GÜNDEM
  • 16-02-2026

    SANATORIUM, Mehmet Dere’nin “21:21” başlıklı kişisel sergisini 18 Şubat-28 Mart tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    Mehmet Dere’nin 21 sayısının farklı kültürel, mitolojik ve ezoterik bağlamlarından yola çıkarak ürettiği yeni yapıtlarını bir araya getiren sergi, oyun formları aracılığıyla güncel sosyoekonomik meselelere eleştirel bir bakış sunuyor.

    “Dere için 21, kişisel deneyim, tarihsel anlatım ve toplumsal gerçekliğin kesiştiği bir eşik olarak belirir. Sanatçının pratiği, gündelik hayatın sıradan imgeleri ile güncel politik ve ekonomik yapılar arasındaki gerilimli ilişkilere odaklanır. Oyun ve sayı gibi gündelik yaşam içinde sıkça tezahür eden pratikler, değer, iktidar ve eşitsizlik üreten sistemleri görünür kılan eleştirel araçlara dönüşür. Dere’nin çalışmaları, izleyiciyi eşiklerde ve kırılma noktalarında dolaşmaya davet eden açık uçlu bir düşünme alanı kurar.

    Dere’nin 21 sayısı üzerinden kurguladığı bu sergi, kavramsal bir sayısal referans düzlemi kurarken, üç ve yedinin sembolik çağrışımlarını biçimsel ve kavramsal ilişkiler üzerinden işlerine taşır. Sayıların sembolik anlamları, insanlık tarihinin erken dönemlerinden itibaren mitoloji, din ve ezoterik düşünce sistemlerinde dönüştürücü bir rol üstlenmiştir. Bu bağlamda 21 sayısı, farklı kültürel ve ruhsal geleneklerde tamamlanma, eşik ve dönüşüm fikriyle ilişkilendirilmiş; matematiksel bir değerden öte, kozmik ve içsel süreçleri ima eden bir sembol olarak okunmuştur. Ezoterik yorumlarda, üçlü bütünlük (beden, ruh, zihin) ile yedi katmanlı döngünün (zaman, kozmik düzen, evrensel ritim) çarpımı olarak beliren bu sayı, ruhsal bütünleşmenin sayısal bir ifadesi olarak düşünülür.

    Sanatçı, bu çok katmanlı sembolik arka planı kendi yaşam deneyimi ve yirmi birinci yüzyılın ekonomik gerçeklikleriyle harmanlar. 21, sergide hem kişisel bir eşik hem de çağdaş kapitalist düzenin vaatlerini, beklentilerini ve süregelen belirsizliklerini düşünmek için kavramsal bir araca evrilir. Dere, bireyin ekonomik sistem içindeki konumunu şans ve kontrol mekanizmaları arasındaki gerilim üzerinden sorgularken, bu gerilimi görsel dile tercüme eden kendine özgü bir tipografi ve imge repertuvarı geliştirir.”

    0
    0
    966
  • 16-02-2026

    Rocio Bonilla’nın kaleme aldığı “Lukas Kont ile Kızıl Greta” roman serisinin ilk kitabı olan ve normal kavramını sorgularken çocukların kendisini keşfetmesi için cesaret veren Her Şey Böyle Başladı, Seda Ersavcı’nın çevirisiyle Redhouse Kidz’ten çıktı.

    ​8 yaş ve üzeri okurlara seslenen kitap merakına yenik düşen çocuklar için sürprizlerle dolu bir hikâye anlatıyor. Serinin kahramanlarından Lukas normal bir çocuktur. Normal bir ailesi, normal bir evi ve normal bir okulu vardır. Büyük-büyük- büyükbabasından miras kalan olağanüstü büyüklükteki o eve taşınmalarıyla her şey değişir. Lukas, yeni okul arkadaşı Greta’yla evin kütüphanesini keşfe çıktıkları gün, normalden uzun köpekdişlerinin ve ailesinin soslu köfte geleneğinin sırrını çözecektir.

    0
    0
    847
  • 15-02-2026

    Yunanistan’ın Beethoven’ı olarak anılan, 20.yüzyılın en etkili bestecilerinden Mikis Theodorakis, doğumunun 100. yılında 3 Nisan’da Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde gerçekleşecek özel bir etkinlikle anılacak.

