
Sevil Dolmacı Galeri, Mehmet Uygun’un “Leb-i Derya” başlıklı kişisel sergisini 1 Mart'a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Uzun soluklu bir üretim sürecinde şekillenen “Leb-i Derya” sergisi, Mehmet Uygun’un hayal ile gerçeklik arasında kurduğu fantastik dünyayı izleyiciye sunuyor. Uygun’un pratiği; anılardan, çocuklukta şekillenmiş imgelerden, nesnelerden ve renklerin sessiz dilinden besleniyor.
“Haliç kıyısında, çocukluğunun geçtiği evde kurmaca ile başlayan bu düşsel anlatı; gerçek dışı varlıkların gerçeklikle nasıl yan yana var olabileceğini sorgular. Ailesinin iki katlı ahşap evinin altındaki kuyu, bu kuyunun İstanbul ve Haliç ile kurduğu hayali bağ, surlar, tarihi yapılar, parklar, deniz kenarı, karşı kıyı, tekneler ve balık tutan insanlar… Tüm bu öğeler, sanatçının kırk yıllık pratiğinde katman katman biriken anıların ve bu anılardan tuvale taşınan düşlerin izlerini taşır.
Anneanne ve dedesinden dinlediği masallar, mitolojik öyküler ve fabllar, Uygun’un gerçek dünyanın ötesine geçerek hayal dünyasında yeni bir evren kurmasına olanak tanır. Bu evrende yer alan karakterler, birbirlerinden ne kadar farklı olsalar da aynı duyguları paylaşır, aynı dili konuşur gibidir. Sanatçı, renklerin cümbüşünü masal anlatır gibi fırçasıyla sunar; izleyiciyi hem görsel hem de duygusal bir yolculuğa davet eder.
Eserlerin büyük bir bölümünün isimsiz oluşu bilinçli bir tercihtir. Uygun, izleyicinin esere isim vermesini, onunla kişisel bir bağ kurmasını ister. Böylece hayal gücü, yalnızca sanatçının değil, izleyicinin de üretim sürecine dâhil olduğu bir alana dönüşür. Leb-i Derya, bakmanın ötesine geçerek izleyiciyle samimi bir ilişki kurmayı amaçlayan bir davettir; düş kurmaya, birlikte yol almaya çağırır.
Bu dünyada balıklar suyun dışında, kuş misali uçar; insanlar yan yana dizilerek kenetlenir, zıt renkler bir bütünlük içinde buluşur. Figürler, izleyiciyi içine çeken bir gizem taşır. Gerçekdışı görünmelerine rağmen şiirsel bir dille yaklaşırlar ve izleyiciye samimi bir alan açarlar. Daha önce görülmemiş ama bir yerlerden tanıdık gelen bu figürler, Uygun’un evreninin doğal parçaları gibidir.
Bu fantastik dünyada kötülükten arınmış bir atmosfer hâkimdir; neşe, müzik ve renk ön plandadır. Uygun’un resimleri samimi ve esprili bir dil taşır; toplumla ve bireyle sessizce konuşur. Figürler doğrudan konuşmaz; belki de bu yüzden daha çok şey söylerler. Anlam, açıkça sunulmaz; sessizliğin içinde saklanır. İzleyici ilk bakışta ne gördüğünü tam olarak çözemeyebilir; ancak görüntü zamanla zihinde yer eder, büyür ve çoğalır.
Deniz kızları, kuşlar, kaptanlar ve balinalar izleyiciyi masal dünyasına taşır. Gerçeküstü hayali canlılarla birlikte ney çalan bir figür, müzik kültürünün mirasını düşsel bir evrenle buluşturarak masalsı bir an yaratır; kültürel mirası enstrümanlar aracılığıyla izleyiciye sunar. Bu eser, sanatçının daha önce gerçekleştirdiği enstrüman serisine de bir gönderme yapar ve milletlerarası bir kültürel yolculuğu işaret eder.
Gerçek ile fantastik arasında salınan bu evren, aslında düşlediğimiz bir hayalin nefes almış hâlidir. Uygun’un resimleri hem kişisel geçmişine hem de kolektif belleğe yapılan bir dönüş niteliği taşır.”
