
Merdiven Art Space, Ateş Alpar’ın “Taş Kabuk Sessiz” başlıklı ilk kişisel sergisini 6 - 30 Haziran tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
Küratörlüğünü Ekmel Ertan’ın üstlendiği “Taş Kabuk Sessiz” sergisi, Hasankeyf’in sular altında kalışını ve bölgedeki eko-yıkıcılığı gözler önüne seriyor. Toplumsal ve kültürel yok edilişi içine alan bir güncel eko-sanat örneği olan sergi, Alpar’ın iç içe girmiş ekonomik ve siyasi tercihlerin uzun bir sürece yayılan doğal ve toplumsal tahribatını belgeleyen çalışmalarını izleyicilerle buluşturuyor. Ağırlıklı olarak fotoğrafların yer aldığı sergiye iki yerleştirme ve üç video eşlik ediyor.
“İnsan merkezli bir ‘uygarlaştırma’ projesi olan Ilısu Barajı, sular altında bıraktığı devasa tarih yanında 80 bin kadar insanı yerinden etti. Bununla birlikte çok önemli bir biyoçeşitliliğe sahip Dicle Vadisi’nin yok olmasını beraberinde getirdi. Dicle’ye yapılan barajın etkisi sadece çevresel değil, sosyo-kültürel olarak da hissedildi. Bu seride kayıt altına alınan görüntüler zaman içindeki dönüşümlerin doğanın ve kültürün örgütlü bir şekilde yok edilişini belgeler. Kadim zamanların izleri silinirken zaman ve mekân, yaşam ve ölüm, iktidar ve karşı duruş birbirine dolanır. Modern zamanlara özgü olan yaşam ve ölümün birbirinden ayrılması bu yıkımla birlikte yeniden iç içe geçer. Aşina olunan yaşam biçimi ters yüz hâle gelir. Tahribat, yaşayanlar kadar hayatını kaybedenleri de etkiler. Doğayla bütünleşen ölü bedenler kolonyalist bir zedelenişe (yeniden) maruz kalır. Müşterek yaşamın tarihsel izleri silinirken hegemonik bir kültürel inşa süreci yaşanır. Bu ‘biz’e yabancı olmayan bir hikâyedir, anlatılan bizim hikâyemizdir.”
Ateş Alpar
Künye:
1. Ateş Alpar, Taş Kabuk Sessiz , 2021
2. Ateş Alpar, Taş Kabuk Sessiz, 2021
3. Ateş Alpar, Taş Kabuk Sessiz, 2023
Bu sene 8. kez gerçekleşecek olan Nilüfer Caz Festivali, 8 - 15 Haziran tarihleri arasında müzikseverlerle buluşacak.
Bu sene “Tahayyül” teması altında gerçekleştirilecek festival, genç nesillere hayal kurmayı hatırlatma fikri etrafına konumlanıyor. 2016’dan beri her yıl düzenlenen Nilüfer Caz Festivali bu yıl da yerli ve yabancı müzisyenlerin konserleri, farklı disiplinlerden konuşmacıların katılımıyla gerçekleşecek ilham veren panelleri ve çeşitli ilgi alanlarına yönelik tasarlanan atölye çalışmaları ile müzikseverleri bir araya getirecek. Festivalin açılışını, 8 Haziran’da Türkiye caz sahnesinin önde gelen tecrübeli isimlerinden Fatih Erkoç ve Orta Doğu kökenlerini caz dörtlüsü formatıyla birleştirip kendine özgü bir hikâyeler yaratarak ortaya büyüleyici egzotik motifler çıkaran çok kültürlü müziğiyle Itamar Borochov, Balat Atatürk Ormanı’nda gerçekleşecek performanslarıyla yapacak. Festival kapsamında; Mert Pekduraner, Yemen Blues, Nova Norda, Kerem Görsev Trio & Elif Çağlar, GoGo Penguin, Guillaume Perret, Volkan Öktem, Jehan Barbur, Maya Perest ve Birkan Nasuhoğlu dinleyicilerle buluşacak.
