
Dirimart, Berke Yazıcıoğlu’nun “Gece Vakti” başlıklı kişisel sergisini 8 Şubat - 19 Mart tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.
Berke Yazıcıoğlu’nun son dönemde ürettiği resim ve çizimlerini bir araya getiren “Gece Vakti” sergisinde sanatçı, beden ve nesneler üzerinden kurguladığı, izleyicinin deneyimiyle bütünleşerek tamamlanan pratiği resim ve grafikle iç içe geçiriyor. Sanatçının minimal öğelerle bir klasik müzik kompozisyonu gibi tasvir ettiği, tanımlanmamış, cinsiyetsiz bedenler ve soyut imgelerle işlediği resimler aksak bir ritimle bir bütünün parçaları hâlinde sunuluyor. Resimlerinde gece karanlığında beliren ya da bir kısmı karanlığa mahkûm olan formlar, Yazıcıoğlu’nun elinde tenden soyutlanan bedenlerle bir tür cisimsiz arzu nesnelerine dönüşüyor.
Sergide yer alan işler farklı katmanlarda hem sanatçının kendi geçmişine hem de tarihten Andy Warhol, William Kentridge, Marlene Dumas gibi resim pratiğine sahip sanatçıların üretimlerine referans veriyor. School of the Art Institute of Chicago’da resim ve grafik bölümlerinde çift anadal lisans eğitimini tamamlayan Yazıcıoğlu’nun resimlerinde yarattığı ve sunduğu görsel dilin arka planı, eğitimi ve ilham kaynaklarıyla ilk bakışta bağdaşıyor. Sanatçının kendine has görsel dili farklı dönemlerde yaşayan ve lens odaklı işler üreten Robert Mapplethorpe ve Wolfgang Tillmans’ın yarattığı estetik evrenlerle ortaklıklar kuruyor. Yazıcıoğlu’nun üretim pratiğinin dayandığı ve resimlerinde açıkça görünür kıldığı dil, erotizmin beden ve nesneler üzerinden temsiline ve toplumun bu imgelerle kurduğu bağa dair, izleyicinin kendi deneyiminde farklı sorular sormasına aracı oluyor. İzleyici, sergide yer alan işlerde kimliksiz bedenler ve kesilmiş sahnelerle karşılaşıyor. Sanatçı üstü örtülü her ayrıntıda cinsiyetsiz cinsellik, toplumsal cinsiyet rolleri, beden, mekân ve cinsiyet ilişkisi gibi güncel tartışmalara dair izleyicisiyle bir çeşit sözsüz iletişim kuruyor.
Jessica Au’nun nesilden nesile miras kalan ailevi özellikleri ve bunlardan uzaklaşmayı; bir anne ile kızının Japonya sokaklarında kimliğe, dile ve aile ilişkilerine dair derin yolculuğunu anlatan Kar Havası, Kübra Bodur’un çevirisiyle Timaş Yayınları’ndan çıktı.
Eleştirmenlerce takip edilmesi gereken yeni yazarlar arasında gösterilen Jessica Au; Kar Havası romanıyla 2020 Fitzcarroldo Editions Roman Ödülü'ne layık görüldü ve 2023 Victorian Premier's Prize for Fiction'da kısa listeye alındı.
“Bir anne ve kızı yurt dışından Tokyo'da buluşmak üzere yola çıkarlar: Burada sonbahar akşamları boyunca kanallarda yürürler, tayfun yağmurlarından kaçarlar, küçük kafe ve restoranlarda yemeklerini paylaşırlar ve şehrin radikal modern sanatını görmek için müzeleri ve galerileri ziyaret ederler. Bu sırada hava durumu, burçlar, giysiler ve nesneler, aile, mesafe ve hafıza hakkında konuşurlar. Ancak belirsizlikler çoktur. Burada gerçekten konuşan kimdir –sadece kızı mı, yoksa anne mi? Ve bu eliptik, hatta belki de hayali yolculuğun arkasındaki gerçek sebep nedir?”