Çocuk kitapları yazarı, çevirmeni, editörü ve doğa eğitmeni Sima Özkan’ın çocukların doğayla daha uyumlu bir yaşam için günlük ve pratik bilgiler bulabileceği kitabı Doğa Dostunun Başucu Rehberi, Sevtap Sarıca’nın resimleriyle Doğan Çocuk’tan çıktı.
Doğa Dostunun Başucu Rehberi, doğayla kurduğumuz ilişkiyi bir günde değil, zamana yayılan küçük adımlarla dönüştürmeyi öneren bir yolculuk kitabı. Okurlar bir yıl boyunca haftalık olarak eşlik eden 52 küçük ama etkisi büyük adımla karşılıyor. Her hafta, gündelik hayatın içinde çoğu zaman fark edilmeden yapılan alışkanlıklara yeniden bakmayı; doğaya daha dikkatli, daha saygılı ve daha bilinçli yaklaşmayı teşvik ediyor. “Ben ne yapabilirim ki?” diye düşünenler için cesaret verici bir başlangıç sunarken, hâlihazırda doğa dostu yaşam pratiklerini hayatına katmaya çalışanlar için de ilham verici yeni yollar açıyor.
Bu kitap, doğayı yalnızca korunması gereken bir alan olarak değil, birlikte öğrenilen, dinlenen ve temas kurulan bir yol arkadaşı olarak ele alıyor. Daha az tüketmenin, daha bilinçli tercihlerin ve gündelik hayatta yapılan küçük değişikliklerin nasıl büyük bir etki yaratabileceğini sakin ve kapsayıcı bir dille anlatıyor.
Ressam, yazar ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun dönemin önemli kültür-sanat isimleri ve aile dostlarıyla yazıştığı mektuplarının zarflarından oluşan “Sevgilerle, Bedri Rahmi Eyüboğlu” sergisi 29 Mart’a kadar Casa Botter’de sanatseverlerle buluşuyor.
İBB Kültür ve İBB Miras katkılarıyla düzenlenen sergide Fikret Mualla’nın Bedri Rahmi’ye yazdığı bir mektup ile Eyüboğlu’nun Nâzım Hikmet için kaleme aldığı ve Yiğidim Aslanım olarak bilinen Zindanı Taştan Oyarlar şiirinin el yazması gibi parçalar özellikle dikkat çekiyor.
Casa Botter’in yeni sergisi “Sevgilerle, Bedri Rahmi Eyüboğlu”, hem sanatçının özel dünyasına hem de Türkiye’nin kültür tarihine zarflar üzerinden bakmak isteyen izleyiciler için şiirsel bir durak sunuyor. Sergide, 1957-1974 yılları arasına tarihlenen ve Türkiye’nin yanı sıra ABD, Kanada ve Fransa adreslerini taşıyan zarflar yer alıyor. Adresli, tarihsiz ya da notlarla işaretlenmiş zarflar Bedri Rahmi Eyüboğlu ile eşi Eren Eyüboğlu, ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu, oğlu Mehmet Hamdi Eyüboğlu’nun yanı sıra Fikret Mualla, Mustafa Pilevneli, Turan Erol, Mehmet Ali Cimcoz, Tosun Bayraktaroğlu ve Ertuğrul Özakdemir gibi dönemin önemli isimleri arasındaki yazışmalara tanıklık ediyor.
“Sevgilerle, Bedri Rahmi Eyüboğlu” sergisinde yer alan zarflar tarihi birer belge olmanın ötesinde, Bedri Rahmi’nin görsel dünyasının küçük tuvallerine dönüşüyor. Soyut ve soyutlamaya yakın kompozisyonlar, tekrar eden biçimler, otoportre siluetleri, balık imgeleri, Amerika yıllarında kullandığı kum ve farklı malzemelerle oluşturulmuş yüzeyler, geleneksel motiflerle birleşerek sanatçının özgün dilini yansıtıyor.
Gonca Sezer’in “Yaşarken Açılan Kapı” başlıklı kişisel sergisi, Nergis Abıyeva küratörlüğünde 5 Nisan tarihleri arasında Quick Art Space’te sanatseverlerle buluşuyor.
