
76 özel tiyatronun dahil olduğu Tiyatro Kooperatifi, deprem bölgelerine dayanışmalarını sahneden sürdüreceğini açıkladı.
#SahnedenDayanışma’yı büyüten Tiyatro Kooperatifi, oyunlardan elde edilecek gelirlerin depremzedelerle paylaşmanın yanı sıra, bölgedeki hayatın normalleşmesi ve toplumsal iyi oluşa katkı sunacak bazı faaliyetler de gerçekleştirecek. Tiyatro Kooperatifi, bu projeleri ortağı olan özel tiyatrolar ile birlikte yürütecek.
“Oyun gelirlerimizi, Afet Platformu’nda yer alan Sivil Toplum Kuruluşları ile paylaşıyoruz. Ortağımız olan özel tiyatrolar, oyun gelirlerinin tamamını veya bir kısmını seçecekleri Sivil Toplum Kuruluşu’na, kendi imkanları doğrultusunda bağışlayacaklar.
Barınma ihtiyacı için, paydaşımız İhtiyaç Haritası’nın #BirKiraBirYuva Projesi’ni destekliyoruz. Evini kaybetmiş depremzedeler ile kira desteği vermek ya da boş durumdaki evini kullanıma açmak isteyen kişileri buluşturmak için başlatılan #BirKiraBirYuva projesini destekliyoruz. Bu seçeneği tercih eden ortaklarımız, oyun gelirlerini #BirKiraBirYuva projesine bağışlayacaklar.
Depremzedelere destek olan seyircilerimizi oyunlarımızda misafir edeceğiz. Afet Platformu’na üye herhangi bir sivil toplum kuruluşunun üyesi, gönüllüsü veya destekçisi olan seyircilerimizi, 1 Mart 2023’ten başlayarak 2022-2023 sezon sonuna kadar ayıracağımız #SahnedenDayanışma kontenjanıyla oyunlarımızda misafir edeceğiz.
Afet bölgesindeki meslektaşlarımızla dayanışma içinde olacağız. Depremden direkt etkilenen illerde faaliyet gösteren paydaşlarımız Akdeniz Bölge Tiyatro Kooperatifi ve Ahura Tiyatro Kooperatifi’ne dahil meslektaşlarımızın yeniden sahnelere dönebilmesi, üretim yaparak hayatlarını devam ettirebilmeleri için onlarla dayanışma içindeyiz. Meslektaşlarımızın ihtiyaçlarının karşılanması için oyun geliri paylaşımı, ihtiyaç kalemlerinin direkt alımı gibi elimizden ne geliyorsa yapacağız.
Depremden etkilenen insanlarımız yeniden bir hayat kurarken, başta çocuklar ve kadınlar olmak üzere toplumsal iyi oluşu destekleyecek faaliyetler yürüteceğiz. Bu kapsamda ilgili kamu kuruluşları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektörün katkısını almak üzere çalışmalarımıza başladık. Oyunlarımızı, atölyelerimizi, drama çalışmalarımızı depremzedelerle buluşturmayı planlıyor; bölge halkı yeniden bir hayat kurarken onların yanında olmak için çalışıyoruz.”
Yönetmen, senarist, yapımcı ve oyunculuğun yanı sıra şarkıcı ve şarkı yazarı olan Nihan Belgin, “Gece Oldu” isimli üçüncü teklisini BBI Music Co. etiketiyle yayımladı.
Geçtiğimiz yıl çıkardığı “Jüpiter Fırtınası” parçasından sonra, yeni yılda da üretimlerine devam eden Nihan Belgin’nin yeni teklisi “Gece Oldu” elektronik altyapısıyla, Belgin’in kendine has soft vokali, piyano ve elektro gitar sound’larını bir araya getiriyor. Biriktirdiğimiz korkuların bizi duygusal ilişkilerden uzak tutma hâlini anlatan şarkı, insanın bir tarafı çok isterken diğer tarafının onu durdurmasında yaşadığı içsel karmaşaya odaklanıyor.
Söz ve müziği Nihan Belgin’e ait olan parçanın prodüktörlüğünü Yiğit Keven üstleniyor. Parçanın fotoğrafları Semih Kababulut imzası taşırken son dokunuşlar ise Berkay Öktem’e ait.
