GÜNDEM
  • 18-10-2022

    Vladimir Tumanov’un Haritada Kaybolmak ve Suda Kaybolmak romanlarının yer aldığı sevilen “Gizemli Haritalar” dizisinin üçüncü kitabı Ateşten Kaçmak, Mine Kazmaoğlu’nun çevirisiyle Günışığı Kitaplığı’ndan çıktı.

    Çocukların matematiği ve coğrafyayı sevdiren fantastik romanlarıyla tanıdığı Tumanov, bu kitabında uzay, tüketim ve sığınmacılık gibi dünyanın geleceğini belirleyecek konular üzerine düşündürürken, bilimsel düşünceyi ve araştırma yapmayı yüceltiyor ve iyi ile kötünün ezeli mücadelesini de tehlikeli keşiflerle harmanlıyor.

    Serinin kahramanları Alt Kardeşler ve Mariana bu kez, dünyaya yaklaşan göktaşından kaçmak için okyanusları aşmak, bir yandan da onu durdurmak için yeni bilmeceleri çözmek zorundadır.

    “Alt Kardeşler'le birlikte, Bay Chagrin'in dükkânına giden Mariana, Güneş Sistemi haritasının bulunduğu ruloyu yanlışlıkla açar. Harekete geçen göktaşı Brimstone 13, yeni bilmeceler çözülmezse Kuzey Amerika'ya düşecektir. Milyonlarca insan, gemilerle tahliye edilmeye başlanır. Aksilikler sonucu ailelerinden ayrılıp yalnız kalan çocuklar, Avustralya'ya giden koca bir gemide cevapları bulmaya çalışırlar. Mahsur kaldıkları adadan onları kurtaran Ava sayesinde de doğal yaşamla tanışırlar...”

    0
    0
    5295
  • 17-10-2022

    Prodüktör ve besteci Murat Karatağ, yeni projesi Mountblack’tan kendi imzasını taşıyan ilk şarkısı “Bırakma Beni”yi müzikseverlerle paylaştı.

    Şarkının vokalinde Murat Karatağ’a daha önce iki albüm ve pek çok single’da beraber çalıştığı Zeynep Bakşi Karatağ eşlik ediyor. İkili, gelenekselle modernin birleştiği önceki işlerinin yanı sıra, müziklerinde ne denli yenilikler yapabileceklerini de bu şarkıyla ispatlıyor.

    ​“Bırakma Beni” adını verdiği şarkısıyla, atmosferik bir dünyanın kapılarını aralayan Karatağ, şarkısında yarattığı görsel evren ve müzikal yelpazesindeki çeşitli renk ve ritimlerle, dinleyicisine dans olanaklarını sunuyor. “Bırakma Beni”yi tüm dijital platformlarda dinleyebilirsiniz.

    https://www.youtube.com/watch?v=SdBhIWAmLvQ

    0
    0
    2411
  • 17-10-2022

    Gönül Nuhoğlu’nun “Beetopia Chapter II” başlıklı sergisi, 5 Kasım tarihine kadar Collect Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor.

    Gönül Nuhoğlu, sergide yer alan enstalasyon, heykel, fotoğraf ve video çalışmalarıyla baskıcı iktidar yapılarına yeni panzehirler bulmanın ve doğayı kendi simbiyozuyla iç içe kavrama ihtiyacının altını çiziyor. Doğaya hâkim bakışı, ekolojik ve toplumsal bir eleştiriyle, bir kavram değil dinamik bir gerçeklik olduğu bilinciyle ele alan sanatçı, doğaya dair toplumsal tutumları yansıtıp şekillendirirken, değişen vizyonlarını ve gerçekliklerini vurguluyor. Eserler son yüzyılda ekolojik krizler ve insan faaliyetlerinin gezegen üzerindeki etkisi konusunda artan kolektif farkındalık ve ekolojik kaygı ile vahşilik, güç ve estetik arasındaki sürtünmeye dikkat çekiyor.

    “Beetopia, bireylerin tek ve kusursuz işleyen bir organizma hâline geldiği, barışçıl ve sürdürülebilir bir küresel medeniyet için çalışan, insan haklarının artık kağıt bildiriler değil bir yaşam biçimi olduğu, tüm mal ve hizmetlerin para, kredi, takas veya başka herhangi bir değişim aracına ihtiyaç duymadan tüm insanlar tarafından kullanılabilmesine olanak sağlayan, dünya kaynaklarını tüm insanların ve canlıların ortak mirası olarak kabul eden ve insanlığın gereksiz ıstırabı gibi asırlık yetersizliklerin yalnızca önlenebilir değil tamamen kabul edilemez olarak görüldüğü bir kültüre sahip, dişiler tarafından yönetilen egosuz bir dünya düşüdür.”

