
İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür AŞ’nin kamusal sergi alanı olan Taksim Sanat, Beral Madra küratörlüğünde hayata geçirilen “Kimlik Göstergeleri” başlıklı sergiyi 25 Şubat’a kadar sanatseverlerle buluşturacak.
Küratörlüğünü Beral Madra’nın, sanat danışmanlığını ise Ferhat Özgür’ün üstlendiği “Kimlik Göstergeleri” sergisi, 25 sanatçının resim, fotoğraf, video, heykel ve çeşitli teknikte yerleştirmelerini bir araya getiriyor. Sergide; Adil Öksüz, Ahmet Berkay Koçak, Ahmet Mansuroğlu, Alara Başar, Barış Kandemir, Büşra Aycı, Büşra Kuruçay, Ecem Özalp, Eda Nur Bulut, Elif Karagöz, Elif Şen, Emine Erdağ, Ercan Vural, Erdal Demir, İlhak Altıparmak, İrem Hatipoğlu, Metin Katırcılar, Nagehan Kutlu Beyhan, Nuray Çiçek, Özkan Işık, Semra Bayram, Sümeyye Aydemir, Yağmur Kevser Barutçu, Yaşar Can Öztürk ve Yeliz Akarsu’nun eserleri yer alıyor. Sanatçıların geleneksel resim ve imge üretme tekniklerini kullanarak ürettikleri eserlerden oluşan sergi, günümüzdeki görsel, ilişkisel anlatım ve estetikle hakikat arayışı olarak da değerlendirilen sanat üretimine odaklanıyor.
“Sanat yapıtları siyasal, ekonomik, kültürel gelişmeler bağlamında ülkelerin karşı karşıya kaldığı siyasal, ekonomik ve epistemolojik kriz olarak adlandırılan hakikat-sonrası (Post-Truth) süreçte oluşmaktadır. Bu bağlamda özgür ifadenin beslendiği sanat üretiminin günümüzdeki ve gelecekteki işlevi ve değerindeki değişim ve gelişmeleri izleyerek yorumlara ulaşmak toplumun zihinsel ve ruhsal gelişimi açısından yararlı oluyor. Sanat üretimi aynı zamanda bu sürecin içindeki bireysellik ve toplumsallık arasında kimlik olgusunun da görsel dille anlatımını içermektedir. Özellikle insan imgesi, insan yaşamı, kültürel yapılar, toplumsal yapılar ve çevre üstüne odaklanan yapıtlar bu anlatıma ışık tutuyor.
Bu sanatçıların yapıtlarında yaşadıkları dönemin siyasal, ekonomik, kültürel ideolojilerinin yarattığı kimliklerle bir karşılaşma ve bu ideolojilerin içinde ve çevresinde gerçekleşen kimliklenme ve özdeşleşme süreçlerine siyasal ve öznel açıdan ilgi duydukları ve bu konuları görsel tartışmaya açtıkları izleniyor. Bu geleneksel resim ve imge üretme tekniklerini kullanan resimlerde izleyiciler videolarda ve üç boyutlu yapıtlarda bu kuşağın Modern ve Post-modern sanatın bilgisini başarıyla taşıyarak sundukları kavramlar ve biçimlerin günümüzdeki sanat ideolojisinin ilişkisel estetik özelliğini içerdiğini benimsemeye davet ediliyor.”
Künye:
1. Alara Başar
2. Emine Erdağ
3. Ercan Vural
4. Yağmur Kevser Barutçu
5. Özkan Işık
6. Nagehan Kutlu Beyhan
Yönetmen ve yazar Can Evrenol’un doksanlar Türkiye’sini arka planına alarak tekinsiz köprü altlarında, boş sahil kasabalarında, insan beyninin içinde bile en beklenmedik durumlarla yüzleştirdiği kitabı Annemi Öldürdüğüm Hikâyeler, İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Bağımsız korku filmleri Baskın, Ev Kadını ve dizisi Çıplak ile tanınan Can Evrenol, Annemi Öldürdüğüm Hikâyeler gerçekliğin sınırlarında dolaşan ve uçuruma gözlerini dikenlerin ürkütücü anlarına odaklanan bir öykü kitabı.