Serginin başlığı, Robert Musil’in Yaşarken Açılan Miras kitabından ödünç alınarak, hafızanın, aktarımın ve gündelik yaşam içinde fark edilmeyen sürekliliklerin ve kesintilerin izini süren kavramsal çerçeveye işaret ediyor. Sanatçının son dört yılda ürettiği desen, resim, asamblaj ve üç boyutlu nesnelerden oluşan kapsamlı bir seçkiyi bir araya getiren sergi, İstanbul’un Kurtuluş ve Beyoğlu çevresindeki kent dokusuna odaklanıyor. Sezer, kentin mimarisinde, özellikle bina cephelerinin dış yüzeylerinde karşımıza çıkan çiçek benzeri süsleme biçimlerini merkeze alıyor. Bu motifleri, İstanbul’un doğasında var olan bitkiler ve çiçeklerle kurduğu biçimsel ve duyusal benzerlikler aracılığıyla yeniden görünür kılıyor ve bir hafıza alanı olarak kurguluyor.
Sezer, her gün önünden geçtiği eski binaların cephelerinde yer alan, Art Nouveau estetiğiyle şekillenmiş demir ve taş işçiliğinin taşıdığı motifler üzerinden kentin belleğini okumaya çalışıyor. Bu görsel dil, Sezer’in pratiğinde estetik bir unsurdan ziyade, aynı zamanda toplumların yeniden inşa süreçlerinde geride kalanlara bakma, gözden kaçanları fark etme ve sürekliliği/kesintileri sorgulama aracı olarak beliriyor. İzleyiciyle ilk kez buluşacak yapıtların yer aldığı “Yaşarken Açılan Kapı”, mimari süsleme, doğa ve kent belleği arasında kurduğu çok katmanlı ilişkilerle, gündelik hayatın içinden sessizce açılan geçişlere odaklanan bir sergi deneyimi sunuyor.
Çukurlar kitabının yazarı Louis Sachar’ın koşulsuz sevginin iyileştirici gücüne dair kaleme aldığı modern klasiği Yanlış Sıradaki Çocuk, İpek Güneş Çıgay’ın çevirisiyle Tudem Yayınları’ndan çıktı.
40 yıl önce yayımlanmasına rağmen gençlerin dünyasını yakalamayı sürdüren Yanlış Sıradaki Çocuk, öğretmen-öğrenci ilişkisini anlatan en dokunaklı metinlerden biri. Çevresi tarafından “ötekileştirilen” bir çocuğun içindeki saf iyiliği görmemizi sağlayan bu roman, okurda yarattığı duygusal derinlikle aynı anda hem güldürüyor hem de hüzünlendiriyor. Sachar, sosyal hayatta davranış sorunları yaşayan çocukların iç dünyasını gerçekçi bir üslupla yansıtıyor.
Bradley, sınıfın en arka sırasında tek başına oturan, herkesin ''sorunlu'' olarak addettiği, hatta zamanla kendisinin bile buna inanmaya başladığı o kötü çocuk... Yalan söylüyor, kavga ediyor ve derslere odaklanamıyor. Zaten etrafındaki hemen herkesin ondan beklediği de bu! Ta ki bir gün yeni birileri karşısına çıkıp bitmek bilmez yalnızlığından onu kurtarana kadar. Jeff ile Carla'nın hayatına girmesiyle yeniden sevmeyi ve güvenmeyi öğrenen Bradley için değişim belki de ihtimal olmaktan çıkıyor. Adım adım öz güvenini geri kazanan kahramanımız ilk kez kendisini değerli hissetmeye başlayınca, kaderini tersine çevirmesi de kaçınılmaz oluyor...
ENKA Sanat, yeni sezonda çeşitli etkinliklerle 17 Şubat-28 Nisan tarihleri arasında ENKA Oditoryumu’nda sanatseverlerle buluşacak.
ENKA Sanat, 17 Şubat Salı akşamı gerçekleşecek “Bir Hikâye Bir Türkü” prömiyeriyle yeni sezonunu açacak. Yaşamını sanata ve edebiyata adamış yazar Yekta Kopan ile Anadolu’nun sazını, sözünü dünya sahnelerine taşımış müzisyen Coşkun Karademir, Özlem Belkıs’ın kaleme aldığı bu projeyle aynı sahnede bir araya geliyor. Türkülerin, deyişlerin ve ezgilerin izinde ilerleyen bu söyleşi-konser; sanatı, edebiyatı ve müziği aynı potada buluşturarak seyirciyi samimi bir yolculuğa davet ediyor.
