
Jùlie Lee’nin savaşın ve kara kışın ortasında, ailesinden ayrı düşmüş iki kardeşin Kuzey Kore’den kendi imkânlarıyla kaçmalarının hikâyesini anlattığı Kardeşimin Koruyucusu, Esma Fethiye Güçlü’nün çevirisiyle Timaş Yayınları’ndan çıktı.
1950’de Kuzey Kore’de İzinsiz seyahat etmek yok, yöneticileri eleştirmek yok, sloganları tekrar et, komşularına güvenme, fikrini dile getirme, izleniyorsun. Kore’ye ait etnik motiflerle örülü roman; bir kız çocuğunun kardeşi için gösterebileceği fedakârlığın gelebileceği noktayı, şans verildiğinde kız çocuklarının da başarılı olabileceğini, çocuklar arasında yapılan ayrımların, çocukları nasıl etkilediğini ve baskıcı yönetimlerin insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini göstermesi bakımlarından ilgi çekici bir kitap.
“Güneye gidersek tarlalarımızı kaybedecektik ama abahji, omahniyle tarlada çalışmak yerine bir dükkânda çalışabilir ya da kendi işini kurabilirdi. Omahni, yeniden kardeşlerimle ilgilenebilirdi. Belki ben de –o hiç istemese bile– okula geri dönebilirdim. Okulun komünizmle, savaşla ya da gizli polisle ilgili olmadığını biliyordum. Yine de kafamın karışmasına engel olamıyordum. Ya bir tür özgürlük başka bir özgürlüğe kapı açarsa?”
18 - 24 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek 30. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin bu yılki Onur Ödülleri Cihan Ünal ve Perran Kutman’a verilecek.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılında 30.su düzenlenecek olan Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin bu yılki Onur Ödülleri, 60 yılı aşkın süredir, sanat dünyasında derin izler bırakmış, Türk Sineması’nın ve tiyatrosunun usta isimleri Cihan Ünal ve Perran Kutman’a takdim edilecek.
Adana Büyükşehir Belediyesi Başkanı Zeydan Karalar’ın başkanlığında düzenlenen festivalin Yürütme Kurulu Başkanlığını Menderes Samancılar üstleniyor. Danışmanlığını Alin Taşçıyan, Esin Küçüktepepınar ve Akın Kılıç’ın, Dünya Sineması Koordinatörlüğü görevini ise İzlem Oktay’ın üstlendiği festivalin Yürütme Kurulu Üyeleri İsmail Timuçin, Nebil Özgentürk, Hüseyin Orhan ve Gökhan Mutlay’dan oluşuyor.
Erkan Doğanay’ın hazırladığı, sanat tarihimizi 101 ressamdan seçilen 101 portre aracılığıyla anlattığı, Türk resmiyle ilgilenen herkes için bir kılavuz niteliği taşıyan çalışması Türk Resminin Yüz Bir Yüzü, Ketebe Yayınları’ndan çıktı.
Türk Resminin Yüz Bir Yüzü; Şiblizade Ahmed’in Gül Koklayan Fatih Sultan Mehmed minyatüründen Osman Hamdi’ye, Feyhaman Duran’dan Aliye Berger’e, Abidin Dino’dan Erol Akyavaş’a uzanarak günümüze ulaşan bir suretler galerisi sunuyor.
Kitap, Türkiye’de önde gelen yazar, eleştirmen ve sanat tarihçilerinin özgün metinlerinin eşlik ettiği portreler, yaklaşık 150 yıllık bir süreç içinde ortaya çıkan farklı üslupları, akımları, tarihsel dönemleri; değişen, dönüşen, başkalaşan yüzlerimizi; her seferinde farklı bir şekilde okunmaya açık ifadelerimizi, jestlerimizi bir araya getiriyor.
Christopher Nolan’ın yazıp yönettiği yeni filmi Oppenheimer, 21 Temmuz’da vizyona girecek.