Nihan Belgin’in “Gece Oldu” isimli yeni teklisini buradan dinleyebilirsiniz.
Burçak Bingöl, Sophie Calle, Gül Ilgaz ve Ayça Telgeren’in eserlerinden oluşan “Bir Anlık Yokluk” başlıklı grup sergisi 10 Şubat - 18 Mart tarihleri arasında Galerist’te sanatseverlerle buluşacak.
Küratörlüğünü Elâ Atakan’ın üstlendiği “Bir Anlık Yokluk” sergisi; gerçeğin karşısında, beklenmedik yitirişlerle nasıl mücadele ettiğimize işaret eden, yokluğun varlığını neye dönüştürdüğümüzü gösteren bir yanıt niteliği taşıyor. Dört kadın sanatçının farklı yaklaşımlarıyla, yokluğun yerine konanın temsili ve olmayanın varlığıyla ilgilenen sergide; Burçak Bingöl, yok oluşla kırılganlaşarak mücadele etmenin kuvvetine sahip çıkarken, başkalarının hikâyelerinin gerçekliğiyle yüzleşen Sophie Calle arzu edilenin kayboluş kaygısını iyileştiriyor. Gül Ilgaz varlık ile yokluğun arasında hassas bir dengede durarak, anılar ve anlatıları, içerisi, dışarısı gibi kavramlarla ifade ederken Ayça Telgeren ise ailesindeki kadınların tarihinden yola çıkarak anlatılmamış hikâyeleri dile getiriyor.
Burçak Bingöl, eserlerinde İstanbul’un sürekli dönüşen yüzlerini işaret ederek, uzak geçmişin anılmayan tarihinin peşinden gidiyor ve bu izleri kırık seramik parçalarının üzerine işliyor. Sergide yer alan fotoğraf ve seramik parçaları gibi medyumları bir araya getiren eserlerin hikâyesi, sanatçı eserinin başında beklerken, eserin fırında bir anda patlamasıyla başlıyor.
Sophie Calle eserlerinde yokluk kavramına odaklanıyor. Eserlerinde ayrılışlarını, sevdiklerinin kayıplarını kendine özgü anlatım diliyle sıklıkla işleyen sanatçı, sergide yer alan Zarif Acı serisindeki işlerde, acının farklı derinliklerinde dolaşırken, bir aşk acısının önce kuvvetini ardından yok oluşunu izleye sunuyor.
Gül Ilgaz’ın eserlerinde yokluk bir mekân olarak yer alıyor. Fırtına isimli videosunda, pencere saydamlığıyla anlaşılması zor bir sınırı temsil ediyor. Bir ayraç gibi evin içini dışından ayırıyor ve karanlığın inmesiyle başlangıçtaki anlatı tersine, evin içine dönüyor. Ses yerleştirmesi Geriye Kalanlar’da ise, çocukluğunun geçtiği, tamamen boşaltılmış eski evin mobilyalarından ve onlarla olan anılarından az önce yaşanmış gibi bahsediyor.
Ayça Telgeren’in sergide yer alan beton ve kâğıt kesim eserleri temelini Kafkas mitolojisinden alıyor. Kafkas dağlarının izdüşümünden yola çıkan ve uzanmış bir kadın bedenini andıran Düşgören isimli iş bu dağlarda konuşulmuş ama unutulmuş yüzlerce dile ve dolayısıyla kültüre gönderme yaparken, aynı zamanda uykuda kalmanın anlık yokluğunu da çağrıştırıyor. Telgeren’in eserlerinde yokluk, geçmişte tüm anlatılmamışlara cevap olarak derin bir varlığı temsil ediyor.
Künye: Sophie Calle, Zarif Acı, 1984-2003, İki renkli fotoğraf, iki nakış işleme, keten, aluminyum, çerçeve, 194 x 130 cm (toplam), detay, Ed 3 + 1 AP. Sanatçı ve Perrotin’in izniyle. © Sophie Calle. Fotoğraf ADAGP Paris, 2023, Claire Dorn
Türk progresif rock ikilisi Balina, yeni EP’si Ateşten Yıllar’ı The state51 Conspiracy ve GRGDN Müzik etiketiyle yayımladı.
