
Megan E. Freeman’ın hem bir distopya hem de duygu dolu bir büyüme hikâyesi anlattığı romanı Yalnız, Yağmur Yavaş’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Goodreads Okur Ödülleri En İyi Gençlik Romanı Adayı Yalnız, uyandığında tüm kasabayı terk edilmiş bulan Maddie’nin hikâyesi. Tam da on iki yaşından beklenecek bir kaçamaktı aslında: Maddie, iki en yakın arkadaşıyla gizli bir pijama partisi yapacaktı. Olabilecek en yanlış günü seçtiğini bilemezdi. Uyandığında tüm kasabayı terk edilmiş bulacağını bilemezdi. Elektrik yok, telefon yok, internet yok... kimse yok. Sadece komşunun köpeği George kalmıştı geriye. Bir de o ürkütücü soru: N.e.l.e.r. o.l.u.y.o.r.?
Kimsesiz günler haftalara, haftalar yıllara döndükçe Maddie başının çaresine bakmayı, yiyecek bulmayı, kar suyuyla yıkanmayı, duş borusundan koltuk değneği yapmayı, hatta araba kullanmayı öğrendi; sonrasında bisiklete sadık kalmayı seçse de... Ancak çok güçlü bir düşmanı vardı: Ezici yalnızlık… Sessizlikle konuşsa da annesinin yıllar önce yazdığı kartpostalı cebinde taşısa da George’a sarılsa da zihni susmuyordu: “Bu hayalet kasabada yalnızlığa daha ne kadar dayanabileceksin Maddie?”
Fransız pop-rock sahnesinin önemli isimlerinden Papooz, Blind organizasyonu ve %100 Müzik katkılarıyla 5 Mayıs’ta IF Performance Hall Beşiktaş’ta müzikseverlerle buluşacak.
2015’te yayımladıkları “Ann Wants To Dance” ile dikkatleri üzerine çeken Papooz’un kayıtsız bir neşeyle parlayan bu şarkısı androjen vokali, akışkan melodisi ve saf pop hissiyle kısa sürede kült bir hit’e dönüştü. Papooz’un hikâyesi yaklaşık 15 yıl önce bir konserin uzun kuyruklarında başladı. Ulysse Cottin ve Armand Penicaut’u bir araya getiren şey; şarkı yazımına duydukları ortak tutku, bitmeyen müzik sohbetleri ve gitarla dünyayı yeniden kurma isteğiydi. Beatles’tan Beach Boys’a, Velvet Underground’dan Ry Cooder’a uzanan geniş bir referans havuzu; Kings of Convenience ve The Whitest Boy Alive’ın duygusal pop-rock dengesiyle birleşerek Papooz’un karakteristik sound’unu oluşturdu.
Grup; 2016’daki naif ve DIY ruhlu Green Juice, 2019’da psikedelik ve groove dolu Night Sketches, ve 2022’de daha folk ağırlıklı, dingin ama içten içe huzursuz None Of This Matters Now albümleriyle de pop-rock sahnesinin yenilikçi dalgasında kendilerine sağlam bir yer edindi. Grubun dördüncü albümü RESONATE ise Papooz için hem müzikal hem de duygusal bir dönüm noktasını işaret ediyor. Grup ayrıca 2026 Ocak ayında Papooz & Friends isimli yeni bir albüm yayımlayacak. Kings of Concenivence grubundan Erlend Øye'nin de bulunduğu bu albüm şimdiden heyecanla bekleniyor.
%100 Müzik Sunar: Papooz konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Sakıp Sabancı Müzesi Resim Koleksiyonu yenilenen seçkisiyle kalıcı olarak ziyarete açıldı.
Osman Hamdi Bey’den Fikret Mualla’ya uzanan eserler, Türk resminin dönüşümünü Sakıp Sabancı Müzesi’nin yenilenen seçkisiyle sanatseverlerle buluşuyor. Sakıp Sabancı’nın 1970’li yıllarda oluşturmaya başladığı, yıllar içinde yeni ve ödünç alınan eserlerle zenginleşen koleksiyon, Sabancı Holding’in desteğiyle müzenin modern galerilerinde izleyici karşısına çıkıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan geniş bir zaman dilimini kapsayan sergi, yalnızca resimleri değil; dönemin görsel kültürünü anlamaya yardımcı olan fotoğraf, kartpostal ve arşiv belgelerini de bir araya getiriyor. Böylece ziyaretçiler, Türk resminin dönüşümünü yalnızca tuvalde değil, dönemin ruhunda da izleme fırsatı buluyor.
