
Pieter Koolwijk'in dilimizde de yayımlanan kitabı Kanki'nin dünyasında geçen kitabı Luna, Linde Faas’ın resimleri ve Erhan Gürer’in çevirisiyle Can Çocuk’tan çıktı.
10 yaş ve üzeri okurlara hitap eden Luna da Kanki gibi sıra dışı bir hikâye anlatıyor. Luna onu rahatsız eden sesler duyar. Başka kimsenin duymadığı sesler... Bu yüzden Umutlar Evi'nde kalmaktadır. Neyse ki Luna'nın hayatı son zamanlarda biraz iyiye gitmiştir: Hafta sonlarını Ties ve ailesinin yanında geçirir. Onlar Luna'nın deli olduğunu düşünmezler. Üstelik Ties'in görünmez arkadaşı Kanki de oradadır; Luna onu göremese de sesini duyabilmektedir. Ne yazık ki bu keyifli dönem Luna'nın annesinin, onu Umutlar Evi'nden alıp babasının işlettiği ıssız tatil köyüne götürmesiyle sona erer. Bu kuş uçmaz kervan geçmez yerde yapacak hiçbir şey yoktur, ta ki Kanki sürpriz yapıp çıkagelene dek… Biraz hayal gücüyle her şey değişir.
“Dışarıda yağmur hayli şiddetli yağıyordu. Ama yine de kapüşonumu kafama çekmedim. Böylelikle yağmur damlaları beni ferahlatıyordu. Sanki kafamdaki sesleri susturuyor ve tüm karmaşayı yok ediyordu.”
Efsanevi yönetmen Wong Kar Wai’nin ilk televizyon projesi Blossoms Shanghai, 26 Şubat’tan itibaren MUBI Türkiye’de izleyiciyle buluşacak.
Jin Yucheng’in çok satan ödüllü romanından uyarlanan, tüm bölümleri Wong Kar Wai tarafından yönetilen Blossoms Shanghai, yönetmenin şiirsel estetiğini ilk kez uzun soluklu bir anlatıya taşıyor.
Yönetmenin doğduğu şehre bir selam niteliği taşıyan Blossoms Shanghai, 1990’ların Şanghay’ında, borsanın tarihi yükselişi ile fabrika işçiliğinden ticaret dünyasının zirvesine yükselen Ah Bao’nun hikayesini izliyor. Sermayenin hızla el değiştirdiği bu dönemde borsacılar, girişimciler, restoran sahipleri ve bürokratlar yeni bir düzenin içinde konumlarını ararken beklenmedik karşılaşmalar ve sert rekabet, dengeleri sürekli sarsıyor. Ah Bao’nun giderek daha riskli hâle gelen hamleleri, onu farklı hedefleri ve arzuları olan üç kadınla aynı kader çizgisine sürüklerken, bu parıltılı dünyanın ardındaki kırılganlık gözler önüne seriliyor.
Blossoms Shanghai dizisinin ilk 10 bölümü 26 Şubat itibariyle MUBI Türkiye’de yayına girecek.
Pera Müzesi, Türkiye’de resim sanatının dönüşümünde belirleyici bir rol oynayan Halil Paşa’nın yaşamı ve sanatsal üretimine odaklanan “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” başlıklı yeni sergisini 5 Mart - 23 Ağustos tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
Dr. Özlem İnay Erten’in küratörlüğünü üstlendiği “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisi, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Türkiye’de resim sanatının önemli isimlerinden Halil Paşa’nın farklı coğrafyalara yayılan üretim sürecini, sanatçının yaşam öyküsüyle iç içe geçen bir anlatı çerçevesinde ele alıyor.
Asker Ressamlar Kuşağı’nın en üretken isimlerinden olan, akademik disiplini izlenimci bir duyarlılıkla birleştiren Halil Paşa (1852-1939), Türkiye’de açık hava resim geleneğinin öncüleri arasında yer alıyor. Türkiye’de modern resim anlayışının gelişimine önemli katkılar sunan sanatçı, ışık ve renk kullanımındaki yaklaşımı ile manzara ve portre resmindeki ustalığıyla öne çıkıyor.
