GÜNDEM
  • 09-05-2023

    22 fotoğrafçının bir yıl süreyle İstanbul hanlarında Timurtaş Onan’ın danışmanlığında gerçekleştirdiği proje sonucunca ortaya çıkan eserlerden oluşan “Hanlarda Yaşam” başlıklı fotoğraf sergisi Arthan Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşuyor.

    İstanbul’un en önemli kültürel mirası ve ortak değerleri arasında bulunan hanlar, farklı kültür ve dinlere mensup insanlar arasında hoşgörü, iş birliği ve uzlaşı kültürünün hâkim olduğu aynı zamanda ticaret, zanaat ve sosyal hayatın merkezinde yer alıyor. Bu tarihi, kültürel ve sanatsal zenginliği geleceğe taşımak amacıyla Timurtaş Onan’ın danışmanlığında gerçekleştirilen proje kapsamında 22 fotoğrafçı bir yıl süreyle İstanbul hanlarında çalışmalar yaptı. Proje çıktıları ile “Hanlarda Yaşam” adlı sergi ve kitap oluşturuldu. Sergide; Lina Basmacı, Nurhayat Baysal, Semiha Berkem, Işıl Dağdevirenel, Alain Danon, Meral Egüz, Dilek Elçiçek, Pelin Genç, Şila Horoz, Meltem İnanç, Gamze İnce, Sara Kohen, Hamiye Kalcıoğlu, Neşe Karaarslan, Sezin Koen Sisa, Mete Laçin, Sibel Razzon, Eliz Reyha, Kıvanç Şamhal, Harika Topaloğlu Yücel, Nurdan Turan ve Züleyha Uğrak’ın eserleri yer alıyor.

    Timurtaş Onan, kaleme aldığı sergi metninde şu sözlere yer veriyor: “İklim değişikliğinin etkileri, yok olan kültürler, çevresel bozulma ve sosyo-ekonomik bölünmeler maalesef günümüzdeki hızlı yaşam biçimi yüzünden gözden kaçıyor. Sosyal, çevresel sorunları, yok olmakta olan iş kollarını ve kültürel değerleri vurgulamayı amaçlayan belgesel fotoğrafçılık bu noktada önem kazanıyor. İstanbul hanlarında çeşitli iş kollarından değerli ustalara ve çalışanlara ağırlık verdiğimiz bu belgesel proje sürecinde, bizlere eşlik eden, yaşamlarını paylaşan, atölyelerinde misafir eden han sakinlerine sonsuz teşekkürler.”

    “Hanlarda Yaşam” sergisi, 18 Mayıs tarihine kadar kent tarihinde beş asırdır önemli bir yere sahip Kurşunlu Han’da yer alan Arthan Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilir.

    Adres: Karaköy Perşembe Pazarı, Arap Camii Mahallesi Kürekçiler Kapısı Sokak Kurşunlu Han, D:No:47/7 Beyoğlu/İstanbul

    0
    0
    4058
  • 09-05-2023

    Anadolu Kültür tarafından Ani Arkeolojik Alanı’nı tüm boyutlarıyla tanıtmak üzere hazırlanan mobil uygulama yayına geçti.

    UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Ani kenti, Anadolu’nun orta çağından kalma çok katmanlı, zengin bir kültürel mirası simgeliyor. Ani Mobil Uygulaması kullanıcılara Kars’ın merkezine 48 kilometre uzaklıkta, Arpaçay vadisi yakınında bulunan Ani Arkeolojik Alanı’nı hikâyesiyle birlikte tanıma ve deneyimleme fırsatı sunuyor. Bir sanal rehber olma özelliği taşıyan Ani Mobil Uygulaması, kullanıcılara bulundukları her yerde ve zamanda bu eşsiz kültürel hazineye kolayca erişim sağlıyor.

