
Fatih Altaylı’nın programı “Teke Tek Bilim”, Prof. Dr. Celal Şengör ve Ahmet Arslan’ın katılımıyla 15 Kasım’da Zorlu PSM, 16 Kasım’da ise 42 Venue Maslak’ta gerçekleşecek.
Fatih Altaylı’nın uzun yıllardır ekranlarda sürdürdüğü programı “Teke Tek Bilim”, uzman konukları ve ilginç konularıyla sahneye taşınıyor. Biletinial iş birliği ile gündemdeki bilimsel konuları izleyici katılımıyla ele alacak programın, bilet satışından elde edilecek gelir yurt dışında okuyan Türk öğrencilerin eğitimi için kullanılacak. Dünyanın ilk 100 üniversitesinde doktora yapacak ihtiyaç sahibi Türk bilim insanlarına sağlanacak burs ile; yurt, kira, ulaşım gibi alanlarda kullanılacak olan bu fon, eğitime büyük bir katkı sağlanacak.
Celal Şengör ve Ahmet Arslan’ın katılımıyla ilki 15 Kasım’da Zorlu PSM’de, ikincisi ise 16 Kasım’da 42 Venue Maslak’ta gerçekleşecek söyleşilerin biletlerine Biletinial üzerinden ulaşabilirsiniz.
Gülçin Anıl’ın “Öz’e Dönüş” başlıklı kişisel sergisi 19 Kasım’a kadar Decollage Art Space’te sanatseverlerle buluşuyor.
Gülçin Anıl’ın yeni sergisi “Öz’e Dönüş”, semazenlerin mistik dönüşünü, bu dönüşteki sırları, sınırsız hoşgörü ve sevgiyi tema edinen eserlerden oluşuyor. Tuval üzerine yağlı boya teknikle oluşturulan “Öz’e Dönüş” serisinde semâ ayinlerinin derinliği yanında hareketin devinimi ön plana çıkarılıyor. Yüksek viskozitesi ve güçlü pigment alt yapısıyla hareketi yoğun bir şekilde gösteren yağlı boya ile birlikte zaman zaman kristal, mika zerrecikleri ve kum gibi özel doku malzemeleri de kullanılan eserler, semâ ayinlerindeki trans hâlini vurguluyor. Hareketin yoğunluğu için son katlarda neredeyse hiç inceltici kullanılmayan eserlerde soyutlanmış figürler aracılığıyla semâ ayinlerinin duygusal yoğunluğu tuval üzerine aktarılıyor. Sergi, semâ ayinlerinin derinliğini, semazenlerin hareketinin kontrastını konu edinerek ayinlerin altındaki sevgi, hoşgörü, Yaradan’a olan aşk temalarını tuvale taşıyor.
Jean-Paul Roux’nun Altay Türklerinde Ölüm’ü yazmak için yaptığı araştırmalar sırasında Altay Türklerinin hayatlarının ve tabiatın çok geniş bir anlam dünyasıyla dolu olduğunu keşfetmesi üzerine hazırladığı kitabı Orta Asya'da Kutsal Bitkiler ve Hayvanlar, Lale Arslan Özcan ve Aykut Kazancıgil’in çevirisiyle Dergâh Yayınları’ndan çıktı.
Bu kitap, Roux’nun Altay Türklerine ve onların dünyasını oluşturan bitki ve hayvanlara dair, kendi öngöremediği, ama elindeki malzemenin adeta kendini dayatmasıyla yazmak zorunda kaldığı bir eser olarak tanımlanıyor.
“Roux kitabında ruh-beden, birey-toplum, iç-dış gibi modern ikiliklerin varsayılamayacağı bir varlıkbilime tâbi göçebe toplulukların tarihsel antropolojisini yaparken bize bambaşka bir varoluş tarzının nasıl anlaşılabileceğini göstermeye çalışır. Bizim tecrübemizin dışındaki kadim “Yaşamın Birliği” fikrini ele alır. Kutsalın, İbrahimi dinler dışındaki, anlaşılışının özgünlüğünü gösterir. Altay Türklerinin toplumsal kozmolojisi içerisinde insan-hayvan-bitki ilişkilerinin, şamanlar ve kutsal kişiler eksenindeki geçişliliğine dair bu göz kamaştırıcı inceleme, modernlerin türcü toplumsallık fikrinin çok ötesinde bir türlerarası yaşam tasavvurunun kapılarını açıyor.”