Halil Paşa’nın 1880’li yıllarda Paris’te École des Beaux-Arts’ta aldığı eğitim, ulusal ve uluslararası başarıları, İstanbul Beylerbeyi’nde babası Ferik Selim Paşa’nın yalısındaki yaşamı ve Abbas Halim Paşa’nın davetlisi olarak gittiği Mısır’daki yıllar, serginin ana eksenini oluşturuyor. Sergide sanatçının üretimi, kronolojik bir anlatı içinde; portre, natürmort ve peyzaj gibi farklı temalar üzerinden ele alınıyor. “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı”, çeşitli kurumsal ve özel koleksiyonlardan ödünç alınan eserlerin yanı sıra Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi arşiv belgeleri, basında yer alan haberler, mektuplar, fotoğraflar ve desen defterleriyle dokümanter bir nitelik de taşıyor.
Künye:
1. Halil Paşa Sahilde Gezinti, 1899 Tuval üzerine yağlıboya 80 x 55 cm Bozluolcay Koleksiyonu Fotoğraf: Hadiye Cangökçe
2. Halil Paşa Bostancı Plajı Tuval üzerine yağlıboya 64.5 x 81.5 cm Özel Koleksiyon
3. Halil Paşa İstanbul Üçlemesi, 1915 Paravan üzerine yağlıboya 120 x 100 cm Bozluolcay Koleksiyonu Fotoğraf: Hadiye Cangökçe
4. Halil Paşa Pembeli Kadın Portresi, 1904 Tuval üzerine yağlıboya 125.5 x 80.5 cm Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi Koleksiyonu, SSM 200-0260
Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin Melahat ve Eşref Üren ile Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eserlerini bir araya getiren süreli sergisi “Yan Yana”nın iki ciltlik kitabı sanatseverlerle buluştu.
İş Sanat koordinasyonunda hazırlanan kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketiyle satışa sunuldu. Müzenin iki katına yayılan serginin kitabı da iki cilt olarak tasarlandı: Üren seçkisinin küratörlüğünü yapan Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp ve Eyüboğlu seçkisinin küratörlüğünü üstlenen Ömer Faruk Şerifoğlu ciltleri yayına hazırladı. Çiftlerin sanat yolculuğuna dair kapsamlı birer incelemeyle açılan kitaplarda eser görsellerine, arşiv fotoğrafları, mektuplar, karikatürler, şiirler, eskizler ve belgeler eşlik ediyor. Kitabın tasarımını, serginin de tasarımcısı Timuçin Unan yaptı. Kitaptaki eser fotoğraflarını ise Hadiye Cangökçe ve Tolga İldun çekti.
Türkçe ve İngilizce çift dilli olarak hazırlanan “Yan Yana” sergi kitabına Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın kitabevleri ile internet sitesinden, RHM Dükkan’dan ve seçkin kitapçılardan ulaşabilirsiniz. Özel kutusuyla bir arada sunulan ciltleri ayrı ayrı da satın alabilirsiniz. “Yan Yana” sergisini de 10 Temmuz 2026 tarihine dek Beyoğlu’ndaki Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nde ziyaret edebilirsiniz.
Jon Favreau’nun yönetmenliğini üstlendiği; başrollerini Pedro Pascal, Sigourney Weaver ve Jeremy Allen White’ın paylaştığı, IMAX için özel olarak çekilen Star Wars: Mandalorian ve Grogu filminden fragman yayımlandı.
Lucasfilm imzalı Star Wars: Mandalorian ve Grogu, 22 Mayıs’ta vizyona girecek. Filmin yapımcılığını Jon Favreau’nun yanı sıra Kathleen Kennedy, Dave Filoni ve Ian Bryce üstlenirken, müzikler Oscar ödüllü besteci Ludwig Göransson imzası taşıyor.
