
Adam Baron’un kaleme aldığı, Benji Davies’in desenleriyle canlandırdığı aile, aidiyet ve büyüme üzerine dokunaklı bir hikâye anlatan Oscar’ın Aslanı adlı kitap, Alkım Doğan’ın çevirisiyle Redhouse Kidz (SEV Yayıncılık) tarafından yayımlandı.
Oscar’ın Aslanı, 10 yaş ve üzeri okura hem duygusal ve güçlü hem de son derece eğlenceli bir öykü anlatıyor.
"Oscar bir sabah uyandığında evde anne babasının yerine kocaman bir aslanla karşılaşır. Önce ondan korksa da aslan ona en sevdiği kitabı okumayı teklif edince işler eğlenceli bir hal alır. Üstelik bir süre sonra aslanın farklı hayvanlara da (mesela bir sakaya!) dönüşebildiğini keşfeder. Hatta aslan, Oscar’ın bir süre önce kaybettiği büyükannesinin en sevdiği kuş olan sakaya bile dönüşebilmektedir. Yazarın büyülü bir dille anlattığı öykünün sonunda aslanın, Oscar’a haftasonu bakmak için gelen dedesi olduğunu anlarız. Dede ve torun yas sürecinin yarattığı duygusal dönüşümler boyunca sevdikleri birini kaybetmenin ne anlama geldiğini kavrar ve birbirlerine destek olurlar."
Nouvelle Vague, 17 Mayıs akşamı %100 Müzik katkılarıyla Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde konser verecek.
“In a Manner of Speaking”, “Dance With Me” ve Joy Division'ın "Love Will Tear Us Apart" şarkılarını caz ve Brezilya müziğinin bir karışımı olarak ortaya çıkan eşsiz tür bossa nova tarzında cover’layan Nouvelle Vague, yeni albümü Should I Stay Or Should I Go?’nun tanıtım turnesi kapsamında, İstanbullu dinleyicileriyle buluşacak. Son 20 yılda müzikal bir fenomen hâline gelen, post-punk şarkılarını çok sevilen bossa nova tarzında yorumlayan Nouvelle Vague, vokalist Alonya’nın, The Clash’in “Should I Stay Or Should I Go” yorumundan esinlenen son albümünü müzikseverlerle buluşturacak.
17 Mayıs 21.30’da %100 Müzik katkılarıyla Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde gerçekleşecek Nouvelle Vague konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Her sene ülkenin dört bir yanından yeni mezun genç sanatçı adaylarının çalışmalarını İstanbul’da sanatseverlerle bir araya getiren BASE’in 2024 edisyonu için başvurular 15 Haziran’a kadar devam ediyor.
Bu yıl sekizincisi düzenlenecek olan BASE’e Türkiye’deki üniversitelerin resim, heykel, fotoğraf, video, baskı, grafik tasarım, cam ve seramik, geleneksel Türk sanatları ve diğer ilgili bölümlerinden 1 Ocak-31 Aralık 2024 tarihleri arasında mezun olan veya olacak olan lisans ve lisansüstü öğrenciler başvuru yapabilecek. Mezuniyetten profesyonel sanat hayatına geçişlerinde yeni mezunlara destek olmayı, kariyerlerine bir ivme ve yön kazandırmayı amaçlayan; Türkiye’nin yeni sanatçı nesline ışık tutan BASE, aynı zamanda galeri, koleksiyonerler, sanatseverler ve yaratıcı endüstrilerin de genç yetenekler keşfetmesine aracı olma misyonunu taşıyor. BASE geçmiş yedi yılda Türkiye’nin dört bir yanından toplam 750 yeni mezun sanatçı adayının üretimlerini ilk kez sanatseverlerle buluşturdu.
Trendyol Sanat ana sponsorluğunda, Jumbo ve TEB Özel Bankacılık eş sponsorluğunda gerçekleştirilecek BASE’in 2024 edisyonunun seçici kurulunda; Ari Meşulam, Bahar Kizgut, Coşar Kulaksız, Daryo Beskinazi, Derya Yücel, Ergin Çavuşoğlu, Esra Aliçavuşoğlu, Gülay Semercioğlu, Nermin Er, Oya Delahaye, Serkan Özkaya, Sinan Demirtaş, Yaşam Şaşmazer ve Yekhan Pınarlıgil yer alıyor. Her yıl 1500’e yakın başvuru arasından seçici kurul değerlendirmesi ile yaklaşık 100 genç sanatçı adayının yapıtı sergileniyor.
BASE’in 2024 edisyonu hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm adlı kitabından sahneye uyarlanan, Nezaket Erden’in hayat verdiği Sevgili Arsız Ölüm – Dirmit oyunu bu yıl 31 Temmuz – 11 Ağustos tarihinde gerçekleşecek Edinburgh Fringe Festival’de olacak.
