
Türkiye’nin köklü müzik yarışmalarından biri olan Roxy %100 Müzik Günleri’ne başvurular 25 Ocak’ta başlayacak, duyurusu ise 24 Ocak akşamı Rebel Moves konseri ile yapılacak.
1996 yılından bu yana yalnızca bir yarışma değil bir ifade alanı hâline gelen Roxy Müzik Günleri; Teoman, Hayko Cepkin, Bedük, Can Gox, Aylin Aslım, Özge Fışkın, Gevende, Direc-T, Barış Demirel, Gaye Su Akyol, Replikas, Kurban, Siyah Tavşan, Jön gibi Türkiye müzik sahnesinin önemli isimlerinin ilk sahnesi oldu.
Roxy %100 Müzik Günleri’nin bu yılki jürisinde Barış Demirel, Batıkan Baksı, Boğaç Gökmen, Cem Selcen, Deniz Ağan, Ece Duyar, Hakan Tamar, İpek Atcan, İzzet Öz, Kanat Atkaya, Murat Beşer, Murat Hasarı, Nilipek, Ömer Ahunbay, Övünç Dan, Özge Fışkın, Şafak Ongan, Taner Öngür, Tibet Ağırtan yer alıyor.
25. Roxy %100 Müzik Günleri, farklı şehirlerden ve farklı türlerden gelen yeni sesleri; deneyimli jüri üyeleri ve müzik dünyasının önemli isimleriyle aynı çatı altında buluşturuyor. Roxy %100 Müzik Günleri’ne 25 Ocak-25 Mart tarihleri arasında başvuruda bulunabilirsiniz. Finalistler 25 Nisan’da açıklanacak; 12, 13, 14 Mayıs tarihlerinde ise sahne alacaklar. Ödül töreni 15 Mayıs’ta gerçekleşecek.
25.Roxy %100 Müzik Günleri başvuru koşulları ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz. 24 Ocak akşamı Roxy’de gerçekleşecek konserin biletlerine de buradan ulaşabilirsiniz.
Galerist ve Galeri Nev, Ceramic Brussels 2026 edisyonunda Alev Ebüzziya, Elif Uras, Nermin Kura, Mehtap Baydu, Hera Büyüktaşcıyan ve Lara Ögel’in eserlerini bir araya getiren “Teğel” başlıklı ortak bir seçkiyi 25 Ocak’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
“Teğel, biçim ve dil bakımından kendine özgü pratikler geliştiren, farklı kuşaklardan kadın sanatçılar arasında sessiz bir çizgi izler. Sanatçıların eserlerinde, bellek, aidiyet ve bedenin malzeme ile kurduğu diyalog iç içe geçer. Sanatçıları bu seçkide buluşturan, eserlerinde doğrudan konu edilen bir tema değil; malzeme, sezgi ve dokunuş üzerinden gelişen sessiz bir uyumdur. Yapıtlarında hem incelik hem içgüdüsellik taşıyan; sürekliliğe ve özene dair jestlerle biçimlenen bir ifade gücü hissedilir. Teğel ile bir araya gelmek, özgürce var olmayı sürdürürken yine de birbirine değen seslerin nazikçe iliştirilmesi gibidir: bireysellik ve bağlılığın birlikte var olduğu, dokunuşa, dönüşüme ve üretimin kalıcı izlerine duyulan hassasiyetle oluşan bir açık alan oluşturur.
Teğel ile bir araya gelmek, özgürce var olmayı sürdürürken yine de birbirine değen seslerin nazikçe iliştirilmesi gibidir: bireysellik ve bağlılığın birlikte var olduğu, dokunuşa, dönüşüme ve üretimin kalıcı izlerine duyulan hassasiyetle oluşan bir açık alan oluşturur.”
Chris Naylor-Ballesteros’un nezaketin dönüştürücü etkisini, topluluk olmanın önemini ve bir felaket ânında bile dayanışmanın neleri mümkün kılabileceğini anlattığı kitabı Fırtına Geliyor, Ayşe Tuba Ayman’ın çevirisiyle Mundi Çocuk’tan çıktı.
Fırtına Geliyor, 4 yaş ve üzeri tüm okurlara duygusal bağı yüksek bir hikâye sunuyor. Nehir kıyısındaki yuvasını çok seven Kurbağa ailesi, her zaman eski ağaç kütüğünden uzak durur; çünkü orada yaşadığına inanılan “Büyük ve Korkunç Bir Şey” vardır. Ancak aniden kopan şiddetli bir fırtına her şeyi değiştirir. Küçük Kurbağa, rüzgârın savurmasıyla kendisini bir anda o gizemli kütüğün içinde bulur ve burada karşılaştığı gerçek, yalnızca kendi hayatını değil, tüm topluluğun kaderini değiştirir.