İGA İstanbul Havalimanı, İGART Sanat Projeleri Yarışmaları serisinin ikincisini hayata geçiriyor. 2 milyon TL ödüllü yarışmaya 1 Nisan tarihine kadar başvuru yapılabilecek.
Tüm kültür sanat çalışmalarını 2021 yılında İGART çatısı altında yolcularıyla buluşturan İGA İstanbul Havalimanı, İGART Sanat Projeleri Yarışması aracılığıyla İstanbul’un kültür ve sanatla harmanlanmış kimliğiyle Anadolu coğrafyasının kültürel hafızasını, farklı kültürlerle buluşturmayı amaçlıyor. İGART Sanat Projeleri Yarışmaları serisinin ikincisinin büyük ödülü 2 milyon TL olarak belirlendi. Malzeme ve teknik sınırlaması olmayan yarışmada, uygulama ya da hazır eserin malzeme ve tekniğinin teklif edilen proje alanının fiziki şartları çerçevesinde kalıcı ve uygulanabilir özelliklerde olması gerekiyor.
Yarışmada, ikinci aşama değerlendirmeye kalan proje sahiplerine 50 bin TL katılım bedeli ödeneceği belirtilirken, yarışmayı kazanan proje sahibine ise Türkiye’de kültür sanat alanında bugüne kadar verilecek en büyük ödül olan 2 milyon TL’lik telif bedeli söz konusu olacak. İkinci etap eser seçimi için açık çağrı ile sanatçılardan teklif alınacağı belirtilen yarışmanın son başvuru tarihi 1 Nisan olarak belirlendi. Kazanan projenin ise 20 Haziran’da açıklanması planlanıyor.
Anadolu’nun kültürel hafızasını çağdaş sanat perspektifinde dünya ile buluşturmayı hedefleyen İGART’ın seçici kurulu interdisipliner uzmanlardan oluşuyor. İGART kapsamında, Ressam ve Akademisyen Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’ın öncülüğünde resimden heykele, mimariden eleştirmenliğe, küratörlükten akademisyenliğe kadar sanatın her alanından dokuz kişiden oluşan seçici kurul (Prof. Dr. Marcus Graf, Mehmet Ali Güveli, Prof. Gülveli Kaya, Deniz Odabaş, Seçkin Pirim, Murat Tabanlıoğlu, Seyhun Topuz, Nazlı Pektaş) toplumsal ve sosyal faydayı gözeten bir yaklaşımla projeler üretmek ve yürütmek için güç birliği yapıyor.
Yarışma sanatçılara eserlerini İGA İstanbul Havalimanı gibi Türkiye’nin önemli kamusal alanlarının birinde sergileme imkânı tanıyor. Sanat Projeleri Yarışması’nın ilkini 2021 Eylül ayında duyuran İGART’ın, 35 yaş altı Türk ve yabancı genç sanatçı ve gruplara yönelik olarak başlatılan yarışmasına 221 proje katılmış ve 1 milyon TL’lik büyük ödülün sahibi Betül Kotil’in Saya’nın Sesi adlı eseri olmuştu. İGART Sanat Projeleri Yarışması hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
İGART Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hüsamettin Koçan ise yarışma hakkında şunları söyledi: “İGART Sanat Projeleri şeffaf ve disiplinler arası yaklaşımı benimseyen, sanatçıların önerilerini merkeze alan açıklıkta kurgulanan bir yapıya sahip. Ülkemizde sanat ve tasarım alanında üretim yapan her kuşaktan sanatçıların eserleri ile İGA İstanbul Havalimanı kimliğinin ülke coğrafyası ve kültürü ile bütünleşmesi ve evrensel değerlerle buluşmasını hedeflerken, kamusal alanda sanatın mutlak gerekliliğine inanıyoruz. Bu bağlamda ikinci yarışmamızdaki kazanan eser de D1 - Check-in bölgesinin ortasında giden yolcu ve gelen yolcu terminallerini alt ve üst mekânlarını birbirine bağlayan yuvarlak boşluk alanda yer alacak ve her iki kattan da algılanacak. Mekânın fiziksel özellikleri hakkında www.igart.istanbul internet sayfası üzerinden detaylı bilgi alınabilir. Uygulanacak proje içinse herhangi bir konu ve teknik sınırlamamız yok.”