Oyuncu kadrosunda Cillian Murphy, Emily Blunt, Matt Damon, Robert Downey Jr., Florence Pugh, Casey Affleck, Benny Safdie, Rami Malek gibi isimlerin yer aldığı Oppenheimer, bu yılın en çok beklenen yapımları arasında yer alıyor. J. Robert Oppenheimer’ın ilk nükleer bombasını icat ettiği süreçteki serüveni anlatan film, dünyayı kurtarmak için onu yok etme riskini almak zorunda kalan esrarengiz adamın heyecan dolu paradoksunu izleyicilerle buluşturuyor. Film, Kai Bird ve Martin J. Sherwin tarafından yazılan Pulitzer ödüllü American Prometheus: The Triumph and Tragedy of J. Robert Oppenheimer adlı kitaba dayanıyor.
100 milyon dolar bütçeyle çekilen film, 21 Temmuz’da tüm dünyayla aynı anda Türkiye’de vizyona girecek. Oppenheimer’ın fragmanını buradan izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=HYkXAHr45Yk
Sinem Sal’ın annesiyle bir gül ağacının dibindeki Hıdırellez dilekleri sayesinde yeniden tanışan bir kadının hikâyesini anlattığı yeni romanı Behice’nin Yarım Kalan İşleri, Karakarga Yayınları’ndan çıktı.
Sal, güçlü yanlarımız, zayıflıklarımız, hayallerimiz ve varlığımızla yalnız olmadığımızın altını çizerek, bazen de ağlanacak halimize güldürerek anlatıyor. Roman, Kadıköy’de geçiyor ve önceki eserlerinde yaratmış olduğu neşeli dram atmosferi bunda da devam ediyor. Annesini sadece anne olarak tanıyan kadınlara, içine sürüklendiği bir savaşta karşısında aniden babasını, abisini, erkek patronunu ve erkek sevgilisini bulanlara, savaş anılarını anlatırken göstereceği yaraları kendi kendine iyileştirenlere, bir gül ağacının dibinde bitenlere, bu satırların bir yerinde kendini görenlere sesleniyor. Çünkü eğer gördüysen, artık ikimiz de yalnız değiliz, diyor.
“Dün gece sabaha karşı annem öldü. Mutsuzluktan değil ama mutsuz öldü. Bense annemin bir hıdırellez günü bahçemizdeki gül ağacının altına gömdüğü dileklerin peşindeyim.
Ben olmasam annemin yarım kalan dileklerini kim fark eder?
Samanlıktaki iğneyi bulmanın samanlığı yakmaktan başka, mümkünse daha az prodüksiyon gerektiren bir yolu var mı?
Diyelim ben bu samanlığı yaktım, alevler boyumu aştı, annem gördü. Benimle gurur duyar mı?
Bu dileklerin hepsini onun yerine ben gerçekleştirsem, annemin mezarında bir gül ağacı sebepsiz büyür mü?
Ben Ayşe Püren. Üstünden atlayacağım ateşi çoktan yaktım gitti. Bu yangından sağ çıkacağız: Artık hayatta olmayan annem ve ben.”
BE Contemporary ve Art50.net iş birliğiyle hazırlanan “Perseid’in Büyüsü” başlıklı sergi 21 Temmuz - 15 Eylül tarihleri arasında Urla’da yer alan BE Contemporary’de sanatseverlerle buluşacak.
Perseid Meteor Yağmuru’nun ışıltıları ve yaz aylarının çağrışımlarıyla hazırlanan sergi, izleyiciyi haz, hayal ve keşif dünyasına davet ediyor. Yazın ortasına geldiğimizin habercisi, kuzey yarımkürenin en popüler gökyüzü olaylarından Perseid Meteor Yağmuru her sene temmuz ortasından ağustos sonuna Dünya’nın atmosferi ile buluşuyor. Ağustos ortasında en parlak günlerini yaşayan bu ışıklı yağmur, on iki sanatçının çarpıcı, renkli ve alışılmışın dışına çıkan eserleriyle sihirli bir kaçış sunuyor.
