sonrasında dikkatleri üzerine çekti. Yücel, konserde Ege Gür’ün “Takma Gözde Cam” adlı Keman Konçertosu’nu seslendirecek.

    Son üç sezondur Gedik Filarmoni Orkestrası Müzik Direktörlüğü görevini sürdüren Cem Mansur ülkemizin yeni müzik yaklaşımları, 20. yüzyıl müziği ve Klasik dönemden bir ikon başlıklarıyla repertuarları kurguluyor. Klasik eser seçimlerinde özellikle cümleleme ve tını bütünlüğü anlamında örnek icralara imza atan orkestranın 2. Senfoni yorumu için Mansur şunları söyledi: “Beethoven’in İkinci Senfonisini ‘son klasik senfoni’ olarak tanımlamak mümkün. Bestelenişinden sadece iki yıl sonra ‘Eroica’ senfonisi ile yepyeni bir anlatıma yönelmeden ortaya çıkan 2. Senfoni, yine de bestecinin temel özelliklerini, olağanüstü bir yapıda sergiliyor. Ani değişimler, romantik ve engin sayfalar, şakacılık ve dram…”

    ​Gedik Filarmoni Orkestrası’nın konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    841
  • 13-04-2026

    Galeri / Miz, fotoğraf odağında kolektif bir üretim alanı yaratan Memory of Art iş birliğiyle düzenlediği “Çok Düşünüyorsun” sergisini, 14-30 Nisan tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    Beyza Karadaş, Göktuğ Aydın, Hilal Özdemir, Mine Güçel, Muhammet Türközü ve Onurcan Güler’in çalışmalarını bir araya getiren sergi, “çok düşünüyoruz” fikrinden hareketle düşünmenin kendi üzerine kapanarak çoğalan, özneyi hem kuran hem de çözen döngüsel yapısını görsel ve mekânsal bir deneyime dönüştürüyor. Bir düşüncenin diğerini çağırdığı; imgeler ve hatıraların birbirine eklendiği, bazen yorucu ama aynı zamanda kurucu olan düşünmenin dünyayla kurulan en hassas temas biçimine odaklanıyor.

    Sergi metnini Gizem Kayahan’ın yazdığı ve “Çok düşünüyorsun” uyarısının gündelikliğine bir karşı duruş olarak konumlanan sergi, dünyayı yüzeyde kalana indirgemeyi reddediyor ve düşünmeyi cevap bulmaktan çok aceleci basitleştirmelere direnmek olarak ele alıyor.

    Hafıza, aidiyet ve duygular etrafında bireysel deneyimlerden yola çıkarak çok katmanlı bir düşünme alanı açan Güliz Kayahan’ın pratiği de bu sergide kesişiyor. Sergide yer alan fotoğraflar birer belge değil, bir düşünme hâlinin çıktıları olarak ele alınıyor ve enstalasyon içinde bir araya gelerek kolektif bir düşünce bulutu oluşturuyorlar.

    Künye:
    1. Beyza Karadaş
    2. Göktuğ Aydın
    3. Muhammet Türközü
    4. Onurcan Güler
    5. Mine Güçel
    6. Hilal Özdemir

    0
    0
    742
  • 13-04-2026

    Psikiyatr ve tarihçi George Makari’nin insanlık için en utanç verici duygu olan yabancı düşmanlığını ele alan kapsamlı çalışması Korkuya ve Yabancılara Dair: Zenofobinin Tarihçesi, Özlem Yüksel’in çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.

    Makari, yabancı düşmanlığının yeniden yükselişe geçtiği bugünlerde “zenofobi” teriminin tarihçesini anlatarak okurları insan dünyasının en derinlerinde yatan akıldışı korkular üzerine düşünmeye çağırıyor. Zenofobinin Batı ulusalcılığı, sömürgecilik, kitlesel göçler ve soykırımlarla tekrar tekrar gündeme gelip farklı anlamlara büründüğünü keşfeden Makari, özellikle Batı’daki yabancı korkusunun görece yeni bir olgu olduğuna ve yeterince üzerinde durulmamış bir dizi inanılmaz olaya dayandığına dikkat çekiyor. Dolaşıma girip popülerleşen, zaman içinde karşı tarafı tanımlama işlevi gören zenofobi kavramı önce kitlesel katliamları ve 20. yüzyıla damga vuran soykırımları, daha sonra da bunları önlemek amaçlı etik ilkeyi tanımlamak için kullanıldı. Gelgelelim günümüzde gücünden hiçbir şey kaybetmeyen yabancı düşmanlığı halen insanları hiçe saymaya, siyaset belirlemeye devam ediyor.