“Kötü İmparatorluk yıkılmış olsa da İmparatorluk’a bağlı savaş lordları galaksinin dört bir yanına dağılmış durumda. Yeni Cumhuriyet, Asilerin uğruna savaştığı değerleri korumak için mücadele ederken, efsanevi Mandalorlu ödül avcısı Din Djarin (Pedro Pascal) ve genç çırağı Grogu’nun yardımına başvuruyor.”
Star Wars: Mandalorian ve Grogu filminin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.
Galeri / Miz, küratörlüğünü Gül Ilgaz’ın üstlendiği Emel Başarık ve Derya Ülker’in çalışmalarından oluşan “Yakın Takip; bir Duolog” başlıklı sergiyi 3 Nisan’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
“Yakın Takip”, özenle izini sürmek, süreç ile temas hâlinde olmak, karşılıklı şahitlik gibi anlamları içinde barındıran bir kavram olarak izleyicinin de yakın takibe davet edildiği bir deneyim olarak sunuluyor. Serginin “bir duolog” olarak ele alınışı ise iki görsel yaklaşımın birbirini dinlediği, yan yana, üst üste, hatta iç içe konumlandığı bir alanda yapılanıyor. İki sesten çıkan üçüncü bir tını gibi işleyen bu duolog, konuşma kadar dinleme, anlatma kadar anlama hâlini de göz önünde bulunduruyor. Bütünsel bir bakış ile bireysel bakış, kolektif duygu arayışı ile öznel duygular, uzaktan görme ile yakından bakma, anonim olan ile tekil olan, meydanlar ile mahalle, makro ile mikro arasındaki bu karşıtlıklar serginin genel omurgasını oluşturuyor.
Sergi aynı zamanda insan olmanın temel çelişkilerinden biri olan ait olma ve bağımsızlık arasındaki gerilimi sorguluyor. İnsanın, aileye, topluluğa, mekâna ya da bir fikre ait olma ihtiyacını göz önüne sererken diğer yandan bağımsızlık hissinin, kendi yönünü belirlemedeki seçimlerini dış baskıdan bağımsız biçimde uygulayabilme arzusunun altını çiziyor. Ancak mutlak bağımsızlığın, çoğu zaman yalnızlık, köksüzlük ve belirsizlik duygusunu beraberinde getirdiğini vurguluyor. Bu nedenle ait olmanın ve bağımsızlığın, birbirini dışlayan değil sürekli diyalog hâlinde olan iki kuvvet gibi çalıştığını hissettiriyor.
“Yakın Takip; bir Duolog” sergisi insanın hem bir topluluğun parçası olma hem de tekil bir varlık olma hâlini görünür kılarak izleyiciyi kendi bakış mesafesini yeniden düşünmeye davet ediyor.
2008 yılından bu yana pek çok değerli yazar, şair ve denemeciye sunulan Erdal Öz Edebiyat Ödülü, 2026’dan itibaren üç ayrı kategoride düzenlenecek. Kategori başlıkları Erdal Öz Edebiyat Ödülü, Erdal Öz Roman Ödülü ve Erdal Öz İlk Öykü Kitabı Ödülü olacak.
Erdal Öz Edebiyat Ödülü, tüm yapıtları ve emekleriyle edebiyatımızı onurlandıran sanatçılarımıza sunulmaya devam edecek. Seçici Kurulunda Metin Celâl, Turgay Fişekçi, Ayşe Sarısayın yer alacak. Ödülü kazanan sanatçıya, Handan Börüteçene’nin tasarladığı ödül heykeli ile birlikte 250.000 TL armağan edilecek. Bu ödül önceki senelerde Gülten Akın, İhsan Oktay Anar, Nurdan Gürbilek, Şavkar Altınel, Murathan Mungan, Cemil Kavukçu, küçük İskender, Orhan Pamuk, Orhan Koçak, Cevat Çapan, Adalet Ağaoğlu, Latife Tekin, Jale Parla, Selim İleri, Mehmet Eroğlu, Füruzan ve Necati Tosuner’e verilmişti.
