
Güney Koreli yazar Hwang Bo-reum’un kitapların hayatımızın dönüm noktalarında unutulmuş bir cümle ya da yıllar öncesinden gelen bir hikâye ile bize nasıl rehberlik edebileceğini gösteren kitabı Hyunam-Dong Kitabevi, Nilay Özeser çevirisiyle Athica Yayınları’ndan çıktı.
Kore’de çok satanlar arasında yerini alan kitabın baş kahramanı Yeongju, bir zamanlar bozulan çocukluk arkadaşlığını onarmak için kendini okumaya adar ve “ruhunu emen” bir hayattan kaçmak için sakin bir mahallede bir kitapçı açar. Yeongju, yeni bir kitapçı olmanın getirdiği birçok zorlukla boğuşur. Kitapçı sevmediği kitapları satmalı mı? Müşteriye kitap tavsiye etmenin ilkeleri nelerdir? Kitabevini ticari bir mekandan kültürel bir mekana nasıl dönüştürebilir?
“Youngju her şeyi doğru yapmıştır; üniversiteye gitmiş, düzgün bir adamla evlenmiş, saygın bir işe girmiştir. Sonra bir anda her şey altüst olur. Tükenmişlik hissiyle eski hayatını terk eder, zirvedeki kariyerini bırakır, kocasından boşanır ve hayalinin peşinden gider. Bir kitapçı dükkânı açar...
Youngju ve müşterileri, Seul’ün şirin bir mahallesinde kitapların arasına sığınırlar. Yalnız bir baristadan evli ama mutsuz bir ev hanımına ve Youngju’da özel bir şeyler olduğunu gören yazara kadar hepsinin geçmişinde hayal kırıklıkları vardır. Hyunam-Dong Kitabevi zamanla onların, hayatı nasıl yaşamaları gerektiğini öğrendiği yer hâline gelir.”
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), Borusan Sanat ve La Scala Tiyatrosu Akademisi tarafından organize edilen 10. Leyla Gencer Şan Yarışması için başvurular başladı.
Türkiye’nin uluslararası çaptaki tek şan yarışması olan Leyla Gencer Şan Yarışması, 20. yüzyılın en önemli sopranolarından, tüm dünyanın “La Diva Turca” olarak tanıdığı Leyla Gencer’in onuruna gerçekleştiriliyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), Borusan Sanat ve La Scala Tiyatrosu Akademisi tarafından organize edilen 10. Leyla Gencer Şan Yarışması’na başvurular 3 Mayıs’a kadar devam edecek. Jüri başkanlığını Stéphane Lissner’in üstleneceği yarışmanın ön elemeleri mayıs-haziran aylarında, final serisi ise 22-27 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek.
10. Leyla Gencer Şan Yarışması'nın, Stéphane Lissner’in başkanlık edeceği jürisinde Viviana Barrios (Deutsche Oper Berlin Yardımcı Sanat Direktörü), Alessandro Galoppini (La Scala Tiyatrosu Cast Direktörü), David Gowland (İngiliz Kraliyet Operası Jette Parker Genç Sanatçılar Programı Sanat Direktörü), Badri Maysuradze (Tenor, Tiflis Devlet Opera ve Balesi Sanat Direktörü) ve Carlo Tenan (Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası Sanat Yönetmeni ve Sürekli Şefi) yer alıyor. Leyla Gencer’in onuruna düzenlenen yarışma, 2008’deki vefatına kadar bizzat kendisinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Yarışmanın ön elemeleri, mayıs ayının ikinci yarısında Londra, Berlin, Milano ve Napoli’nin ardından; haziran ayının ilk yarısında Tiflis ve İstanbul’da gerçekleştirilecek. Adaylar ayrıca canlı ön elemelere katılmak yerine başvuru sırasında video kayıtlarını internet üzerinden yükleyerek de ön elemeye katılmayı seçebilecekler. Ön eleme sonuçları ise yarışmanın sitesinden 1 Temmuz Pazartesi günü açıklanacak. Final serisi ise 22-27 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek.