    Anadolu Kültür projeyi, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren Ani Arkeolojik Alanı’nı ve yakın çevresini daha geniş ölçekte tanıtmak, alana dair bilimsel bilgiye erişimi modern iletişim teknolojileriyle kolaylaştırmak amacıyla tasarlayıp hayata geçirdi. Dört yıllık bir zaman diliminde ortaya çıkan çalışma, Portekiz merkezli Calouste Gulbenkian Vakfı ve ABD merkezli Dünya Anıtlar Fonu (World Monuments Fund) tarafından desteklendi. Türkiye, Ermenistan, Avrupa ve ABD’den çok sayıda uzman, arkeologlar, sanat tarihçileri, mimarlar ve fotoğrafçılar Erivan, Kars ve İstanbul’da düzenlenen çalışmalarda bir araya gelerek, katılımcı ve kapsayıcı bir yöntemle Ani Mobil Uygulaması’nı ürettiler.

    Türkçe, Ermenice ve İngilizce olmak üzere üç dilde hazırlanan bu uygulama, Ani ve çevresine ait bilgileri, “Tarihçe”, “Mimari”, “Sanat Tarihi” ve “Koruma Çalışmaları” başlıkları altında kullanıcıya sunuyor. Farklı yapıların Ani içindeki konumları temel alınarak oluşturulan dört ana rota ise Ani Arkeolojik Alanı’nı belli temalar üzerinden ziyaret etme ve deneyimleme olanağı sağlıyor. Kullanıcılar tercih ettikleri yapılarla kendi güzergâhlarını da oluşturabiliyor. Uygulamada ayrıca tarihi ve mimari metinlerin daha rahat anlaşılması için mimari terimlerin anlamlarını içeren bir sözlük, daha kapsamlı araştırmalara ışık tutacak bir kaynakça ve Ani konusunda bilgi ölçmek amacıyla hazırlanmış mini test bölümü de bulunuyor. Sanal rehberde ziyaret saatleri, ulaşım, erişebilirlik gibi pratik bilgileri de yer alıyor.

    Gezi deneyimine farklı bir boyut katmak amacıyla hazırlanan seslendirmeler yine üç dilde, Türkçe, Ermenice, İngilizce olarak dinlenebiliyor. Ani’nin çok katmanlı tarihini, Türkçede Mahir Günşiray, Şenay Gürler, Tilbe Saran ve Görkem Yeltan, Ermenicede Dr. Elmon Hançer, İngilizcede ise Dr. Christina Maranci, Veronica Kalas ve Robert Dulgarian seslendirdi.

    ​Ani Mobil Uygulaması hakkında daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Uygulamayı ise App Store’dan ve Google Play Store’dan indirebilirsiniz.

    Künye:
    1. Khtzkonk Manastırı Kalıntılar ve Surp Sarkis Kilisesi (Vedat Akçayöz, 2015)
    2. Ani Platosu ve Ani Katedrali (Murat Germen, 2018)
    3. Bakireler Manastırı ve solda Arpaçay Nehri (Vedat Akçayöz, 2012)
    4. Gagikashen Kilisesi (Vedat Akçayöz, 2017)
    5. Abughamrents Kilisesi (Murat Germen, 2018)
    6. Manuçehr Camii (Murat Germen, 2018)
    7. Ani Surları Genel Görünüm (Vedat Akçayöz, 2012)
    8. Ani Platosuna doğru bir görünüm. Sağda Arpaçay Nehri, ortada Manuçehr Camii ve Ani Katedrali, arkada Surp Prkich Kilisesi (Vedat Akçayöz, 2018)
    9. Üç dilde hazırlanan uygulama, Ani ve çevresine ait bilgileri, “Tarihçe”, “Mimari”, “Sanat Tarihi” ve “Koruma Çalışmaları” başlıkları altında kullanıcıya sunuyor.
    ​10. Ani’nin çok katmanlı tarihini, Türkçede Mahir Günşiray, Şenay Gürler, Tilbe Saran ve Görkem Yeltan, Ermenicede Dr. Elmon Hançer, İngilizcede ise Dr. Christina Maranci, Veronica Kalas ve Robert Dulgarian seslendirdi.

    0
    0
    2866
  • 09-05-2023

    Yeni ve En Yeni Müzik Festivali’nin dördüncü edisyonu 10 - 13 Mayıs tarihleri arasında Arter’in performans salonlarında müzikseverlerle buluşacak.

