
A7 Kitap’ın Sevim Burak öykücülüğünün sunduğu imkânları vurgulamak, genç yazarları teşvik etmek, Türk öykücülüğünün gelişimine katkı sağlamak amacıyla Sevim Burak onuruna düzenlediği öykü yarışmasına başvurular başladı.
Sevim Burak Öykü Ödülü’nün Seçici Kurulu’nda Buket Uzuner, Aysu Erden, Nazlı Eray, Haydar Ergülen, Mehmet Erte, Elfe Uluç’un yer alıyor. Tüm yazarların katılımına açık olacak yarışmada kitap bütünlüğü taşıyan dosyalar değerlendirilecek. Yarışma sonucunda ödül alan dosyalar A7 Kitap tarafından kitaplaştırılacak.
Yarışmaya katılmak isteyen yazarların yarışma şartnamesine uygun olarak düzenleyecekleri dosyalarını 11 Nisan 2025 Cuma günü saat 17.00’ye kadar, A7 Kitap Yayıncılık Ltd.Şti. Hobyar Mahallesi Cemal Nadir Sokak, Büyük Milas Han No:24 Kat:1 Daire:114 Cağaloğlu / FATİH İSTANBUL adresine kargo ya da postayla göndermeleri gerekmekte.
Sevim Burak Öykü Ödülü’ne dair detayları buradan öğrenebilirsiniz.
VR Future, sanal gerçeklik şirketi Excurio ile iş birliği yaparak, Türkiye’nin ilk özel sanal gerçeklik müzesi Müzeverse’i UNIQ İstanbul’da katılımcılarla buluşturuyor.
Türkiye’nin ilk sanal gerçeklik müzesi Müzeverse, en son sanal gerçeklik (VR) teknolojisini sürükleyici hikâye anlatımıyla birleştirerek, geleneksel müze deneyimini devrim niteliğinde dönüştürüyor. Açılış gösterimi olan “Piramitlere Yolculuk: Antik Mısır’ın Keşfi”, ziyaretçileri 4.500 yıl öncesine götürerek Kral Khufu’nun cenaze törenine tanıklık etme ve Giza Platosu, Sfenks ve Büyük Piramit’in gizli alanlarını keşfetme fırsatı sunuyor. Aynı anda 100 kişiye kadar ziyaretçiyi ağırlayabilme kapasitesine sahip Müzeverse, katılımcıları pasif izleyicilerden aktif tarih kaşiflerine dönüştüren eşsiz bir toplu deneyim sunuyor.
Müzeverse, son teknoloji VR teknolojisini entegre ederek farklı bir etkileşim düzeyi sunuyor ve geleneksel müze modellerini kökten değiştirmeyi amaçlıyor. Bu platform ile katılımcılar, tarihsel anlara adım atmaya, erişilmesi imkânsız alanları keşfetmeye ve hikâyenin bir parçası olmaya davet ediliyor. Müzeverse, insanların kültürel mirasla bağlantı kurma şeklini yeniden tanımlamaya hazırlanıyor.
“Piramitlere Yolculuk: Antik Mısır’ın Keşfi” gösterimi için biletlere buradan ulaşabilirsiniz.
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf Grubu ve Susma Platformu iş birliğiyle hazırlanan “Sus-ma: İçeride, Dışarıda Sansür ve Otosansür” başlıklı sergi 6 Aralık’a kadar Kıraathane İstanbul’da sanatseverlerle buluşuyor.
“Sus-ma: İçeride, Dışarıda Sansür ve Otosansür” başlıklı sergi hapishanedeki politik mahpusların “içeride” yaşadığı sansürü, “dışarıdaki” ifade özgürlüğü ihlalleriyle bir araya getiriyor. 32 mahkûm içeriden, 63 fotoğrafçı grafiker karikatüristin dışarıdan katkı verdiği sergide mahpus sanatçıların sansür temalı üretimleri, fotoğrafçıların sansür betimlemeleri ile sansüre ve otosansüre dair çeşitli video, yazı ve haberler yer alıyor.
“Ülkemizde siyasal iklim giderek daha da kararıyor. Büyük bedeller verilerek kazanılan demokratik hak ve özgürlükler her geçen gün daha da daralıyor. Yaratılan dehşet ikliminden politik mahpuslar ve muhalif sanatçılar gibi dezavantajlı gruplar da etkileniyor. Bu koşullarda makro ve mikro iktidarların bazen artan bazen azalan oranda uyguladığı sansür, yaratıcılığa ket vuruyor. Bir toplumun nefes borularından en önemlisi ‘sanat’ üretimi güdükleşiyor.