    Modern Yunan tarihinin en etkili sanatçılarından Mikis Theodorakis anmak için düzenlenen “100 Years Theodorakis Zorba The Greek” projesi, müzik ile sinemayı bir araya getirerek izleyicilere büyüleyici bir sahne deneyimi yaşatmaya hazırlanıyor. Nikos Kazancakis’in dünya edebiyatının başyapıtları arasında yer alan Zorba eseri ise bu kez Theodorakis’in ölümsüz müzikleri ve Lorca Massine’nin metni ile koreografisi eşliğinde sahneye taşınıyor.

    Bugüne kadar 35’ten fazla ülkede sahnelenen ve iki sezon boyunca kapalı gişe oynayan bu uluslararası gösteri, izleyicileri müziğin, dansın ve sinemanın büyüsünde buluşturacak. Michael Cacoyannis’in kült filmi Zorba the Greek’e unutulmaz kimliğini kazandıran Theodorakis’in efsanevi müzikleri ise, canlı orkestra eşliğinde Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde yeniden hayat bulacak.

    ​“100 Years Theodorakis Zorba The Greek” projesinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1365
  • 15-02-2026

    Zilberman İstanbul, Çepo’nun (Nezir Akkul) son dönem eserlerinden oluşan “Snowblind” başlıklı kişisel sergisini 22 Nisan’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.

    “Karın sessizliğinin altında hikâyeler var belli ki. Kimileri susmuş, kimileri unutulmuş, kimileri henüz yaşanmamış, ama kaçınılmaz bir şekilde unutulacak hikâyeler. Snowblind’daki atmosferde sükûnet ses yokluğundan değil, sükûnet hikayelerin susmuş olmalarına delalet. Sessizlik bir anıt gibi karşımızda.

    Çepo’nun tabloları görkemli denecek kadar büyük, ancak imgeleri ürpertici sadelikte. Yüzeyde baş döndüren boşluklar hâkim. Havada yoğun bir sis var, toprakta kar. Fırtınadan hemen önceki sakinlik, ya da belki bir tufan detayları silmiş geçmiş.

    Arka planda tarih ve kurgu, hafıza ve aktarım gibi uygarlık sorunsalları. Yüzeydeyse, figür ve soyut arasındaki muğlak alanda Çepo’nun estetik arayışındaki son durak. Tabloların her biri geçici körlük tetikleyen mor ötesi ahenkle inşa edilmiş. Her şey tam da bu sınırda, görmekle görememek arasında.”


    Künye:
    1. Snowblind No-1, 2026 Acrylic paint on canvas / Tuval üzerine akrilik boya 170 x 250 cm
    ​2. Snowblind No-6, 2026 Acrylic paint on canvas / Tuval üzerine akrilik boya 140 x 262 cm

    0
    0
    1166
  • 15-02-2026

    SenLinYu’nun karanlık bir büyü rejiminin hüküm sürdüğü distopik bir dünyada geçen romanı Alchemised, Ece Çavuşlu’nun çevirisiyle Nox Yayınları’ndan çıktı.

    Fantastik edebiyat dünyasında küresel bir başarıya imza atarak milyonlara ulaşan ve yayımlandığı ülkelerde geniş okur kitlesi kazanan Alchemised, savaş sonrası yıkılmış bir düzende, hafızası ve kimliği üzerinde oynanmış bir kadının hayatta kalma mücadelesini merkezine alıyor. Simya, rezonans, yaşam ve ölüm büyüsü gibi kavramları güçlü bir politik arka planla birleştiren eser; yalnızca fantastik bir kurgu değil, aynı zamanda hafıza, direniş ve kimlik üzerine derinlikli bir anlatı sunuyor.

    ​Romanın merkezindeki Helena Marino karakteri; baskıcı bir ölüm büyücüsünün yönetimindeki dünyada hem bedenine hem zihnine pranga vurulmuş bir tutsağı temsil ediyor. Hafızasının bilinçli biçimde dönüştürülmüş olabileceğini keşfeden Helena, yalnızca geçmişini değil, hakikatin kendisini de sorgulamak zorunda kalıyor.