    Gönül Nuhoğlu’nun “Beetopia Chapter II” başlıklı sergisini 5 Kasım tarihine kadar Collect Gallery’de ziyaret edebilirsiniz.

    Künye:
    1. Beetopia, diasec, 150x93 cm, 2022
    2. Conrete city Í, encaustic on AI generated image, 24x 24 cm, 2022
    ​3. Factory waste Í, encaustic on AI generated image, 24x 24 cm, 2022

    0
    0
    1830
  • 17-10-2022

    Claire Keegan’ın ülkesinin toplumsal ve siyasi geçmişine, sıradan insanların hikâyelerine “küçük şeyler” üzerinden ayna tuttuğu romanı Böyle Küçük Şeyler, Umay Öze’nin çevirisiyle Jaguar Kitap’tan çıktı.

    Bill Furlong, babasının kim olduğunu bilmeden büyüyen, karısıyla birlikte beş kızını borç harca batmadan okutup büyütmeye çalışan bir odun ve kömür tüccarıdır. Hayatın ağır yükü altında zaman zaman ezilse de Bill etrafında gördüğü meseleleri içten içe dert edinir. O yılın Noel’i yaklaşırken de kafalarını kaldıracak vakitleri yoktur; fakat Bill bir sabah manastıra siparişleri götürdüğünde, kömürlüğe kapatılmış bir genç kıza rastlar. Bu karşılaşma sadece ikisinin değil, belki de tüm kasaba halkının kaderini değiştirecektir.

    “O aralık ayı, kargaların ayıydı. İnsanlar bunlar gibisini hiç görmemişlerdi, kasabanın semalarında kara yığınlar halinde toplaşıyor, sonra inip sokaklarda yürüyor, başlarını kaldırıyor ve ardından artık hangi gözetleme direği hoşlarına gittiyse onun tepesine küstahça tüneyip yollar boyunca ölü ne varsa leşine çöküyor, yenebilir görünen her şeyin üstüne haydutça dalıyor, gece inince de manastır çevresindeki devasa yaşlı ağaçlara tünüyorlardı.

    Manastır, ardına kadar açık kara kapıları ve kasabaya bakan birçok uzun, ışıltılı penceresiyle, nehrin öte yakasındaki tepede hayli heybetli görünüyordu. Biçilmiş çimleri, muntazaman serpilen sıralı süs çalıları, dörtgen şeklinde kesilmiş uzun çalı çitleriyle ön bahçe yıl boyu derli toplu tutuluyordu. Zaman zaman açık havada küçük ateşler yakılıyor, bu ateşten yükselen tuhaf, yeşilimsi duman rüzgârın hangi yönde estiğine bağlı olarak ya nehri aşıp kasaba boyunca taşınıyor ya da Waterford yönünde yitip gidiyordu. Artık havalar kuru ayaza dönmüştü ve insanlar, manastırın sunduğu manzaraya dair yorumlarda bulunuyor, porsuk ağaçları ve her dem taze ağaçların ayazda handiyse tozlaşarak âdeta bir Noel kartpostalı hüviyetine büründüğünden, kuşların nedendir bilinmez çobanpüskülü çalılarındaki tek yemişe dahi dokunmadıklarından, bunu manastırın ihtiyar bahçıvanının ağzından bizzat duyduklarından dem vuruyorlardı.”

    0
    0
    2919
  • 17-10-2022

    Salt’ın “Sahnede 90’lar” sergisi paralelindeki programlar, ekim ve kasım ayında gerçekleştirilecek Ekim Acun, Mehmet Sander, Ha za vu zu, Aeigis, Q-BRA Debonair Detsuki, DJ Rambo Mozart ve DJ AgeReform’un yer aldığı canlı performanslarla devam ediyor.

    Sahne ve performans kavramları odağında Türkiye’nin 1990’lı yıllarından sanat üretimlerini bir araya getiren “Sahnede 90’lar” sergisi kapsamında gerçekleştirilecek program, 1990’lar itibarıyla giderek görünürlüğü artan performans sanatı örnekleriyle günümüz arasında bir bağ kuruyor ve farklı disiplinlerden yeni nesil sanatçıları buluşturuyor. Canlı performanslardan oluşan programda Ekim Acun, Mehmet Sander, Ha za vu zu, Aeigis, Q-BRA Debonair Detsuki, DJ Rambo Mozart ve DJ AgeReform katılımcılarla buluşacak.

