
Çınar Eslek 10 Ekim – 20 Kasım tarihleri arasında “Koyaanisqatsi” adlı kişisel sergisiyle Pg Art Gallery'de izleyici karşısına çıkıyor. Sanatçı bu sergide beden söylemini, mekan bilgisi üzerinden kurguluyor. Bir görünür olup bir kapanan sınırlarıyla soyut bir alan olarak ele aldığı mekanın, soyutluğuna yaklaşan kişiyi ise çalışmalarının odak noktasına oturtuyor.
Serginin başlığı, Godfrey Reggio’nun yönetmenliğini yaptığı, Philip Glass’ın müziklerini bestelediği 1982 tarihli “Koyaanisqatsi” filminden geliyor ve bu atıf, yitip giden şeylerin seyrine dalmış bir bireyin sinematografik bakışını vurguluyor. Kaybetme hali karşısındaki birey için tarihsellik ve mekan gibi büyük anlamlar taşıyan kelimeler, birbirini peşi sıra takip eden imgelere dönüşüyorlar. Bu akışkanlık ise en çok hayatın salt imgesinin nasıl oluştuğuna ve aynı hızla yok olduğuna dair belirtileri sunuyor. Keza Hopi Kızılderililerinin diline ait olan ‘koyaanisqatsi’ kelimesi, “kontrolden çıkmış hayat”, “dengesiz hayat” gibi anlamlar içeriyor.
BİENAL BELLEĞİ -V-
PİLOT Galeri yardımcı direktörü Amira Akbıyıkoğlu 14. İstanbul Bienali’ndeki en sevdiği işin Susan Philipsz’in Elettra isimli çalışması olduğunu söylüyor. Ve Elettra’yı şöyle anlatıyor:
“Bienal turum sonlanmadı, ama Susan Philipsz’in Büyükada Mizzi Köşkü’ne yerleşmiş Elettra’sı şu ana dek görüp etkilendiğim işlerin başında geliyor. Philipsz, radyonun ve telsiz telgrafın mucidi Marconi’ye ait batık gemi Elettra ve mucidin, sesler bir kez oluştuktan sonra asla yok olmaz, zayıflar ama ses dalgaları olarak evrende var olmaya devam ederler, önermesinden yola çıkıyor. Dünyanın farklı noktalarına dağılmış Elettra’nın deniz altındaki kalıntılarının fotoğraflarına, sualtı kayıtlarından ve bir radyo sinyalinden oluşan çok kanallı ses enstalasyonu eşlik ediyor.
Ses dalgalarının görünmez ve sonsuz oluşunu büyüleyici buluyorum. Herhangi bir bitişe meydan okumalarını da... Ayrıca Marconi’yle, Elettra’yı ziyaret etmeden önce, şu an okuduğum Tom McCarthy’nin C’si sayesinde tanıştım ve köşkten çıktığımda, (ana karakter) Serge Carrefax bu işi görse ne kadar etkilenirdi, diye düşünüyordum. O yüzden en doğrusu Serge’in hissettikleriyle bitirmek:
“Burada katı ve dokunulabilir halde duran bu şeylerin, arkalarındaki kulaklıkta devam eden tiz ve madeni sese oranla çok daha büyük bir mevcudiyeti var. Ses de maddi bir varlık olarak aralarında gezinmekte: Serge ses dalgalarının gökyüzünde bir yılan şeklinde ilerleyişini görüyor; hava ve nem, kaya ve metal, meşe, çam ve bambu dolu koridorlardan aşağıya inerken gökyüzünün atan nabzına katılıyor...””
Vesta Event’in düzenlediği, blog yazarlarının kendi gardıroplarından seçtiği özel parçaları ve tasarımlarını, takipçilerine uygun fiyatlarla sunduğu bir alışveriş etkinliği olan “Blogger Bazaar” 15 Ekim’de Maslak STEIGENBERGER Otel’de gerçekleşecek.
Blog yazarlarını, takipçilerini ve markaları birbirleriyle buluşturan alışveriş etkinliğinde ikinci el kıyafet, aksesuar, eşya, tasarım ürünler “garage sale” mantığıyla uygun fiyatlara gelenlerin beğenisine sunulacak.
Esra Kizir Gökçen “METAMORPH-TRICK” serisi çalışmalarını 28 Ekim – 8 Kasım 2015 tarihlerinde Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde sergileyecek. Sanatçı daha önce bu seriye ait işlerinin bir kısmını 2014’de Amsterdam’da Artps&Co Window Gallery’de sergilemişti.