    ​Bu çalışmasında Joseph Conrad, Albert Camus, Richard Wright, James Baldwin gibi romancıların, Jean Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Frantz Fanon, Theodor Adorno, Michel Foucault gibi düşünürlerin eserlerine başvuran Makari tarih, psikoloji, sosyoloji, felsefe, iktisat gibi farklı disiplinlerden güç alıyor. Stereotip, öteki, yansıtma, koşullu tepki, Otoritaryen Kişilik gibi kavramlara da açıklık getiren yazar, son olarak nasıl barış ve adalet üzerine kurulu bir dünya inşa edeceğimiz konusunda düşüncelerini paylaşıyor.

    0
    0
    892
  • 13-04-2026

    Uluslararası belgesel sinemasının önemli isimlerinden Gianfranco Rosi’nin 82. Venedik Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü ile dönen son filmi Pompei: Bulutların Altında, 17 Nisan’da MUBI’de yayımlanacak.

    İstanbul Film Festivali’nin 2026 onur konuğu olan Gianfranco Rosi, filmin müziklerine imza atan Oscar ödüllü müzisyen Daniel Blumberg ile birlikte festival kapsamında sinemaseverlerle buluştu. Dünya prömiyerini yaptığı 82. Venedik Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü ile dönen, ardından Toronto, Londra ve New York gibi festival duraklarında izleyici karşısına çıkan film, yıkım tehdidinin gölgesinde yaşama, sevme ve yeniden inşa etme gücüne dair evrensel bir portre sunuyor.

    Altın Ayı ödüllü Denizdeki Ateş’in (Fire At Sea) ardından rotasını Napoli’ye çeviren Rosi, dört yıl boyunca bu şehirde hayata karışarak kamerasını Vezüv Yanardağı’nın kül bulutlarına ve sarsıntılarla yaşamaya alışmış bu toplumun gündelik hayatına çeviriyor. Film, yeraltındaki antik kalıntıları gün yüzüne çıkaran arkeologları, toprağın uğultularını dinleyen çocukları ve her an teyakkuzda bekleyen itfaiyecileri aynı gözlemci bakış açısıyla perdeye taşıyor. Oscarlı müzisyen Daniel Blumberg’in antik Baia kentinde (su altı Pompeisi) hidrofon ve özel ekipmanlarla su altında gerçekleştirdiği deneysel kayıtlarla oluşan tınılar, filmin tekinsiz ve zamansız atmosferini tamamlıyor.

    ​45. İstanbul Film Festivali’nin bu yılki onur konuğu olarak filminin gösteriminde izleyicilerin sorularını yanıtlayan Rosi, filmin özünü şu sözlerle tanımladı: “Pompei: Bulutların Altında, kaçınılmaz bir felaket beklentisinden ziyade, o bekleyişin içindeki yaşam inadına odaklanıyor. Bugün her coğrafyada, bir yanardağ olmasa da insanları tetikte durmaya zorlayan doğal ya da politik tehlikeler var. Napoli’de zamanın katmanları arasında dolaşırken, aslında insanın yıkımın kıyısında bile yaşamın nasıl devam edilebildiğini görüyoruz.”

    0
    0
    1079
  • 13-04-2026

    Galeri Bosfor, Mithat Şen’in son dönem üretimlerinden oluşan “Yeryüzü Gökyüzü” başlıklı kişisel sergisini 14 Nisan-23 Mayıs tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor.