Fransız sanatçı Mathieu Forget’in “Yolculuğa davet #4” başlıklı sergisi, Institut français Türkiye’nin daveti ve Beşiktaş Belediyesi’nin desteği ile 27 Şubat’a kadar Ortaköy Kethüda Hamamı’nda sanatseverlerle buluşuyor.
Dans, performans, fotoğraf, kamera ve dijital estetik alanlarında çalışan, Forgetmat olarak da tanınan Mathieu Forget, Kasım 2021’de Institut français’nin daveti üzerine Türkiye’ye gelerek ülkenin en önemli kültürel varlıklarının bulunduğu yerleri dolaştı. Zamanı askıya alarak, koreografisini gerçekleştirirken o alanların güzelliklerini ön plana çıkardı. Gerçeküstü ve şiirsel bir anlatımla sahnelediği Tuz Gölü, sanatçının sembolleşen çalışmaları arasında yer alıyor. İstanbul’dan İzmir’e, Ankara’ya, Bodrum’a, Kapadokya’ya uzanan bu dijital etkinlik, izleyiciyi yer çekimine meydan okumaya ve yeni bir yolculuğa davet ediyor.
“Yolculuğa davet #4” sergisi alışılmadık bir performans ile 3 Şubat’ta (bugün) açılacak. Uğurhan Akdeniz tarafından tasarlanan açılış etkinliği için özel olarak hazırladığı performansında Forgetmat’e sema performansı ile Alper Akçay ve neyzen Burak Malçok ilk defa bu sergide dinlenecek yeni teklisi “Ebabil” ile eşlik edecek.
Sergide izleyiciler, artırılmış gerçeklik uygulaması ile seçili resimlerde dans videolarını görebilecekler. Ayrıca, bu sergi kapsamında ilk kez, Forgetmat’ın bazı eserleri izleyicinin birlikte fotoğraf çekilebileceği şekilde farklı bir teknikle basıldı.
Sarah Salih’in, Judith Butler’ın görüşlerini kuramsal ve felsefi açıdan belirli bir bağlama yerleştirdiği, Butler düşüncesine ve kuir teoriye giriş niteliğindeki çalışması Cinsiyetlendirilmiş Bedenler - Judith Butler’ı Anlamak, Mehmet Erguvan’ın çevirisiyle Fol Kitap’tan çıktı.
Cinsiyetlendirilmiş Bedenler; Butler düşüncesinin evrimini sunar: Hegelci kökenlerinden başlayarak, Freud ve Lacan’ın psikanalizine, Austin’in söz edimleri kuramına neler borçlu olduğunu ele alır. Kojève, Hyppolite, Althusser, Sartre, Foucault ve Derrida okumalarını, bunların teorisinin oluşumdaki etkisini ve bu düşünürlerle hesaplaşmasını ortaya koyar. Kısacası fenomenolojiden “kadınlık” durumuna kadar Butler düşüncesinin izini sürer. Butler’ın Simone de Beauvoir okuması, Nussbaum ve Fraser’ın kendisine yönelttiği eleştiriler de yine kısaca bu kitapta ele alınan konular.
“Cinsiyetler gerçekten biyolojik, fizyolojik, ‘doğal’ şeyler midir? Yoksa toplumsal olarak yazılan, kültürel üretimin ve toplumsal cinsiyet normlarının şekillendirdiği ilişkilerin meyvesi midir? Doğumhane önünde (veya nadiren de olsa içinde) bekleyen yakınları ve hemşirenin muştusunu hayal edin: “Kız/erkek oldu!” Bu söz aslında bir gerçeğin ifadesi değil, ‘kızlaşma/erkekleşme’ (yani cinsiyetlendirme) sürecini başlatan bir edimdir. Böylece erkek ve kadın arasında algılanan ve aşılanan farklılıklara dayanan süreç başlamış olur. Kısacası beden, söylemsel olarak inşa edilen bir anlamlandırma pratiği değil midir?”