Esra Kizir Gökçen “metamorph-trick” de kullandığı çağrışımlar başkalaşımı vurgulamakla birlikte parçalanmış kişilik ve hayatların aynı şekilde tekrar oluşmasının imkânsızlığını da göstermek ister. O, kültürel ve sosyal oluşumların da aynı karakteri taşıdığını, bugünün algı ve yorumuyla çoğalarak başkalaştığını, yeni yaşam formlarına dönüştüğünü düşünüyor. Bu yaklaşımla kurguladığı kompozisyonlarında, figürler bu dünya canlılarının uzuvlarına sahip olsalar da parçalanmış ve sonra yanlış birleşmiş yaratıklar gibidirler. Mekânsal unsurlar da parçalanmış ve başka bir dünya yaratırcasına birleşmiş haldedirler.
Türk Mutfağı Derneği’nin Türk Mutfağı'nı araştırmak, geliştirmek, farkındalık ve sorumluluk yaratmak, yurt içinde ve yurt dışındaki tanıtımını yapmak amacıyla bu yıl ikincisini düzenlediği “Yemeğini Keşfet” etkinliği 24 Ekim’de Beykoz Kundura Fabrikası’nda.
İlki Gastro İstanbul Festivali 2013’te gerçekleşen etkinlikte bu sene katılanlara “ Yer misin, yemez misin?” diye sorulacak ve ne kadar cesur oldukları ortaya çıkacak. Dünya gastronomisinin merceği altında olan zengin mutfağımız hakkında bir şeyler deneyimlemek, sektörün önde gelen isimleriyle buluşmak için siz de yerinizi alın.
Alice’in harikalar diyarında yaşadıkları kimilerine göre bir hayal alemi, kimilerine göre ütopya, kimilerine göre ise ‘tuhaf’, ‘norm dışı’ olanın tanımı. Bu sergi bağlamında ise, ilk olarak, gündelik, sıradan var olma biçimimiz. Bir diğer anlamda, gündelik yaşamımız bizim sınırlarımız dışında olana uyum sağlamaktan, boyun eğmekten ibaret. Benliğimiz de zamanla uyum sağlananı genel geçer algılamakta. Başka bir deyişle, var olana, her köşe başında karşılaştığımıza, uyum sağlamak için benliğimizi, davranışlarımızı ve bazen bedenimizi deforme ediyoruz. Alice’in büyüyüp küçüldüğü gibi, biz de benliğimizle açılıp kapanıyor, yürüyüşümüzü, tavrımızı, ortama göre uyarlıyoruz.
Böyle bir okumada, Alice’i bir ütopyadan ziyade distopya olarak almak da mümkün. Usdışı olanın ussallaşmasa bile normalleşmesi, deformasyonun bir yaşam biçimi haline gelmesi, istenç dışı olanın sorgulanmadan kabulü, ilk okumada değilse bile, satır aralarında bize göz kırpıyor. Alice Harikalar Diyarında’nın yazılışının 150’inci yılında, ALICE sergisi, Sine Ergün’ün küratörlüğünde, maumau, Studio KEIN, Space Debris mekânlarında, 20 Kasım – 9 Aralık, 2015 tarihlerinde gerçekleşecek.
Sanatçılar:
Mona Aghababaee, Rafet Arslan, Cins, Fulya Çetin, Itır Demir, Sana Ghobbeh, Cansu Gürsu, Agustín Rincón Méndez, Motus.Lumina, Özgü Özbudak, Ana Bravo Pérez, Mariela Pessah, Sabo, Krystallia Sakellariou, Byron Toledo, Marieke Warmelink, Atalay Yavuz, Gülhatun Yıldırım.
ATÖLYE İstanbul, şehrin en eski endüstriyel yapılarından biri olan tarihi Bomonti Bira Fabrikası’nda kapılarını açtı. Dünyada ortak çalışma alanları eğitim kuruluşları arasında hızla yayılıyor. Hükümetler endüstri alanında yeniliğe olanak sağlayan yöntemler ararken, şirketler sıra dışı deneyler yapan laboratuvarlar açıyor ve inovasyonun doğması için disiplinlerarası ekipler kuruyor.