İşte bu gerçekleri duyurmak, içeride ve dışarıda sansüre ve otosansüre dikkat çekmek amacıyla ‘Görülmüştür Kolektifi’ ve ‘Redfotoğraf Grubu’ olarak, ‘Sus-ma: İçeride Dışarıda Sansür ve Otosansür’ adını verdiğimiz bir sergi hazırladık. İçeride tecrit edilen mahpusların, dışarıda eserleri yasaklanan muhalif sanatçıların sesini duyurmak için onlarca hapishaneye girerek, hâlen tutuklu veya hükümlü olan şair, yazar, ressam ve karikatüriste ulaştık.
Özellikle OHAL’den sonra hapishanelerde sürgün ve sevkler hız kesmediğinden bazı sanatçılara ulaşmada zorlandık. Taahhütlü mektuplarımız, fakslarımız hapishanelerde kayboldu, bazıları da ‘Görülmüştür – Kurumda yoktur’ mührüyle geri döndü. Kimi zaman da hapishanelerde sık uygulanan ‘iletişim cezaları’ nedeniyle sahibine verilmedi. Uzun uğraşlardan sonra ulaşabildiğimiz mahpuslar çizdikleri özgün resimlerini / karikatürlerini bize yollayıp projemize katkı sundular. Tutuldukları hücrelerde yetersiz malzemeyle çalışarak üretilebileceğini gösterdiler. Ayrıca onlarca mahpus yazar ve şair ‘içeride sansür ve oto sansür’ sorunsalı hakkında metinler yolladılar.
Sonuç olarak tüm engellere rağmen elimizde sergi açacak bütünlükte yazı, resim ve karikatür birikti. Ancak daha ulaşamadığımız yüzlerce mahpus şair yazar ve çizerin olduğunu, hapishanede o zor koşullarda üretenlerin sayısının bu sergide yer alanlardan fazla olduğunu belirtmek istiyoruz.
Ayrıca redfotoğraf grubundan onlarca fotoğraf sanatçısı da dışarıda yaşanan sansürü fotoğraflarıyla betimleyip sergiye destek oldular.”
Mahir Ünsal Eriş’in aidiyet, çocukluk ve 1980 yazı üstüne kaleme aldığı, hem gülümseten hem de iç sızlatan bir çocukluk hikâyesi anlattığı yeni romanı Tatil Kitabı, Doğan Kitap’tan çıktı.
Eriş, 1980 yazında Almanya’dan “memleket”e gelen bir gurbetçi ailesinin küçük kızı Münevver’in yaz tatilini anlatıyor Tatil Kitabı’nda. Münevver, Almanya’da doğup büyümüş küçük bir kız çocuğudur ve yaz tatilinde ailesi tarafından taşradaki akrabalarının yanına bırakılır. Almanya’da yabancı bir kimlik ve kültürle büyümüş olan Münevver, taşra yaşamıyla, oradaki insanların samimiyeti, dili ve kültürüyle tanışırken içsel bir yolculuğa çıkar. Yabancısı olduğu bu dünyada, devrimci kimlik taşıyan akrabalarının etkisiyle memleketine ve köklerine dair yeni şeyler öğrenir. Bu süreç, Münevver için aile bağlarını ve aidiyet duygusunu sorgulamasına neden olur. Kitap, bir yandan köydeki samimi hayatı ve insanları anlatırken, diğer yandan Münevver’in çocukça masumiyetiyle hayatı anlamlandırma çabalarını ortaya koyar.
“Babası günlerdir direksiyon sallamaktan bitaptı ama Bulgar toprağında gazı kökledikçe neşe ve heyecanı da artıyordu. Yıllar sonra memleket diye diye ölüp bittiği ülkesine dönmenin sevinci, çalmasınlar diye sapından bileğine bağladığı tahta bavulu üstünde oturarak trenle gittiği gurbetten şimdi kendi arabasıyla dönmenin gururuna karıştıkça baba biraz daha sevinçle, çocukça bir coşkuyla doluyordu.”