“Nehir kıyısında yaşam güzeldi ama karanlık ağaç kovuğu hep gizemliydi. Fırtına çıkınca, Küçük Kurbağa kendini birden o kovuğun içinde buldu ve korkunun ardında saklı bambaşka bir sır keşfetti. Bazen en beklenmedik dostluklar, en büyük fırtınalardan doğar.”
Netflix, 2026 yılında izleyicilerle buluşturmaya hazırlandığı yerli yapımlarını açıkladı.
Netflix, izleyicilerine 2026 yılında zengin bir içerik seçkisi sunuyor. Ocak ayında yayına giren, Yavuz Turgul’un yaratıcısı olduğu Ayrılık da Sevdaya Dahil ve 13 Şubat’ta yayımlanacak Orhan Pamuk’un dünyaca ünlü eserinden uyarlanan Masumiyet Müzesi ile aşk, mutluluk, hüzün ve özlem gibi evrensel duygular ön plana çıkacak. İlk sezonuyla dikkat çeken Berkun Oya imzalı Bir Başkadır’ın yeni sezonu; Organize İşler serisinin devam halkası Organize İşler: Karun Hazinesi seçkide öne çıkan yapımlar arasında yer alıyor.
Samimi dostluk hikâyeleri Kimler Geldi Kimler Geçti ve Zeytin Ağacı üçüncü sezonlarıyla geri dönerken, Mezarlık dizisinde ekip, yine çözülmesi gereken gizemli vakalarla izleyici karşısına çıkacak. Bu sevilen yapımların yanı sıra, Tuğba Doğan’ın kaleminden çıkan Seni Tanıyorum ve senaryosunu Ece Yörenç’in yazdığı Sonra Gözler Görür gibi yepyeni ve heyecan verici yapımlar da bu yıl seyircilerle buluşacak.
Netflix’in yeni sezon programını buradan izleyebilirsiniz.
Defne Camcıoğlu’nun sanat pratiğinin erken dönemlerinde başlayan ve zaman içinde farklı biçimlere evrilen “Mısır Şapkalı Karınca” projesini merkeze alan “Gölgedeki Masallar” başlıklı sergisi 6 Şubat-20 Mart’ta offgrid art project’te sanatseverlerle buluşacak.
Defne Camcıoğlu’nun pratiğinde tekrar eden dağ ve doğa imgeleri; bu imgelerden türeyen desenler ve kumaş üzerine işlenen iğneler, renk ve kompozisyon aracılığıyla bir bütünlük içinde birleşiyor. Sergi, sanatçının üretimindeki süreklilik ve dönüşüm ilişkilerini görünür kılan kapsamlı bir seçki sunuyor. Farklı üretim dönemlerinde geliştirilen çalışmalar, sergi boyunca yan yana gelerek hem zamansal bir akışı hem de biçimsel dönüşümleri ortaya koyuyor. Sergide ölçek, merkez ve önem ilişkileri sabit olmazken büyük ve küçük, önemsiz ve merkezi olan sürekli yer değiştiriyor. Deforme edilmiş oranlar, alışıldık dışı renk kombinasyonları ve tekrar etmeyen düzenlemeler, her işte yeniden kurulan özgün bir görsel dil oluşturarak izleyiciyle buluşuyor.
Serginin yapısı doğrusal bir anlatıdan ziyade döngüseldir; işler arasında eklemlenen ve ayrışan ilişkiler kuruluyor. Bu süreçte sanatçı, hem açık uçlu ve haritamsı bir yayılma biçimini hem de köklenen ve yukarı doğru gelişen bir yapısal düzeni eş zamanlı olarak kullanıyor. Renk ve kompozisyon, Camcıoğlu’nun pratiğinde cinsiyet rolleri ve temsil biçimleri üzerinden farklılaşıyor. Mısır Şapkalı Karınca çalışmasından türeyen sahneler manzara resimlerine dönüşüyor; bu resimler simetrik düzenlemelerle desenlere, desenler ise iğne işleri aracılığıyla yeni bir üretim katmanına evriliyor. Sergide yer alan iğne işleri, kişisel hafıza ile gündelik nesnelerden türeyen imgeleri bir araya getirerek bireysel ve kolektif referansların kesiştiği bir alan oluşturuyor.
“Gölgedeki Masallar”, Defne Camcıoğlu’nun içsel referansları ile dış dünyadan türeyen imgeler arasında kurduğu üretim sürecini; renk, desen ve malzeme üzerinden yapılandırılmış bütünlüklü bir deneyim olarak izleyiciye sunuyor.