Güvenç Dağüstün’ü, Eylem Pelit ve Derya Alabora ile bir araya getiren “Mahsus Mahal: Ruhi Su’ya Saygı” isimli projenin 24 Şubat Salı akşamı gerçekleşecek prömiyer gecesinde, Ruhi Su’nun halkın sesiyle yoğrulmuş derin müziği, çağdaş ve özgün bir anlatılı konser formatıyla sahnede yeniden hayat buluyor. 7 Nisan Salı akşamı Emre Elivar ve Başar Can Kıvrak’ın sahne alacağı “Alacakaranlıktan Işığa” başlıklı iki piyano resitali, klasik müzikseverleri Brahms’tan Ravel’e uzanan bir müzik yolculuğuna davet ediyor. Programda ayrıca, Türkiye’de ilk kez seslendirilecek olan Daphnis et Chloé Süit No. 2’nin Vyacheslav Gryaznov imzalı iki piyano düzenlemesi yer alıyor. 14 Nisan Salı akşamı gerçekleşecek “Büyük Buluşma” başlıklı konserde ise klasik müzik dünyasının beş değerli ismi ilk kez aynı sahnede bir araya geliyor. Veriko Tchumburidze, Esen Kıvrak, Öykü Canpolat, Dorukhan Doruk ve Gökhan Aybulus’un sahne alacağı gecede, J. Brahms ve A. Dvořák’ın piyanolu beşlileri gerek duygusal yoğunlukları gerekse yapısal zenginlikleriyle hem yorumculara hem de dinleyicilere unutulmaz bir müzikal deneyim sunmayı hedefliyor. Genç virtüözlere destek olmak amacıyla sürdürülen ENKA Sahne Gala Konseri, 19 Nisan Pazar günü ENKA Oditoryumu’nda gerçekleşiyor. Sanat yönetmenliğini Cihat Aşkın’ın üstlendiği konserde; Efdal Altun, Cihat Aşkın, Gökhan Aybulus, Mehmet Girgin, Fazıl Say ve Dilbağ Tokay’ın yer aldığı Danışma Kurulu tarafından önerilen genç yetenekler sahne alarak, izleyiciyle buluşuyor.
ENKA Sanat, yeni sezonunda çok konuşulan yapımlarından bir seçki ile tiyatro severlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. 26 Şubat Perşembe akşamı, yönetmenliğini Hakan Emre Ünal’ın üstlendiği En Sevdiğinden Başla sahnelenecek. Barkın Sarp, Elif Aydın, Hakan Emre Ünal, Mert Yılmaz Yıldırım, Nezaket Erden ve Sudem Tiryakigil’in rol aldığı oyun, birlikte olmaya, bir arada kalmaya ve üretmeyi sürdürmeye çalışan iki genç sanatçının ilişkisini, hayata, birbirlerine ve kendilerine karşı verdikleri mücadele üzerinden anlatıyor. 3 Mart Salı akşamı ise Ahmet Sami Özbudak’ın yazdığı, Emrah Eren’in yönettiği Şebbaz adlı oyunu sahnesinde ağırlıyor. Oyun, dönemin nüfuzlu isimlerinden Muhterem Bey’in torununun sünnet töreninde, yıllardır küs olan iki şebbazın Turna ile Mehmet’in imzasını taşıyan Ejderha ve Balık oyununun sahnelenmesi sonrası olayları konu ediniyor. 10 Mart Salı akşamı, Kerem Kurdoğlu’nun kaleme aldığı Sesler, Salih Bademci’nin etkileyici performansı ve Mehmet Birkiye’nin yönetimiyle sahneleniyor. Oyun, izleyiciyi kendi iç dünyasının seslerini keşfetmeye ve duygularını anlamaya davet ediyor. 24 Mart Salı akşamı, Bulgar yazar Stefan Tsanev’in Jeanne d’Arc efsanesinden yola çıkarak kaleme aldığı Jan Dark’ın Öteki Ölümü; tanrı, insan ve iktidar arasındaki ilişkiyi ustalıklı bir kara komedi diliyle sahneye aktarıyor. Hikmet Hükümenoğlu imzası taşıyan Fora, Aslı İnandık, Eray Karadeniz, Kubilay Aka, Şenay Gürler, Şerif Erol ve Şükran Ovalı’yı bir araya getiriyor. 30 Mart Pazartesi akşamı sahnelenecek oyun, aile bağlarını, kuşak çatışmasını ve bireylerin kendini bulma çabasını mizahi ve dokunaklı bir dille ele alıyor. Şâmil Yılmaz’ın kaleme aldığı, Sezen Keser’in yönettiği ve Oğulcan Arman Uslu’nun tek kişilik performansıyla sahnelenen 9/8’lik Kıyamet, 1 Nisan Çarşamba akşamı izleyiciyle buluşuyor. Yakın gelecekte, iklim krizinin vurduğu bir dünyada geçen oyun, “Dünya elimizden kayıp giderken biz kimin elini tutacak, kimlerle yan yana yürüyeceğiz?” sorusuna yanıt arıyor.