BKM ve DOT, Jane Austen’ın 1813 tarihli eseri Gurur ve Önyargı’nın Isobel McArthur tarafından eğlenceli bir komediye dönüştürülen GURUR ve ÖNYARGI* (*gibi bir şey) adlı tiyatro oyununu, 23 Aralık’ta Maximum Uniq Hall’de gerçekleştirilecek prömiyerle tiyatroseverlerle buluşturacak.
DOT’un Sanat Yönetmeni Murat Daltaban’ın yönetmenliğinde sahnelenen McArthur’un bu asi, komik ve radikal uyarlaması, Austen’ın zarif dünyasını baştan aşağıya sarsarken; Birce Akalay, Nergis Öztürk, Özge Özberk, Ayşegül Uraz ve Kardelen Arpacı sahnede tüm karakterleri bir arada canlandıracak.
Regency dönemi İngiltere’sinde geçen oyun, izleyiciye Jane Austen’ın tanınmış karakterlerini bu kez, arka planda çalışan beş hizmetçinin gözünden anlatıyor. Tüm bu klasik öğeler, kahkaha dolu şarkılar, anlık rol ve kostüm değişimleri ve bozuk ağızlardan yükselen mizahla yeniden şekilleniyor. Birce Akalay, Nergis Öztürk, Özge Özberk, Ayşegül Uraz ve Kardelen Arpacı’nın canlandırdığı hizmetçiler, klasik Austen karakterlerini eğlenceli, enerjik ve cesur bir şekilde sahneye taşıyor. Beş oyuncu da her bir karakteri farklı bir bakış açısıyla yorumlayarak, izleyiciye farklı bir Gurur ve Önyargı deneyimi sunuyor. Aşk, gurur, önyargı ve toplumsal normların kesişiminde anlatılan bu hikâyede, Austen’ın dünyası modern bir kadın dayanışması ve bağımsızlık mesajıyla buluşuyor.
Çevirisini Erdem Avşar, sahne tasarımını Burak Etöz, müziklerini Oğuz Kaplangı, kostüm tasarımını Tomris Kuzu, ışık tasarımını Cem Yılmazer’in yaptığı GURUR ve ÖNYARGI* (*gibi bir şey)’de koreografide Tan Temel ve müzikal performans çalışmalarında Müge Oskay yer alıyor.
“Şarkılar, dedikodu, kahkaha, müzik, skandal, pespayelik ve şatafat… Hepsi burada!
Onlar şimdiye kadar bodrumlarda, çamaşırhanelerde, mutfaklarda saklandılar. Fısır fısır konuştular. Herkesin her şeyini biliyorlar. Kim kiminle görülmüş, kim parasını kumarda kaybetmiş, kim sarhoş olup ortalığı dağıtmış, kim kimin servetine çöreklenmiş… Anlatma sırası şimdi Gurur ve Önyargı’nın hizmetçilerinde!”
GURUR ve ÖNYARGI* (*gibi bir şey) oyununun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Ara Güler’in 18 yaşındayken kaleme aldığı “İstanbul’da Sabah” yazısından ilham alan ve şehrin geceden gündüze dönüşümünü gözler önüne seren “İstanbul Uyanıyor” başlıklı sergi, 4 Mayıs 2025 tarihine kadar Ara Güler Müzesi’nde sanatseverlerle buluşuyor.
Ara Güler’in Beyoğlu Güler Apartmanı’ndaki karanlık odasında ürettiği baskılar, kendisine ait fotoğraf makineleri, agrandizör ve diğer karanlık oda ekipmanlarıyla birlikte arşivden efemeranın sergilendiği “İstanbul Uyanıyor” sergi seçkisi Sultanahmet, Eminönü, Haliç, Galata, Taksim, Polonezköy, Paşabahçe, Ayvansaray ve Arnavutköy’e kadar uzanan İstanbul’a geniş bir bakış sunuyor. Sergideki fotoğrafların yarısı ise Ara Güler arşivinden ilk kez izleyici karşısına çıkıyor.