Balina ikilisinin şimdiye kadar kaydettiği en olgun tınılı çalışması olan Ateşten Yıllar EP’si ve aynı isimli şarkı, ölmekte olan bir adamın kendini arafta bulmasını ve geçmişin gölgeleriyle hesaplaşma hikâyesini anlatıyor. İkilinin yeni EP’si, enstrümantal olarak kuvvetli ve agresif çizgilerinden şaşmasa da romantik, naif ama aynı zamanda bol katmanlı bir üslubu içeriyor. Progresif rock, kuzey cazı, doom ve modern metal gibi türlere selam çakan Balina’nın müziğinde bu defa daha dingin ve akılda kalıcı melodiler yer alıyor. Balina, dinleyiciyi sert olduğu kadar berrak bir işitsel hayal alemine davet ediyor.
Balina’nın dinleyiciyi sert olduğu kadar berrak bir işitsel hayal alemine davet ettiği Ateşten Yıllar, farklı dinleyicilerle de tanışarak samimi bir bütünlüğü ve zarafeti paylaşabilmek niyetiyle yola çıkmış yeni bir “ses hikâyesi” olarak nitelendiriliyor.
Balina’nın Ateşten Yıllar isimli yeni EP’sini buradan dinleyebilirsiniz.
Graffiti sanatçısı Gölge Artizm’in üretimlerine kapsamlı bir bakış imkânı sunan “Lâl Gece” başlıklı sergi 6 Mayıs - 9 Haziran tarihleri arasında Decollage Art Space’de sanatseverlerle buluşacak.
Graffiti, kaligrafi, tattoo ve airbrush tekniklerini aynı anda kullanan Gölge Artizm’in yeni sergisi “Lâl Gece”, izleyiciyi sokak sanatının birçok disiplin ile diyaloğuna tanık olmaya davet ediyor. Sanatçı “tek ruhtan çıkmış karma sergi tadında” olarak tanımladığı “Lâl Gece” başlıklı kişisel sergisinde zıtlıkların uyumundan ilham alıyor. Sergide sanatçının sokak sanatını birçok disipline entegre ettiği ve bu birliktelikten doğan melez eseri yer alıyor.
Farklı sanat disiplinleri kullanmasının yanı sıra her disiplini de kendi içinde yorumlayan Gölge Artizm, sergisini “çoklu bakış açısına sahip, eğlenceli, çok renkli, kimine göre asi” olarak nitelendiriyor.
Gölge Artizm’in Lâl Gece” başlıklı kişisel sergisini 6 Mayıs - 9 Haziran tarihleri arasında Decollage Art Space’de ziyaret edebilirsiniz.
Ekrem Işın’ın “İnsan, Kültür ve Mekân” ilişkileri düzleminde imparatorluk şehri İstanbul’un tarihini kuşatan çalışması İstanbul’da Gündelik Hayat, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
İstanbul’da Gündelik Hayat, siyasetten kültüre, mimariden edebiyata uzanan çok boyutlu bir zemin üzerinde gerçekleştirilmiş kurgusu ve kendine has üslûbuyla aynı zamanda, günümüz tarihçisinin de İstanbul’a sunduğu bir armağan.
“İnsanlığın varoluş haritasında İstanbul, imparatorluklar dönemi boyunca hep yönetici gücün merkezini temsil etti. Roma, Bizans ve Osmanlı, bu merkezin etrafında şekillenen birer medeniyet dairesi olarak tarihte yerlerini aldılar. Tarihe bu açıdan bakmak ve onun sayfalarında insanlığın macerasını okumak demek, bir bakıma Anadolu, Balkanlar ve Akdeniz’in göğünde parlayan bu göz kamaştırıcı yıldızı her defasında yeniden keşfetmek demekti. İnsanlık İstanbul’u keşfettikçe, kendi geçmişine uzanan yolun da tutkulu bir yolcusu olduğunu fark etti. Bugün İstanbul, kaybettiğimiz bütün değerleri itinayla saklayan bir hazinedir. Yönünü şaşıran toplumsal kimliğimiz için bir pusula, çürüyen estetik zevkimiz için bir mihenk taşı ve bozulan adalet duygumuz için güvenilebilir bir terazi olma işlevini üstlenen bu şehir, kendisine sorulacak her türlü soruya cevap niteliği taşıyabilecek insan tecrübesini ve bilgi birikimini bize cömertçe sunmaktadır.”