    0
    0
    734
  • 14-02-2026

    Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi, arkeolojiye ve aşka dair sanat eserlerinden oluşan “Çekim Yasası” başlıklı yeni sergisini 14 Şubat-6 Eylül tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.

    “Çekim Yasası”; arzu, mesafe, merak, tutku, kurgu, nostalji ve romantizm arasındaki bağlantıları düşünmek için disiplinler arası bir alan açmayı hedefliyor. Küratörlüğünü Eda Berkmen’in üstlendiği sergi; Aslı Çavuşoğlu, Ayça Telgeren, Basim Magdy, Cem Örgen, Fatma Belkıs, Gizem Karakaş, İlhan Koman, James Mellaart ve Mathilde Melek An’ın üretimlerini bir araya getiriyor. Resim, video, heykel, fotoğraf, yerleştirme ve metin gibi farklı medyumlarda üretilmiş işlerin yanı sıra sergide arkeolojik belgeler de yer alıyor. Sergi hayal gücünün, gündelik kişisel ilişkilerdeki ve bilimsel araştırmalardaki önemine odaklanırken; kurmacanın / fantazilerin, insanın geçmişi ve geleceği tanımlamasında ve şekillendirmesinde oynadığı belirleyici rolü vurguluyor. Erimtan Müzesi Koleksiyonu’ndan antik eserlerin sergiye komşuluğu ve onların hikâyeleri vesilesiyle Yüksel Erimtan’ı koleksiyonerliğe ve bir müze kurmaya iten tutku da serginin anlatısına dahil oluyor.

    ​Künye: Mathilde Melek An, Face to Face, Sanatçı kitabı, 60x33 cm

    0
    0
    729
  • 14-02-2026

    Doğu Yücel’in çağımızın linç kültürünü, anonim kötülüğünü ve dijital iktidarını anlattığı yeni romanı Trol, Can Yayınları’ndan çıktı.

    Yücel, şimdiki zamanı, burayı anlatıyor, iki erkeğin ego savaşı üzerinden bir toplum portresi çiziyor. Dizi sektörünün adaletsiz çarkları ve sosyal medyanın acımasız mahkemeleri ülkede olup bitenlerle iç içe geçiyor. Trol, üstümüze yapışan rolleri, aileden devralınan kimlikleri ve görünmez zincirlerimizi kara komediyle ifşa ediyor.

    Romanda Türkiye’nin en ünlü oyuncularından Kaan Balaban ansızın başlayan bir linç hareketinin hedefi olur. Gizemli bir sosyal medya trolünün başlattığı linç gün geçtikçe sadece kariyerini değil, akıl sağlığını ve özel hayatını tehdit eden bir kâbusa dönüşür. Bir yanda alkışlarla beslenen bir aktör, diğer yanda klavye başında nefret kusarak var olan isimsiz bir trol. Ülke yangın yeriyken kendi küçük savaşlarında debelenen iki adamın kıyasıya düellosu.

    “Hayır, hiç kendini kandırma, bu ne “yasak” ne “sansür”, bunun adı otosansür. Sen bizzat kendini susturuyorsun. Linç başladığından beri büründüğün sessizlik bile sanatın özgür, dışavurumcu ve isyankâr doğasıyla çelişmiyor mu? Her türlü duyguyu taklit etmekle yükümlü olan sen, yani aktör, içindeki gerçek duyguları, öfkeyi, hayal kırıklığını, üzüntüyü yansıtamıyorsun. Çünkü istemiyorlar. Sahneye dön soytarı, diyorlar. Sinema perdesi, televizyon ekranı veya tiyatro sahnesi, bunlar olur. Ama başka bir yerde, başka bir konuda konuşamazsın.

    Al repliklerini ve oku. Asla senaryodan çıkma. Sakın ha, doğaçlama yapayım deme!”

    0
    0
    810
  • 13-02-2026

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) Avrupa Birliği desteğiyle yürüttüğü Ortaklaşa: Kültür, Diyalog ve Destek Programı, 2026-2029 dönemine 1,9 milyon avroya varan yeni bir kaynakla başlıyor.