Festivalde konserin yanı sıra çeşitli atölyelere ev sahipliği yapacak. Elif Çağlar, Caz Vokal Atölyesi’nde cazın en önemli unsuru olan doğaçlamaya odaklanarak bazı armoniler üzerine katılımcılarla keyifli çalışmalar yapacak. Volkan Öktem ise Davul Atölyesi’nde katılımcıları caz ritimlerinin bilinmeyen yönleriyle tanıştırarak müzikseverleri unutulmaz bir müzikal yolculuğa çıkaracak.
Nilüfer Caz Festivali biletlerine Mobilet üzerinden ulaşabilirsiniz.
Nilüfer Caz Festivali Konser Programı:
8 Haziran, Perşembe 19.30
Itamar Borochov
21.00
Fatih Erkoç
Balat Atatürk Ormanı
9 Haziran, Cuma 19.30
Mert Pekduraner
21.00
Yemen Blues
Balat Atatürk Ormanı
10 Haziran, Cumartesi 20.30
Nova Norda
Balat Atatürk Ormanı
(Konsere giriş ücretsiz olacak)
11 Haziran, Pazar 20.30
Kerem Görsev Trio & Elif Çağlar
Balat Atatürk Ormanı
12 Haziran, Pazartesi 20.30
GoGo Penguin
Balat Atatürk Ormanı
13 Haziran, Salı 20.30
Guillaume Perret
Meteor | Balat Kültürevi
14 Haziran, Çarşamba 19.30
Volkan Öktem
21.00
Jehan Barbur
Balat Atatürk Ormanı
15 Haziran 19.00
Maya Perest
20.00
Birkan Nasuhoğlu
Atlas Köyü
Nilüfer Caz Festivali Atölye Programı:
12 Haziran, Pazartesi 14.00
Elif Çağlar ile Caz Vokal Atölyesi
MEM (Nilüfer Belediyesi Dr. Hüseyin Parkan Sanlıkol Müzik Enstrümanları Müzesi)
15 Haziran, Perşembe 14.00
Volkan Öktem ile Davul Atölyesi
MEM (Nilüfer Belediyesi Dr. Hüseyin Parkan Sanlıkol Müzik Enstrümanları Müzesi)
Fulya Çetin, Günseli Baki, Monica Papi, SENA, Sezgi Abalı, Şafak Şule Kemancı ve Yekateryna Grygorenko’nun işlerini bir araya getiren “Evinde Gibi Ruhun Evsiz Yerlerde” başlıklı sergi 9 Temmuz’a kadar BE Contemporary’de sanatseverlerle buluşuyor.
Ursula K. Le Guin’in Hep Yuvaya Dönmek kitabında yer alan “Bulucular Locası’na Katılma Şarkısı”ndan ilham alan, Sezgi Abalı’nın küratörlüğünü üstlendiği “Evinde Gibi Ruhun Evsiz Yerlerde” sergisi ev kavramına sadece bir mimari ve kültürel yapı olarak yaklaşmıyor. Sergi, insanın tasarlayıp, inşa ettiği ve imlediği çeperin ötesinde bir ev arayışında olan, alışılmışın dışına çıkaran, “evsiz”liğin sınırında gezdiren işleriyle yedi sanatçı kadına yer veriyor.
“Ev insanın inşa ettiği yer midir, yoksa doğduğu yerküre midir? Günümüzdeki ekolojik kıyımın ardında yatan yaklaşım doğayı insana yabancı, kendi inşa ettiği binaları ise yuva olarak görüyor. İnsanı doğadan ve diğer yaşam formlarından ayrıştıran bu tutumla, var olma hakkı ancak insan olmanın çevresinde, ona sağladığı fayda çerçevesinde belirleniyor. İnsan dışı olanı kontrol etme çabası kendine de dönüyor, hangi kimlikler ve bedenlerin ait, hangilerinin aitsiz; diktiği evlerin duvarlarına dayanarak hayatta kimin misafir kimin ev sahibi olduğuna karar vermek hakkını kendinde görüyor. Oysa, ‘Evinde Gibi Ruhun Evsiz Yerlerde’, Ursula K. Le Guin’in Hep Yuvaya Dönmek kitabında yer alan ‘Bulucular Locası’na Katılma Şarkısı’ndan ilham alıyor. Evinden uzaklaştıkça eve dönen bulucuların kabul şarkısını söyleyerek kurgulanmış bir evin ötesinde hayatta, bedende ve aldığı her solukta evde olma hâlini arıyor.”