ENKA Sanat’ın programına buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul Film Festivali, Zurich Sigorta Grubu Türkiye iş birliğiyle, Metin Erksan’ın sinemaya aktardığı, başrollerini Türkan Şoray, Nebahat Çehre, Ayhan Işık ve Ekrem Bora’nın üstlendiği, 1962 yapımı Acı Hayat filmini Atlas Post Production tarafından restore edilmiş kopyasıyla sinemaseverlerle buluşturacak.
İstanbul Film Festivali, Zurich Sigorta Grubu Türkiye iş birliğiyle bu yıl da Türk sinemasının önemli yapıtlarını restore ettirerek gün ışığına çıkarmaya ve bu klasiklerin yeni kopyalarını sinemamıza kazandırmaya devam ediyor. Sinemamızın önemli isimlerinden Metin Erksan’ın “Toplumsal Gerçekçi” evresinin en olgun meyvelerinden, 1962 yapımı Acı Hayat, Yeşilçam’ın klasik melodram kalıplarını sosyolojik bir eleştiriyle yapıbozuma uğratıyor. İstanbul Film Festivali için Zurich Sigorta Grubu Türkiye desteğiyle Atlas Post Production tarafından titizlikle restore edilen film, kara sevdayı Erksan’ın derinlikli görüntü diliyle beyazperdeye taşır. Film, birbirini seven yoksul bir kaynakçı olan Mehmet ile manikürcü Nermin'in, paranın yıkıcı gücü ve sınıf atlama arzusu karşısında sarsılan aşklarını konu alıyor. Nermin’in zengin bir hayat uğruna Mehmet’i terk etmesiyle başlayan süreç, Mehmet’in bir piyango ikramiyesiyle servet sahibi olup eski sevgilisinden intikam almaya karar vermesiyle trajik bir hesaplaşmaya dönüşüyor.
Acı Hayat’ın toplumsal bellekte bıraktığı iz o kadar derindir ki, hikâyenin özündeki sınıfsal çatışma teması 2005 yılında dizi olarak televizyona uyarlandı. Restore edilmiş kopyasıyla festival kapsamında yeniden izleyiciyle buluşacak olan Acı Hayat, Metin Erksan’ın vizyonuna bir kez daha tanık olmak; Türkan Şoray, Nebahat Çehre, Ekrem Bora ve “taçsız kral” Ayhan Işık’ın oyunculuk dehasını bir arada izlemek ve Türkiye’nin sosyolojik dönüşümünü kavramak için vazgeçilmez bir kilometre taşı, zamansız bir başyapıt. 1962 yapımı Acı Hayat’ın senaryosu filmin yapımcılığını da üstlenen Muzaffer Arslan’ın öyküsünden Metin Erksan tarafından yazıldı.
Janelle Brown’un biri dolandırıcı diğeri varis iki kadının kesişen hikâyesini anlattığı romanı Kıymetli Küçük Şeyler, Füsun Doruker’in çevirisiyle Altın Kitaplar’dan çıktı.
Yayımlandığı günden bu yana 10’dan fazla dile çevrilen, New York Times “En Çok Satan Kitabı”, Amazon’da “Yılın En İyi Kitabı”, Goodreads’ta “En İyi Gerilim Romanı Finalisti” seçilen Kıymetli Küçük Şeyler, sevgiyle yalanın iç içe geçtiği bir dünyada güvenin kırılganlığını ve ihanetin kaçınılmazlığını gözler önüne seriyor. Kitap; birbirlerine bir paranın iki yüzü kadar ters olan iki kadının ortak düşmanlarına karşı cephe almalarının ve kendi yöntemleriyle intikamlarını alırken aslında birbirlerinden çok da farklı olmadıklarını keşfetmelerinin hikâyesini anlatıyor.