Nezaket Erden’in Hakan Emre Ünal ile birlikte uyarladığı, Ünal’ın aynı zamanda yönettiği oyun, Erden’in tek kişilik performansıyla 2017 yılından bu yana hem Türkiye’de hem dünyada izleyiciyle buluşuyor. Tiyatro Hemhâl yapımı olan Sevgili Arsız Ölüm – Dirmit, romandaki oyuncu anlatıcı Dirmit’in hikâyesini sunuyor izleyiciye. Sahnelendiği ilk günden bu yana tiyatro izleyicisinin övgüyle bahsettiği Dirmit’in hikâyesi Dear Shameless Death - Dirmit adıyla bu yaz sahnesini Edinburgh Fringe Festival’e taşıyacak.
Dear Shameless Death – Dirmit’in Edinburgh Fringe Festival yolculuğunu Instagram hesabı üzerinden takip edebilirsiniz.
Oyun hakkında: “Köyden şehre göç eden kalabalık bir ailenin şehirle mücadelesini ailenin en küçük kızı Dirmit'in gözünden dinliyoruz. Sıkıştıkları tek odalı evde, şehre tutunma mücadelesinde hepsi kendilerince bir yol tutturuyor. Dirmit kız ise durmak bilmeyen merakı ve direnme gücü sayesinde karşısına çıkan zorluklarla baş etmenin türlü yollarını buluyor. Onu şehirden korumaya çalışan annesi Atiye, babası Huvat ve abileri Dirmit'in türlü yollarından huylanıyor, ona adet ve geleneklerin rehberliğinde türlü engeller koyuyorlar. Ama Dirmit durur mu, durmuyor!”
Künye:
Yazar: Latife Tekin
Uyarlayan: Nezaket Erden ve Hakan Emre Ünal
Yönetmen: Hakan Emre Ünal
Oynayan: Nezaket Erden
Danışman: Zeynep Günsür Yüceil
Afiş: Kardelen Akça
Dirimart, Albert Bitran’ın “Gölge Topraklar Gök Topraklar” başlıklı kişisel sergisini 2 Haziran’a kadar Dolapdere’deki mekânında, Jennifer İpekel’in “Kökler Üç Hür El” başlıklı kişisel sergisini ise 14 Haziran’a kadar Pera’daki mekânında sanatseverlerle buluşturuyor.
II. Dünya Savaşı sonrası Paris’te yükselen soyut sanat akımının önemli temsilcileri arasında yer alan Albert Bitran’ın 1956-2013 yılları arasında ürettiği eserlerin bir seçkisi niteliğindeki “Gölge Topraklar Gök Topraklar” başlıklı sergi, izleyicileri sanatçının şiirsel evreninde bir yolculuğa çıkarıyor. Bitran’ın Paris’teki atölyesine davet niteliğinde bir karşılamayla açılan sergi mekânı, tarihsel ya da üslup bazlı bir tasnifin ötesinde bir deneyim yaşatıyor. Sergi, Bitran’ın kariyeri boyunca sürdürdüğü mekânsal duyarlılık ile farklı dönemlerdeki serileri arasındaki akışkan geçişlere odaklanıyor. Sergide yer alan eserler, sanatçının geometrik soyut işlerle başladığı serüveninden Fransa’nın güneyindeki yaşamından esinlenen kırsal manzara soyutlamalarına, iç ve dış mekân kavramlarıyla oynadığı kompozisyonlara kadar geniş bir yelpazede sunuluyor. Son dönem eserleri ise zamanla birikmiş ve kendi iç dinamikleriyle oluşan yeni yapıların çözümlemesi olarak yorumlanıyor. Soyutlamalar üzerine bir dünyadan oluşan sergi, Bitran’ın sanatının ve yaşamının farklı evrelerini ele alarak eserlerinin zamana ve mekâna yayılan etkisini izleyiciye sunuyor.
Jennifer İpekel’in batik tekniğiyle ürettiği tekstil ve seramik eserler etrafında biçimlenen “Kökler Üç Hür El” başlıklı sergi, köklerimize ve evrensel değerlerimize dair bir keşif niteliği taşıyor. Sergi, tarihte farklı kültürlerden doğan tekstil işlerinin insanlık tarihindeki ve kültürel mirastaki önemine odaklanıyor. Eserler, kaynağını doğadan alan felsefi öğretilerle harmanlanarak izleyiciye yeni bir pencere açıyor. “Kökler Üç Hür El”, Tribawana felsefesinin evreni tanımladığı üç diyarı (Mikro, Makro ve Işık Kozmosu) temsil ediyor. Bu felsefi düşünceyle üretilen eserler, farklı kültürlerin yaratılış efsunlarına dayanırken doğa ile insan arasındaki bağın altını çiziyor. Sergide yer alan kumaş boyama teknikleri ve seramik işler, insanın doğayla ilişkisini derinden anlamlandırmaya olanak tanıyor.