Art50.net sanatçıları Ayşegül Karakaş, Ceyda Güler, Elif Çelebi, Funda Alkan, Genco Gülan, Görkem Dikel, Lütfiye Kösten, Mihriban Mirap, Müge Ceyhan, Samet Öztürk, Khayyam Zidane ve İrem Yılmaz eserleri, “Perseid’in Büyüsü”nü yaşatmak için oyuncu, farklı, özgür ve hayal dolu bir çatı kuruyor. Farklı kültürel mirasa ve sanatsal pratiklere sahip olan sanatçılar, yaşamın keyifli kıyısından izleyicilere sesleniyor. Dünyanın yörüngesi bir kuyruklu yıldızın ardında bıraktığı iziyle tekrar kesişirken Perseus Takımyıldızı’ndan parıltılar bir kez daha yeryüzüne yağıyor. Gündeliğin ve olağanın içindeki gizli sihri ve hazzı taşıyan sergi, en sıcak yaz günleri için izleyicilere ferah bir estetik deneyim sunuyor.
“Perseid’in Büyüsü” sergisini 21 Temmuz - 15 Eylül tarihleri arasında Urla’da yer alan BE Contemporary’de ziyaret edebilirsiniz.
Künye:
1. Görkem Dikel, Hera ve Leandros, 2020, tuval üzerine akrilik, 100 x 80 cm
2. Funda Alkan, Masumiyet, 2023, tuval üzerine yün işleme ve akrilik, 50 x 67 cm
Çağdaş İtalyan edebiyatının ustalarından Umberto Saba’nın yazın dünyasının geniş coğrafyasını okurla paylaştığı kitabı Kestirmeler ve Kısa Hikâyeler, Sema Baykal ve Berna Hasan’ın çevirisiyle Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıktı.
Kestirmeler ve Kısa Hikâyeler için Piccone Stella’nın dediği gibi: “Hızlı ve dolambaçsız yollarla, beklenmeyen ve genellikle de şaşırtıcı sonuçlara vardığı için, onun KESTİRMELER olarak adlandırdığı bu tür, neredeyse yeni bir türdür.”
Çağının tanığı bir yazar olarak faşizme, Mussolini’ye, Hitler’e, toplama kamplarına da değiniyor, Leopardi, Manzini, Dante, Ungaretti gibi İtalyan edebiyatının adlarına da yer veriyor. Gündelik hayattan sahneler de aktarıyor, kendi serüveninden çıkarımlarda da bulunuyor. Kısa hikâyeler de yazıyor. Ama en çok okuruyla “konuşuyor”. Üzerine kitaplar yazılacak edebiyat tartışmalarını “bir paragrafta” sonlandırıyor. Nietzsche’den başlattığı “kestirmelerin soykütüğünü” Freud ile tamamlıyor.
19. yüzyılda yaşayan ve tüm Avrupa’yı etkisi altına alan Fransız İmparator Napolyon Bonapart’ın hayatı anlatan, başrollerini Joaquin Phoenix ve Vanessa Kirby’nin paylaştığı, Ridley Scott imzalı Napoleon (Napolyon) filmi, 24 Kasım’da TME Films dağıtımıyla vizyona girecek.
Napolyon Bonapart’ın sıradan bir asker iken Fransa İmparatorluğu’na yükselişini anlatan filmde Napolyon’a Oscar ödüllü oyuncu Joaquin Phoenix hayat veriyor. Senaryosunu David Scarpa’nın kaleme aldığı filmin oyuncu kadrosunda Joaquin Phoenix, Vanessa Kirby, Ludivine Sagnier, Tahar Rahim, Catherine Walker, Youssef Kerkour gibi isimler yer alıyor.
“Bonapart, tek gerçek aşkı Josephine ile olan bağımlılık yaratan, değişken ilişkisinin prizmasından geçerek iktidara gelmek için amansız bir yolculuğa çıkar. Şimdiye kadar çekilmiş en dinamik savaş sekanslarından biri olan bu yolculukta Bonapart, aynı zamanda başkalarına karşı başarılı askeri ve politik taktiklerini sergiler.”