Bu yıl ilk kez düzenlenecek olan Erdal Öz Roman Ödülü, bir önceki yıl yayımlanmış ve ödüle başvuran yapıtlar arasından seçici kurul tarafından belirlenecek. Bu ödülün kurulunda Oğuz Demiralp, Nedret Öztokat Kılıçeri, Levent Yılmaz yer alacak. Ödüle başvurmak isteyen yazarlar ya da yayınevleri, başvuru bilgilerini içeren formlara buradan ulaşabilecekler. Başvurular 17 Şubat – 30 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek. Kazanan sanatçıya Erdal Öz Roman ödül heykeli ile birlikte 250.000 TL armağan edilecek.
Bu yıl ilk kez düzenlenen bir diğer ödül ise genç öykü yazarlarını teşvik etmek ve Erdal Öz’ün öykü mirasını anımsatmak amacını taşıyan Erdal Öz İlk Öykü Kitabı Ödülü olacak. Bu kategoriye, ilk öykü kitabını yayımlayan yazarlar katılabilecek. Jale Özata Dirlikyapan, Murat Yalçın, Müge İplikçi ödülün kurulunda yer alıyor. Bu kategori için başvurmak isteyen yazarlar ve yayıncılar, başvuru formlarına buradan ulaşabilecekler. Başvuru tarihleri 17 Şubat – 30 Nisan 2026 tarihleri arasındadır. Kazanan sanatçıya Erdal Öz İlk Öykü Kitabı ödül heykeli ile birlikte 250.000 TL armağan edilecek.
Tüm değişiklikleri, bilgileri, başvuru formlarını, geçen 18 ödülün kazananlarını ve yaz aylarında açıklanacak “uzun listeleri” sene boyunca www.erdalozedebiyatodulu.com adresinden takip edebilirsiniz.
Kuzey İrlanda’nın Belfast merkezli hip-hop üçlüsü Kneecap, Fenian turnesi kapsamında Epifoni ve URU organizasyonuyla 20 Temmuz’da KüçükÇiftlik Park sahnesinde müzikseverlerle buluşuyor.
2017 yılında DIY bir proje olarak başlayan Kneecap grubunun yolculuğu, bugün küresel bir harekete dönüştü. BAFTA ve Sundance ödüllü biyografik filmleri, büyük festivallerdeki çarpıcı performansları, Coachella ve Glastonbury sahneleriyle dünya çapında ses getiren grup, aynı zamanda politik duruşlarıyla da uluslararası kamuoyunun odağında yer alıyor.
“Fine Art”, “H.O.O.D”, “Get Your Brits Out” gibi parçalarla geniş bir hayran kitlesine ulaşan Kneecap, sahnede yarattığı kolektif enerjiyle dinleyicileri performansın bir parçası hâline getiriyor. Dublin’deki 3Arena’da art arda iki gece kapalı gişe verdikleri konserler ve dünya turneleriyle gücünü perçinleyen grup, 2026’da Crystal Palace Park’taki dev konserleriyle kariyerlerinin zirvesine ilerliyor.
2026 yılı Nisan ayında yayımlanacak ve grubun kariyerinde yeni bir sayfa açan yeni albümleri FENIAN, Kneecap’in bugüne kadarki en kapsamlı ve cesur işi olarak öne çıkıyor. Dan Carey (Fontaines D.C., Kae Tempest, Wet Leg) prodüktörlüğünde hazırlanan albüm; acid house, trip-hop, dubstep ve hip-hop’u özgün bir anlatıyla birleştirerek grubun yaratıcı sınırlarını yeniden tanımlıyor. Karanlık atmosferi ve yüksek enerjisiyle dikkat çeken FENIAN; kimlik, dayanışma ve ifade özgürlüğü temalarını merkezine alıyor. Albümde öne çıkan parçalar arasında İrlanda diline adanmış “Éire go Deo”, etkileyici “Smugglers & Scholars” ve dayanışmayı anlatan “Palestine” (feat. Fawzi) bulunuyor.