18-32 yaş arası tüm ses gruplarından şancılara açık olan yarışmada birinci olan yarışmacı 7.500 €, ikinci olan yarışmacı 4.000 € ve üçüncü olan yarışmacı ise 2.500 € ile ödüllendirilecek. 1.500 € değerindeki Leyla Gencer Halk Ödülü’nün sahibi ise finalde dinleyicilerin oylarıyla belirlenecek. La Scala Tiyatrosu Akademisi’nden üç aylık eğitim bursu ödülü, La Scala Tiyatrosu Akademisi Özel Ödülü ile sahibini bulacak. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası Özel Ödülü verilecek olan yarışmacı, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşliğinde bir konser vermeye hak kazanacak. İngiliz Kraliyet Operası Jette Parker Genç Sanatçılar Programı Özel Ödülü’nün sahibi olacak finalist İngiliz Kraliyet Operası’nda bir hafta boyunca en az beş eğitim seansı almaya hak kazanacak. Deutsche Oper Berlin ve Tiflis Devlet Opera ve Balesi’nin Özel Ödülleri ile de birer finalist bu operaların bir yapımında rol alacak.
10. Leyla Gencer Şan Yarışması hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Finnegan Downie Dear yönetiminde, Alexandra Conunova'ya, 18 Ocak Perşembe saat 20.00'de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde eşlik edecek.
“Romantizmin Işıltısında” başlıklı konserin konuk şefi, Cambridge Üniversitesi ve Kraliyet Müzik Akademisi gibi iki saygın kurumdan başarıyla mezun olan Finnegan Downie Dear olacak. Mahler Şeflik Yarışması birinciliğinin ardından adından “açık yüreklilikle eşsiz bir zihnin mükemmel birleşimi” olarak söz ettiren Dear, geçtiğimiz sezonda Staatskapelle Berlin, Camerata Salzburg ve Gothenburg Senfoni orkestralarıyla da çalıştı. Konserin solisti ise sıcak tonu ve akışkan virtüözitesi ile Joseph Joachim Keman Yarışması 2012 birincisi Alexandra Conunova olacak. Paris Orkestrası, Mahler Oda Orkestrası, Suisse Romande ve Rus Ulusal Orkestrası gibi topluluklarla konserler veren Conunova, BİFO ile ilk kez buluşacağı bu konserde, yaşadığı dönemin fırtınalı ruh hâllerini, anavatanının renkleri, şiirleri ve ezgileriyle zenginleştirerek eşsiz bir müzik dili yaratan Çaykovski’nin inceliklerle bezenmiş Re Majör Keman Konçertosu’nu seslendirecek. BİFO, konserin ikinci yarısında ise Çaykovski’nin teknik ve düşünsel açıdan en derin yapıtlarından biri olan “Pathétique Senfoni”sini ve Ravel’in “Couperin’in Mezarı” yapıtını dinleyicilerle buluşturacak. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Jess Baker ve Rod Vincent’ın aşırı vericilik ve dozu kaçmış empati hâlini A’dan Z’ye ele aldıkları, yardım etme psikolojisine dair yepyeni bir bakış açısı ortaya koydukları kitapları Süper Yardımcı Sendromu - Şefkatli İnsanlar İçin Hayatta Kalma Rehberi, E. Gülsen Yüksel’in çevirisiyle Timaş Yayınları’ndan çıktı.
Başkalarının ihtiyaçlarını daima kendinizinkilerin önüne mi koyuyorsunuz? Herkese yardım eli uzatırken kendinize hiç zaman ayırmıyor ve nihayetinde tükenmiş mi hissediyorsunuz? Peki ya hayır demek sizin için imkânsız mı? Öyleyse “süper yardımcı” olma ihtimaliniz yüksek. Baker ve Vincent, yardım etme mekanizmasının yanlış işlemesine neden olan mantıktan uzak inançları masaya yatırırken zihin ve beden sağlığını olumsuz yönde etkileyen bu aşırılık hâlinin nasıl düzeltilebileceği ve sağlıklı sınırlar inşa edilebileceği hakkında okura ipuçları ve yönlendirmeler sunuyor.
Bu kitap okura, Süper Yardımcı Sendromu'nun tükenmişlik, suiistimal, aşırıya kaçan özeleştiri gibi olası sonuçlarından kaçınabilmesi için yardım etmeye dair sağlıklı bir düşünce yapısı kurmada yardımcı oluyor; "Nasıl hayır diyebilirim?", "Nasıl sağlıklı sınırlar inşa edebilirim?", "Kendime şefkat göstermeyi nasıl öğrenebilirim?" gibi sorulara cevap veriyor. Okurun kendi "yardım eden" profilini belirlemesi ve analiz etmesi için her bölümde çeşitli etkinlikler/alıştırmalar sunuyor.