“İstanbul Uyanıyor” sergisi, Ara Güler’in şehri geceden gündüze ve gündüzden geceye dönüşümünü ne kadar ustalıkla yakaladığını izleyiciye sunuyor. Seçki, Beyoğlu’ndaki karanlık odasında bastığı fotoğraflarla izleyiciye kimi zaman gözden kaçan anları ve mekânları yeniden keşfetme fırsatı sunuyor. Sergideki fotoğraflar, İstanbul’un yalnızca tanıdık siluetlerine değil, aynı zamanda gecenin sabaha bağlandığı saatlerdeki sessizliğine de bir pencere açıyor. İstanbul’un uyanışını ele alan bu kareler, şehrin ilk saatlerinde atılan adımların izini sürerken, aynı zamanda İstanbul sakinlerinin içsel yolculuğuna da işaret ediyor. Sergi, Ara Güler’in şehrin ışığını takip ederek insanı ve gündelik yaşamı şiirsel bir görsellikle anlattığı, zamansız bir koleksiyonu sanatseverlerle buluşturuyor.
Ceyhan Usanmaz’ın “yazamamanın” farklı tezahürleri üzerine düşündüren, birbirine dolanan öykülerinden oluşan kitabı Kâğıttan Kaplan, İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Kâğıttan Kaplan okurla en çok kendine gülen oyunbaz bir kitap olarak buluşuyor. İçerisinde şunlar yer alıyor: İstanbul’da tavşan arayışına çıkan bir yazar adayının, önünden kaçışmayan güvercinlerce tescillenen hayaletliği... Hayat parçaları atık kâğıt tesislerinde parçalanan bir hayalet-yazar... Kendini bir yazara feda etmektense, katlana katlana kâğıttan bir kayık hâlini almayı seçen bir irade... Onlarca mavi tükenmezkalemin iflah olmaz adanmışlığına rağmen başlangıç cümlesinden öteye gidemeyen bir öykü; yarım bırakılması planlanırken önlenemez biçimde sona eren bir roman...
“Mürekkebim kurusun biraz. Hatta bırakın hiç yazılmamış, yazılamamış bir öykü olarak kalayım. Dilden dile, akıldan akla sürüklenen bir öykücük. Akla aniden düşüvermiş ve sıcağı sıcağına not edilmediği için unutulmuş bir fikir belki. Saman alevi gibi tutuştuğu anda sönmüş bir heves kalıntısı, hiç ulaşılamayacak bir emeklilik tasarısı. Kış aylarında terk edilen bir sahil kasabasındaki deniz manzaralı yazlığın penceresine dayalı ahşap masa üstünde, tertemiz kâğıtlar ve tükenmezkalemler eşliğinde yazılmayı bekleyen bir başlangıç cümlesi. Zamanın sonsuzluğunda sıkışıp kalmış gibi değil ama; daha çok, özgürce uçuşan bir cümle…”
Vokal Akademi tarafından 19 - 24 Ağustos 2025 tarihleri arasında düzenlenecek Denizbank Voice Up A Cappella Festival, Grammy ödüllü sanatçı Avi Kaplan’ı festivalin headliner’ı olarak müzikseverlerle buluşturacak.
Başak Doğan’ın kurucu sanat direktörlüğünü üstlendiği Vokal Akademi tarafından düzenlenen Denizbank Voice Up A Cappella, çok sesli vokal düzenlemeleri ile dünyanın pek çok yerinde milyonlarca dinleyicisi olan Pentatonix grubunun kurucu üyesi olarak 3 Grammy kazanan Avi Kaplan’ı konuk edecek. 2017’de solo kariyerine başladığından bu yana, Spotify’da 158 milyon dinlenme elde eden Kaplan, festival kapsamında atölyeler yapacak ve katılımcılarla özel bir soru-cevap oturumu gerçekleştirecek. Kaplan, 2024 yılı boyunca ABD, İngiltere ve Avrupa şehirlerini kapsayan turneleriyle müziğini binlerce müzikseverle buluşturdu. Özellikle “Hoist the Colors” adlı şarkısının sosyal medyada 50 milyon izlenmeyi aşmasıyla büyük yankı uyandıran sanatçı, son olarak bağımsız bir solo sanatçı olarak çıkardığı “Move Our Souls” teklisiyle de dikkat çekti. Festival, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mekân desteğiyle hayata geçiyor.
Şişli, Beşiktaş ve Beyoğlu gibi şehrin pek çok alanında bir hafta boyunca sürecek Voice Up A Capella Festivali; konserler, atölyeler, workshoplar, halka açık open-singing etkinlikleri ve partilerle müzikseverlerle buluşacak.