24 Kasım’da Türkiye’de vizyona girecek Napoleon filminin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=8H2qXJz3mdM
İstanbul merkezli kolektif HaZaVuZu’nun 20 yıllık geçmişine odaklanan “Pulla Mars Arasında” sergisi 22 Temmuz - 2 Ekim tarihleri arasında Bursa’da yer alan Meteor Balat Kültürevi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Nilüfer Belediyesi’nin “Ütopyanın Gerçeğe Bakan Yüzü” mottosuyla hayata geçirdiği, Yekhan Pınarlıgil’in hazırladığı görsel sanatlar programının üçüncü buluşması Meteor Balat Kültürevi’nde HaZaVuZu ile gerçekleşiyor. “Pulla Mars Arasında” sergisi; Güneş Terkol, Güçlü Öztekin, Mert Öztekin, Emre Akçora ve Oğuz Erdin kurucu üyeliğinde 2005 yılında kurulan, müzik, video, performans ve tasarım çalışmaları yürüten İstanbul merkezli bir kolektif olan HaZaVuZu’nun geçmişine; mikro-durumlar yaratan müdahalelerinden performanslara, enstalasyonlardan müziğin deneysel mecrasına ve farklı disiplinlerdeki üretimlerine bir mercek tutuyor. Sergi izleyiciye bir karşılaşma öneriyor ve her karşılaşmada bolca neşe, aynı anda sayısız çağrışım ve baş döndürücü kesişim yer alıyor.
Tüm bu kesişimler bir akışla biçimleniyor ve HaZaVuZu’nun Balat Kültürevi bahçesindeki performatik yerleştirmesinin ardından, sanatı bir deneyim biçimi olarak kavrayan açılıştaki ayinsel müziği ile yerin, sözcüklerin ve seslerin bir karşılaşma ve mübadele alanına evriliyor. Sergi, açık alanda sanatçı ile izleyenler arasındaki sınırı belirsizleştirirken galeri içinde ise başka tali yollara sapıyor. Beden, çevre, mekân, mimari, kimlik ve aidiyet kavramları ilişkisel estetiğin ifade biçimleriyle, buluntu görüntülerden video işlere ve özünü aksiyonun belirlediği duvar resimlerine uzanan bütünsel bir kolaja dönüşüyor.
Künye: Mermin kötü kokun olsun - disko top, ayna ve spot, 2007
Edgar Cabanas ve Eva Illouz’un mutluluk reçetelerinin iktidarların elinde güçlü bir kontrol mekanizmasına dönüşmesini, neoliberalizmin bu durumu lehine kullanışını anlattıkları çalışmaları Mutlu Vatandaş İmalatı - Mutluluk Endüstrisi Hayatımızı Nasıl Kontrol Ediyor?, Tufan Göbekçin’in çevirisiyle İletişim Yayınları’ndan çıktı.
Bu kitap “mutluluk hastalığının” arkasında nasıl devasa bir ekonomik pazarın işlediğini tartışıyor. Günümüzde mutluluk baskısı, hayatlarımızın seyrini ve yönünü belirleyen temel bir etkene dönüştü. Her fırsatta ve her alanda karşımıza çıkan pozitiflik salgınından sakınmak artık neredeyse mümkün değil. Mutluluk tali bir hedef veya slogan olmanın ötesinde, herkesin açıkça peşinde koştuğu bir ürün gibi görülüyor. Pozitif psikologlar, mutluluk uzmanları ve kişisel gelişim eğitmenlerinden oluşan yeni bir profesyoneller topluluğu, her fırsatta bireylere başarılı, sağlıklı ve işlevsel bir yaşama ulaşmaları için rehberlik ediyorlar. Bu “iyi yaşam” uzmanları, kamu kurumlarının ve çokuluslu şirketlerin desteği ve işbirliği sayesinde, nihayet toplumun siyaset, sağlık ve eğitim gibi alanlarda nasıl hareket edeceğini belirleme konumuna ve kudretine eriştiler.
“Mutluluk arayışına girmek illaki daha iyi benlikler veya daha iyi bir toplum için çalışmak anlamına gelmez, ancak her zaman mutluluğun bir kavram, iş, endüstri ve tüketimci bir yaşam tarzı olarak meşruiyeti, yaygınlığı ve gücü için çalışmayı gerektirir. Mutluluk hayatlarımızı kontrol etmeye yarar çünkü bu saplantılı arayışın hizmetkârları olmuş durumdayız.”