Künye:
1. Albert Bitran, “Gölge Topraklar Gök Topraklar”, Paysage 1956 70 x 140 cm
2. Albert Bitran, “Gölge Topraklar Gök Topraklar”, Interieur Exterieur 1978 130 x 89 cm
3. Jennifer İpekel, “Kökler Üç Hür El”, Işık Kozmosu, 2024 El dokuması tekstil üzerine doğal indigo 263 x 76 cm
4. Jennifer İpekel, “Kökler Üç Hür El”, Nefertiti 2024 75 x 25 cm
Mevsim Yenice’nin karanlığa spot ışığı tuttuğu, kayıp parçalarına rağmen yapboza devam edenleri anlattığı üçüncü öykü kitabı Fil Gözü, Can Yayınları’ndan çıktı.
Tekme Tokatlı Şehir Rehberi ve Bilinmeyen Sular kitaplarıyla öykü dünyasını Fil Gözü ile genişletiyor Yenice. Bu kitapta boşlukta sürüklenen, boşlukla yaşamayı öğrenen ya da hayatındaki boşlukları doldurmaya çalışan insanların öykülerini anlatıyor.
“Gece olup da onu kendi yatağında hafif bir iniltiyle, huzurla uyurken görünce, hayatı boyunca anımsayacağı, olur olmadık yerlerde yoklayacak o derin boşlukla karşılaşacaktı. İçi bin bir istek ve arzuyla, pişmanlık ve neşeyle, merhamet ve özlemle dolu o boşlukla. O an anlayacaktı kafasını okşarken hissettiğinin ne olduğunu ve bir daha unutmamak için o duyguya bir isim verecekti.”
Ekolojist Mark Bertness’in geçtiğimiz yarım yüzyılda bilimcilerin ve akademisyenlerin doğal dünya, evrim ve insanlar hakkında öğrendiklerini aktarmayı amaçladığı çalışması Uygarlığın Kısa Bir Doğa Tarihi, Süha Sertabiboğlu’nun çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
Bertness, insanların dünyadaki diğer organizmalara ve karmaşık sistemlere ne kadar bağımlı ve ilişkili olduğunu ortaya koymayı ve evrimin sadece bir rekabet olduğu yolundaki düşünceyi değiştirmeyi hedefliyor. Uygarlığın Kısa Bir Doğa Tarihi’nde iki milyar yıl önceden günümüze kadarki evrimsel süreci takip ederek, rekabet ve iş birliğinin karşıt güçlerinin günümüz insanlarına, hayvanlara ve bitkilere nasıl yön verdiğinin hikâyesini anlatıyor.
Dünya üzerindeki insan etkisinin hiç olmadığı kadar arttığı günümüz koşullarında dünyaya ve birlikte yaşadığımız tüm canlılara ne kadar bağlı olduğumuzun anlatılması özellikle önemli. Çünkü bu anlatı hem bencillik ve rekabet söylemini aşar hem de geleceğe dair yeni kavrayışlar edinmemizi sağlıyor.
Bilsart’ın yeni video çalışmasını tamamlaması adına bir sanatçıya üretim desteği vermek üzere yaptığı açık çağrıya başvurular 31 Mayıs tarihine kadar devam ediyor.
Bilsart, bu çağrı ile seçici kurulun değerlendirmeleri sonucu belirlenecek yeni bir video işine üretim desteği sağlayacak. Çalışma süresi sonucunda tamamlanan eser, Bilsart’ta Aralık 2024’te sergilenecek. Bilsart seçici kurulunda Erdal İnci, Hülya Özdemir ve Ebru Yetişkin yer alıyor. 40.000 TL tutarında üretim desteği sağlanacak seçilen projenin, Bilsart’ta sergilenmesinin ardından bir edisyonu Bilsar Koleksiyonu’na dahil edilecek. Açık çağrıya 31 Mayıs tarihine kadar buradan başvuru yapabilirsiniz.
Başvuru Koşulları:
-Tek/çok kanallı video eserleri ve video eserler odağında diğer sanat pratiklerini (enstalasyon, performans, resim, heykel vb.) beraberinde barındırabilecek projeler için geçerlidir. İçerisinde hareketli görüntüye dair çalışma olmayan başvurular katılım koşulları gereğince değerlendirilmeyecektir.
-Başvuru sahibi, çalışmakta olduğu ve belirli bir aşamaya getirdiği video eserini anlatan dökümanlarla (video, görsel, yazı vb.) başvuruyu gerçekleştirmelidir.