    “Kırk yılı aşkın bir süredir sanat pratiğini sürdüren Mithat Şen, bu sergide ilk kez tek bir doğa formuna odaklanıyor: Selviye. Osmanlı şiirinde sevgilinin boyunu imgeleyen, Divan edebiyatında bahçenin minaresi olarak adlandırılan; İstanbul'un mezarlıklarında ölümü değil ölümün ötesindeki sürekliliği temsil etmek üzere dikilen selvi ağacı bu kez Mithat Şen’in parşömen eserlerinde hayat buluyor. Toprakta köklü, gökyüzüne uzanırken, tam da serginin isminde söylendiği gibi: aynı anda yeryüzü ve gökyüzünü simgeliyor selvi...

    Mithat Şen, önceki serilerinde bedeni şemaya, şemayı birime, birimi istife dönüştürdü. Bedenin başlattığını istifle sürdürdü; istifin düzenlediğini âlem sardı. Her seri yeni bir derinleşmeydi: aynı sarmal, kendini yineleyerek farklı formlarda genişletti. Mithat Şen, şimdi selvi ile bu devamlılıkta yeni bir ifadeye çıkıyor. Tüm Akdeniz'in siluetini tanıdığı, İstanbul’un sırtlarını süsleyen, Osmanlı kültüründe hayat ağacı ve yaşamla ölüm arasındaki manevi köprü olan selvi, bir simge değil zarif bir hatırlatıcı olarak yorumlanıyor.

    Derin bir sistematik anlayış ve zengin bir ifade gücü ile inşa edilen eserler, sanatçının uzun yıllar boyunca geliştirdiği kendine özgü dil ve malzemelerle selvi ağacının özünü araştırıyor. Şen, selvinin formunu kendi diline çeviriyor. Selviyi resmetmiyor; selvinin yukarıya doğru büyüme ilkesini, toprağa bağlı kalırken gökyüzüne uzanma hâlini kendi sistemi içinde yeniden üretiyor.”

    0
    0
    791
  • 13-04-2026

    Premio Strega ödüllü yazar Paolo Giordano’nun modern dünyanın kırılganlıklarını bireysel bir çöküş anlatısıyla iç içe geçiren romanı Tasmanya, Yelda Gürlek’in çevirisiyle Kafka Yayınevi’nden çıktı.

    Roman, iklim krizi, terör, teknolojik tehditler ve varoluşsal kaygılar arasında sıkışmış bir zihnin haritasını çıkarıyor. Tasmanya, bir yazarın gözünden hem dünyayı hem de kendi hayatını anlamlandırma çabasının romanı. Dünyanın sonuna dair kehanetlerin havada uçuştuğu bir çağda, kişisel yıkımların gölgesinde hayatta kalma sanatına dair bir anlatı.

    2015 sonbaharı… Anlatıcı Paolo, hayatının en büyük kişisel krizlerinden birini yaşıyor. Eşi Lorenza ile yıllardır süren çocuk sahibi olma çabaları sonuçsuz kalmış, Lorenza artık “devam etmek istemediğini” söylemiştir. Paolo ise bu kaybı kabullenememekte, sadece babalık hayalini değil, geleceğe dair tüm umutlarını yitirmektedir. Evliliği çatırdarken, kendi “küçük felaketi”nin gölgesinde küresel felaketler ona hem çok uzak hem de tuhaf biçimde yakın görünür.

    ​Paolo, bu kişisel tıkanıklığı aşmak için kendini işine verir. Corriere della Sera için Paris’teki Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nı takip etmek üzere yola çıkar. Tam da Kasım 2015 Paris saldırılarından hemen sonra, şehrin askeri bir atmosfere büründüğü, tedirginlik ve yasın hâkim olduğu günlerde… İklim krizine dair konuşmalar ona bayat ve sıkıcı gelirken, terör saldırıları peşini bırakmaz. Hiroşima ve Nagazaki’ye, atom bombasının kurbanlarına dair uzun zamandır üzerinde çalıştığı kitap projesiyle Avrupa’nın çeşitli kentlerine, nihayetinde Japonya’ya uzanan bir yolculuğa çıkar.

    0
    0
    912
DAHA FAZLA
Geldanlage