Fatih Kızılcan’ın “R | L” başlıklı kişisel sergisi, 16 Ocak-17 Şubat tarihleri arasında Maçka Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Fatih Kızılcan’ın Maçka Sanat Galerisi’ndeki “Monoton-Monokrom” başlıklı sergisinin ardından açılan “R | L”, izleyiciyi sağ - sol beyin farkları ve yakınlaşması üzerine düşünmeye davet ediyor. Kızılcan, sergide yer alan yeni yapıtlarında günümüz insanı ve içinde yer aldığı zorlu dünyanın kendisine ilettiği türlü sosyal, psikolojik durumlar karşısında maruz kaldığı hâlleri, eleştirel, figüratif ve dışavurumcu, fantastik kompozisyonlarıyla izleyicilere sunuyor.
“‘Bütün organlarımız çift, öyleyse beynimiz de çift olmalı.’ diyen René Descartes (1596- 1650) henüz anatomik çalışmalar keşfetmeden önce bugünlerde üzerinde sıkça konuştuğumuz sağ beyin-sol beyin farkındalığını ön görmüştür. Biz farkına varmadan önce sol beyin daha yaşlı olan sağ beyin üzerindeki hakimiyetini çoktan koymuştur. Bunu da yazıyla, konuşarak ve ad vererek yapmıştır.
‘Metaforik olarak anlatırsak sol beyin dosdoğru gider. Sağ beyin yayılarak gider. Sol beyin hedefe doğru hızlıca giderken her şeyi soyutlamak, özetlemek zorundadır. Ona göre dört bacaklı her şey sandalyedir. Hangi tahtadan yapıldığı, hangi yüzyıldan kaldığının da önemi yoktur. Sandalyenin kokusu da yoktur. Üzerine oturduğunda onu görmez zaten masadaki ekrandaki rakamlar ilgisini çeker. Bir süre sonra kâğıdın hışırtısı da kalmamıştır. Mektup yazmakla da vakit kaybetmez mail atar ya da WhatsApp’tan mesaj gönderir karşısında oturan, orada buluştuğu sevgilisine… Kalemin kâğıt üzerinde çıkardığı ses, sevgilinin kokusu yoktur iletide. Koku yoksa duygu da olmaz.’ diyen Fatih Kızılcan’ın yapıtları, alışıldık tuval-fırça veya desen-kâğıt ilişkisiyle değil, kendisinin erken 20. yüzyıl psikoloji biliminden gelen Gestalt kuramına dayandırdığı betimleme tekniği ile öne çıkıyor. Karanlık zeminden silme yolu ile çalışan Kızılcan, kuramsal dayanağı ‘Ortaya Çıkış’, ‘Cisimleştirme’, ‘Çoklu Stabilite’ ve ‘Değişmezlik’ gibi anahtar ilkelere dayalı Gestalt kuramına kavramsal yönde sadık çalışmaları ile bu fenomeni canlandırdığına ve bu yolla kafasındaki imgelere daha kolay erişebildiğine inandığını dile getiriyor. ‘Silerken, diyelim ki en ışıklı yerden başlıyoruz, bir figürün alnını siliyoruz. O sırada kaşlar belirmeye başlıyor kendiliğinden. Arkeolojik bir kazıda üzerindeki toprağı süpürüyormuşsunuz gibi tanıdık yüzler alttan beliriyor.’”
Barbara Kosmowaka’nın kendi yeteneklerine inanmaya, hayal gücüne ve hiçbir şeyin yok edemeyeceği nine ile torun bağına dair dokunaklı hikâyesi Ninesinin Şifacısı, Osman Fırat Baş’ın çevirisiyle Can Çocuk’tan çıktı.
Emilia Dziubak’ın resimlediği Ninesinin Şifacısı, gücünün ve yeteneklerinin farkında olmayan 9 yaş ve üzeri okurlara sesleniyor.