Luc Foccroulle'ün yazıp Annick Masson'un resimlediği, rekabetin öne çıktığı durumlarda çocukların hissettiği kaygı ve endişeyi daha iyi anlamayı sağlayan Kurbağa Korosu adlı kitap, Ümit Mutlu’nun çevirisiyle Uçanbalık’tan çıktı.
Kurbağa Korosu, 5 yaş ve üzeri okurlarına hayallere uzanan yolun öncelikle kendini tanımaktan ve potansiyelini keşfetmekten geçtiğini, emek vermeden karşılık alınamayacağını hatırlatıyor.
Berta'nın kalbi kırık, çünkü en büyük hayali hüsrana dönüştü. Koro seçmelerinde sıra kendisine gelip de şarkı söylemeye başladığında ağzından, dünyanın en tuhaf, en kötü notaları dökülüverdi. Vraklamaların sonuna yaklaşığında, koro şefi ''BER-BAT!'' diye haykırdı! Oysa Berta ormanın en saygın korosuna girebilmek için ne çok çalışmış, yeteneklerini herkese gösterebileceği ânı iple çekmişti... Neyse ki yalnız değildi, minik dostu Maya da onunla aynı kaderi paylaşıyordu. Biri çok küçüktü, ötekisi ise karga sesliydi! Ve şimdi birlikte zekice bir plan yapmaları ve şanslarını tersine çevirecek bir çözüm bulmaları gerekiyordu. Ama nasıl?
“Tom-bul kur-bağa. Tom-bul kur-bağa. Hay-di vrak! Hay-di vrak!
Brak vrakk! Vrok vrokk!”
İngiliz-İtalyan ressam, şarkıcı ve söz yazarı Piers Faccini, 23 Şubat akşamı Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde müzikseverlerle buluşuyor.
Akdeniz ve Arap-Endülüs ezgilerini bir araya getiren Piers Faccini, Akdeniz, Afrika ve Yakın Doğu arasında köprüler kuran folk ve akustik blues esintili şarkıları ile yıllar içinde büyük bir dinleyici kitlesine ulaştı. “Heaven’s Gate”, “Dunya”, “Diamon In The Mine”, “The Beggar & the Thief” şarkılarıyla kendine özgü bir hayran kitlesi elde eden Faccini; Ben Harper, Vincent Segal, Luc Suarez, İbrahim Maalouf, Patrick Watson gibi ünlü müzisyenlerle müzikal çalışmalara imza attı.
1997’de Londra’da sahneye çıkarak müzikal kariyerine başlayan ve 2004’te Leave No Trace isimli ilk solo çalışmasını yayımlayan Piers Faccini, 2006 yılındaki Tearin Sky ve 2009’da çıkardığı Two Grains of Sand albümleriyle müzik eleştirmenleri tarafından “müzikal tavrını çok iyi ifade eden bir müzisyen” olarak tanımlandı. Dördüncü albümü My Wilderness’ı 2011’de, Between Dogs and Wolves’u ise 2013 yılında piyasaya süren, Amerikalı şarkıcı ve söz yazarı Dawn Landes ile 2016’nın başlarında çıkardıkları Desert Songs isimli kısa çalar projelerinden “Heaven Gate” parçasıyla müzikal kariyerinde önemli bir adım attı. Faccini son olarak 2021 yılında Shapes of the Fall isimli yedinci stüdyo albümünü yayımladı.
23 Şubat Perşembe saat 21.00’de Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde gerçekleşecek Piers Faccini konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Banu Seyhan’ın küratörlüğünü üstlendiği; 15 kadın sanatçının Türk mitleri, şahmeran, kibele ve eşitlik gibi konularına odaklandığı “1002. Gece” başlıklı sergi 7 Şubat’tan itibaren Taksim Sanat’ta izleyiciyle buluşacak.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür AŞ’nin kamusal sergi alanı Taksim Sanat’ta açılacak “1002. Gece” sergisinde; Gaye Su Akyol, Tuğçe Arıöz, Zeynep Aslanoba, Deniz Avşar, Büşra Aydagün, Kübra Boy, Nur Çağlak, Aslı Çelikel, Bedia Ekiz, Ece Haskan, Ecem Dilan Köse, Ayşe Uluçay, Melda Yaramış, Cansu Yıldıran ve Beyza Yıldırım’ın eserleri yer alıyor. Analogdan dijitale, her sanatçının kendi pratiğine ve anlatımına dair geniş bir yelpazede farklı teknikler sunan sergi, 1001 Gece Masalları’na atıfta bulunarak her sanatçının kendi dilinden; kendi dili ile kurduğu öznel ve incelikli ilişkisinden “1002. Gece”ye yazılan bir masala davet ediyor.