    Araştırmacı ve sanatçı Ekim Acun (Şokopop), 21 Ekim Cuma günü saat 19.00’da Salt Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da gerçekleştireceği sunum-performansında, 1990’lar Türkiyesi’nde yaşanan özel televizyon kanalı patlamasıyla birlikte dansın ekranlardaki seyrini değerlendirirken, dönemin yarışma programlarının “performans”ın demokratikleşmesindeki rolünü ele alacak. “Dansa Davet: Özel Televizyonlarla Demokratikleşen Performanslar” isimli sunumun ardından Q-BRA, saat 20.00’de Türk Tuborg A.Ş. katkılarıyla dj performansı gerçekleştirecek.

    Koreograf ve aksiyon mimarı Mehmet Sander’in yürütücülüğünü üstlendiği hareket atölyesi 22 Ekim Cumartesi ve 23 Ekim Pazar günleri 13.00 - 18.00 saatlerinde Salt Galata’da gerçekleştirilecek. Dansta duygu, müzik ve oyunculuk gibi unsurları reddeden Sander, katılımcılarla birlikte beden ve mekân algısına odaklanacak. Çalışmada ortaya çıkan hareketlerin koreografisi Sander tarafından son bir parçaya dönüştürülecek.

    Dans tarihinin önemli figürlerine dair bilginin yaygınlaştırılması amacıyla bir performans serisi yürüten Aeigis (Şima Uyar ve Ezgi Türker), 6 Kasım Pazar günü saat 15.00 ve 18.00’de Salt Beyoğlu’nda Mektup isimli bir performans gerçekleştirecek. İkili, “Sahnede 90’lar” sergisi kapsamında hazırladıkları bu performansta Yeşil Üzümler grubunun çalışmalarına odaklanıyor.

    Performans temelli üretimlerini farklı mecralara taşıyan ve geliştirdikleri projeler aracılığıyla diyalog ve karşılaşma ortamları yaratan oluşumlara odaklanan Açık Prova programı, 19 - 20 ve 26 - 27 Kasım günleri 11.00 - 18.00 saatlerinde ÇATI Çağdaş Dans Sanatçıları Derneği’nin provaları ile gerçekleştirilecek. “Sahnede 90’lar” sergisi ve program hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    Künye:
    1. Mehmet Sander, Controlled Space / Infinite Space [Kontrollü Alan / Sonsuz Alan] (1994) Sanatçının izniyle
    2. Ekim Acun (2022)
    ​3. GalataPerform’un provalarından bir kare

    0
    0
    2364
  • 17-10-2022

    OMM, “Yas ve Haz” sergisine paralel olarak, Performistanbul iş birliğiyle ve Simge Burhanoğlu küratörlüğünde Ata Doğruel’in 40 gün / 960 saat aralıksız gerçekleştireceği “Işık Kaynağı” performansını 7 Kasım - 17 Aralık tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    Performans sanatçısı Ata Doğruel’in 40 yaşına gireceği 2031 senesine kadar birbirinden farklı 40 günlük performanslar gerçekleştirme fikriyle yola çıktığı 40 serisinin ilk performansı olan “Işık Kaynağı” TEPTA sponsorluğunda gerçekleşecek. Türkiye’de bir müzenin ev sahipliği yapacağı ilk kesintisiz en uzun süreli performans örneği olan “Işık Kaynağı”, İdil Tabanca Koleksiyonu’na tekrar gerçekleştirilme hakkı ile 2020 yılında dahil olmuştu.

    Performans süresince müze içerisinde belirlenen karanlık bir odada 40 gün / 960 saat boyunca aralıksız kalacak sanatçının tek ışık kaynağı içeriye mum getiren ziyaretçiler olacak. Oda sadece ziyaretçi orada kaldığı sürece aydınlanacak ve sanatçı, mum getiren her bir katılımcının fotoğrafını çekerek süreci kayıt altına alacak. Bu sayede katılımcılar performansın bir parçası hâline gelecek. “Işık Kaynağı” bu yönüyle aynı zamanda insanların birbirlerine duydukları ihtiyaca dair performatif bir yorum sunuyor. Hayatın gerçekliği ile sanatın sınırlarının kesiştiği 40 günlük süreçte Doğruel, toplumsal yaşam ve sosyal ilişkilerin yanı sıra bedensel, ruhsal ve zihinsel sınırlar ve değişimler üzerine gözlem yapma fırsatı sunarken, sanatçı/seyirci ayrımının belirsizleştiği bir ortamda katılımcıları da bu sürece dahil ediyor.