“Sıra dışı biri olan Mini Nine, uzun ömrü boyunca tüm dünyayı dolaşmış, ama hiçbir yerde çok uzun süre kalmamıştır; ta ki rahatsızlığı sebebiyle Erik ve ailesinin yanına taşınması gerekinceye kadar... Mini Nine bitkiler hakkında neredeyse her şeyi bilir, anlatacak hikâyesi hiç bitmez. Erik anneannesini çok sever, ikili bol bol sohbet eder, birbirlerini çok iyi anlarlar.
Kendi gücü ve yeteneklerinin farkında olmayan Erik, çekingen bir çocuktur ve pek fazla arkadaşı yoktur. Mini Nine’nin etkisiyle Erik, yavaş yavaş kendine güvenmeye başlar.
Fakat ne yazık ki işler her zaman istediğimiz gibi gitmez. O gün gelip de Erik ninesinin kaybıyla yüzleşmek zorunda kaldığında ne yapacaktır? Ninesinden yadigâr bilgelik, kendi değerini anlamasına, yeni arkadaşlar edinmesine ve büyümenin güzel yanlarını keşfetmesine yetecek midir?”
İstanbul Modern’in Renzo Piano imzalı yeni binası, dünyanın önde gelen mimarlık ve tasarım dergilerinden Architectural Digest’in belirlediği “2024’ün Harika Eserleri” listesinde yer aldı.
İstanbul Modern’in yeni müze binası Architectural Digest’in her yıl açıkladığı ve “Harika Eserler" (Works of Wonder) listesi olarak da bilinen “2024 WoW List”inde yer aldı. Yapı, günümüzün en cesur mimari ve tasarım örneklerinin yer aldığı 18 yapı arasına girdi. Listede açılışı büyük ses getiren ve dünyanın en büyük LED küresi olarak tanımlanan Las Vegas’taki Sphere’den Madrid’deki Kraliyet Koleksiyonları Galerisi ve Hiroşima’daki Simose Sanat Müzesi’ne, dünyanın dört bir yanından 18 yapı yer alıyor.
Kaynak: Architectural Digest
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, 27 yıldır Garanti BBVA sponsorluğunda düzenlenen ve bu yıl 31’incisi 3-18 Temmuz’da gerçekleştirilecek İstanbul Caz Festivali’nden ilk iki isim açıklandı. İki Grammy ödüllü Gregory Porter 8 Temmuz’da, “Wicked Game”, “Blue Hotel” gibi şarkıları ile tanınan müzisyen Chris Isaak ise 12 Temmuz’da sahne alacak.
İstanbul Caz Festivali’nde kapsamında konser verecek Gregory Porter ve Chris Isaak için avantajlı dönem biletleri, 17 Ocak Çarşamba günü %25’e varan indirimle İKSV Lale Kart üyeleri için başlayacak öncelikli satış döneminin ardından 19 Ocak Cuma günü Passo’da genel satışa çıkacak.
Çocukluk döneminden bu yana beslendiği country, gospel ve blues’un yanı sıra caz, R&B ve funk arasında seyreden ayırt edici tarzıyla tanınan Gregory Porter, 8 Temmuz Pazartesi akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. Dr. Martin Luther King’i anlattığı “1960 What?” şarkısıyla hafızalara kazınan Porter, 2014’te Liquid Spirit ile, 2017’de Take Me to the Alley ile “En İyi Caz Vokal Albümü” dalında Grammy’ye layık görüldü. BBC’nin “endişe verici biçimde az rastlanan, ender bir tür” olarak tanımladığı Gregory Porter’ın Liquid Spirit albümü tarihin en çok dinlenen caz albümü olarak kayda geçti.
“Wicked Game”, “Blue Hotel” gibi hit parçalarıyla tanınan ünlü müzisyen Chris Isaak ise 12 Temmuz Cuma, Garanti BBVA’nın gösteri sponsorluğunda, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda konser verecek. Chris Isaak’ın kariyerinde önemli bir dönüm noktası olan “Wicked Game”, David Lynch’in 1990 yılında yayımlanan ünlü Wild At Heart filminde de yer aldı. Ardından Chris Isaak müziğinin zamansız olduğunu “Blue Hotel” ve “Baby Did A Bad Bad Thing” gibi hitlerle birçok defa kanıtladı. Rock, rockabilly, soul, folk, pop ve country türlerinden ödünç olsa da daha ilk notasında kendi tarzını ortaya koyan şarkılarıyla Isaak, neredeyse 40 yıllık kariyerine iki Grammy adaylığı, bir platin plak, on üç stüdyo albümü, on iki tekli, sayısız kapalı gişe konser ve birçok film müziği sığdırdı.