Sergi, 19. yüzyıl Osmanlı resminden başlayarak modern Türk resminin gelişimine uzanan bir yolculuk sunuyor. Bu yolculukta askeri okullarda başlayan resim eğitiminin izleri, Osmanlı sarayının sanat üzerindeki etkisi ve akademik sanat eğitiminin ilk yılları gibi önemli dönemeçler ziyaretçilere aktarılıyor. İlk nü çalışmalarından erken dönem sergi etkinliklerine, Avrupa’dan gelen modernist akımların ilk etkilerinden yerel modernizm arayışlarına kadar pek çok başlık, dönemin dikkat çekici eserleri üzerinden ele alınıyor. Sergi, Türk resminin farklı dönemlerde nasıl değiştiğini ve geliştiğini görünür kılıyor.
Sakıp Sabancı Müzesi Resim Koleksiyonu, farklı kuşaklardan sanatçıları aynı sergi içinde bir araya getirerek Türk resminin gelişim çizgisini gözler önüne seriyor. 19. yüzyıl Osmanlı resminin önde gelen isimleri arasında Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmed Paşa, Süleyman Seyyid, Halil Paşa, Hüseyin Zekai Paşa ve Hoca Ali Rıza yer alıyor. 20. yüzyılın başında yeni bir sanat ortamının oluşmasına katkı sağlayan İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Avni Lifij, Nazmi Ziya Güran ve Mihri Müşfik gibi sanatçılar da sergide dikkat çeken isimler arasında. Modern Türk resminin özgün ve deneysel yönünü temsil eden Fikret Mualla, Hale Asaf, Nurullah Berk, Nuri İyem ve Selim Turan gibi sanatçılar ise koleksiyonun farklı estetik arayışlarını ortaya koyuyor. Koleksiyon, İzlenimcilik, Dışavurumculuk ve Kübizm gibi uluslararası sanat akımlarının Türk resmindeki yansımalarını da gözler önüne seriyor.
Tiyatro Cora’nın yeni oyunu, Nazlı Ocakcı’nın yazdığı ve Selena Demirli ile sahneyi paylaştığı Kırıldığımız Yerde Bi’ Boşluk adlı oyun izleyiciyle buluşmaya devam ediyor.
Kırıldığımız Yerde Bi’ Boşluk; dış dünyaya kapalı, labirent biçiminde tasarlanmış, insanların birbirleriyle duygusal bağlar kurmasını engellemek üzere tasarlanmış bir ülke olan Abebebıkı’da geçiyor. Bu ülkede herkes izlenir, herkes rapor verir ve herkes aynı olmak zorundadır. Ama en önemlisi de bu ülkede hiçbir çocuk, hiçbir zaman bir anneye sahip olamamıştır. Bu düzenin içinde, çift yumurta ikizi olan Nexium ve Ritalin, çocukluktan yetişkinliğe uzanan bir zaman aralığında, sistemle olduğu kadar birbirleriyle de hesaplaşırlar. Aynı ülkede doğmuş, aynı numarayla büyümüş bu iki kardeş; birbirlerine sahip oldukları bağları ile özgürlük, sadakat, ihanet ve sevgi arasında geri dönüşü olmayan seçimlerin eşiğine sürüklenir. Bu yolculukta doğru ile yanlış iç içe geçer; kurtuluş ile mahvoluş arasındaki sınır giderek belirsizleşir. Bu oyun, insanın en savunmasız anına, kırıldığı yere bakar çünkü hepimizin kırıldığı yerde bir boşluk vardır...