-Türkiye’de yaşayan ve çalışan sanatçılar için geçerlidir.
-Başvuran kişi lisans mezunu olmalıdır.
-Kolektif sanatçı grupları başvuru yapabilir.
-Başvurular yalnızca vote.bilsart.com internet sitesi üzerindeki formla sağlanır. Eksik veya son başvuru tarihi sonrası herhangi bir yerden iletilen dokümanlar değerlendirilmeye alınmayacaktır.
Aslı Özge’nin yeni filmi Faruk, Fas’ta gerçekleştirilen 29. Tetouan Akdeniz Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ve Eleştirmenler Jürisi En İyi Film ödüllerini kazandı.
Aslı Özge’nin gerçek karakterlerden ve olaylardan esinlendiği Faruk filminin başrolünde yer alan 96 yaşındaki babası Faruk Özge, filmdeki performansı ile “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü alırken, film Eleştirmenler Jürisi tarafından da en iyi film ödülüne layık görüldü. Beşinci filmi Faruk ile ilk filmi Köprüdekiler’in izinden giden Özge, gerçek mekânlarda çekilen, gerçek karakterlerden ve olaylardan esinlenen yeni filminde, sadece kentsel dönüşümün etkilerini değil, aynı zamanda bir baba-kız ilişkisinin karmaşıklıklarını da göstererek, İstanbul kalabalığının içinde ayakta kalmaya çalışan yaşlı bir adamın hayatına benzersiz ve samimi bir bakış sunuyor. Faruk Özge, Fikret Özge, Derya Erkenci, Gönül Gezer, Alibey Güner, Nurdan Çakmak, Begüm Güzeldoğu ve Semih Arslanoğlu’nun rol aldığı filmin görüntü yönetmenliğini ise Emre Erkmen yapıyor.
Dünya prömiyerini gerçekleştirdiği 74. Berlin Film Festivali’nden de Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği tarafından verilen FIPRESCI ödülünü kazanan Faruk filmi, 42. İstanbul Film Festivali’nde de izleyici karşısına çıktı. Türkiye-Almanya-Fransa ortak yapımı olan filmin yapımcılığını EEE Films, FC Istanbul, Parallel 45 ve The Post Republic üstleniyor.
Versus Art Project, Huo Rf’nin “Hareket Alanı” başlıklı kişisel sergisini 14 Haziran tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Huo Rf’nin son dönem çalışmalarından oluşan “Hareket Alanı” sergisi, sanatçının pratiğinin merkezinde yer alan empati ve utanç duyguları etrafında şekilleniyor. Huo Rf, sergide sanatsal sürecini şekillendiren bu iki duygunun yaratabileceği ağır yükleri bırakmayı tercih ederek bu duyguların birleştirici gücüne odaklanıyor. İzin verilen ya da kazanılan bir özgürlük alanı ya da tolerans marjı olarak tanımlanabilecek hareket alanı, dilin her daim önemli bir bileşeni olduğu Huo Rf’nin pratiğinde yeni bir aşamaya atıfta bulunuyor. Sanatçı, öfke ve üzüntüye saplanıp kalmak yerine akışkanlığın baskın olduğu başka bir düzlemde olma ihtimalini araştırıyor.
Sergilenen eserler, Spot Işığı (2021) ve Kişi, Eylem, Durum serileri (2019-2024) ile İsimsiz heykel serisi (2015), utanç, umutsuzluk, depresyon, öfke ve melankoli gibi bir dizi mahrem duyguyu ele alıyor. Huo Rf, bu duyguları politik eylemliliğe sahip duygular olarak tasvir ediyor. Çalışmalarıyla kişisel ve politik olanın sınırlarını zorlayan ve kuir kimliğe buradan yaklaşan sanatçı, utancı hem bireysel hem de toplumsal yönleri olan, kişinin benlik algısını ve başkalarıyla ilişkilerini şekillendiren, dolayısıyla kimlik inşası için oldukça verimli bir tartışma alanı açan bir duygu olarak tanımlıyor.
Künye:
1. Huo Rf, N.B. ,2024, ahşap kaide ve bakır üzerinde farklı tarihlerde üretilmiş ve farklı boyutlarda sabunlar, 21 cm x 20 cm x 33 cm
2. Huo Rf, Spotlight, fotoğraf, 15 x 21 cm
3. Huo Rf, H.R., 2022, bakır ve sanatçının annesi tarafından örülmüş perde, farklı ağırlıklarda üç taş, Mersin-Gözne’den, ahşap kaide,
21 cm x 21 cm x 38 cm. Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi desteği ile üretilmiştir.
4. Huo Rf, Untitled History III, Chromaİstanbul