BKM Organizasyonu ve Maximum Kart ana sponsorluğunda gerçekleştirilen İstanbul Komedi Festivali kapsamında İngiliz komedyen Sean McLoughlin’in tek kişilik gösterisi, 12 Kasım Pazar akşamı Maximum Uniq Box’ta izleyicilerle buluşacak.
After Life dizisi ile ses getiren Rick Gervais’in turnesinin de açılışını yapan Sean McLoughlin; Live At The Apollo, Mock The Week, Kevin Hart’ın LOL Network’ü, Russell Howard’ın Stand-Up Central programlarında yer aldı. Komik ve keskin stand-up gösterileri ile beğeni toplayan McLoughlin; sık sık sitcom senaryoları, kısa filmler, canlı şovlar, büyük TV ödül törenleri ve çok sayıda panel şovu için yazar olarak da yer aldı. İki komedi albümü yayımlayan komedyenin “Failing Better” adlı podcast’i de bulunuyor.
12 Kasım Pazar akşamı Maximum Uniq Box’ta gerçekleşecek Sean McLoughlin’in tek kişilik gösterisinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
The Letter Art Gallery tarafından düzenlenen misafir sanatçı programı Atelier’in üçüncü edisyonunu sergi günleri ile 10-25 Kasım tarihleri arasında İzmir’de yer alan Goyahub Corner’da sanatseverlerle buluşacak.
Sergi ile Atelier’in üçüncü edisyonuna katılan genç sanatçılar Ayça Su Değirmenci, Ece Yücel, Sümeyye Bıyıklı ve Yağmur Yıldız’ın altı hafta boyunca paylaşımlı atölye alanında ürettikleri çalışmaları izleyici karşısına çıkacak.
Ayça Su Değirmenci, Carl G. Jung’a referanslar başta olmak üzere psikolojik, mitolojik, sembolik, ezoterik/mistik ve fantastik unsurları çalışmalarına dahil ediyor. “İzleyicinin bilinçdışını harekete geçirmek” amacıyla çalışmalarını gerçekleştirirken rüyaya ait imgeler, otomatik çizim ve yazıyı kullanıyor. Değirmenci’nin işlerinde, izleyicinin de kendini görmesini, kendi gölgesiyle yüzleşmesini ve kişisel gölgelerin oluşturduğu kolektif gölgenin zararının ancak bireysel değişimden gelen kolektif değişimle önlenebilir olduğu vurgulanıyor.
“Resim yapmak fazlaca kişisel, haylaz ama kesinlikle sürükleyici. Fırça darbelerinin tadı olması, başkalarının algılarına değebilecek potansiyeli gösteriyor. Ben de bunu amaçlıyorum, dışarı ile bakabilmeyi” diyen Ece Yücel, Atelier’de gelenekselden sıradana, bağlantı kurduğu çeşitli obje ve canlıları kullanarak içinde sıkışıp kaldığı duygu ve rüyaları imgelemlerine davet ediyor.
Doğa ve ölüm kavramlarını birleştirerek kendi duygu dünyasındaki anlamları, kullandığı malzemelerle izleyiciye sunan Sümeyye Bıyıklı, eserlerinde doğa etkisi/izlenimi sunan genç sanatçı, etkiyi arttırmak adına daha çok keçe, ip, kına vb doğal malzemeler kullanıyor. Atelier’de, yakın zamanda kaybettiği babaannesinin sağlıklı zamanlarını örgü ve iplerle geçirdiğine tanık olduğu için ip onun için devamlılığın ve yaşamın sembolü hâline geliyor.
Yağmur Yıldız, çalışmalarında daima ele aldığı ve çocukluğunu gözlemleyerek geçirdiği gökyüzü ve doğayı izleyiciye yansıtmayı amaçlıyor. Yıldız’ın Atelier’de gerçekleştirdiği çalışmalar, doğanın söylediklerini anlamak için bakışı dönüştürme üzerine odaklanıyor. Doğadan ilham alarak, çalışmalarında insanın içselleştirmesi gerektiğine inancıyla “olduğu gibi olma” ve “öze dönme” hissiyatlarını esas alıyor.