Sezgi Abalı’nın Özge Somersan’la birlikte kaleme aldığı kavramsal metinde serginin teması şu şekilde açıklıyor: “Ev kavramının sanatçının imgeleminde farklı form ve anlamlara bürünerek karşımıza çıktığı sergi; hayalle gerçeğin, somutla soyutun, gündelik olanla olağanüstünün kesiştiği yerde duruyor. Ortak düşler kurma gücümüze; kendimizi yeniden anlama, değiştirme ve çoğaltma becerimize işaret ediyor. Sergi bir diğer yanıyla ev’i en öznel anlamıyla ele alırken; ilkin ana rahminde sonrasında aldığımız ilk nefesle kendi bedenimizde varoluşumuzdan beri evle kurduğumuz yaşam boyu süren karşılıklı ilişkinin izlerini sürüyor.”
Künye:
1. Yekateryna Grygorenko-Before The Common Era Kağıt üzerine karışık teknik 25x35cm 2022
2. Fulya Çetin - Sessiz, tuval üzerine yağlıboya 90x95 cm 2021
3. Sezgi Abalı - Toprak Olmanın Dayanılmaz Hafifliği, Arşivsel pigment baskı fotoğraf ve yerleştirme, 1_5 + 1 AP, değişken ölçüler, 2020, devam eden proje
Alfredo Soderguit’in farklılıklarımıza rağmen birbirimize kalplerimizi açtığımızda nelerin değişebileceği hakkında yazdığı ve resimlediği kitabı Kapibaralar, Emrah İmre’nin çevirisiyle Can Çocuk’tan çıktı.
5 yaş ve üstü tüm çocuklara anlatıyor bu hikâyeyi Soderguit. Tavuklar ve civcivler rahat ve sıcak evlerini çok severler. Herkesin kendi görevini bildiği, dert ve tasadan uzak kümeste yaşam gayet rahattır. Ta ki bir gün, kapibaralar çıkıp gelene kadar… O tuhaf, iri ve tüylü hayvanlar geldiğinde kimse tereddüt etmez: Hayır! Onlara yer yoktur.
“Sayıları çoktu, tüylüydüler, ıslaktılar, fazlasıyla iriydiler.”
Tülin Özen, Tansu Biçer, Zeynep Çötelioğlu ve Nihal Geyran Koldaş rol aldığı, Bahçe Galata yapımı Nora 2 oyunu 11 Haziran’da Zorlu PSM’de tiyatroseverlerle buluşacak.
2022 Afife Tiyatro Ödülleri’nde “Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu” ve 2022 Direklerarası Tiyatro Ödülleri’nde ise “Küçük Salon Kadın Oyuncu” ödüllerini kazanan Nora 2, Henrik Ibsen’ın Nora’sına güncel bir yorum getiriyor. Nora 2, Ibsen’ın 1879 yılında kaleme aldığı ünlü oyun Nora: Bir Bebek Evi’nin devamı olarak Amerikalı oyun yazarı Lucas Hnath tarafından 2017 yılında yazıldı.
Henrik Ibsen’in metninin finalinde Nora, kocasını ve üç çocuğunu geride bırakarak evini terk ediyor ancak Lucas Hnath’ın metni tam 15 yıl sonra kendisinden hiç haber alınamayarak öldü sanılan Nora’nın kapıyı çalmasıyla oyun başlıyor. “Nora neden hayatını değiştirdi?” ve “Evi terk ettikten sonra ne oldu?” sorularıyla şekillenen oyunda, kocası Torvald ile yaptığı yüzleşme toplumsal ezberleri sorgulatacak bir gerçekçilikle izleyiciye sunuluyor.