    İlk yılında Arter’de, 2021 ve 2022 yıllarında ise pandemi nedeniyle çevrim içi gerçekleştirilen Yeni ve En Yeni Müzik Festivali, bu sene fiziksel olarak düzenlenecek. Arter’in Matthias Osterwold sanat yönetmenliğinde gerçekleştirdiği festival, Gordon Monahan, Korhan Erel, sa.ne.na, Steamboat Switzerland ve Saadet Türköz’ün de aralarında bulunduğu birçok sanatçının beste ve performanslarının prömiyerlerine ev sahipliği yapacak.

    “Yeni Müzik”e dair zengin bir içerik sunan festivalin sanat yönetmenliğini, deneysel müzik ve kavramsal sanat dünyasının önde gelen figürlerinden, Klangspuren Schwaz Tirol, MaerzMusik / Berliner Festspiele, Ruhrtriennale gibi köklü festival ve bienallerin sanat yönetmenliğini ve müzik küratörlüğünü üstlenen Matthias Osterwold yapıyor.

    Yeni ve En Yeni Müzik Festivali’nin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    Yeni ve En Yeni Müzik Festivali Programı:

    10 Mayıs Çarşamba
    19.30 Gordon Monahan
    Piano Mechanics [Piyano Mekaniği]
    Boiling Water [Kaynayan Su]
    Theremin Radio Interference [Theremin Radyo Çakışması] 
    Sauerkraut Synthesizer [Lahana Turşusu Synthesizer]
    22.00 Korhan Erel
    Son Derece Mutsuz İnsanların 7 Alışkanlığından 4’ü ve Diğer Dolambaçlar

    11 Mayıs Perşembe
    19.30 Gordon Monahan: Speaker Swinging [Savrulan Hoparlör] 
    Gordon Monahan ile Leyla Postalcıoğlu, Metehan Kayan ve Melih Kıraç
    20.00 Michael Gordon: Timber [Tını]
    sa.ne.na perküsyon topluluğu

    12 Mayıs Cuma
    19.00 Ertuğrul Oğuz Fırat 100 – Evrensel Bir Sanatçının Portresi
    Panel ve Konser, sunucu: Ali Pınar
    Hezarfen Ensemble ve Mehmet Okonşar (piyano)
    Quarter Yaylı Dörtlüsü
    Çağatayhan Daniş (klarnet) ve Çağdaş Özkan (piyano)
    22.00 Journey of Dreaming Songs [Düş Tınılarına Gezinti]
    Saadet Türköz (vokal) Peter Conradin Zumthor (perküsyon)

    13 Mayıs Cumartesi
    21.30 Steamboat Switzerland
    Dominik Blum (Hammond org)
    Marino Pliakas (bas gitar)
    ​Lucas Niggli (davul)

    0
    0
    1793
  • 09-05-2023

    Brüksel merkezli sanatçı ikilisi Silke Huysmans ve Hannes Dereere’nin Cennet Ada (Pleasant Island) isimli performansı Kundura DocLab kapsamında 10 Mayıs akşamı Kundura Sahne’de sanatseverlerle buluşacak.

    Belgesel tiyatronun yeni mucitleri olarak gösterilen ikilinin tek kelime konuşmadan ve tamamen bir akıllı telefon aracılığıyla gerçekleştirilen performans, Türkiye’de ilk kez ve tek gösterimle izleyici karşısına çıkacak. Tiyatroda gazetecilik ve belgesel unsurlarını buluşturan çok sesli çalışmalarıyla tanınan ikilinin yazıp yönettiği Cennet Ada; bir zamanlar Pasifik’te bir cennet olan ve onlarca yıllık kolonizasyon ve madenciliğin ardından ekolojik yıkıma dönüşmüş Nauru adasında yaşananların izini sürüyor.

    21 km2’lik yüzölçümü ile dünyanın en küçük ada ülkesi olan Nauru adasının yakın tarihi üzerinden dünyayı ele alan performans, zamanımız hakkında post-apokaliptik bir hikâye anlatıyor. Bir zamanlar Avrupalı kaşifler tarafından “Cennet Ada” olarak tarif edilse de büyük bir fosfat rezervuarının keşfi sonrası ekosistemi geri dönülemeyecek şekilde bozulan ada; Avustralya’nın mülteci kamplarına ev sahipliği yaptığı için dünyada tartışmalar yaratmayı sürdürürken, bir yandan da iklim krizi nedeniyle batma tehlikesi yaşıyor.

