15 EYLÜL, PAZARTESİ, 2014

Zeytin

Zeytinliklere doymamış eski bir hasret var içimde. Bir gün dünyada dikili ağacım olursa o zeytin olsun isterim. Gövdesine yaslanayım, yapraklarından çay demleyeyim, güneşin ilk sabahta buluşmasını onun gözünden izleyeyim. Ömer Erdem yazdı…

Zeytin

Zeytinliklere doymamış eski bir hasret var içimde. Bir gün dünyada dikili ağacım olursa o zeytin olsun isterim. Gövdesine yaslanayım, yapraklarından çay demleyeyim, güneşin ilk sabahta buluşmasını onun gözünden izleyeyim. Yumuşak ve can bağışlayan toprağında dünyadaki son demlerini geçiren nebilere öykünüp eğleneyim. Onun incila gözleriyle Kudüs’e bakayım, köhne bir tekne ile yüküm dolu, batacağımı bile bile Akdenizin tuzlu sularında ilerleyeyim. Dilim onun dili olsun, konuşunca onun gibi konuşayım. Acemiliği olmayan bu yegane ağaca methiyeler düzeyim. Kuru bir ekmek çevresinde dönen karınca gibi nasibimi arayayım!

Öyle ya, edasında hep bir yetişkinlik daha ilk fidesinde bir çelebilik, yapraklarının koltuğunda açan dışı ak içi sarı çiçeklerinde bir geçimlilik, sert yeşilden olgun siyaha yol alan meyvesinde hep bir zaman dışılık barınır. O bir devri tamamlamak için değil de, çoktan zamanın tam da kendisi olarak ışığa, renge ve asalete bürünerek çıkıp gelir. Çocukluk, gençlik hele yaşlılık uygun düşmez üzerine. İki bin seneye kadar vardığı söylenen macerasına baktığımızda, dönüp de onun boyunu ölçecek, gölgesine uzanıp yapraklarının hışırtısını dinleyecek faniyi de bulamazsınız. Kendi güftesini kendisi için yazan ve kendi sazlarıyla kendi zevkini has odalarda yaşayan bir millet ve dil ötesi varlıktır. Hayat ağacı diyeceğim ama onun da çiçekleri bir yerde taraf olur meyveye durur, kökü cenneti işaretler. Hayat ağacının kökü saymak yakışır bu sebepten ününe. Kovulmuşlar, sürgünler, acıya batanlar için de umut dili zeytin ağacı.

Yıllar önce, Filistin’de, toprağından sökülmüş, gövdeleri yanmış yaşlı zeytin ağaçlarının zincirlerle birbirine bağlandığını görmüştüm. Vatanlarından söküp atıldıklarını sembolik dille anlatmak için zeytine başvurmuştu Filistinliler. Bir yandan oraya ait olmanın kökü, tapusu, kanıtı, bir yandan da barış isteğinin simgesi olmuşlardı. Yan yana zincirlenmiş ağaçlara bakınca çok derinlerde yakıcı bakışlar, yaralı yüzler, işkenceye uğramış masum bedenler duydum içimde. Tek uyumsuz şey, zincirlerdi ve sanırım o metalik yumaklar da meselenin sertliğini telkin ediyorlardı. Onun, barışın ve özgürlüğün sembolü olarak kabul edilmesi sebepsiz değil ve bu zeytin kadar insanlığın tarihini de ilgilendirir. Nuh tufanında hayat zeytin dalıyla başlar yeniden. Sudan karaya, hayalden gerçeğe geçiştir o güvercinde.

Deniz ağacıdır zeytin. Karada denizin orman gibi dalgalanmasıdır kendi yeşil mavisiyle gözümde. O yüzden denizin dilini konuşur, limana iner, Finike gölgesi ile ahbaplık eder, aşkın sırdaşı, Tanrının övüncü, İskenderiye’nin feneri, Mezopotamya’nın izi, yetimin isyan bayrağı, işçinin düş çarşafı, gençliğin çılgın omzu, yaşlılığın bilge bakışıdır. Zeytin, sadece zeytindir. Zekeriya’yı ifşa ederek ortaklığa katlanmaz. Zeytin ağacı saf ve yalındır. Türevi yoktur. Familyası, evrimi, eşi dostu, akrabası, yetimi düşkünü bulunmaz. Kütüğünden ateş tütmez, çalısından çit kurulmaz. Tortusunu kendi gövdesinde doldura biriktire içinde tutar, kuşa yuva vermez, bütün idealini meyvesine yöneltir. Meyve, onun hem çiçeği, hem geçmişi, hem geleceğidir. Ah o meyve, ne çok şeydir.