Pulitzer Ödüllü Jhumpa Lahiri’nin Roma’nın arka plandaki şehir olmanın ötesinde hikâyelerin kahramanı, doruk noktası, can damarı, geçmişi, bugünü ve yarını olduğu Roma Hikâyeleri, Eren Yücesan Cendey’in çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Edebiyat yolculuğuna İtalyanca yazarak devam eden Lahiri, birbirinden etkileyici dokuz öyküsünde bir türlü ait hissedemeyen, yolunu bulamayan, yarım kalmış hikâyelerinin ağırlığını taşıyan karakterlerini Roma’nın tarih kokan caddelerinde dolaştırıyor, sayısız vedaya şahit olmuş sokaklarından geçiriyor ve en beteri, şehrin dışına sürüp özleme boğuyor.
Aynı köprüde buluşup belki son kez vedalaşan iki eski dost, aydınlık bir evde yaşayacaklarına sevinemeden ölüm tehditleriyle karşılaşan bir aile, iki mahalleyi birbirine bağlayıp kim bilir nelere sahne olmuş merdivenler ve Dante Alighieri’den aşk mektupları alan bir genç kız…
“Bir insandan çok bir mekânla evliymiş gibi hissetmek tuhaf geliyor. Dünyanın öteki yakasında değil, burada ölmeyi umut ediyorum.”
Beykoz Kundura, 14 Şubat Sevgililer Günü’nde özel bir programı ziyaretçileriyle buluşturacak.
Sevgililer Günü programı; sinema tarihinin en dokunaklı romantik anlatılarından biri olan Love Story (1970) ile başlayacak. Arthur Hiller imzalı film, sınıf farkları, gençlik, kayıp ve sevmenin kırılganlığı etrafında şekillenen yalın anlatımıyla, aşkı idealize etmekten çok onun geçiciliğini, kırılganlığını ve derinliğini görünür kılıyor. Farklı dünyalardan gelen Oliver ve Jenny’nin ilişkisi, büyük dramatik jestlerden uzak durarak, gündelik anların içindeki duygusal yoğunlukla ilerliyor. Ali MacGraw ve Ryan O’Neal’ın doğal ve ölçülü performansları, karakterler arasındaki bağı sessiz ama güçlü bir şekilde kurarken, Francis Lai’nin hafızalara kazınan müzikleri filmin duygusal dünyasını zamansız bir atmosfere taşıyor. 1971 Akademi Ödülleri’nde yedi dalda Oscar’a aday gösterilen Love Story, 14 Şubat Cumartesi günü saat 17.00’de Kundura Sinema’da izleyiciyle buluşarak.
Akşam ise Beykoz Kundura’nın Yağhane mekânında, Demirane Restoran’ın Sevgililer Günü’ne özel hazırladığı açık büfe eşliğinde akşam yemeği gerçekleşecek. Canlı caz performansı ile atmosfer kazanan gecede, Ceylan Anıl Duo sahne alacak.
14 Şubat programının bir diğer özel etkinliği ise sürdürülebilirliğe ve el üretimine odaklanan 14 Şubat Özel El Yapımı Kâğıt Atölyesi olacak. Nebahat Kavak yürütücülüğünde gerçekleşen atölyede katılımcılar, geri dönüştürülmüş kâğıt hamuru kullanarak geleneksel el yapımı kâğıt üretim sürecini uygulamalı olarak deneyimleyecek.
Beykoz Kundura’nın etkinlikleri hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Serdar Acar’ın sanat kariyerinin 10. yılını temsil eden “Günler” sergisi, 28 Şubat’a kadar Bursa’da yer alan Tayyare Kültür Merkezi’nde sanatseverlerle buluşuyor.
Serdar Acar’ın güncel pratiğini ve kavramsal çerçevesini yansıtan tuval üzerine akrilik tablolardan oluşan “Günler” sergisi, zamanın akışını, hatırlama ve unutma duygularını, günlerin üst üste birikerek oluşturduğu izleri konu alıyor. Sanatçının tuval üzerine akrilik tekniğiyle ürettiği 79 eserden oluşan “Günler” başlıklı kişisel sergisi, zamanı ölçülen bir akış olarak değil, hissedilen bir süreklilik olarak ele alıyor. Birbirine benzeyen ama asla aynı olmayan günlerin izini süren Acar, hafıza, hatırlama ve unutma kavramlarını resimlerinde katmanlı bir anlatıya dönüştürüyor. Günler, sergide kronolojik bir dizilim olmaktan çıkarak üst üste binen anların, küçük kırılmaların ve sessiz tekrarların oluşturduğu bir bütün olarak ortaya çıkıyor.