    2018 yılında, ada hükümetinin gazeteci ve araştırmacılara yasak koyduğu adaya girebilmeyi başaran Silke Huysmans ve Hannes Dereere, kamera kullanmaları yasak olduğu için cep telefonlarına kaydettikleri ses ve görüntüler üzerinden performansı kurguladılar. Tartışmaları, analizleri ve saha araştırmalarını iç içe geçirerek bir belgesel tiyatro eserine dönüştürdükleri bu performans, Nauru’nun yok edilen ekosistemi üzerinden, yaklaşmakta olan bir küresel çevre felaketinin de habercisi olduğunun altını çiziyor.

    Ayrıca Silke Huysmans ve Hannes Dereere, 11 Mayıs Perşembe günü İstanbul’da bir sanatçı konuşmasına da katılacaklar. Kundura Sahne’de saat 13:00’te başlayacak konuşmada ikili, çalışma metotlarını paylaşacaklar ve 2016’da başlattıkları ve madencilik üzerine uzun soluklu bir araştırmayı içeren “Mining Üçlemesi”nden yola çıkarak belgesel tiyatronun güncel üretim biçimlerini tartışacaklar.

    ​​​10 Mayıs akşamı Kundura Sahne’de gerçekleştirilecek Cennet Ada (Pleasant Island) performansının biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1521
  • 09-05-2023

    Bella Mackie’nin kendisini çocuğu olarak kabul etmeyen babasından ve ailesinden intikam almak isteyen genç bir kadının karanlık, öfkeli ve gülünç hikâyesini anlattığı Aileni Nasıl Öldürürsün, Canan Hatiboğlu’nun çevirisiyle Athica Yayınları’ndan çıktı.

    Mackie’nin kaleme aldığı bu romanda bolca kara mizah, zekâ yüklü bir plan ve çağımızın yaşam tarzına yönelik nokta atışı gözlemler var. Sınıf çatışması, aile, aşk ve cinayet hakkında yazılmış ürpertici bir roman.

    Grace Bernard ile tanıştınız mı? O bir evlat, kız kardeş, iyi bir dost ve aynı zamanda bir seri katil. O, her şeyini kaybetmiş ve şimdi intikam ateşiyle tutuşan biri.

    “Ülkedeki adalet sistemi şaka gibi ve bunu şu cümleden daha iyi anlatan bir şey yok: Birtakım insanları öldürdüm (kimilerini vahşice kimilerini ise sakince), lakin şu anda, işlemediğim bir cinayet yüzünden hapiste çürüyorum.”

    0
    0
    2020
  • 08-05-2023

    Can Ünlü, Formless, Kadir Kayserilioğlu, Mert Yavaşca ve Merve Şendil’in üretimlerinden oluşan “Yeni Sıradan” başlıklı sergi 3 Haziran’a kadar Çanakkale’de yer alan MAHAL’de sanatseverlerle buluşuyor.

    Çanakkale’de yaşayan ve çalışan beş sanatçının son yıllarda ürettiği ve oyun temasında ortaklaşan çalışmalarını bir araya getiren “Yeni Sıradan” sergisi, sıradanlık kavramına odaklanıyor. CABININ tarafından düzenlenen, Burak Topçakıl ile Uğur Mete’nin kurguladığı sergi, sıradan olana özenle yaklaşan, samimiyetle sıradanlığını kucaklayan, onu sanatın güncel araçlarıyla yeniden kurarken şaşırtıcı katmanlar ekleyen, içten, şiirsel, oyuncu ve ironik üretimleri izleyiciye sunuyor.

    Can Ünlü, “Makinalaşmak İstiyorum” başlıklı yeni fotoğraf serisi için Bing AI’den bir metin üretmesini istedi. Yapay zekaya göre Ünlü’nün “distopik bilgisayar oyunlarından ve gerçek hayattan çektiği benzer fotoğrafları birleştirerek oluşturduğu bu yapıtı, bize bu sınırın ne kadar belirsiz olduğunu gösteriyor. Hangi fotoğrafın gerçek, hangisinin oyun olduğunu ayırt etmek neredeyse imkânsız. Bu da bize, gerçeğin ne kadar kolay manipüle edilebileceğini ve yanılsamaların ne kadar güçlü olabileceğini gösteriyor.”