Murat Gülsoy’un aynı isimli kitabından ilhamla Monday Art Collective tarafından hazırlanan “Kıyamet Sonrası Olağan Bir Gün” sergisi 7 Aralık’a kadar Istanbul Concept Studio’da sanatseverlerle buluşuyor.
Monday Art Collective adı altında 2019 yılında bir araya gelen üç kadın ressam Ayşenur Köksal, Işıl Güleçyüz ve Joel Menemşe tarafından, Murat Gülsoy’un son kitabı Kıyamet Sonrası Olağan Bir Gün yayımlanmadan önce okundu; yazarla iletişimde ve etkileşimde oldukları bir süreç sonucunda bir dizi görsel çalışmayla yorumlandı. Küratör Işık Gençoğlu’nun sürece dahil olmasıyla bir sergi hâline gelen “Kıyamet Sonrası Olağan Bir Gün” Istanbul Concept Studio’da sergileniyor.
“İyi, Kötü, Çirkin:
Bazen Hiçbiri
Denenmemişi denemek cesaret ister demişler. Doğrudur. Yine de destek aramaz mı insan? Bir referans noktası? Somut bir kaynak, olası olasılık? Bu sergide böyle bir şey yok.
Murat Gülsoy’un romanını figüratif bir sergiye dönüştürüyor üç kadın ressam: Işıl, Ayşenur, Joel. Dolayısıyla karşımıza dört ayrı bakış ve yetenekle kutsal kitaplara ek, bir “başka” kitabın sayfalarından yeni bir “kıyamet sonrası” senaryosu çıkıyor. Tanım kıyamet sonrası ancak okuyucu illa da metafor arıyor; izleyici okuduğu resimler üzerinden kendi hayal dünyasını sınıyor.
Üç kadın ressam, Gülsoy’un tasvir ettiği bir başka kadını resmediyor: Artık olmayan hisler, ait olamayacağı anılar, içinde kalamayacağı zaman, dileyemeyeceği af, alamayacağı özür üzerinden kıyamet sonrası sıradan bir günü biz izleyicilere yaşatıyor. Peki biz hazır mıyız kıyamete? Istanbul Concept Studio, misyonu gereği yeni proje, fikir ve denemelere açık bir mekân olarak “romandan sergiye” serüveninin bir parçası olmaktan onur duyar.”
Işık Gençoğlu
Künye:
1. İnsanlar Nereye Gittiler, Çeşitli Ölçülerde, Karışık Tekniklerde, 2024
2. Ayşenur Köksal, Artık Özgürüm, 120x130cm, TÜYB, 2024
3. Işıl Güleçyüz, Hiç Bitmeyecek Bir Anın İçinde, 120x100 cm, TÜYB, 2024
4. Joel Menemşe, İçeride Bir Ağaç Vardı, 140x116cm, TÜYB, 2024
Clare Reddaway’in kırılgan aile bağları ve geçmişle yüzleşme üzerine kurulu, karakterlerinin ruhunu incelikle ortaya koyduğu romanı Sığ Sularda Dans, Serkan Toy’un çeviriyle Dedalus Kitap’tan çıktı.
Reddaway, bu ilk romanında annelik, kimlik ve gençlik sancılarına odaklanıyor. Geçmişle yüzleşmeye cesaret edenler için yeni başlangıçlara uzanan bir hikâye anlatıyor.
Sığ Sularda Dans, küçük bir kasabanın sakin yüzeyinin altındaki derin duygusal dünyaları keşfetmeye davet ediyor. Flora yıllardır aynı evin ve aynı hayatın içine hapsolmuş bir kadın, günün birinde denizin çekim gücüne kapılıp hiç bilmediği bir özgürlüğe adım atar. Cathy gençliğinde hayallerini geride bırakmış, hayata karşı kırılgan bir cesareti olan bir anne. Ve Isla, ilk aşkın heyecanını ve gençliğin sancılarını henüz tam anlamıyla çözümleyememiş bir genç kız, annesiyle olan karmaşık bağı ve kendine duyduğu güvensizlikle savaşırken, kim olduğunu anlamak için hayatın sığ sularında çırpınır. Bir gün yedi yaşından beri görmediği büyükbabasının Skye Adası’ndaki kulübesi beklenmedik bir şekilde ona miras kaldığında her şey farklılaşır.