Kadınlar Alemi kitabıyla tanıdığımız Aminder Dhaliwal’in alternatif bir dünyada ırkı, ayrımcılığı, ötekileştirmeyi ve güzelliği mizahla keşfe çıktığı çizgi romanı Acayiplikler Ansiklopedisi, Hazal Baydur’un çevirisiyle Yabancı Yayınları’ndan çıktı.
İkigözlerin dünyasında Tepegöz olmak her anlamda zordu. Mikro saldırılara, kalıp yargılara ve aleni yabancı düşmanlığına rağmen aşkı bulmaya, birlik olmaya ve yaşamaya çalışıyorlardı. Ama maruz kaldıkları ötekileştirmelerin karşısında sabır da bir yere kadardı.
“Acayiplikler Ansiklopedisi’nde Tepegözler, aşırı itaatkâr olarak algılanma, Hollywood filmlerinde Tepegöz temsilinin olmaması ve melez çocukların maruz kalacakları sorunlara esprili bir ayna tutuyor.” — New York Times
Hem yerel hem de küresel müzik kültürünü yaşatmayı amaçlayan Babylon, şubat ayında da sevilen sanatçıları müzikseverlerle buluşturmaya devam ediyor.
Babylon’un şubat programında; Sattas, Simba Roots Sound System ve C Fyah ile Bob Marley Doğum Günü Kutlaması, Jenny Hval, Ceren Gündoğdu, Burakbey, Hey Gidi Günler, Cümbüş Cemaat, Emir Taha, Balkan Wedding Party, Nilipek, Kanto Record presents: Shock Kulturel ve Oldies But Goldies yer alıyor. Babylon’da gerçekleşecek etkinliklerin biletlerine Biletix ve Mobilet üzerinden ulaşabilirsiniz.
Babylon Şubat Programı:
4 Şubat Cumartesi 20:30 / Bob Marley Doğum Günü Kutlaması: Sattas, Simba Roots Sound System, C Fyah
8 Şubat Çarşamba 21:30 / Jenny Hval
9 Şubat Perşembe 21:30 / Ceren Gündoğdu
10 Şubat Cuma 21:00 / Burakbey
11 Şubat Cumartesi 21:00 / Hey Gidi Günler
16 Şubat Perşembe 21:30 / Cümbüş Cemaat
17 Şubat Cuma 22:00 Emir Taha
18 Şubat Cumartesi 21:30 / Balkan Wedding Party
23 Şubat Perşembe 21:30 / Nilipek
24 Şubat Cuma 20:30 / Kanto Record presents: Shock Kulturel
25 Şubat Cumartesi 21:00 / Oldies But Goldies
Dirimart, Berke Yazıcıoğlu’nun “Gece Vakti” başlıklı kişisel sergisini 8 Şubat - 19 Mart tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.
Berke Yazıcıoğlu’nun son dönemde ürettiği resim ve çizimlerini bir araya getiren “Gece Vakti” sergisinde sanatçı, beden ve nesneler üzerinden kurguladığı, izleyicinin deneyimiyle bütünleşerek tamamlanan pratiği resim ve grafikle iç içe geçiriyor. Sanatçının minimal öğelerle bir klasik müzik kompozisyonu gibi tasvir ettiği, tanımlanmamış, cinsiyetsiz bedenler ve soyut imgelerle işlediği resimler aksak bir ritimle bir bütünün parçaları hâlinde sunuluyor. Resimlerinde gece karanlığında beliren ya da bir kısmı karanlığa mahkûm olan formlar, Yazıcıoğlu’nun elinde tenden soyutlanan bedenlerle bir tür cisimsiz arzu nesnelerine dönüşüyor.