    VR evreninde üretimler yapan Formless’ın It’s all mine adlı VR çalışması insan doğası, beden, benlik ve varlık gibi kavramları odağına alan dijital evrenler serisinin yeni bir halkasını oluşturuyor. İnsanın kusurlu doğası, sıradan zaaf ve zayıflıkları, yetersizlikleri, yoksunlukları ile zihnin karanlık ve tekinsiz alanlarına dair izleyiciyi içine alan, sarsıcı, kapsayıcı, sanal bir deneyim odası, VR için tasarlanmış bir yerleştirme sergi kapsamında deneyimlenebiliyor.

    Kadir Kayserilioğlu’nun, Latife Tekin’in aynı adlı romanından ilhamla ürettiği ve oyun ile teorinin, simülasyon ile doğanın iç içe geçtiği bir tanışma sürecinin hafızası olarak kurguladığı Unutma Bahçesi isimli videosunda insan faktörünün ortadan kalktığı distopik ve otonom bir bölge olarak görselleştirilen bahçe imgesine, iki kişinin soru cevap oyununun ses kaydı eşlik ediyor. Video izleyiciyi unutma, hatırlama, tanışma, yabancılık, mülkiyet, geçicilik, özerklik kavramlarıyla ilgili sorular üzerine düşünmeye davet eden bir görsel-işitsel deneyim sunuyor.

    Merve Şendil ise bir atölye ressamı olarak, yirmi yıldır atölye rutininden çıkarak göğe bakmak için geliştirdiği oyunsu pratiğinde, gökyüzünde süzülen yalnız bulutlarla kurduğu özdeşliğin günlüğünü tutuyor. Yakın zamanda yayımlanan Yalnız Bulutlar isimli sanatçı kitabında yirmi yıllık bu eyleminin hafızasını derleyen Şendil, seçtiği bir yalnız bulut görseli ve ona eşlik eden şiiriyle sergiye dahil oluyor ve göğe bakmanın sıradanlığının şiirsel özünü yakalamaya çalıştığı bu uzun soluklu sürecin yeni bir halkasını hayata geçiriyor.

    Mert Yavaşca’nın sergide yer alan Oyuncak Cenazesi adlı işi, dört oyuncak figür ve çikolata kutusundan oluşan yerleştirme ve yağlıboya bir tuvalden oluşuyor. Sanatçı eserde çocukluğunda kurguladığı bir oyun mizansenini yeniden kurguluyor.

    Künye:
    1-2. “Yeni Sıradan” Sergisi
    3. Can Ünlü
    4. Merve Şendil
    5. Mert Yavaşça
    6. Kadir Kayserilioğlu
    ​7. Formless

    0
    0
    1764
  • 08-05-2023

    Deneyimli yayıncı Deniz Yüce Başarır, hazırladığı podcast serilerine bir yenisi daha ekledi: “Elim Kalem de Tutar Kadeh de”. Başarır, dinleyicilerine edebiyatımızın “80 kuşağı” kadın yazarlarını ağırlayacağı ve neşenin isyanla, hüznün kahkahayla iç içe geçeceği sohbetleri içeren yeni bir podcast serisi sunacak.

    Serinin ilk bölüm konuğu yazar Nermin Yıldırım oldu. Yıldırım, Başarır’ın hem yazarlık serüvenine, edebiyatla ilişkisine hem de hayata dair sorularını yanıtladı. Yazarken en büyük ateşleyicisinin hayatın ta kendisi olduğunu söyleyen Yıldırım, roman yazmayı çok sevdiğini söyledi: “Büyük, içinde uzun süre yaşayabileceğim bir dünya kurup o dünyanın kendi bileşenlerinin arasında kıvrılmak, atomlarına ayırmak beni çok heyecanlandırıyor. Bir tür yaşam biçimi neredeyse.” Yazarların tarihi kaydetmek gibi bir görevi olmasa da yaşadıkları dünyadan etkilenmemelerinin mümkün olmadığını söyleyen yazar, “Okuduğumuz, gördüğümüz, bizzat yaşadığımız her şeyin tesiri altında kalıyoruz. Böyle de olmalı zaten. Bizim kendi iç dünyamız ve varoluşumuzdan ibaret değil hayatlarımız,” diyor ve ekliyor: “Bildiğim için yazmıyorum, bildiğim için anlatmıyorum. Zaten hiçbir şey bilmediğine çok emin bir insanım. Anlamak için yazıyorum.”