Foucault’un Parrhesia - Gerçeği Söylemek kitabından sahneye aktarılan Parrhesia 2, 7 Şubat ve 17 Mart tarihlerinde Kadıköy Boa Sahne’de tiyatroseverlerle buluşacak.
Hakikati söylemek, korku, arzu ve mahremiyet gibi kavramları fiziksel anlatı ve imajlar eşliğinde tiyatro diline taşıyan ve ilk versiyonu 2019 sezonunda sahnelenen Parrhesia 2, Echoes Sahne ve Tiyatro Kast birlikteliğiyle, yeni versiyonuyla izleyici karşısına çıkıyor. Salih Usta’nın yönettiği oyunun oyuncu kadrosunda Çağıl Kaya, Can Güvenç, Deniz Ekinci, Gülnara Golovina, Melike Kutluer, Münibe Millet ve Salih Usta yer alıyor. Oyun, boş alanda metin, ışık ve bedenlerle içinde yaşadığımız çağı ve hakikat kavramını mercek altına alıyor.
Parrhesia 2 oyununun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Pi Artworks İstanbul, Osman Dinç’in “Göz Kuşak’ı Altında” başlıklı kişisel sergisini 3 Şubat-23 Mart tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor.
Osman Dinç’in eserleri, Minimalizm ve Arte Povera’nın kesişim noktasında yer alıyor. Sanatçının ağırlıklı olarak çelik, cam ve ahşap heykelleri, zaman, mekân, insanlık ve kozmik düşünce arasında sezgisel olarak evriliyor; soyutlamaları, heykellerin herhangi bir döneme veya ideolojiye bağlı kalmamalarına olanak tanıyor.
Serginin adı “Göz Kuşak’ı Altında”, sergide yer alan fotoğrafları temsil ediyor. Bir damla çini mürekkebi kullanılarak oluşturulmuş bu görüntüler hem göz bebeğini hem de evrenin dört bir yanına dağılmış kara delikleri anımsatan formların benzerliklerini vurguluyor. Sanatçı için uzaydaki kara deliklerle göz bebeği arasındaki bağlantılar daha da ileri giderek bilim ve kuramsallığın alanına giriyor. Bir kara deliğe giren tüm ışık, hiçbir zaman geri dönmemek üzere emiliyor, hatta üst düzey bilim insanları bile bu ışığın nereye gittiğini belirleyemiyor. Benzer şekilde, ışık ilk olarak göz bebeğine girdiğinde kayboluyor ve gideceği yer belirsiz oluyor.
“Elbette göze giren ışık, davranışlarımızı etkileyen ve yönlendiren bilgi olarak algılanır. Bazı yeni teorilere göre kara deliğe giren ışık, galaksilerin oluşumunda önemli rol oynuyor. Bazı bilim insanları, kara deliğe giren ışık ışınlarının başka bir boyutta, başka bir evrende ortaya çıkarak varlık kazandığını savunmaktadır.
Her iki durumda da önemli olan, bilginin dönüşümü ve sürekliliğidir. Bir örnek: En basit atom olan hidrojen, evrenin oluşundan beri ne yapması gerektiğini bilir ve unutmaz. Ve bu bilgi aslında ölümsüz olan tek şeydir. Biz canlılar ölümsüz olmadığımız için unutma kabiliyetimiz vardır. Bu nedenle sanat eserlerim genel olarak unutulmuş ortak duyguların ve bilgilerin arkeolojik çalışmaları olarak değerlendirilebilir. Ne zaman ve hangi medeniyetlerde ne işe yaradığı bilinmeyen objeler ve aletler gibidir. Kendi hikâyelerini anlatan figüratif eserlerdir.”