Sergide yer alan işler farklı katmanlarda hem sanatçının kendi geçmişine hem de tarihten Andy Warhol, William Kentridge, Marlene Dumas gibi resim pratiğine sahip sanatçıların üretimlerine referans veriyor. School of the Art Institute of Chicago’da resim ve grafik bölümlerinde çift anadal lisans eğitimini tamamlayan Yazıcıoğlu’nun resimlerinde yarattığı ve sunduğu görsel dilin arka planı, eğitimi ve ilham kaynaklarıyla ilk bakışta bağdaşıyor. Sanatçının kendine has görsel dili farklı dönemlerde yaşayan ve lens odaklı işler üreten Robert Mapplethorpe ve Wolfgang Tillmans’ın yarattığı estetik evrenlerle ortaklıklar kuruyor. Yazıcıoğlu’nun üretim pratiğinin dayandığı ve resimlerinde açıkça görünür kıldığı dil, erotizmin beden ve nesneler üzerinden temsiline ve toplumun bu imgelerle kurduğu bağa dair, izleyicinin kendi deneyiminde farklı sorular sormasına aracı oluyor. İzleyici, sergide yer alan işlerde kimliksiz bedenler ve kesilmiş sahnelerle karşılaşıyor. Sanatçı üstü örtülü her ayrıntıda cinsiyetsiz cinsellik, toplumsal cinsiyet rolleri, beden, mekân ve cinsiyet ilişkisi gibi güncel tartışmalara dair izleyicisiyle bir çeşit sözsüz iletişim kuruyor.
Künye:
1. Berke Yazıcıoğlu, Nighttime / Gece Vakti, 2022 . Oil on canvas / Tuval üzerine yağlı boya . 70 x 92 cm .
2. Berke Yazıcıoğlu, Midnight II, 2022 . Coloring pencil on blue cardstock / Mavi karton üzerine boya kalemi 29.7 x 42 cm
3. Berke Yazıcıoğlu, Oxfords I, 2022 . India ink on aquarelle / Akvarel üzerine Hindistan mürekkebi 56 x 76 cm
4. Berke Yazıcıoğlu, Atomage, 2022 . Oil on canvas / Tuval üzerine yağlı boya . 130 x 85 cm
5. Berke Yazıcıoğlu, 4 Heads in Latex, 2022 . India ink on aquarelle / Akvarel üzerine Hindistan mürekkebi 61 x 46 cm
Dirimart, Berke Yazıcıoğlu’nun “Gece Vakti” başlıklı kişisel sergisini 8 Şubat - 19 Mart tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.
Berke Yazıcıoğlu’nun son dönemde ürettiği resim ve çizimlerini bir araya getiren “Gece Vakti” sergisinde sanatçı, beden ve nesneler üzerinden kurguladığı, izleyicinin deneyimiyle bütünleşerek tamamlanan pratiği resim ve grafikle iç içe geçiriyor. Sanatçının minimal öğelerle bir klasik müzik kompozisyonu gibi tasvir ettiği, tanımlanmamış, cinsiyetsiz bedenler ve soyut imgelerle işlediği resimler aksak bir ritimle bir bütünün parçaları hâlinde sunuluyor. Resimlerinde gece karanlığında beliren ya da bir kısmı karanlığa mahkûm olan formlar, Yazıcıoğlu’nun elinde tenden soyutlanan bedenlerle bir tür cisimsiz arzu nesnelerine dönüşüyor.
Sergide yer alan işler farklı katmanlarda hem sanatçının kendi geçmişine hem de tarihten Andy Warhol, William Kentridge, Marlene Dumas gibi resim pratiğine sahip sanatçıların üretimlerine referans veriyor. School of the Art Institute of Chicago’da resim ve grafik bölümlerinde çift anadal lisans eğitimini tamamlayan Yazıcıoğlu’nun resimlerinde yarattığı ve sunduğu görsel dilin arka planı, eğitimi ve ilham kaynaklarıyla ilk bakışta bağdaşıyor. Sanatçının kendine has görsel dili farklı dönemlerde yaşayan ve lens odaklı işler üreten Robert Mapplethorpe ve Wolfgang Tillmans’ın yarattığı estetik evrenlerle ortaklıklar kuruyor. Yazıcıoğlu’nun üretim pratiğinin dayandığı ve resimlerinde açıkça görünür kıldığı dil, erotizmin beden ve nesneler üzerinden temsiline ve toplumun bu imgelerle kurduğu bağa dair, izleyicinin kendi deneyiminde farklı sorular sormasına aracı oluyor. İzleyici, sergide yer alan işlerde kimliksiz bedenler ve kesilmiş sahnelerle karşılaşıyor. Sanatçı üstü örtülü her ayrıntıda cinsiyetsiz cinsellik, toplumsal cinsiyet rolleri, beden, mekân ve cinsiyet ilişkisi gibi güncel tartışmalara dair izleyicisiyle bir çeşit sözsüz iletişim kuruyor.