    Kaleme aldığı kadın kahramanlarını “Bu dünyada insan olmanın ve sonra kadın olmanın getirdiği zorluklarla mücadele etmek bakımından ortak dertlerle mühürlenmiş karakterler,” sözleriyle tanımlayan Nermin Yıldırım, kendisinin de bellek, hatırlamak, unutmak gibi konulara, yarattığı karakterler kadar takıntılı olduğunu ifade etti.

    ​Mey|Diageo’nun destekleriyle hazırlanan seri, 21. yüzyılın sesini sayfalarına taşıyan üretken ve önemli yazarlarımızı daha yakından tanıtmayı amaçlıyor. “Elim Kalem de Tutar Kadeh de” serisinin tüm bölümlerine SpotifyApple PodcastsGoogle Podcasts ve CastBox olmak üzere podcast dinlenebilen tüm kanallardan ulaşılabilirsiniz.

    0
    0
    2643
  • 08-05-2023

    Borusan Sanat, 20. yüzyıl opera tarihinin en büyük isimlerinden Leyla Gencer’i, 10 Mayıs Çarşamba günü gerçekleştireceği bir buluşma ile anacak.

    Leyla Gencer’in aramızdan ayrılışının 15. yılında özel düzenlenen buluşmanın moderatörlüğünü Ahmet E. Erenli ve Serhan Bali yapacak. Zeynep Oral, Evin İlyasoğlu, Franca Cella, Daniele Borniquez ve Yekta Kara buluşmaya konuşmacı olarak katılacak. Gencer’in sanat yolculuğunun yakından tanığı olan konuşmacılar, sanatçının Türkiye’deki gençlik döneminden eğitim hayatına, İtalya’da şekillenen kariyerinden kültür ve sanat hayatına katkılarına kadar pek çok konuda bilgilerini ve anılarını paylaşacak. “Leyla Gencer’i Anıyoruz” isimli, sohbet aynı zamanda Borusan Klasik’ten canlı olarak yayımlanacak. İlerleyen günlerde ise borusansanat.tv’de izleyicilerle buluşacak.

    ​Ayrıca Borusan Sanat, her sene olduğu gibi bu yıl da Leyla Gencer anısına bir konser gerçekleştirecek. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO), 25 Mayıs Perşembe saat 20.00’de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde konser verecek. Konserde BİFO ve konuk solistler, Leyla Gencer’in anısına bir araya gelecek. 19. yüzyılda G. Bellini ve G. Verdi’yle birlikte İtalyan Romantik opera üslubunu yaratan en önemli bestecilerden biri olan Giochiano Rossini’nin büyük ölçekli iki dinsel yapıtından biri olan Stabat Mater, bu konserde dinleyiciyle buluşacak. Koreli koloratur soprano Jay Yang, 2018 yılında Leyla Gencer Şan Yarışması’nda birincilik ödülü kazanan, aynı zamanda BİFO Özel Ödülü ve Leyla Gencer Halk Ödülü’ne de layık görülen mezzosoprano Ezgi Karakaya, İngiliz tenor Theodore Browne ve dünya sahnelerinde önemli rolleri başarıyla seslendiren bas bariton Burak Bilgili sahnede olacak. Solistlerle birlikte Jozef Chabroň yönetimindeki Slovakya Filarmoni Korosu’nun konuk olacağı konserde BİFO’yu Carlo Tenan yönetecek. 25 Mayıs Perşembe saat 20.00’de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde gerçekleşecek konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1802
  • 08-05-2023

    Çağla Köseoğulları’nın “Daireler Çizerek Sürekli Uçuyorlardı” başlıklı kişisel sergisi 10 Haziran’a kadar SANATORIUM’da sanatseverlerle buluşuyor.