Melih Salgır’ın yönettiği oyunun hareket tasarımı Salih Usta’ya, ışık tasarımı Eren Uğurhan’a, dekor tasarımı Nazlı Mutlu ile Öykü Önal’a, ses tasarımı Aytuğ Erdil’e ve kostüm tasarımı Gizem Ulubaş’a ait. Kırıldığımız Yerde Bi’ Boşluk’u 14 Nisan Salı 20.30’da Kadıköy Boa Sahne’de, 24 Nisan Cuma 20.30’da İBB Habitat Sahne’de izleyebilirsiniz.
Künyesi
Yazan: Nazlı Ocakcı
Yöneten: Melih Salgır
Yapım: Tiyatro Cora
Yapımcı: Ezgi Özmarasalı, İlayda Açe Karagöz
Yapım Ekibi: Buse Karaşahin
Hareket Tasarımı: Salih Usta
Sahne Tasarım: Nazlı Mutlu, .ykü Önal
Reji Asistanı: Baran Çolpan
Işık Tasarımı: Eren Uğurhan
Kostüm Tasarımı: Gizem Ulubaş
Ses & Efekt Tasarım: Aytuğ Erdil
Afiş Tasarımı: Eselya Karagöz
Fotoğraf: Ayten Çelik
Oyuncular: Nazlı Ocakcı, Selena Demirli
İstanbul Modern Sinema, Eye Filmmuseum iş birliği ve Elif Rongen Kaynakçı’nın eş küratörlüğünde düzenlediği “Sessiz Film Günleri” programını 2-5 Nisan tarihleri arasında sinemaseverle buluşturacak.
Erken sinemanın farklı estetik ve tematik yönelimlerini bir araya getiren program, canlı müzik eşliğinde gösterimler ve özel sunumlarla zenginleşiyor. 1918’den başlayarak sinema tarihinin erken dönemine uzanan 13 filmlik seçki; emek ve üretim imgelerinden doğayı soyutlayan avangart çalışmalara, 20. yüzyıl başının moda dünyasından sualtı sahneleriyle öne çıkan yapımlara kadar geniş bir yelpaze sunuyor.
Programın öne çıkan yapımları arasında; Alman Dışavurumculuğu’nun görsel estetiğini doğal oyunculuk anlayışıyla birleştiren Robert Wiene imzalı Raskolnikov (1923); Brezilyalı yönetmen Mário Peixoto’nun 22 yaşında çektiği ve sinema tarihinin en çarpıcı avangart örneklerinden biri kabul edilen Limite (1931); “bir Kiev senfonisi” olarak anılan ve Mikhail Kaufman imzasını taşıyan Baharda (Vesnoi, 1929) ile Muhsin Ertuğrul’un Ukrayna Foto Sinema İdaresi’nde çalıştığı dönemde çektiği ve 92 yıl sonra yeniden gün yüzüne çıkan Tamilla (1924) yer alıyor.
Program kapsamında yedi sessiz film, İtalyan piyanist Andrea Goretti, Ekin Fil, Kornelia Binicewicz, Komos grubu, Gonca Varol ve Orhan Deniz & Onur Başkurt canlı müzik performansları ve sunumları eşliğinde izleyiciyle buluşuyor. Bu yılın teması, erken dönem sinemada stencil-renk kullanımı olarak öne çıkıyor. Bu renklerin restorasyonuna odaklanan Fantastik Çiçekler, Defile Sineması ve Cyrano de Bergerac gibi gösterimler, Elif Rongen Kaynakçı’nın, Tamilla filmi ise akademisyen Ahmet Gürata’nın sunumlarıyla izleyici karşısına çıkıyor. Ayrıca Dariush Mehrjui imzalı, İran Yeni Dalgası’nın kurucu örneklerinden ve yakın zamanda restore edilen Postacı (Postchi, 1972) filminin Türkiye prömiyeri, programda erken ve modern sinema arasında güçlü bir köprü kuruyor.
“Sessiz Film Günleri” programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Yağız Seis ve Mehmet Ali Yıldız’ın üretimlerini bir araya getiren “Tavşan en başından beri haklıydı” başlıklı sergi 3-28 Nisan tarihleri arasında Artroom’da sanatseverlerle buluşacak.