Haruki Murakami’nin edebiyat yolculuğunun önemli izleklerinden birini temsil eden, dört kitaptan oluşan Fare Dörtlemesi kitabı Doğan Kitap’tan çıktı.
Gençlik, aşk, edebiyat, gizem, yalnızlık, kayıp duygusunu bir arada sunan kitap içerisinde yer alan eserler Rüzgârın Şarkısını Dinle (Çev.: Ali Volkan Erdemir), Pinball 1973 (Çev.: Ali Volkan Erdemir), Yaban Koyununun İzinde (Çev.: Nihal Önol), Dans Dans Dans (Çev.: Ali Volkan Erdemir).
Başlarda “Fare Üçlemesi” olarak anılan seri Rüzgârın Şarkısını Dinle, Pinball 1973 ve Yaban Koyununun İzinde’den oluşur. Bu üç kitabı birbirine bağlayan, anlatıcı kahramanın arkadaşı “Fare”dir. Ama Yaban Koyununun İzinde’de Fare ortadan kaybolur. Yerine Koyun Adam’ı bırakır. Ve Koyun Adam hikâyeyi bir sonraki kitap olan Dans Dans Dans’a bağlayarak seriyi bir dörtleme hâline getirir.
Ayvalık’ta bulunan 200 yıllık tarihi zeytinyağı fabrikası kapsamlı bir restorasyon sonucunda Ayvalık Rahmi M. Koç Müzesi olarak 19 Ocak’ta kapılarını açacak.
Koleksiyonunda dünya endüstri tarihinden örneklerin yer aldığı müzede arkeolojik eserler de görülebilecek. Türkiye’nin ulaşım, endüstri ve iletişim tarihindeki gelişmeleri yansıtan ilk ve tek sanayi müzesi Rahmi M. Koç Müzesi, İstanbul, Ankara ve Cunda’daki üç müzenin ardından Ayvalık Rahmi M. Koç Müzesi’nde de dünya endüstri tarihinin seçkin örneklerini ziyaretçileriyle buluşturacak.
Ayvalık Rahmi M. Koç Müzesi’nin giriş katında klasik otomobiller, motosikletler, bebek arabaları, buharlı makine modellerinden oluşan kıymetli objeler yer alıyor. Binanın üst kat sergileme alanında ise birbirinden değerli lokomotif modelleri, oyuncaklar ve denizcilik ile ilgili objeler bulunuyor. İstanbul, Ankara ve Cunda Rahmi M. Koç Müzeleri’nin bir benzeri gibi oluşturulan koleksiyonda ayrıca çeşitli arkeolojik eserler de izleyicilerle buluşuyor. 200 yıllık geçmişiyle Ayvalık’ın en önemli endüstriyel miraslarından biri olan bina, yapım teknikleri korunarak restore edildi.
19’uncu yüzyılda kentte inşa edilen avlusuz tipteki fabrikaların mimari özelliklerini yansıtan bir örnek olan yapı, fabrika binası, ızgara sistem yapı adaları ve bir doku içinde yer alan birbirini dik kesen sokaklarla çevrili. Yağhane ve sabunhane olmak üzere iki bölümden oluşan fabrika, kâgir duvarlar içine ahşap döşeme kirişler yerleştirilerek inşa edildi. Kuruluşundan itibaren 1950’li yıllarda en gelişmiş hâline ulaşan fabrika, 2000’li yılların başında kullanım dışı kaldı ve zamanla çeşitli tahribatlara uğradı. 2021 yılında RMK Kültür Faaliyetleri A.Ş. tarafından satın alındı ve Ark İnşaat A.Ş. tarafından yapının özgün malzeme ve yapım teknikleri korunarak onarımı gerçekleştirildi. Titizlikle yürütülen restorasyon çalışmasından sonra kültür sanat odaklı bir konseptle Ayvalık’a kazandırıldı.