    Sanatçının toplumdan izole geçirdiği üç yıllık süreç içerisinde “insan insanın ışığıdır” fikrinden ortaya çıkan performans, ayrıca süresi itibariyle de 40 sayısının Doğu/Batı kültürlerinde yer alan kadim tarihine bir referans niteliği taşıyor. Sanatçı 40 serisini; 40 yaşı törensel bir karşılayış, 40 sayısının gizemli gücüne bir göz kırpış olarak da görüyor. Sanatçı, 6 hafta boyunca güneş görmeyen bir odada kalarak günün evrelerini, zaman ve gece - gündüz kavramını değiştirerek, performans sanatı tarihinde ender rastlanan bir çalışmaya imza atmayı amaçlıyor.

    ​​“Işık Kaynağı”, 7 Kasım - 17 Aralık tarihleri arasında geceleri ve pazartesi günleri de dahil olmak üzere 24 saat boyunca OMM’da deneyimlenebilecek.

    Künye: Ata Doğruel “Işık Kaynağı” Performansı, OMM 2022, Tasarım Studio Pul

    0
    0
    1396
  • 17-10-2022

    Olga Ravn'ın yakın gelecekteki dünyaya yönelik farklı bir bakış açısı getiren, bilimkurgu başyapıtlarıyla karşılaştırılan sıra dışı romanı Personel, Gül Çakıroğlu’nun çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.

    Personel, çalışma hayatına dair bir tür alegori olmasının yanı sıra varoluş üzerine derin bir tefekkür olarak da okunabilir. Danimarka'da 2020'de yayımlanan bu  roman birçok dile çevrildi ve 2021 Uluslararası Booker Ödülü ile Ursula K. Le Guin Ödülü finalistleri arasında yer aldı.

    ​Gelecekte bir zamanda, mürettebatı insan ve insansılardan oluşan bir uzaygemisi, dünyadan kilometrelerce uzaktaki bir gezegene keşif gezisine gönderilmiştir. Bir komite, 18 ay boyunca, mürettebat ve çalışanların gezegende bulunan nesnelerle kurdukları ilişkilerle ilgili bir soruşturma yürütür. Çünkü gemideki steril ortam ve koşullardan oldukça farklı yapıları olan bu nesneler mürettebat üzerinde beklenmedik duyumsal etkiler yaratmaktadır. Her iki kesimin üyelerinde de yaşam, ölüm, ölümsüzlük ve aidiyet gibi konularda ciddi sorgulamalar başlayınca, olaylar yavaş yavaş kontrolden çıkar.

    0
    0
    1590
  • 16-10-2022

    Melisa Önel’in 35. Uluslararası Tokyo Film Festivali’nde “Asian Future” bölümünde yarışacak filmi Aniden’in afişi ve fragmanı yayımlandı.

    Melisa Önel’in yönetmen koltuğuna oturduğu, senaryosunu ise Melisa Önel ve Feride Çiçekoğlu’nun yazdığı film, koku alma duyusunu kaybeden Reyhan’ın hayatla yeni bağlar kurmak için çıktığı yolculuğu anlatıyor. Melisa Önel’in ikinci uzun metrajlı filmi olan Aniden’in başrollerinde Defne Kayalar, Öner Erkan, Şerif Erol, Ayşenil Şamlıoğlu’nun yer alırken onlara Aysel Yıldırım, Mehmet Bilge Aslan ve Esra Kızıldoğan eşlik ediyor. Filmde Dilan Çiçek Deniz konuk oyuncu olarak yer alıyor. Vigo Film ve Aniden Film’in yapımını üstlendiği Aniden, 26 Ekim’de Tokyo Film Festivali’nde dünya prömiyerini gerçekleştirecek.

    T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nden yapım desteği almış bir Türkiye - Almanya - Sırbistan ortak yapımı olan Aniden’in fragmanını Fırat Terzioğlu kurgularken, posterini ise Daire Creative tasarladı. Aniden’in fragmanın buradan izleyebilirsiniz.

    “Reyhan uzun yıllar Hamburg’da yaşadıktan sonra kocasıyla kısa bir süre için İstanbul’a dönmüştür. Hamburg’a geri dönüşlerinin arifesinde Reyhan koku alamadığını fark eder, doktor tetkikleri ciddi bir sağlık sorunu olabileceğini işaret ettiğinde ise Reyhan bunu kabullenmek yerine şehirdeki geçmişinin peşine düşer.”

    https://www.youtube.com/watch?v=DH1RIti7NIM

    0
    0
    5249
  • 16-10-2022

    Aslı Işıksal ve Erdal Ateş’in eserlerinden oluşan “Par-ça-la-n-ma” başlıklı sergi, 10 Aralık tarihine kadar KRANK Art Gallery’de sanatseverlerle buluşacak.