Artroom’un ilk sergisi “Tavşan en başından beri haklıydı”, küratör Seda Çelik’in mekânı bir eşik olarak ele alan yaklaşımıyla, hareket, yön ve erişim arasındaki gerilimi oda ölçeğinde kuruyor. Referansını Alice’s Adventures in Wonderland’daki eşik anından alan sergi, görülen ile ulaşılan arasındaki mesafenin kapanmadığı bir alanı merkeze alıyor. Küçük bir kapıdan bakılan ancak geçilemeyen bahçe, burada fiziksel bir metafora dönüşüyor: içeri girilen ama aşılamayan bir mekân.
Küratöryel kurgu, iki sanatçıyı karşı karşıya getirmek yerine aynı yüzeyde konumlandırıyor. İşler, ayrışmak yerine birbirine yaklaşıyor, üst üste biner ve sınırlarını belirsizleştiriyor. Bu yerleşim, yönün çoğalmadığı, hareketin tekrar ettiği bir düzeni görünür kılıyor.
“Tavşan en başından beri haklıydı”, görünür olan ile erişilebilir olan arasındaki farkı, hız, tekrar ve yakınlık üzerinden düşünmeye açıyor. Sergi, izleyiciyi bir sonuca yönlendirmek yerine, içinde bulunduğu konumu yeniden değerlendirmeye davet ediyor.
Konum: Artroom, Caferağa, Keresteci Aziz Sk. No:41/A, 34710 Kadıköy/İstanbul
Künye:
1. Yağız Seis, Aşk, -ne yazik ki o da politik sevgilim
2. Yağız Seis, Bir manzaranın ait olduğu yerdeyim
3. Mehmet Ali Yıldız, am fire sleeping
4. Mehmet Ali Yıldız, a bouquet of family
Natasha Brown’un evrensellik kavramının arkasındaki eşitsizliği gözler önüne serdiği romanı Evrenselciler, Burcu Asena Şahin Gençoğlu’nun çevirisiyle Düşbaz’dan çıktı.
Brown’un 2025 The Booker Prize’da uzun listeye giren kitabı okuru şu soruyu sormaya yöneltiyor: Hepimiz aynı dünyada mı yaşıyoruz yoksa aynı hikâyeye mi inanıyoruz? Anlatının kime ait olduğuna göre şekil değiştiren bu romanda Natasha Brown, modern toplumun kimliğini ve sınıf ilişkilerini irdelerken hikâyeyi kimlerin yazdığını, kimlerin susturulduğunu sorgulatıyor.
Bir Yorkshire çiftliğinde gecenin geç bir vaktinde bir adam, başına inen altın bir külçeyle neredeyse canından oluyor. Bu olay, görünürde birbirinden kopuk yaşamların kesişim noktası haline geliyor: Genç bir gazeteci kariyerini yeniden inşa etmek için fırsat kolluyor, bir bankacı hayatının yalanını görmezden geliyor, bir köşe yazarı yeni bir krizin peşine düşüyor ve bir grup aktivist dünyayı yeniden tanımlamaya uğraşıyor. Paranın, medyanın, gücün ve kelimelerin kendi rolünü oynadığı düzende herkes kendi hikâyesini anlatmaya çalışırken gerçeğin sesi giderek boğuluyor.
Fransız müziğinin güçlü sesi Garou, Piu Entertainment organizasyonuyla 16 Eylül’de İstanbul Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda, 18 Eylül’de ise İzmir Kültürpark Açık Hava Tiyatrosu’nda sahne alacak.
25 yılı aşkın kariyerinde uluslararası müzik sahnesinde önemli bir yer edinen Garou, “The Best Of” turnesi kapsamında “Belle”, “Gitan”, “Sous le vent” ve “Seul” gibi hitlerinin yanı sıra yeni albümü Un Meilleur Lendemain’den şarkılarıyla Türkiye’deki dinleyicileriyle buluşacak.
Kariyeri boyunca Céline Dion ve Luc Plamondon gibi önemli isimlerle iş birliklerine imza atan Garou, Cirque du Soleil ile gerçekleştirdiği projelerle sahne performansını farklı disiplinlerle buluşturdu. Her konserinde müziği sahne deneyimiyle bir araya getiren sanatçı, dinleyicilerine güçlü ve bütünlüklü bir atmosfer sunmaya devam ediyor.