Biri dolandırıcı, diğeri bir vâris… Birbirlerinden son derece farklı iki kadın, kaderin beklenmedik cilvesiyle karşı karşıya gelir. Nina sahtekârlığı sanata dönüştürmüş, zekâsını ve yeteneklerini kullanarak hayata tutunmayı başarmıştır. Vanessa ise zenginliğin ve ihtişamın içinde büyümüş ancak mükemmel imajının ardında derin yaralar taşımaktadır. İkisi de kendi oyunlarında ustalaşmışken yolları hiç beklemedikleri bir şekilde kesiştiğinde gerçekle yüzleşmek zorunda kalacaklar.
Annabelle Hirsch’in kadınların bastırılmış, unutulmuş ve çoğu zaman fısıltıyla aktarılan hikâyelerini görünür kıldığı kitabı 100 Nesnede Kadınların Tarihi, Erhun Yücesoy’un çevirisiyle Medusa Yayınları’ndan çıktı.
Gillian Anderson’ın “Bu kitap, kadınların sessiz ya da değil ama her zaman sahnede olduklarını, etrafımızda gördüğümüz hemen her şeyin arkasındaki itici güç ve ilham olduklarını hatırlatıyor” dediği 100 Nesnede Kadınların Tarihi, tarih sahnesinde çoğu zaman görmezden gelinen kadınların izini, gündelik ve sıra dışı nesneler üzerinden sürüyor.
Hirsch; Uyluk kemiğiyle bikininin, daktiloyla platform topukların ortak noktası ne olabilir? İlk insanların mağara duvarlarına bıraktığı el izlerinden Sappho'nun papirüsüne ya da Kim Kardashian'ın yüzüğüne nasıl bir yol uzanır? Sahi, rahibe tacının çamaşır tokacıyla ne ilgisi var? gibi sorulara cevabı kadınlardan ve kadınların tarihinden veriyor.
Dünyanın en ikonik seslerinden maestro Andrea Bocelli, efsanevi albümü Romanza’nın 30. yılına özel hazırlanan Romanza 30th Anniversary World Tour kapsamında, 30 Mayıs akşamı Beşiktaş Tüpraş Stadyumu’nda müzikseverlerle buluşacak.
Klasik müziğin asaleti ile çağdaş müziğin evrensel duygusunu kendine özgü bir dengeyle bir araya getiren Andrea Bocelli, yaklaşık otuz yıldır dünya sahnelerinde yarattığı etkiyle yalnızca bir sanatçı değil, küresel ölçekte bir müzik referansı olarak kabul ediliyor. Mticket iş birliği ve NTRteam organizasyonu ile gerçekleştirilen İstanbul konserinde Bocelli; “Con Te Partirò”, “Vivo per Lei” ve “Time to Say Goodbye” gibi hafızalara kazınmış eserlerin yanı sıra Romanza albümünden seçilen parçaların merkezde olduğu özel bir repertuvarla dinleyiciyle buluşacak.
1997 yılında yayımlanan Romanza, kısa sürede küresel bir başarıya ulaşarak dünya çapında 20 milyondan fazla satış rakamına ulaştı. 20’den fazla ülkede Platin ve Diamond sertifikaları kazanan albüm; tüm zamanların en çok satan İtalyanca albümü olmasının yanı sıra, İngilizce dışındaki dillerde yayımlanmış en başarılı albümlerden biri olarak müzik tarihindeki yerini sağlamlaştırdı. Romanza, Bocelli’nin uluslararası yükselişini simgeleyen en önemli çalışmalar arasında yer alıyor.
AEG Presents yapımı olan Romanza 30th Anniversary World Tour, dünyanın en prestijli sahnelerini kapsayan seçkin bir rota izliyor. New York’taki Madison Square Garden, Los Angeles’taki Hollywood Bowl, Venedik’teki Piazza San Marco ve Viyana’daki Ernst Happel Stadyumu gibi ikonik mekânların yer aldığı bu global turnede İstanbul da yer alıyor. Bu konser, Andrea Bocelli’nin sanatsal yolculuğunu ve Romanza’nın zamansız etkisini merkezine alan özel bir müzikal kutlama niteliği taşıyor.