Kneecap’in KüçükÇiftlik Park’taki konseri, yalnızca bir müzik etkinliği değil; güçlü bir buluşma olacak. FENIAN’ın enerjisi ve grubun benzersiz sahne performansıyla gerçekleşecek konserin biletleri 18 Şubat Çarşamba saat 10.00’da ön satışa, 20 Şubat Cuma saat 12.00’de ise genel satışa çıkacak.
Galeri Siyah Beyaz, Günnur Özsoy’un “Dengenin Hafızası” başlıklı kişisel sergisini 20 Şubat - 28 Mart tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
“Dengenin Hafızası”, sanatçının wake foil yaparken gökyüzü ile su arasında kurduğu geçici uyumdan yola çıkıyor. Denge, burada sabit bir hâl değil; bedenin dalga, rüzgâr ve yerçekimiyle her an yeniden müzakere ettiği bir ilişki. Bu kırılgan ittifak, sergideki heykellerin maddesel varlığına dönüşüyor.
Sergide her form, başka bir formun imkanını belirleyen bir yer tutuyor. Ağırlıklar birbirine görünmez çizgilerle dokunuyor; sınırlar, temaslar ve geri çekilmeyle yavaşça yeniden şekilleniyor. Denge, bir ustalık gösterisinden çok düşme ihtimalini de içinde taşıyan bir fark ediş hâli.
Sergi, suyun bedenle kurduğu geçici ittifakı hatırlatarak dengeyi hem bedensel hem de etik bir sorumluluk alanı olarak ele alıyor. Etik oluşu, dengeyi hızlıca bireyin kendi ağırlığını ayarlamasıyla sınırlamamasından geliyor. Çünkü her bedensel konumlanış, başka bir varlığın alanına, ritmine ya da kırılganlığına temas ediyor. Suyla kurulan ilişkide olduğu gibi denge ancak karşılıklı dikkat, ölçü ve geri çekilme iradesiyle mümkün oluyor. Ayakta kalma ile bırakma arasındaki bu hassas hâl, serginin taşıdığı hafızanın kendisine dönüşüyor; tıpkı sanatçının suyla kurduğu o ilk sezgisel deneyimde olduğu gibi. Denge, bu sergide geçmişte kalmış bir anı değil, bugün yeniden düşünülmesi gereken güncel bir hatırlama olarak beliriyor.
Künye:
1. Günnur Özsoy, Memoria Vitri 1, 2025, cam
2. Günnur Özsoy, Dyas II, 2025, metal, patina, fotopolimer
3. Günnur Özsoy, Enkauston I, 2025, metal, patina, fotopolimer
4. Günnur Özsoy, Memoria Vitri 1, detay
Helen Lewis’in dehanın parıltısının kimi zaman birçok kötülüğü örtbas ederek bir sömürüye nasıl dönüşebildiğinin çarpıcı hikâyesini anlattığı kitabı Deha Denen Mit, Ali Karatay’ın çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
“İsyancıların, Canavarların ve Kural Tanımazların Tehlikeli Cazibesi” alt başlığı taşıyan kitap Shakespeare’den Van Gogh’a, Edison’dan Elon Musk’a, Vasari’den Picasso’ya, Francis Galton’dan Tolstoy ve Beatles’a uzanan pek çok isim ve netameli konu etrafında örülen dâhilik mitolojisini yapısökümüne uğratıyor.
Dehayı tanımlayan şey nedir? Olağanüstü bir yetenek mi? Üst düzey bir zekâ mı? Bitmez tükenmez bir azim mi? Bir parça sıra dışılık yahut delilik mi? “Başarılarının yanı sıra, deha bir hikâyeye de ihtiyaç duyar” diyor Helen Lewis, Deha Denen Mit’te.