Künye:
1. “Göz Kuşak’ı Altında” Sergisi
2. Osman Dinç, Ankara atölye, 2023
Yük romanının yazarı Monika Helfer’in zor şartlarda büyümeyi ve insanın köklerini arayışını anlattığı, bir yandan kendi çocukluğuna ve gençliğine de odaklandığı otobiyografik romanı Baba, Arzu Akay’ın Almanca aslından çevirisiyle Düşbaz Kitaplar’dan çıktı.
Monika Helfer, anneannesinin yaşamını kaleme aldığı Yük’ün ardından bu kez romanında dul ve edebiyat âşığı bir gazi olan babasının hayatını merkezine alıyor ve aynı zamanda savaş sonrası neslin portresini de gözler önüne seriyor. Helfer, eserinde Alman edebiyatında “Zeitsprung” olarak adlandırılan “zamansal sıçrama” metodunu kullanıyor. Savaşta bir bacağını kaybeden Josef’in hikâyesini, babalığı, savaş sonrası travması ve edebiyat tutkusu etrafında ele alan kitap, okurlara fiziksel ve psikolojik gelişime dair bir inceleme de sunuyor.
“İkinci Dünya Savaşı yıllarının Avusturya’sı. Lise mezuniyetine altı ay kala Rusya’ya cepheye gönderilen ve savaşın sonunda bedeninin bir kısmını kaybederek dönen Josef… Henüz çocukken ayaklarıyla düzleştirdiği toprak zemini defter olarak kullanan, yaş aldıkça evrenini kitaplarla ören bir aile babası. Bacak protezinin yanı sıra kitaplarına yaslanan bir adam. Köknar ağaçlarının çevrelediği bir bina. Binanın en üst katında, pencereyi açtığınızda içeriye reçine kokusunun sızdığı mütevazı bir kütüphane.”
Sinematek/Sinema Evi, Türkiye’de bugüne dek yapılmış en kapsamlı Chantal Akerman retrospektifi niteliğindeki ana programı ve “Marcello 100 Yaşında!” adlı Marcello Mastroianni seçkisi ile 30 Ocak-7 Nisan tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak.
Belçikalı yönetmen Chantal Akerman’ın 25 yaşındayken çektiği başyapıtı Jeanne Dielman, 23 Quai Du Commerce, 1080 Bruxelles, 2022 yılında Sight and Sound dergisinin on yılda bir düzenlediği “Tüm Zamanların En İyi 100 Filmi” anketinde birinci sırada yer aldı ve böylece Akerman listenin zirvesini gören ilk kadın yönetmen oldu. Program kapsamında toplam 18 filmi gösterilecek olan Chantal Akerman’ın ilk filmi Patlat Şehrimi (1968), en otobiyografik filmlerinden sayılan Anna’nın Buluşmaları (1978), başyapıtı Jeanne Dielman, 23 quay du Commerce, 1080 Bruxelles (1975) ve son filmi No Home Movie (2015) Onat Kutlar Sinema Salonu’nda izleyicilerle buluşacak. Hiçbir Yere Ait Değilim: Chantal Akerman’ın Sineması (2015) belgeseliyle başlayacak programda yönetmenin, yabancılaşma ile bağ kurmak arasındaki yolculuğu Ben Sen O (1974), sinemanın büyüsünü damıtan saklı hazinesi Tüm Bir Gece (1982), efsanevi dans koreografı Pina Bausch’u takip eden Pina bir gün dedi ki… (1983), Sovyetlerin dağılmasının hemen ardından Sovyetlere giderek bu tarihsel kırılma ânını benzersiz biçimde kayıt altına aldığı Doğudan (1993) ve Golden Eighties (1986) müzikali de gösterilecek.