11 Haziran Pazar akşamı 19.30’da Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde gerçekleşecek Nora 2 oyunun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Her sene ülkenin dört bir yanından yeni mezun genç sanatçı adaylarının çalışmalarını İstanbul’da sanatseverlerle buluşturan BASE’in 2023 edisyonuna başvurular 25 Haziran’a kadar devam ediyor.
Bu sene yedincisi düzenlenecek olan BASE’e Türkiye’deki üniversitelerin resim, heykel, fotoğraf, video, baskı, grafik tasarım, cam ve seramik, geleneksel Türk sanatları ve diğer ilgili bölümlerinden 1 Ocak 2023 - 31 Aralık 2023 tarihleri arasında mezun olan veya olacak olan lisans ve lisansüstü öğrenciler başvuru yapabiliyor. BASE’in bu seneki seçici kurulunda; Ahmet Doğu İpek, Alp Sime, Belkıs Balpınar, Derya Yücel, Ebru Nalan Sülün, Erkan Özgen, Erol Tabanca, Günnur Özsoy, Mehtap Baydu, Misal Adnan Yıldız, Neriman Polat, Ömer Özyürek, Selen Sarıoğlu Süloş, Tayfun Erdoğmuş, Volkan Aslan ve Yasemin Özcan ter alıyor. Her sene 1500’e yakın başvuru arasından seçici kurul değerlendirmesi ile yaklaşık 100 genç sanatçı adayının yapıtı sergileniyor.
Mezuniyetten profesyonel sanat hayatına geçişlerinde gençlere destek olmayı, kariyerlerine bir ivme ve yön kazandırmayı amaçlayan BASE, aynı zamanda galeri, koleksiyonerler, sanatseverler ve yaratıcı endüstrilerin de genç yetenekler keşfetmesine aracı olmayı hedefliyor. BASE geçmiş altı senede Türkiye’nin dört bir yanından toplam 625 yeni mezun sanatçı adayının üretimlerini ilk kez izleyiciyle buluşturdu. BASE’in 2023 edisyonu ise Jumbo, Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM) ve TEB Özel Bankacılık eş sponsorluğunda düzenleniyor.
BASE 2023 hakkında ayrıntılı bilgiye ve başvuru koşullarına buradan ulaşabilirsiniz.
Fidan Terzioğlu’nun “İnsanı insan yapan nedir?” sorusunun peşinde, sinema tarihinde derin iz bırakmış yedi önemli yapay zekâ filmine tasavvufun gözüyle baktığı İnsanı İnsan Yapan Nedir? - Yapay Zekâ Filmlerine Tasavvuf Gözüyle Bakmak, Metis Yayınları’ndan çıktı.
Terzioğlu’nun araştırmasına konu olan filmler: 2001: A Space Odyssey (1968), Blade Runner (1982), The Matrix (1999), A.I. Artificial Intelligence (2001), Wall-E (2008), Her (2013), Ex-Machina (2014). Bu filmleri bu gözle ele almasının nedenini ise bilmediğimiz, arzuladığımız, istemediğimiz ötekilikleri görebilmek, izleyebilmek ve dönüştürebilmek için.
Bu kitap insanın kendisi ile öteki arasında kurduğu ilişkiler hakkında. Öteki yabancıdır, dışarıdakidir, bizden olmayandır; bilinmeyen, tanımlanamaz ve denetlenemez olandır. Bilinmezliğin içerdiği bilgi ve deneyim için, bildiğimiz sınırların genişlemesi için ve bu sınırlardan özgürleşmek için süregiden bir arzu duyarız. Bu keşif arzusu ve merak gelişmemizi, yeni bilgilere ve kavrayışlara açılmamızı sağlayan en önemli itkimizdir. İçinden çıkılması güç görünen bir ilişkiler kavşağında yeni açılımlar bulmak, yeni cümlelerle konuşmak, yeni fikirler oluşturmak ve bu fikirleri dayanışma içinde eyleme dönüştürebilmek için.