Adres: 874. Sk. 17 H, Kemeraltı Antikacılar Çarşısı, Konak/İzmir
Künye: Sümeyye Bıyıklı, Sondan Başlangıca, 2023, kumaş üzerine karışık teknik
Prof. Gina Rippon’ın insan beyninin kadın beyni ve erkek beyni olarak sınıflandırılmasının biyolojinin aksine ikili atanmış cinsiyet sistemi yüzünden olduğunu anlattığı çalışması Cinsiyetlendirilmiş Beyin - Kadın Beyni Efsanesini Paramparça Eden Yeni Sinirbilim, Murat Can Mutlu’nun çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
Prof. Rippon hormon çalışmalarından sosyal davranış çalışmalarına kadar birçok farklı alanda yapılan araştırma bulgularını değerlendirerek bu kitapta şu soruya hayır cevabını veriyor: “Yüzyıllar boyunca, farklı beyinlere sahip oldukları için erkeklerle kadınların farklı yeteneklere, farklı mizaçlara ve farklı toplumsal konumlara sahip oldukları söylenegelmiştir. Erkekler kadınlardan üstündü; çünkü kadın beynine değil de erkek beynine sahiptiler. “Kadınlar harita okuyamazdı, erkeklerse aynı anda birden fazla işi yapamazdı.” Çünkü “biyoloji kaderdi” ve bundan kaçış yoktu. Peki, biyoloji gerçekten de kader miydi?”
On dokuzuncu yüzyılda yapılan beyin incelemelerinden beri “kadın beyni” ile “erkek beyni” ayrımı, verili gerçek olarak kabul edildi. Araştırmaların neredeyse tamamı bu “gerçeği” biyolojik bir temele oturtacak şekilde tasarlandı, sonuçların yayımlanması ve yorumlanması da bundan payına düşeni aldı. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında geliştirilen yeni teknolojiler ise sadece yetişkinlerin değil, yeni doğanların beyinlerini dahi detaylı bir şekilde inceleme imkânı sağladı. Günümüzde daha tarafsız bir şekilde tasarlanan ve yorumlanan çalışmalar doğumdan itibaren bebeğin maruz kaldığı toplumsal süreçlerin en az biyoloji kadar önemli olduğunu ortaya çıkarmakta.
Bora Uzer, “I Will Find You” (Seni Bulurum) isimli yeni şarkısını kurduğu OJO Plak Şirketi etiketiyle yayımladı.
Son beş senedir yurtdışında yaşayan multi-enstrümantalist Bora Uzer, markası OJO’yu bir üst seviyeye taşıyarak OJO Plak Şirketi’ni hayata geçirdi. Şirketten yayımladığı ilk şarkısı “I Will Find You”, piyano ağırlıklı enerjik davulları ve büyüleyici özgün vokalleri bir araya getiriyor.
Bora Uzer, İbiza’da ünlü DJ’leri ağırlayan Blue Marlin’de, OJO partileri ile iki yazdır dinleyicilerle buluşuyor. Uzer’e OJO partilerinde, bu zamana kadar; Nick Warren, Adam Ten, Deer Jade ve Eelke Kleijn gibi ünlü DJ’ler Uzer’e eşlik etti. “OJO” etkinlik serisi ve plak şirketi; Uzer’in vizyonunun ve dünya görüşünün manifestosu, yaşam tarzı ve giderek zorlaşan bu dünyaya olan olumlu katkısı olarak dinleyici karşısına çıkıyor.
Bora Uzer’in “I Will Find You” (Seni Bulurum) isimli yeni şarkısını buradan dinleyebilirsiniz.
Kâr amacı gütmeyen sanat ve etkileşim alanı YUNT, Emre Zeytinoğlu’nun küratörlüğünü üstlendiği “Şehir Nerede?” başlıklı sergi ile açıldı.
Muratcan Sabuncu kuruculuğunda, Sergen Şehitoğlu sanat danışmanlığında, Sultanbeyli’de açılan YUNT, toplumun sanatsal etkinliklerle karşılaşma olanaklarını arttırmayı amaçlıyor. Sergi ve etkinliklerin yanı sıra eğitim programı ve desteklediği yayınlar ile sanatsal üretime katkıda bulunmayı hedefliyor. Prof. Dr. Eva Şarlak’ın akademik danışmanlığında düzenlenen seminer, konuşma programı ve teşvik politikası ile sanat üretimini ve entelektüel düşünceyi destekliyor.
Emre Zeytinoğlu’nun küratörlüğünü üstlendiği “Şehir Nerede?” sergisi 4 Şubat 2024 tarihine kadar sanatseverlerle buluşuyor. İstanbul’a nostaljik yaklaşımların ya da geleceğe ait iyileştirici düşüncelerin dışında, şehrin bugünkü gerçeği üzerinden hareket eden sergi; M. Cevahir Akbaş, Setenay Alpsoy, Sercan Apaydın, Can Aytekin, Antonio Cosentino, Mustafa Duymaz, Ahmet Elhan, Murat Germen, Sinan Logie, Mustafa Pancar ve Rüçhan Şahinoğlu’nun eserleri yer alıyor.