İstanbul İtalyan Kültür Merkezi’nin katkılarıyla düzenlenen Marcello Mastroianni seçkisi kapsamında; Mastroianni’nin yönetmen Federico Fellini ile başlıca iş birliklerinden Sekiz Buçuk (1963) ve Kadınlar Kenti (1980), Sophia Loren ile başrolü paylaştığı İtalyan Usulü Evlilik (1964), Ettore Scola imzalı Saat Kaç? (1989) ve yine Loren’le birlikte sinema tarihinde iz bıraktıkları Özel Bir Gün’ün (1977) yanı sıra Taviani Kardeşler’den Allonsanfàn (1974), Theo Angelopoulos’tan Arıcı (1986) ve başrolleri Michel Piccoli ve Philip Noiret ile paylaştığı, Marco Ferreri imzalı Büyük Tıkınma (1973) izleyicilerle buluşacak.
Sinematek/Sinema Evi’nin düzenli bölümü Sessiz Perşembe, sessiz film gösterimlerini canlı müzik eşliğinde deneyime dönüştürmeye yeni yılda da devam ediyor. Kısa bir dönem Dârülbedâyi’nin kuruluşunda da yer alan Fransız tiyatro ve sinema yönetmeni André Antoine’ın belgesel dokulu kurmaca filmleri Kırlangıç ve Baştankara (1920), Toprak (1921) ve Suçlu (1917) filmleri müzisyenler eşliğinde izleyici karşısına çıkacak.
Sinematek/Sinema Evi’nin programları hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Sanatçı ikilisi Florian & Michael Quistrebert’in galeri mekânı ve resim yüzeyinde ışık ve yansımayı deneyimlemeye odaklanan “Sessiz Senfoni” başlıklı sergisi, 9 Şubat-10 Mart tarihleri arasında Dirimart Dolapdere’de sanatseverlerle buluşacak.
Sanatçı kardeşler Florian & Michael Quistrebert, fiziksel madde ve istikrarsız yüzeyleri keşfetmekten yola çıkarak insan algısının sınırlarını zorlayan bir sergi oluşturuyor. Sessiz Senfoni” başlıklı sergi, ikilinin Grand Orgue ve Silent Watchers başlıklı son iki yapıtı arasında kurduğu diyaloğu ele alıyor. Malzemeye özgü etkilerin ve görsel efektlerin birleşimi, izleyicilere kaleydoskopik bir deneyim yaşatıyor. Serginin merkezinde yer alan Grand Orgue başlıklı video yerleştirmesi, renk senfonisini andıran ve mekâna yayılan üç boyutlu bir videoyla izleyicinin dikkatini çekiyor. İzleyiciye fiziksel maddeyle deney yapma ve yansıma ile ironinin gücünü hissettirmeyi amaçlayan sergi, Quistrebert kardeşlerin resimlerindeki temel unsur olan ışığın sanatsal kullanımını öne çıkarıyor. Sanatçılar, hareketi vurgulamak ve optik olarak kışkırtıcı bir şey yaratmak üzere tuval ve malzemeyi kullandıkları bir performans icra ediyor.
Künye: Florian & Michael Quistrebert Aya Narcisse, 2021 Spray ink on burlap canvas 70 x 100 cm
Yazar ve çevirmen Ferdi Çetin’in çağdaş tiyatroya yön vermiş tiyatro metinleri odağında yürüteceği çevrim içi Çağdaş Tiyatro Atölyesi, 8 Şubat’ta başlıyor.
Bu atölye bir nevi çağdaş oyun yazarlığına otopsi masasından bakmak gibi. Katılımcılar 2000 sonrası tiyatronun serüvenine tanıklık edip yazma pratiğine giriş yapacaklar. Atölye izlediğimiz oyunları farklı bir açıdan algılamamızı sağlayacağı gibi oyun okumanın keyifli bir şey olabileceğini de gösterecek.
Çağdaş Tiyatro Atölyesi, 8 Şubat – 23 Mart 2024 tarihleri arasında Perşembe akşamları 19.30 – 21.30 saatleri arasında çevrim içi gerçekleşecek. Kayıt ve ayrıntılı bilgi için cagdastiyatroatolyesi@gmail.com adresine e-posta gönderebilirsiniz.