“Çocukluktan yetişkinliğe, beşerlikten insan olmaya doğru evrilmek için, ölüm fikriyle yüzleşmek ve varlık zeminindeki bu bilinmezliği kabul etmek gerekir. Tasavvuf düşüncesindeki ‘ölmeden önce ölmek’ ilkesi, bu imkânı işaret eder. Ölmeden önce ölmek, ölümlülük ilkesinin eninde sonunda elimizden alacağı, mülkiyetimizde olmayan şeyler hakkındaki mülkiyet iddiamızdan vazgeçmektir. Bu ilke bizi iradesiz ve amaçsız bir yaşama götürmez. Aksine, içinde yaşadığımız an içinde neyin korunmaya, neyin bırakılmaya uygun ve değerli olduğunu ayırt etme imkânını getirir. Ömrü bitmiş olanı teslim edip, şimdi geleni kabul etmenin yolunu açar.”
2019 yılında kurulduğu günden beri farklı pratiklerin araştırma ve üretim süreçlerini destekleyen ve disiplinler arası etkileşime alan açan Gate 27; Nisan-Mayıs döneminde biyo-sanat alanında çalışan Esin Aykanat Avcı’yı Yeniköy’deki mekânında konuk etti.
Esin Aykanat Avcı’nın projesi, çıkış noktasını insan bedeni için yeni organ geliştirmeye yönelik bilimsel çalışmalardan alırken, insan-doğa ve yaşam-ölüm ilişkisine de yeni bir form kazandırmayı amaçlıyor. Bu proje kapsamında Gate 27’de, Gate 27 Kurucusu Melisa Sabancı Tapan, Gate 27 Direktörü Burak Mert Çiloğlugil, Gate 27 Danışma Kurulu Üyesi Beral Madra ile Gate 27 konuk sanatçısı Esin Aykanat Avcı’nın katılımıyla bir sohbet ve açık atölye deneyimi gerçekleştirdi.
Esin Aykanat Avcı, insanlar için organ üretilmesi amacıyla geliştirilen bilimsel proje kapsamında yayımlanmış bir makaleden (“Crossing kingdoms: Using decellularized plants as perfusable tissue engineering scaffolds”) yola çıkarak hazırladığı projesinde, bitki yapraklarının insan için yeni bir beden olarak konumlandırılması konusunu ele alıyor. Çevreden topladığı yaprakları, bir biyokimya uzmanı ile birlikte laboratuvar ortamında geliştirdiği özel bir solüsyon içinde bekleterek hücresizleştiriyor ve yeni organ geliştirme çalışmalarında kullanılabilecek bir “ev” hâline getiriyor.
Esin Aykanat Avcı, Gate 27’deki süreci sırasında Sabancı Üniversitesi’nin Biyoloji laboratuvarlarından da faydalandı. Moleküler Biyoloji, Genetik ve Biyomühendislik bölümü öğretim üyelerinden Nur Mustafaoğlu ve ekibinin desteği ile üniversitedeki biyoloji laboratuvarlarında birkaç gün geçiren sanatçı, yapraklar üzerine çeşitli hücre türlerinin transferi, yaprak damarlarına farklı türde sıvıların enjeksiyonu ile yaprakların mikroskop altı görüntülerini almak üzere çalıştı. Sanatçı aynı zamanda düzenlenen söyleşide bölümdeki öğrenci ve araştırmacılarla da bir araya geldi.
Sanatçı proje hakkında şunları söylüyor: “Yaprak damarları, insan bedenindeki damarlarla yakın bir benzerlik taşıdığı için makalede bahsedilen prosedürleri uygulamak bana heyecan verdi. İnsanoğlu, kendi geleceği için teknolojinin sınırlarını zorlayıp, dünyanın enerjisini ve maddi kaynaklarını harcıyor ancak çözümü bir ıspanak yaprağında, doğanın ta kendisinde bulabilir.”