“İlkçağlardan bu yana yaratımın ve doğumun sembolü ile özdeşleştirilen kadının, ‘şifacı, ruh bilimci, masalların ve dilin aktarıcısı, gizemli sırların bilicisi, ruhlara ve düğümlere fısıldayanı, yılanları konuşanı, Antigone gibi toplumsal olayları düzenleyeni’ gibi kendine has bir yaratım içerisinde olduğu söylenebilir.
Bu süreçte Umay’ı, Frigya’nın tanrıçası Kybele’yi, Anadolu topraklarının Şahmeranı’nı, Lilith’i, Rhea’yı, İsis’i, Şehrazat’ı ve daha nicesini düşünmek; tam da serginin kalbine yani kadın ve onun yaratımı pratiğine denk düşer.”
“1002. Gece” başlıklı sergiyi 7 Şubat - 26 Mart tarihleri arasında Taksim metro girişinde yer alan Taksim Sanat’ta ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz.
Antropolog James Suzman’ın çalışmayla kurduğumuz ilişkinin 300 bin yıllık evrimini kayda geçirdiği ve bu ilişkinin günümüzde de köklü bir değişimden geçtiğini ve bu değişimin olası sonuçlarını gösterdiği kitabı Çalışma: Taş Devrinden Robot Çağına Zamanımızı Nasıl Harcadığımızın Tarihi, Selma Uzun’un çevirisiyle Kolektif Kitap’tan çıktı.
Suzman; “Neden bu kadar çok çalışıyoruz? Çalışma bizim kim olduğumuzu neden ve nasıl belirliyor? Nasıl oldu da çalışma, hayatımıza anlam ve değer katan, toplumsal statümüzü belirleyen, zamanımızı kimlerle ve nasıl geçireceğimizi söyleyen, üstelik bedenimizi, çevremizi, eşitlik anlayışımızı dönüştüren bir şey haline geldi?” gibi sorulara cevap buluyor.
“Çalışmanın ne olduğu konusundaki temel varsayımlarımıza karşı çıkan etkileyici bir çalışma. Otomasyon, küresel iş piyasasını bütünüyle bozma tehdidi taşırken, çalışmanın ekonomik, psikolojik, hatta manevi önemini bir an evvel yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Suzman avcı-toplayıcıların, şempanzelerin, hatta kuşların yaşamlarını irdeleyerek ‘doğal’ kabul ettiklerimizin sıklıkla finans gurularının ve tarım dinlerinin şaibeli mirasından ibaret olduğunu vurguluyor. Umarım geçmişte zamanımızı nasıl geçirdiğimizi bilmek gelecekte daha makul seçimler yapmamızı sağlayacaktır.” - Yuval Noah HARARI
Fransız piyanist ve müzisyen Richard Clayderman, Tar Events Turkey organizasyonu ile 5 Mart’ta Maslak Tim Show Center’da konser verecek.
Kariyeri boyunca 80 milyondan fazla albüm satan, 70 platin, 270 altın albüme ve 2000’den fazla konsere imza atan Richard Clayderman, orkestra eşliğinde Maslak Tim Show Center’da izleyicilerle buluşacak.
Altı yaşındayken dedesi tarafından ona hediye edilen eski bir piyano ile piyano çalmaya başlayan Clayderman; Londra Royal Filarmoni Orkestrası, Tokyo Senfoni Orkestrası, Pekin Senfoni Orkestrası ve Şangay Filarmoni Orkestrası gibi önemli orkestralar ile performanslara imza attı.
5 Mart’ta Maslak Tim Show Center’da gerçekleşecek Richard Clayderman konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.