“‘Merkez-çevre’ ayrımının silikleşmeye başladığı şehirde, artık ne ideal bir ‘İstanbullu’dan ne oraya sonradan gelen ve o ‘kültüre yabancı olduğu ileri sürülen’ arasındaki ayrımdan ne de ‘eski İstanbul görüntüleri’nin tekliğinden söz edilebilir.
Sergide yer alan sanatçılar, ortaya koydukları yapıtları ile bize yeni bir ‘İstanbul gerçeği’nin düşünülmesi gerektiğinden söz etmektedirler. Şehrin bilinen simgeleri yerine, günümüz sisteminde işlev kazanmış yeni yapıların, meydanların, mahallelerin ve şehirdeki farklı grupların görüntüleri ile karşılaşırız. İstanbul’da bir yandan var olan kültürel yapı ile bugünün yenilerinin buluştukları ve ayrıştıkları durumlar ortaya konulmaktadır.
Sonuçta, bu sanat alanı da tam bu durumları içeren bir ‘yer’de bulunmaktadır ki bu yüzden, açılış olarak böyle bir sergiyle başlanması, hem o ‘yer’in izleyicisiyle bir yakınlık kuracak, merkez-çevre ayrımını ortadan kaldıracak hem de mevcut ‘metropol mantığı’ üzerine bir düşünme pratiği başlatabilecektir.”
“Şehir Nerede?” sergisi kapsamında hazırlanan, katılımcıları şehrin sınırlarını yeniden düşünmeye davet eden “Şehrin Sınırlarını Yeniden Düşünmek” başlıklı konuşma programı, şehir üzerine düşünme pratiklerini yaygınlaştırmayı hedefliyor. Prof. Dr. Eva Şarlak moderatörlüğünde gerçekleştirilecek dört oturumda, şehir plancısı Murat Güvenç, felsefeci Güncel Önkal, mimar ve kent tarihçisi Pınar Erkan ve edebiyatçı Nedret Öztokat Kılıçeri, şehrin sınırlarını farklı yönlerden ele alacak. Her oturum ayrı bir alt başlık altında gerçekleşecek ve katılımcılarla oturum öncesi okuma önerisi paylaşılacak.
Program:
18 Kasım 2023 Cumartesi 15:00 Prof. Dr. Murat Güvenç – “Zaman İçerisinde Şehrin Sınırlarında Neler Oldu”
16 Aralık 2023 Cumartesi 15:00 Prof. Dr. Güncel Önkal – “Ayrışma ve Farklılaşma Mekânı Olarak Kent”
13 Ocak 2024 Cumartesi 15:00 Prof. Dr. Pınar Erkan – “İstanbul Bu Asfaltın Altında”
3 Şubat 2024 Cumartesi 15:00 Prof. Dr. Nedret Öztokat Kılıçeri “Yer Algımızın Nesnesi Olarak Şehir”
Murat Daltaban’ın tasarladığı ve yönettiği, Cumhuriyet döneminde yazılmış romanlardan seçilen 100 romanın 100 tiyatro öğrencisi tarafından bir gün içinde okunacağı “yüz yıllık SÖZ” isimli canlı okuma performansı 12 Kasım’da Nilüfer Kent Tiyatrosu’nun Balat Atatürk Ormanı’ndaki Ormandaki Kulübe’sinde gerçekleşecek.
Nilüfer Belediyesi’nin Cumhuriyet’in 100. Yıl kutlamaları kapsamında gerçekleşecek okuma performansı için Türkiye’nin tüm tiyatro okulları ve konservatuvarlarından öğrenciler davet edildi. Daltaban tarafından oluşturulan 100 romanlık seçki ile bir “yüz yıllık SÖZ” kütüphanesi oluşturuldu. Nilüfer Kent Tiyatrosu performans yürütücü ekibinin ve izlemek için alanda bulunan seyircilerin o gün göstereceği yüksek kondisyon, direnç ve mücadelesine de bağlı olarak tüm kitapların tamamının okunması ile tamamlanacak.