Urla’da faaliyet gösteren kültür sanat mekânlarını çatısı altında toplayan Urla Sanat Rotası, 4 - 11 Haziran tarihleri arasında Urla Sanat Haftası ile sanatseverlerle buluşacak.
Urla Sanat Haftası; Alan Pa, BE Contemporary, Galeri Kırmızı, Gru Art Gallery, Mimas Sanat Evi ve Köstem Zeytinyağı Müzesi katılımıyla bu sene ilk kez 4 - 11 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek. Urla’da açık fikirli, çoğulcu ve yenilikçi sanat etkinlikleri düzenlemek için bir araya gelen bağımsız sanat mekânlarının 2021 yılında kurduğu Urla Sanat Rotası’nın davetiyle ve Urla Sanat Haftası kapsamında Ayşegül Sönmez, Bramt Theatre, Hane Stand-Up, Kadro Pa, Sonat Sözer, Umut Altıntaş, Tiyatro Alesta ve Yekateryna Grygorenko Urla’da sanatseverlerle bir araya gelecek.
Sanatın birleştiren, iyileştiren, güldüren, hüzünlendiren ve özgürleştiren yanlarını izleyiciye sunmayı amaçlan Urla Sanat Haftası; Urla, İzmir ve şehir dışından gelen sanatçı, teorisyen, yazar, müzisyen ve tiyatro ekipleri ile birlikte Urla’da daha önce benzeri yaşanmamış bir deneyim sunmayı hedefliyor.
Urla Sanat Haftası hakkında ayrıntılı bilgiye buradan, biletlerine ise buradan ulaşabilirsiniz.
Liesbet Slegers, 12 ay ve üzeri çocukların günlük hayatına odaklandığı “Dünyamı Keşfediyorum” serisinin ilk üç kitabı Banyo ve Uyku, Yüzüm ve Vücudum ve Yemek ve Oyun, Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Kitapları bebeklikten sevdiren ilk kitap olmaya aday bu seri miniklerin günlük hayatı aileleriyle birlikte öğrenmelerini, bedenlerini anlamalarını, yemek, uyku ve oyun rutinlerini keşfetmelerini hedefliyor.
Banyo ve Uyku, banyo ve uyku rutinlerine dair kolay anlaşılır ve ilgi çekici resimlerle dolu bir kitap.
“Banyo yapıyorum.
Annem saçımı yıkıyor, ben de göbeğimi yıkıyorum.
Suda biraz daha oynuyorum.
Sonra yumuşacık havluma sarınıyorum.
Ardından pijamalarımı giyiyorum.
Biberonumdan sütümü içiyor, kitabımı okuyorum.
Uykum geldi bile.
Artık ayıcığıma sarılıp yatabilirim.”
Yüzümüz, vücudumuz ve onlarla yapabildiklerimize dair kolay anlaşılır bir kitap Yüzüm ve Vücudum.
“Gözlerimle görür, burnumla koklar, kulaklarımla duyarım.
Ellerimle bir şeyleri tutup, kollarımla onları kaldırabilirim.
Bacaklarım sayesinde koşabilir ve ayaklarımla yere vurabilirim.
Vücudumla bunları ve daha pek çok şeyi yapabilirim!”
Yemek ve Oyun ise yemek ve oyun rutinlerine dair 12 ay ve üzeri çocukların günlük hayatına odaklanıyor.
“Bu benim sandalyem.
Önlüğümü takıyorum, kaşığımı kapıyorum.
Yemeğimi yemeye hazırım!
Sonra da oyun zamanı.
Arabamı itiyorum, topuma vuruyorum, blokları üst üste diziyorum, müzik yapıyorum ve kitabıma bakıyorum.
Oyun oynamak çok eğlenceli!”