    “Par-ça-la-n-ma” başlıklı sergide Aslı Işıksal’ın karışık teknikte üretmiş olduğu heykelleri ile Erdal Ateş’in tuval üzerine karışık teknik eserleri yer alıyor. İki sanatçının bağımsız görsel anlatılar yaratma denemesi olan bu sanat projesinin karşılıklı yaratım süreci ve pratikleri iki sanatçının atölye buluşmaları, sohbetleri ile şekilleniyor.

    “Sanatçının görsel anlatı uğraşında anlatının bir varlık/nesne olarak yaratım pratiğindeki kurgusal boyutuyla hemhâl olma hâli plastik yapıların, imgelerin doğasının bir sonucudur. Bir taş, kil, kâğıt, farklı fiziksel, kimyasal müdahalelere uğrarken, başkalaşırken özünü korusa da bambaşka evrelere, noktalara sıçrar ya da konumlanır. Bu durum teknolojik üretim ve sanatsal yaratım bağlamında benzerlik taşır. Bir kütük nelere gebedir: Bir masa, bir kayık, belki bir heykel... Sanatsal yaratımın özü her türlü müdahale üzerine kuruludur. Çoğu zaman içsel dürtülerle/müdahalelerle kurgulanır dışsal müdahale ile pratik sürece kavuşur.

    Yapmak-bozmak, yapmak-yok etmek sanatçıyı yaratım odağında deneyimlemeye götüren bir praksis. Bunun da temel itkisi, sezgi ve güdüler...

    Görünmezi görme, “başkalaşacak olan”ın başkalaşımına bir yolculuk, bir tanıklık...

    Her ne kadar yıkma, yırtma, kırma, bozma olumsuz çağrışımlar, demoralize edici duygulanımlar taşısa da sanatsal anlamda tüm bunlar bir bakıma olmazsa olmazdır, her şeyden önce bir yüzleşmedir. Bir anlatıyı yaratma sürecinde ve pratiğinde sanatçının kendisini sınamasına, gerçekleştirmesine giden bir yol(culuk). Balzac’ın Gizli Başyapıt’ı bu minvalde -yok edici ve de var edici- içe, kendine, öznel bir yolculuktur.”

    Künye:
    1. Aslı Işıksal, Uzak Yakın Serisi 1, 42 x 40 x 15 cm, karışık teknik, 2022
    2. Aslı Işıksal, Uzak Yakın Serisi 2, 50 x 40 x 22 cm, karışık teknik, 2022
    3. Erdal Ateş, Akrilik cam kutu içinde elastik seramik, 47x35cm, 2022

    0
    0
    1476
  • 16-10-2022

    Kuşağının önemli şairlerinden Ozan Can Türkmen’in 2018’de yayımlanan ilk kitabı Az Önceki Oda ile yeni kitabı Altın ve Ra, Tabiat Kitap’tan çıktı.

    Türkmen’in dili, tabiatın ilk günlerinde kullanıldığı gibi el yordamıyla, -deneyerek bozma niyetini saklayarak- kullanan şairin yeni aşk şiiri denen bir türü başlattığı iddia ediliyor. Kaleme aldığı şiirler sakin, gösterişsiz, kahramanlıktan ve dolayısı ile kahramanlığın üreticisi epikten kaçıyor.

    Az Önceki Oda kitabından bir şiir:

    “Elbette sevmek
    Dünyanın sonu gelmeye karar verdiğinde
    Yaşanacak müthiş sevgi kaosunu.
    Makinenin doğasında bulunan arının,
    Nasıl gideceğini değil hayır
    Gidilecek bir adres soranların,
    Sürekli ömrünü ölçenlerin
    Aynı suya kanmasına imkân sağlamak.
    Bir de suyun maaş bordrosu”

    Altın ve Ra kitabından bir şiir:

    “rin çiçekleri çin
    rın sırları tın
    kendime bir bahçe kuracağım.
    rin çiçekleri çin
    rın sırları tın
    altın külçe kan çil altın
    hükmünü dünyanın hükmü sayacağım.
    göğün yüzünün olmadığı anlaşılınca
    geldik beri, aynı yeryüz:
    kediler kapı tırmalıyor kapalı görünse,
    yılandan zehir fikri, tuğladan rok,
    on dakikada kahvaltı,
    bir yılda bu yıl,
    on yılda bir araba.
    bir perdeden kurtulur gibi açık kapılarda
    bir an görürsen öyle kolay, görünse,
    başın dönmüş dişlerinin yaraları açık, yeah
    herhangi bir şey için mahvolmaya değer.” 

    0
    0
    1718
DAHA FAZLA
Geldanlage