    Çağla Köseoğulları’nın 2020 - 2023 yılları arasında farklı mecraları ve teknikleri kullanarak ürettiği yapıtlardan oluşan “Daireler Çizerek Sürekli Uçuyorlardı” sergisinin küratörlüğünü Kevser Güler üstleniyor. Sergide sanatçının boşluk ile yüzey ve hareket ile iz arasındaki karşılıklı etkileşim alanının olanaklarını araştırdığı performatif üretim süreciyle, bakış mesafesini şüpheli hâle getirdiği yapıtları yer alıyor. Sanatçının beden hafızası kavramı etrafında ürettiği resimler ve heykeller, bireysel ve toplumsal hafızanın bedene yazılı izlerini açığa çıkarmanın yollarını araştırıyor. Bedene gömülü hatıralarla yüzleşmenin soyut biçimleri üzerine düşünmeyi öneren sergi adını Laurie Anderson’un “Hafızanın Başlangıcı” (The Beginning of Memory) parçasının sözlerinden ilhamla alıyor.

    ​Köseoğulları, sergi için ürettiği yapıtlarında sezgisel el hareketleriyle müdahale ettiği yüzeylerde uçucu lekeler oluşturuyor. Bedensel bir hafızanın izini taşıyan jestleriyle, yüzeyin kendini geri çekip imgeye yer açan bir oluş hâlinde kalmasını reddediyor, yüzeyi hareket ettirerek yapıtta etki eden ve etkilenen bir fail olarak var oluşunu vurguluyor. Sanatçı, kâğıt üzerine füzen ve füzen tozu, PVC üzerine mürekkep kullanarak yaptığı bu eylem resimlerinde, paylaşılan hikâyelerde yer bulmamış, söze dökülmemiş, açığa çıkmamış hatıralarla karşılaşmalara olanak tanıyabilecek meditatif süreçler deneyimliyor. Sanatçı sergideki heykelleri de benzer jestlerle ortaya koyuyor. Heykeller ile bedenin anımsamalarını canlandırmanın başka bir yolu olarak çamuru katlamanın olanaklarını irdeliyor.

    Künye:
    1. Çağla Köseoğulları “Toz” Serisi 2023 Kağıt üzerine füzen 21 x 26 cm
    ​2. Çağla Köseoğulları “Yol” Serisi 2023 Stoneware 18 x 12 cm

    0
    0
    1640
  • 08-05-2023

    CoBAC, yeni programı “CoBAC Creativity” kapsamında kitap kapaklarını okur ile yazar arasındaki iletişimin görsel dizaynı olarak ele alan, “İlk Görü: Kitabı Kapağından Okumak” başlıklı sergiye 31 Mayıs’a kadar ev sahipliği yapıyor.

    Türkiye’de geçmişi “güzel yazı sanatı”na dayanan görsel tasarım alanında birçok usta, tasarımlarıyla kitapların dili oldu. Kimi zaman yazarlar, sanatçılar kimi zaman da görsel iletişim ve tasarımda iz bırakan işlere imza attılar. “İlk Görü: Kitabı Kapağından Okumak” başlıklı sergi de Türkiye’de yayımlanmış kitapların kapaklarından bir seçki sunuyor.

    Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze Türkiye’de yayımlanmış kitap kapaklarından bir derlemenin yer aldığı sergiye aynı zamanda sergide yer alan tasarımların da konuşulacağı bir de söyleşi programı eşlik edecek. 1930’lardan 2000’lere kadarki süreçte üretilen kitap kapakları tasarımlarının kronolojik olarak yer aldığı sergide, “özgün” tarzlarıyla fark yaratan “ikonik yazar”ların farklı tarihlerde farklı tasarımlarla basılan kitaplarından oluşan özel seçkiler de bulunuyor.

    ​“İlk Görü: Kitabı Kapağından Okumak” başlıklı sergiyi 31 Mayıs’a kadar CoBAC Workspace’te ziyaret edebilirsiniz.

    0
    0
    1803
DAHA FAZLA
Geldanlage