Garou, “The Best Of” turnesi kapsamında sevilen şarkılarının yanı sıra sürpriz performanslara ve yeni repertuvarına da yer veriyor. Sanatçının son albümü Un Meilleur Lendemain’den parçalar da bu özel konserlerde dinleyiciyle buluşacak. Albüm, Garou’nun kişisel hikâyelerinden ve duygusal dünyasından beslenen şarkılarıyla dikkat çekiyor.
EKAV / Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı, Abitus Sanat Projeleri iş birliği ve Yasemin Semercioğlu koordinasyonunda düzenlediği Çiçek Benardete, Pembe Tüzüner ve Tina Varon’un farklı disiplinlerdeki eserlerini bir araya getiren “Tres Specula / Üç Yansıma” sergisini 7 Nisan-7 Mayıs tarihleri arasında Ekavart Gallery’de sanatseverlerle buluşturacak.
“Tres Specula / Üç Yansıma”, üç sanatçının farklı malzeme ve ifade biçimleri üzerinden dünyayı algılama ve yansıtma biçimlerini bir araya getirirken, izleyiciyi form, ışık ve yüzey arasındaki ilişkileri yeniden düşünmeye davet ediyor. Latince “üç ayna” anlamına gelen “Tres Specula”, sanatın yansıtma gücüne ve sanatçının dünyayı algılama biçimine gönderme yapıyor. Her sanatçı kendi üretim pratiği içinde gerçekliği yeniden kurarken, malzeme ve form aracılığıyla hem görünür olanı hem de onun ardındaki duygusal ve düşünsel katmanları açığa çıkarıyor.
Sergide yer alan sanatçılar Çiçek Benardete, Pembe Tüzüner ve Tina Varon, farklı malzemelerle üretseler de ortak bir araştırma alanında buluşuyor: formun, ışığın ve yüzeyin yarattığı yansımalar. Heykelin mekânla kurduğu ilişki, resmin yüzeyinde gelişen renk ve ritim ve farklı malzemelerin ışıkla kurduğu diyalog, sergi mekânında birbirini tamamlayan üç ayrı ifade biçimine dönüşüyor. Sanatçıların bireysel üretimlerinden doğan bu üç yaklaşımın aynı mekânda karşılaşması izleyiciye çok katmanlı bir görsel deneyim sunuyor.
Künye:
1. Çiçek Benardete, Aziz Dinleyicilerim, Tuval üzerine yağlı boya, 60 x 70 cm
2. Tina Varon, Sürpriz, Polyester, 55x40x10 cm
3. Pembe Tüzüner, Oyun, Demir kaynak, 80x30x115cm
Hakim'in Yolculuğu, Büyük Aşk ve Unutulmazlar gibi eserleriyle tanınan Fransız çizer Fabien Toulmé’nin farklılıkların bir engel değil, ortak hayatımızı zenginleştiren bir güç olduğunu hatırlattığı grafik romanı ULİS, Hasan Can Utku’nun çevirisiyle Desen’den çıktı.
Toulmé, engellilik, kaynaştırma eğitimi ve birlikte yaşama kültürü gibi hassas konuları incelikli bir duyarlılıkla ele alıyor. Tükenmişlik sendromunun ardından mühendislik kariyerini geride bırakan İvan, hayata yeniden tutunmaya çalışırken kendisini özel gereksinimli çocukların eğitim aldığı bir ULİS sınıfında destek personeli olarak bulur. Başlangıçta yabancısı olduğu bu dünyada, sınıfın günlük ritmi, öğretmenlerin özverili çabası ve öğrencilerin benzersiz dünyalarıyla karşılaştıkça bakış açısı yavaş yavaş değişmeye başlar.
İvan için bu sınıfın kapısından içeri adım atmak, Homeros'un kahramanı Ulysses'in bilinmez denizlerde çıktığı yolculuğu andıran bir keşif sürecine dönüşür. Ancak bu kez karşısındaki engeller mitolojik yaratıklar değil; toplumsal önyargılar, eğitim sisteminin eksikleri ve insanın kendi kırılganlıklarıdır. Özellikle öğrencilerden biriyle kurduğu bağ, İvan'ın hem hayatındaki yönünü hem de kendine dair inançlarını yeniden düşünmesine yol açacaktır.