    Yeni dönemde Culture Action Europe ortaklığıyla uluslararası boyut kazanan program, Türkiye ve Avrupa arasındaki kültürel iş birliğini derinleştirmeyi hedefliyor. Program kapsamında yeni kurulacak iş birlikleri için 1,9 milyon avro’ya varan hibe desteği sağlanacak. İKSV’nin Avrupa Birliği desteği ve Marmara Belediyeler Birliği (MBB) iştirakiyle yürüttüğü programın ikinci dönemi, Culture Action Europe’un ortak olarak katılımıyla uluslararası ölçekte bir iş birliği platformuna dönüşüyor. Ortaklaşa, mentorluk ve savunuculuk süreçlerinden beslenen deneyimleri kültür politikalarına taşımayı amaçlıyor.

    2023–2025 döneminde Türkiye genelinde onlarca kurum ve yüzlerce kültür profesyonelini buluşturan Ortaklaşa, adil iş birliği modellerinin geliştirilmesine zemin hazırladı. Program önümüzdeki üç yılda kuracağı yeni ağlarla Türkiye ve Avrupa arasındaki kültürel bağları güçlendirmeyi sürdürecek.

    ​Ortaklaşa: Kültür, Diyalog ve Destek Programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz

    0
    0
    851
  • 13-02-2026

    Stela Vasileva’nın “İnşaat Zamanı” başlıklı kişisel sergisi, Fırat Arapoğlu küratörlüğünde 28 Mart’a kadar Collect Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor.

    ​Stela Vasileva’nın Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “İnşaat Zamanı”nda sanatçı inşaatı basit bir pratikten çok daha öte bir olgu olarak ele alıyor. Kâğıt üzerine yapılmış çizimler, cam ve demirden yapılmış enstalasyonlardan oluşan seçkide Vasileva inşaat kavramını sürekli oluşum hâlindeki mekânı görme ve hissetme bağlamında algısal ve kavramsal bir durum olarak irdeliyor. Bitmiş yapıları sunmak yerine parçalar ve aralıklı anlar sunarak, inşaatı sonu açık bir keşif süreci olarak deneyimlemeye davet ediyor. Böylece yapıların nasıl anlam kazandığına dair boşluk ve form tarafından şekillendirilen bir tür meditasyona tanıklık ediliyor. Yıkım ve yeniden inşa döngülerinin hiç bitmediği bir şehir olan İstanbul’un merkezinde “İnşaat Zamanı”, şehrin kalıcılık ve geçicilik arasındaki dengesini yansıtıyor. Vinçler gibi araçlar ve makinelerin günlük ses manzarasını oluşturduğu bir metropolde Vasileva’nın yapıtları inşaatı bir oluşum hâli olarak çerçeveliyor.

    0
    0
    811
  • 13-02-2026

    Psikiyatrist Dr. Yoon Hong Gyun’un kendine karşı daha adil olmayı öğrenmek isteyenler için hazırladığı kitabı Öz Saygı Dersleri, Eylül İdemen Doğramacı’nın çevirisiyle Timaş Yayınları’ndan çıktı.

    Kore'de bir fenomene dönüşen ve dünyada bir milyondan fazla okura ulaşan Öz Saygı Dersleri, yazarın hem kişisel hayatındaki kırılma anlarından hem de yıllar süren klinik deneyiminden süzülen sade ama güçlü derslerden oluşuyor. “Kendini sev” gibi soyut telkinler yerine öz saygının nasıl inşa edildiğini, nasıl kaybedildiğini ve en önemlisi nasıl yeniden kazanılabileceğini somut örnekler ve pratik alıştırmalarla anlatıyor.

    ​Gyun’a göre “Neden bazı insanlar en küçük eleştiride yıkılırken bazıları hayatın sert darbelerine rağmen ayakta kalabiliyor? Neden başarı, ilişki ya da statü mutluluğu garanti etmiyor?” gibi soruların tek cevabı öz saygı. Ve şunu ekliyor: Öz saygı doğuştan gelmez; öğrenilir, geliştirilir ve korunur.

    0
    0
    1148
DAHA FAZLA
Geldanlage