“yüz yıllık SÖZ” performansı Nilüfer Kent Tiyatrosu’nun Balat Atatürk Ormanı’ndaki Ormandaki Kulübe’sinde, saat 13.00’de tüm romanların aynı anda okunması ile başlayacak. Bu uzun soluklu performansı deneyimlemek isteyen herkes, başlangıç saatinden itibaren diledikleri zaman katılım gösterebilir. Etkinlik ücretsiz ve herkesin katılımına açık olacak.
Murat Daltaban, “yüz yıllık SÖZ” Performansını şöyle tarif ediyor;
“Performans sanatı, sanatçının bedenini ve varlığını kullanarak yapılan canlı sanat eseridir. Sanatçılar izleyicinin önünde doğrudan eyleme geçerek, zaman ve mekânın sınırlarını zorlayan etkileşimli bir deneyim sunar, geleneksel sanat anlayışının ötesine geçerek, izleyiciyle doğrudan iletişime geçer ve onların duygu ve düşüncelerini harekete geçirir. Edebiyat ise roman kahramanları aracılığıyla dönemin tarihi, sosyolojisi ve psikolojisi konusunda bizi bilgilendirir ve bu sayede geçmişi daha iyi anlamamızı sağlar.
Bu performans, izleyicilerine sanat, tarih ve sosyoloji açısından zengin bir deneyim sunmayı ve romanların içinde yaşayan karakterlerin dünyasına adım atmalarını hedefliyor. Performans sanatçılarının, konservatuvar öğrencilerinden seçilmesi, onların birbiriyle sanatsal ilişkisi ve bir sanatçı olarak sanat eserlerini gelecek nesillere taşıma görevlerini vurguluyor. Açık havada, pastoral bir mekanda gerçekleştirilecek olan performans, hikaye anlatıcılığının kökenindeki doğa-insan ilişkisinden güç alıyor.
“yüz yıllık SÖZ” performansı, Cumhuriyet dönemi 100 romancının eserlerini, sanatçıların eliyle yazılmış “gerçek” tarihi bugünün genç sanatçılarıyla bir araya getirecek, eserleri gençler aracılığıyla topluma emanet edecek, açık havada ve zamana karşı bir mücadele ile sürecek, nefes alan, yaşayan, güçlü bir performans olacak. ”
Norveçli yazar Erlend Loe’nin 2013’te kaleme aldığı, İstanbul seyahatinden Oslo’ya dönen bir yaşlı şaire dünyada bir nefeslik alan açtığı romanı Mal Sayımı, Dilek Başak’ın çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
Mal Sayımı’nın başkarakteri Nina Faber, coşkulu bir Erlend Loe karakteri. Boğaziçi’ni izlerken şiirine yeni kelimelerle sarılmış bir şair. İstanbul seyahatinden Oslo’ya dönüp yeni şiir kitabını çıkarıyor ama olaylar beklediği gibi ilerlemiyor. Şiirlerinin aksı gibi, önce dağılıyor, azalıyor, yankılarla çoğalıp sonra bir doruk noktasında uçuşa geçiyor.
“Nina Faber’in 1970’li yıllarda İskandinav Konseyi Edebiyat Ödülü ’nü almış olması gerektiğini düşünenler vardı. Nina kendi halinde iyi bir şairdi, ancak zamanın zoraki siyasi tınılarına hiçbir zaman yeterince ayak uyduramamıştı. Başkaları Mao üzerine yazarken Nina orkideler, yusufçuğun kanatlarındaki desenler, hiç gitmediği şehirlerin havaları üzerine yazardı. Bu değerli edebiyat ödülü, özellikle de para ödülü, hep başkalarına gitmişti. Danimarkalılara, Finlilere, İsveçlilere, yetmezmiş gibi bir de İzlandalılara... Nina’nın hem tanınmaya hem de paraya ihtiyacı vardı. Muhtemelen diğerlerinin de. 80’li yılların deneysel biçimlerinin karşısında Nina’nın kırılgan şiiri kaybetmeye mahkûmdu, hele hele 90’lı yılların sofistike iki üç katmanlı meta anlamları karşısında hiç şansı yoktu. Yeni yüzyılın başlangıcında muhtemelen ona da tekrar bir yer açılabilirdi ama kendine güveni azalmıştı ve Nina’yı tanıyanlar zamanının artık geçtiğine ikna olmuşlardı. Rahat rahat çalışamıyordu, yolunda gitmeyen çok şey vardı. Oğluyla kavgalıydı, dostlarına dargındı ve genel olarak hayatın ona tatsız davranmasından dolayı hayal kırıklığına uğramıştı.” (Kitaptan bir bölüm)