Dileyen sevdiğinin gözüne benzetsin, dileyen Bektaşi’nin fıkrasında olduğu gibi onun isyanını hamlık diliyle göğe salsın, tanesinden çekirdeğine, yağından hayaline kadar insan döner dolanır zeytinin ışığında parlar. Çin, Hint Medeniyetleri, Aztekler ve Vikingler hiç boşuna övünmesinler eskilikleriyle. Sonunda, kültürün ve medeniyetin, hayatın ve rüyanın özü zeytinde toplanır. Zeytinin iklimi bu sebepten onca kavganın, bu sebepten onca gelişmenin, bu sebepten onca kutsal dinin çıkıp büyüdüğü, hedonizmden en uç mistik akımlara kadar her tür beden ve ruh yolculuklarının döndüğü iklimdir. Bir zeytin tanesine bakarak konuşan ağız bir güzel örümcek ağının ince ustalığıyla geri geri insanın ayak izlerini de söyleyecektir.

Madem ki bu ham ve acı meyveden uygarlık kurmuştur insan, onu ehlileştirip sırrına ermiştir, zeytin sevenler ve zeytin yetiştirenler bambaşkadır gözümde. Ne zaman bir zeytin denizine dalsam, ne vakit denizden kaçıp gelen rüzgarın o esnek ve süzgülü dallarda oynadığın görsem, toprağa oturur, zeytine gidip gelen, onun gölgesinde kıpırdayan ışıklarda tuzlu susuzluklar bulurum. Deseler ki bana, gün gelse de insan mağaralara, dağlara dönecek, sen hangisini tercih edersin, ben zeytini ve zeytinlikleri tercih ederim. O meyvenin, onca zahmet, onca zaman çalılığından döküldükten sonra, posasını avuçlar, sıkılan tanelerden süzülen yağın kokusuna kapılır, Roma çağlarında ellerinde gümüş taraklarla aynaya bakan güzelleri anardım. Saçlara sabun, yemeğe salataya ruh katan zeytinyağının yoldaşı olmaya niyetlenirdim.

Zeytinin ve zeytinyağının girip de güzelleştirmediği denenip de geri çevrildiği hangi lezzet deneyi olabilir ki? Hele benim gibi kahvaltı düşkünleri için sadece zeytinlerden bir şenlik çoktan kurulabilir. Dahası, Yusufeli zeytininin uçuk ve yakın tadını alan bir damak, Gemlik’den Edremit’e, Çanakkale’den Hatay’a, Ayvalık’tan Tekirdağ’a, Manisa’dan İzmir önlerine kadar yol alır, tür tür zeytinler, zihin açan dil geliştiren isimlerle buluşur. Güzel olan ve güzel kalan zeytinin öyküsünün hiç tükenmemesi, fakirin katığı olmakla zenginin sağlıklı yaşamasının göstergesini kaybetmemesidir. Zeytin, insandır desek yeridir.

İri ve etli zeytinleri dişlemem sadece ben hep düşlerim de. Sarının, yeşilin tonlarından, moru yoklayan renklerine döner döner bakarım. Zeytini gezmek biraz da ülkeyi gezmektir. Zeytini düşünmek genellikle insanın içini karartan günlük hayhuyun dışında zeytin meyvesi ve zeytin ağacının ölümsüzlük sırrını kurcalamaktır. Orucun kapısı olması tuz ile insan arasında örülen metafizik ipeğin de izi değil mi? Zeytin bir sofraya konduysa, zeytinyağı bir tabağa damlayıp gezindiyse yaşamak için çok çok fazla gerekçe var demektir. Asıl, zeytinin gözleri, siz gözlerinizi yumunca açılır. Çünkü zeytin insana hep ezelden aşıktır.

0
1022
1
Yazar:
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle