
2018 Wilhelm Raabe Edebiyat Ödülü sahibi Judith Schalansky’nin kaybolmuş coğrafyaları, türleri ve kültürel mirasları metinsel bir envanter içinde yeniden inşa ettiği kitabı Kayda Geçen Kayıplar, Ayça Sabuncuoğlu’nun çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.
Schalansky; 12 bölümden oluşan Kayda Geçen Kayıplar’da bellek ve unutuşun birbirine zıt olduğu kadar iç içe geçtiğini özgün bir şekilde gösteriyor. Yok oluşun hüzünlü şiiriyle bellek arasındaki ince çizgide yürüyen eser, tarih yazımı ile edebiyat arasındaki sınırları bilinçli biçimde belirsizleştiriyor.
“Kaybolan şeylerin kaydı, insanlığın hafızasıdır.
Pasifik’te okyanusa batan bir ada Tuanaki.
Nesli tükenen Hazar kaplanı.
Tek boynuzlu atların gerçekten yaşadığını öne süren bir fizikçi.
17. yüzyılda Roma’da inşa edilen malikâne, Villa Sacchetti.
Artık kayıp film olarak kabul edilen Mavili Çocuk.
Sappho’nun kayıp aşk şarkıları.
Tamamen yanan ve duvar parçaları yeni köy evlerinin yapımında kullanılan Von Behr Sarayı.
Kayıp kutsal kitaplardan: Mani’nin Yedi Kitabı.
Caspar David Friedrich’in bir yangında yok olan tablosu Griefswald Limanı.
İsviçreli bir memurun binden fazla levha dikerek bir tür ansiklopediye çevirdiği kestane korusu Ormandaki Ansiklopedi.
Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin Berlin’de inşa ettiği, 2000’lerin başında yıkılan Cumhuriyet Sarayı.
Papaz Adolf Kinau’nun selenografileri.”
OG Gallery, Zeynep Solakoğlu’nun “Late Bloomer” başlıklı kişisel sergisi 5 Şubat-14 Mart tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.
“Doğada ‘geç kalmak’ diye bir kavram yoktur; yalnızca kendi ritmi, döngüsü ve kurallarıyla işleyen zaman vardır. Modern dünyanın ‘late blooming’ olarak adlandırdığı anlatı ise insanın bu doğal ritimden kopuşuyla şekillenir; zamanı evrelere ayıran, karşılaştırmalar üzerinden ilerleyen ve rekabet ile mükâfat etrafında kurulan düzen arzusunu gözler önüne serer. Late Bloomer, bu mantığa karşı durarak her varlığın, her dönüşümün ve her hikâyenin kendi zamanında açıldığını hatırlatan bir masal sunuyor.
Solakoğlu’nun pratiğinde izolasyon, sosyalliğin karşıtı değil; onunla paralel ilerleyen, zorunlu ve besleyici bir hâl olarak ele alınır. İç dünyayı genişletmek ile dış dünyaya karışmak, bu sergide birbirini dışlayan değil, eş zamanlı var olan iki durumdur. Sergide yer alan işler, sanatçının zaman içinde kurduğu evrenin farklı evrelerini taşır: pastel ve oyunbaz dışavurumlar, içe çekilerek derinleşen world-building süreçleri ve kaosla şekillenen dönüşüm anları. Bu evrenin merkezinde masalsı bir anlatı yer alır: Bir kızın başı bir kurt tarafından çalınır; yarısı buzdan, yarısı alevden bir kafese konur ve zamanın içine hapsedilir. Başı zamanın içinde asılı kalırken, bedeni fiziksel dünyada kök salar. Kız hayal kurdukça, başı bedeninden uzaklaşır; beden ise gerçekliğe tutunur. Sergi boyunca dilek fenerlerinin içinde süzülen kafalar ve tekrar eden pasta imgeleri, bu hikâyenin etrafında dolaşır. Uçan kafalar hayal kuran zihinlere, pastalar ise hayatın öngörülemez karşılaşmalarına dönüşür—kimi zaman davetkâr, kimi zaman sarsıcı.
Solakoğlu’nun karakterleri her zaman bildiğimiz dillerle konuşmaz. Renkler, semboller ve sanatçının kendi ürettiği enstrümanlardan çıkan, dışarıdan çözülemeyen sesler; iletişimi sezgisel bir düzleme taşır. Anlam ne yalnızca görülerek ne de işitilerek tamamlanır; bakışta, hayal gücünde ve izleyicinin iç ritminde şekillenir.”
Künye:
1. Zeynep Solakoğlu The Creamery, 2023 Oil on canvas 170 × 170 cm
2. Zeynep Solakoğlu Desert with Magenta Petals, 2025 Oil on canvas 100 x 70 cm
3. Zeynep Solakoğlu Landscape with Purple Hills, 2025 Oil on canvas 100 x 70 cm
4. Zeynep Solakoğlu Night Bloomers, 2025 Underglaze on ceramic tiles 140 x 100 cm
5. Zeynep Solakoğlu The Saxophonist, 2024 Watercolor on Paper 93,5 x 64 cm
Genki Kawamura’nın kaleme aldığı yitirilmiş, belirsiz aşklara dair bir hikâye anlatan romanı Nisan Gelince, Didem İpekoğlu’nun çevirisiyle Doğan Kitap’tan çıktı.
Nisan ayında Fucişiro’ya eski sevgilisi Haru’dan bir mektup gelir ve eski aşklarının hatırasını canlandırır. Ancak Fucişiro bir yıl sonra nişanlısı Yayoi’yle evlenecektir; sevip sevmediğinden emin olmadığı Yayoi’yle...
“O zamanlar seni kendimden daha çok önemsiyordum. Seninle olduğum sürece her şeyin yolunda gideceğine inanıyordum.
…O nisan ayı şu anda bile içimde yaşamaya devam ediyor. Belli belirsiz olsa bile daima içimde.”
Tiyatro Araştırma Laboratuvarı Eskişehir (TALES) Ümit Aydoğdu’nun, William Shakespeare’in Macbeth oyunundan, düzenleyip yönettiği ilk projesi Macbeth’in Cadıları Bir de Bizden Dinleyin, 10 Şubat’ta Bursa’daki Kafa Sahne’de, 19 Şubat’ta Eskişehir’deki F/stop Salon’da ve 20 Şubat’ta İstanbul’da yer alan Pax Sahne’de tiyatroseverlerle buluşacak.
Yedi kadın oyuncunun tüm rolleri dönüşümlü canlandırdığı bu dinamik yorum, Macbeth’in karanlık dünyasına cadıların gözünden bakıyor. Oyun performatif anlatım, şiirsel dil ve yüksek bir enerjiyle birleşerek gücün, iktidarın ve kötülüğün insanı nasıl dönüştürdüğüne dair güçlü bir sahne deneyimi sunuyor. Sahnelemede Macbeth, bireysel bir karakter olmanın ötesine geçerek toplumsal güç arzusunun arketipine dönüşüyor. Böylece oyunun odağı, “kötülüğü üreten kim?” sorusundan çıkıp, “kötülüğü sürdürmeye hazır olan güç mekanizması nedir?” sorusuna yöneliyor.
“Macbeth’in ölümü çözüm değildir, çünkü iktidarın boşluğunu dolduracak biri her zaman vardır. İktidar hırsı ve güç arzusu ile insanlıktan çıkan Macbeth’in oyunun sonunda ölmesi sorunun çözümü olmaz, çünkü gücü ve iktidarı arzulayan biri bu boşluğu hemen dolduracak ve kötülük döngüsü devam edecektir.”
Künye:
Yazan: William Shakespeare
Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu
Düzenleyen ve Yöneten: Ümit Aydoğdu
Reji Asistanları: Sami Kaan Çermik. Ekin Eryılmaz, Aleyna Yıldız, Aysu Varlı
Kostüm Tasarımı: Arzu Turan Aydoğdu
Afiş Tasarımı: Aysu Varlı, Ezgi Uzşen
Organizasyon: MYART Yapımcılık
Oynayanlar: Arzu Turan Aydoğdu, Aleyna Yıldız, Ayşe Vuslat Parım, Ezgi Uzşen, Hanife Dere, Gamze Öztürk, Nazan Yerli.
Gazeteci, yazar Laura Bates’in kadınlara karşı örgütlü kötülükle ilgili yazdığı araştırma kitabı Kadınlardan Nefret Eden Erkekler, Nazlı Berivan Ak’ın çevirisiyle April Yayıncılık’tan çıktı.
Bates, küresel ölçekte kadınlara zarar veren nefretin, toksik erkekliğin ve cinsiyetçi önyargıların farklı yüzlerini bu kitapta açığa çıkarıyor. Kadınlardan Nefret Eden Erkekler; istatistiklerle, disiplinler arası çalışmalarla, gerçek yaşam öyküleriyle ve kapsamlı röportajlarla daha adil, eşit ve kapsayıcı bir gelecek inşa etmek için bir rehber sunuyor.
Cehenneme dönmüş bir dünya hayal edin.
Kadınlara duyulan nefretin körüklendiği,bu nefreti beslemek ve büyütmek üzere kurulmuş, gittikçe kalabalıklaşan erkek topluluklarının olduğu bir dünya...
Öyle bir dünya hayal edin ki, bazı erkekler karanlık fantezileri yalnızca düşünmekle kalmıyor, hayata da geçiriyor.
Kadınları kitlesel biçimde katlediyor; geride bıraktıkları manifestolarda ise bu terör eylemlerine yönlendiren ideolojilerini açıkça dile getiriyorlar.
Zayıf karakterli erkekler, kayıp çocuklar, kafası karışık, korku içindeki gençler bu topluluklarca ele geçiriliyor. Korkularından beslenenler, onları şiddete ve sonunda kendi yok oluşlarına sürüklüyor.
Size acı bir haberimiz var…
Bu dünyayı hayal etmenize gerek yok çünkü zaten içindesiniz.
Belki tam farkında değilsiniz çünkü bu konular üzerine konuşmaktan kaçınıyoruz.
Şimdi tam zamanı.
Incel’ler, troller, sözde erkek hakları aktivistleri, “kız tavlama ustaları”, chad'ler ve henüz adı bile konmamışlar...
Dünyayı usul usul zehirliyorlar.
Kökleri derinlere ve eskilere dayanıyor. Her gün yeni takipçiler ediniyorlar. Hızla yükselen bu örgütlü nefret hâlâ görmezden geliniyor. Kadın düşmanlığı biçim, dil, yöntem değiştiriyor ama öz değişmiyor.
Neslihan Başer’in “Kalan Sıcaklık” başlıklı sergisi 28 Şubat’a kadar Galeri Bosfor’da sanatseverlerle buluşacak.
Hafıza, zaman ve bedensel deneyim arasındaki geçirgen ilişkileri tekstil ve kumaş aracılığıyla ele alan Neslihan Başer’in pratiğinde kumaş, yalnızca bir yüzey değil; zamanın askıya alındığı, geçmişin, şimdinin ve geleceğin birbirine karıştığı duyusal bir eşik olarak ortaya çıkıyor. Sanatçının dikiş ve tekrar eden el hareketleriyle şekillenen işleri, hafızayı sabit bir anlatı olarak değil; dokunma, ritim ve sezgiyle harekete geçen canlı bir deneyim olarak düşünmeye davet ediyor. Kumaş, burada belleği taşıyan bir nesne olmaktan çok, onu uyandıran bir unsur hâline geliyor; anılar görüntü olarak değil, his ve bedensel yakınlık olarak beliriyor.
Başer’in üretimi, anneannesi Melahat’tan devraldığı tekstil bilgisinin kuşaklar arası bir süreklilik içinde bugüne taşınmasını da içeriyor. Bu aktarım, nostaljik bir geri dönüşten ziyade, hafızanın bugünde yeniden biçimlendiği ve geleceğe doğru açıldığı bir süreci işaret ediyor. Ortaya çıkan işler, büyük anlatılardan çok küçük anların, gündelik kırılganlıkların ve sessiz yoğunlukların izini sürüyor.
Sergi; hız, üretkenlik ve sürekli ilerleme fikri üzerine kurulu zaman algısına karşı, yavaşlık ve dikkat üzerinden şekillenen başka bir zamansallık öneriyor. Başer son yedi senede ürettiği resimleri, kolajları ve farklı malzemeleri yan yana getirdiği bu sergide, hafızayı geçmişte donmuş bir kayıt olarak değil; şimdide hissedilen ve geleceği mümkün kılan canlı bir alan olarak ele alıyor.
Mitski, 27 Şubat’ta yayımlamaya hazırlandığı Nothing’s About to Happen to Me albümü kapsamında 2 Mayıs akşamı İstanbul KüçükÇiftlik Park’ta konser verecek.
Epifoni organizasyonuyla gerçekleşecek konserin açılışını müzisyen, söz yazarı ve prodüktör Canozan yapacak. Biletler, 13 Şubat Cuma günü genel satışa çıkacak. Sanatçı ön satışı ise 11 Şubat Çarşamba günü saat 10.00’da başlayacak.
27 Şubat’ta Dead Oceans etiketiyle yayımlanacak Nothing’s About to Happen to Me, Mitski’yi bakımsız bir evde yaşayan, içine kapanık bir kadını merkezine alan güçlü bir anlatının içine yerleştiriyor. Ev dışında “aykırı” olarak görülen bu karakter, evinin içinde ise tamamen özgür. Lexie Alley’nin yönetmenliğini, Rena Johnson’ın kurgusunu üstlendiği “I’ll Change for You” şarkısının klibi, Alley’nin albüm fotoğraflarında kurduğu Tansy House evrenini derinleştirerek bu dünyaya odaklanıyor. Kare kare filme basılan, elle çizilmiş izler ve huzursuz edici ince bozulmalarla işlenen görüntüler; Tansy House’un içinde bulunabilecek, kırılgan, yıpranmış ve muhtemelen kitap yığınlarının altına gömülmüş bir film makarası hissi yaratıyor.
Mitski, Nothing’s About to Happen to Me albümündeki tüm şarkıları kendisi yazdı ve tüm vokalleri seslendirdi. Prodüksiyon ve kayıt süreci Patrick Hyland tarafından üstlenilen, mastering’i Bob Weston tarafından yapılan albüm; 2023 çıkışlı The Land Is Inhospitable and So Are We ile kurulan müzikal hattı devam ettiriyor. Albümde, “The Land” turne grubunun canlı enstrümantasyonu ve geniş ensemble düzenlemeleri yer alıyor. Orkestra kayıtları Sunset Sound ve TTG Studios’ta alındı; düzenlemeler Drew Erickson tarafından yapıldı ve yönetildi, kayıt mühendisliği ise Michael Harris tarafından gerçekleştirildi.
Edebiyatımıza çağdaş ve özgün eserler kazandırmak amacıyla bu yıl 24’üncü kez düzenlenen Tudem Edebiyat Ödülleri’ne başvurular başladı.
2003 yılında başlatılan ödüller bu yıl çocuk edebiyatı alanında ve bölümlü kısa roman dalında verilecek. 2026 seçici kurulunda Burcu Aktaş, Canan Aslan, Dilge Güney, Mavisel Yener ve Zeynep Alpaslan yer alacak.
7-9 yaş grubu çocukların kendi kendine okuyabileceği; bölümlere ayrılmış, sade, edebî ve anlaşılır bir dille yazılmış dosyaların kabul edileceği yarışma; çocuklar için kalem oynatan yazar ve yazar adaylarının dosyalarını yayımlatabilmeleri için önemli bir fırsat sunuyor.
Tudem Edebiyat Ödülleri’ne son katılım tarihi 1 Kasım 2026 olacak. Ödüllerde dereceye giren dosyaların 2027 yılının mart ayında duyurulması öngörülüyor. Yarışmada birinciye 35.000 TL, ikinciye 30.000 TL, üçüncüye 25.000 TL para ödülü verilecek. Başvuru şartnamesine buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul’da şehirle ilişki kuran dinamik bir platform olarak kurgulanan Art Show: Galeriler Buluşması 2026, Yapı Kredi Özel Bankacılık ana sponsorluğunda 12-15 Şubat tarihleri arasında gerçekleşecek.
Çağdaş sanatın dönüşümüne yön veren yenilikçi bir oluşum olan Uluslararası Sanat Galerileri Derneği (USGD) çatısı altında düzenlenen ve 2Plan Terminal – Etiler’de gerçekleşecek Art Show: Galeriler Buluşması 2026; rekabet yerine dayanışmayı merkeze alan, sanat dünyasını hiyerarşiden uzak, şeffaf ve erişilebilir bir yapıda buluşturmaya hazırlanıyor.
Katılımcı galeri arasında; Ambidexter, Art On İstanbul, artSümer, Bosfor, BüroSarıgedik, C.A.M. Galeri, DİRİMART, EVİN, Ferda Art Platform, Galeri 77, Galeri Nev İstanbul, Galerist, KAIROS, Martch Art Project, MERKUR, OG Gallery, Öktem Aykut, PG Art Gallery, Pi Artworks, PİLEVNELİ, PİLOT, SANATORIUM, Simbart Projects, Galeri Siyah Beyaz, The Pill, Versus Art Project, x-ist, Zilberman yer alıyor.
İlk edisyonu 2024 yılında hayata geçirilen Art Show: Galeriler Buluşması’nın ikinci edisyonu 12 Şubat Perşembe günü özel ön gösterim ardından 13-15 Şubat tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak. USGD’nin kapsamlı vizyonunun ve kültürel bir platform olma hedefinin ilk somut adımı olarak öne çıkan etkinlik, Türkiye sanat piyasasını uluslararası alanda temsil etme amacı güden galerileri bir araya getiriyor. Etkinlik, Türkiye çağdaş sanatını uluslararası platformlarda temsil eden ve küresel görünürlüğü yüksek galerilerin yoğunlukta olduğu 28 katılımcıyı bir araya getiriyor. Bu galerilerin oluşturduğu güç birliği, Türkiye'deki sanat üretiminin uluslararası standartlarda algılanmasına ve ekosistemin sürdürülebilirliğine katkı sunmayı hedefliyor.