“Günler” sergisi, izleyiciyi kendi zaman algısıyla yüzleşmeye, günlerin bıraktığı izleri fark etmeye ve hayatın görünmez kayıtlarına kulak vermeye davet ediyor. Serdar Acar’ın sade, duru ve güçlü renk diliyle kurduğu bu görsel günlükler, zamanı anlatmaktan çok onunla birlikte var olmayı öneriyor.
Sanat yazarı Dilek Karaaziz Şener’in “Günler” sergisi bağlamında kaleme aldığı metin ise “unutmama” fikri etrafında şekilleniyor. Serdar Acar’ın resimlerini zamanın durmaksızın akışına karşı bir duraksama alanı olarak değerlendiren Şener, sanatçının yapıtlarını geçmiş, şimdi ve geleceğin iç içe geçtiği, hatıraların silinip yeniden belirdiği bir bellek mekânı olarak yorumluyor.
Künye:
1-2. Serdar Acar, "Günler" Sergisi
3. Serdar Acar, İsimsiz, 2025, Tuval üzeri akrilik 180x130cm (Unicode Encoding Conflict)
4. Serdar Acar, İsimsiz, 2025, Tuval üzeri akrilik, 110 x 90 cm (Unicode Encoding Conflict)
5. Serdar Acar, İsimsiz, 2025, Tuval üzeri akrilik, 120x100cm (Unicode Encoding Conflict)
6. Serdar Acar, İsimsiz, 2025, Tuval üzeri akrilik, 160x160 cm (Unicode Encoding Conflict)
Ödüllü İtalyan yazar Daniele Bergesio’nun yazıp Chiara Ficarelli’nin resimlediği sayı sayarak kendini güvende hisseden bir çocuğun, mutluluğu hesaplama öyküsünü anlatan Ona Kadar Sayıyorum, Tülin Sadıkoğu’nun çevirisiyle Redhouse Kidz tarafından yayımlandı.
Ona Kadar Sayıyorum, 6 yaş ve her yaştan okura günlük mutlulukların dökümünü yaptıracak bir hikâye anlatıyor.
“Asal, her şeyi ama her şeyi saymayı çok sever. Evden okula kaç adım attığını, merdiven basamaklarını, defterindeki sayfaları... Bir süredir mutluluğu da sayılarla ölçmeye çalışmaktadır. Ama bir gün, hiç beklenmedik, öngörülemeyen, hesaplanamayan bir şey olur. Tek kelime ve yedi harflik bu gelişme, Asal’ın tüm hesaplarını karıştıracaktır…”
Portekiz’den Eira ile Türkiye’den Çıplak Ayaklar Kumpanyası’nın ortak projesi Taşıdıklarımız, 30 Ocak Cuma akşamı saat 20.30’da Arter’in performans salonu Karbon’a konuk oluyor.
Gezginliği, göçebeliği, hayatta kalmanın ve alışılagelmiş yaşam biçimini sürdürmenin şartlarını gündelik nesnelerin yükleri üzerinden araştırmaya açıyor. Portekizli koreograf Francisco Camacho’nun sanat yönetmenliğinde sahnelenen Taşıdıklarımız, Leyla Postalcıoğlu, Mihran Tomasyan ve Berke Can Özcan’ın yaratım ve performanslarıyla gerçekleşiyor.
Taşıdıklarımız projesi, Portekiz’in önemli sanat yapılarından Eira ile Türkiye’nin önemli çağdaş sanat topluluklarından biri olan Çıplak Ayaklar Kumpanyası’nı bir araya getiriyor. Kökleri iki farklı liman şehrine dayanan bu yaratıcı ekibin zıt sosyo-kültürel gerçekler üzerinden kurguladığı performans gezginliği, göçebeliği, hayatta kalmanın ve alışılagelmiş yaşam biçimini sürdürmenin şartlarını gündelik nesnelerin yükleri üzerinden araştırmaya açıyor.
“Taşıdığımız şeyler aslında ihtiyacımız olan, bizi hayatta tutan şeyler mi; yoksa hiç sorgulamadan kabul ettiğimiz, örnek bir hayatı devam ettirmemizi sağlayan şeyler mi? Sonucu olmayan hareketleri, ne kadar keyfi olduklarını fark etmeden yapıp duruyor muyuz, yoksa onlar olmadan boşluğun yavaşça içeri süzüleceğini bildiğimiz için mi tekrar ediyoruz bunları?”
Fotoğraf: Mustafa Erdoğan