MUBI birbirinden heyecan verici ve ödüllü yapımları şubat ayında da sinemaseverlerle buluşturmaya devam edecek. Şubat seçkisinde öne çıkan yapımlar arasında; 20. yılına özel yenilenmiş kopyasıyla Düşler, Tutkular ve Suçlar, En İyi Uluslararası Film dalında Hırvatistan’ın Oscar adayı Güvenli Bir Yer, Cem Demirer’in çıkış filmi Mendirek, David Lynch’in başyapıtı Mulholland Çıkmazı ve yenilenmiş kopyalarıyla iki Erden Kıral klasiği yer alıyor.
Kataloğa eklenen diğer filmler arasında; Nesimi Yetik’in bir ailenin üç kadınının hikâyesini anlattığı Dirlik Düzenlik, İngiliz sinemasının yıldızlarından Edgar Wright’ın “Cornetto Üçlemesi” olarak anılan filmlerinin ilki Zombilerin Şafağı, Jane Austen’in ölümsüz klasiğinden uyarlama, 4 dalda Oscar adaylığına sahip Joe Wright imzalı Aşk ve Gurur, sinemada sürrealizm denince akla gelen ilk isim olan Luis Buñuel’in klasikleşen yapıtlarından Burjuvazinin Gizli Çekiciliği, Patricia Highsmith’in klasikleşene suç romanı Yetenekli Bay Ripley’den uyarlanan ve başrolünde Alain Delon’un yer aldığı René Clément imzalı Kızgın Güneş, Erden Kıral imzalı Hakkâri’de Bir Mevsim ve Bereketli Topraklar Üzerinde bulunuyor.
KAIROS, Ümmühan Yörük ve Can Akgümüş’ün “Zamanın Silüetleri: Kaybolan Yadigârların Geçici Zarafeti” başlıklı düet sergisini 11 Şubat-17 Mart tarihleri arasında Barın Han’da sanatseverlerle buluşturacak.
Farklı medyumlarla üreten Ümmühan Yörük ve Can Akgümüş’ün üretimleri Divanyolu aksının üzerinde konumlanan Barın Han’ın ev sahipliğiyle, “Zamanın Silüetleri: Kaybolan Yadigârların Geçici Zarafeti” sergisinde iç içe geçerek kesişiyor. Binlerce yıllık varoluşun yegâne bilinçli öznesi olan insanla, bedenin kırılganlığıyla, hafızanın iktidarıyla, yaranın iziyle ve tarihin kendisiyle girişilen hesaplaşma sanatçıların ortak bir zeminde buluşmasını sağlıyor.
“Tarihteki kadim toplumların yaygın anlayışına göre zaman, geçmişten geleceğe doğru düz bir çizgi şeklinde ilerleyen bir olgu değildir. Zaman döngüsel olarak ilerler; yani çember çizerek nihayetinde başladığı yere gelir. Dünya üzerinde bazı özel köşeler vardır ki döngüselliğin ortasında varlığın kökleri bu köşelere sımsıkı tutunmuştur. Varlık, bu topraklara kök salmayı seçmiş ve serpilmiştir. Kadim şehir İstanbul da varlığın kök saldığı döngüselliğin tam merkezinde yer alan özel koordinatlara sahiptir. Bu topraklardan geçmiş nice varlığın izini taşıyan, bu varlıkların enerjisini ve yükünü içinde barındıran, görünenden çok daha fazlasını toprağıyla örten tarihi yarımada bugün de sırrını kendi gölgesinde gizlemektedir.”
Adres: Binbirdirek, Boyacı Ahmet Sk. No:4, Çemberlitaş/İstanbul
Künye:
1. Can Akgümüş, Yadigar, 2024, 100x70cm, Arşivsel Pigment Baskı, Çerçeveli
2. Ummuhan Yörük, İsimsiz, 2024, Taş, Kumaş, Dikiş