Türkiye’de ise fikrini gerçekleştirmek isteyen girişimci çevre, kaynaklara erişmekte zorluk çekiyor. Kendine uygun bir çalışma ortamı sağlayamayan genç yetenekler, yaratıcılığı kısıtlayan iş kollarında çalışmak zorunda kalıyor.
ATÖLYE İstanbul, tüm bu global gelişmeler ve yerel ihtiyaçlar çerçevesinde bir çözüm üretici olarak kapılarını açıyor. ATÖLYE farklı fikirlerin ve inovatif keşiflerin İstanbul merkezli olarak hayata geçebilmesini sağlıyor
S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi, Akbank Sanat’ın desteğiyle gerçekleştirdiği “ZERO. Geleceğe Geri Sayım” sergisi kapsamında 23-24 Ekim tarihlerinde sanat, bilim, mimari ve teknolojinin buluşmasıyla sanatın gökyüzüne ulaştığı “The Sky Event / Gökyüzü Etkinliği”ne ev sahipliği yapacak.
ZERO’nun sanatı ve teknolojiyi birleştiren devrimci prensiplerine paralel olarak planlanan “The Sky Event / Gökyüzü Etkinliği”, ilhamını ZERO grubunun II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa sınırlarını aşarak uluslararası bir düşünce akımı haline gelmesini mümkün kılan bir gecelik sergi ve gösterilerden alıyor.
ZERO’yu sanat tarihi, teknoloji ve mimari çerçevesinde değerlendireceği konferanslar ile başlayacak etkinlik Otto Piene’nin açık hava heykelleri “Şişme Objeler”in SSM terasındaki bir günlük performansıyla sona erecek. Ayrıntılı bilgi için tıklayınız. Etkinliğe giriş ücretsizdir.
Etkinlik Programı:
23 Ekim Cuma
14:00 – 17:00 Konferans: Beral Madra, Mark Wigley, Elizabeth Piene, Laura Knott
24 Ekim Cumartesi
14:00 – 18:00 Gökyüzü Performansı
Galeri İlayda 23 Ekim – 29 Kasım 2015 tarihleri arasında sezonun ilk sergisini gerçekleştiriyor. “Catharsis” adlı sergi, farklı disiplinlerde ilerleyen, çağdaş sanatımızın önde gelen genç kuşak sanatçılarını bir araya getiriyor. Sergide Deniz Yılmazlar | Karbon, Didem Yağcı, Mahmut Aydın, Manolya Çelikler, Metin Çelik ve Orkide Akkoç Sabit farklı disiplinlerden eserleriyle izleyici karşısına çıkıyorlar.
Sözcük anlamı arınma, temizlenme olan “Katarsis”, Aristoteles'in Poetica adlı yapıtından alınmış bir sözcük olup; ilgili yapıtta trajedinin seyirci üzerindeki etkisini anlatıyor. Literatürde, ruhun hem özgürlüğüne hem de tarafsızlığına kavuşturulmasını simgeleyen bir retorik olan “Katarsis”, özünde ruhani başkalaşmayı, hatta bunun için bazen boyut değiştirmeyi (Astral olarak) de anlatıyor Katharsis sanat felsefesinin temel kavramlarından biri olur ve bu alandaki içeriği günlük kullanımından çok da farklı değildir. Fakat daha derin bir kavram olarak zihinsel ve ruhsal arınmaya işaret etmekte, bir eser meydana getirmek üzere sanatsal yaratmaların koşulu olarak görülür.
SALT Galata “Nerden Geldik Buraya” sergisi kapsamında gerçekleştirdiği etkinliklere bir yenisini daha ekliyor. Gazeteci ve yazar Nazım Alpman ile SALT Galata’da sergilenen 1980-1993 yıllarını içeren Cağaloğlu basın ve yayın haritası üzerinden bir rota gerçekleştirilecek.
Türkiye basın tarihinde 1980'lerin sonunda gazete, dergi, yayınevi ve matbaaların Babıâli'deki yerlerinden İkitelli'ye geçiş süreçleri, dönemin basın-yayın ve iktidar ilişkileri bağlamında katılımcılarla hem bir tur hem de bir tartışma gerçekleştirilecek.
Sergi turu 15 Ekim saat 15.00-18.00 arasında SALT Galata’da sergi mekânından (kat -1) başlayacak. Tura katılım 10 kişiyle sınırlıdır. Ayrıntılı bilgi ve kayıt için: yorumlama@saltonline.org 0212 334 2231