04 MAYIS, PAZARTESİ, 2015

Yaz Yağmuru'nun Tanpınar'ı -II-

Mayısın ilk haftası kentte festival var. Artful Living’in de dijital medya destekçisi olduğu İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali bu yıl yine yurt dışı ve yut içinden onlarca edebiyatçıyı okurlarla buluşturacak. Biz de Festivale adını veren Ahmet Hamdi Tanpınar’a saygı ve sevgimizi iletmek istedik. Berna Gençalp, Tanpınar’ın pek çok özelliğini üzerinde taşıyan onun sinemayla ilişkisi gibi bazı az bilinen özelliklerini de barındıran “Yaz Yağmuru” hikâyesi üzerinden yola çıktı, hem nefis bir dosya hazırladı hem de Handan İnci, Seval Şahin, Fatih Özgüven, Tomris Giritlioğlu ile söyleşti.

Şimdi söz konunun uzmanlarında…

Yaz Yağmuru'nun Tanpınar'ı -II-

Handan İnci: Tanpınar’a göre aşk sanatsal yaratıcılığı sağlayan tek enerji kaynağıdır.

Handan İnci, Ahmet Hamdi Tanpınar konusunda pek çok önemli çalışmaya, araştırmaya imza atmış bir isim. İnci, son kitabı Orpheus’un Şarkısı’nda Tanpınar’ın romanlarındaki kadınları ve aşk ilişkilerini mercek altına alıyor. İnci’ye göre bugüne dek Tanpınar başka açılardan, özellikle de Doğu – Batı aidiyetleri  açısından ele alınmış olsa da Tanpınar’ın romanlarını asıl yaşatacak olan okuyucuda derin izler bırakan aşk.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ı sizin için özel kılan nedir?

Edebiyatımızda pek çok değerli yazar var ama bazı yazarlar bizim için daha fazla anlam üretir, onlarla daha yakından konuşuruz. Kimilerini ortak deneyimleri, düşünceleri dile getirdikleri için severiz, kimilerini de hayata başka türlü bakma imkânı sundukları için. Oğuz Atay ve Tanpınar benim için bu tür yazarlardır. Buna Tomris Uyar’ı ve Edip Cansever’i de katabilirim. İşim edebiyat akademisyenliği olduğuna göre aslında profesyonel olarak bütün yazarlar inceleme/araştırma alanıma girer ama ben bu alanı subjektif ölçütlerle biraz daraltıyorum. Ötekileri de ihmal etmemekle birlikte yaşadıkları ve yazdıklarıyla ilgimi çeken yazarlar üzerinde biraz daha fazla çalışıyorum. Tanpınar, yukarıdaki gruplamama göre, “hayata başka türlü bakma imkânları” açan yazarlardan biridir benim için. Kitaplarıyla tanıştığım üniversitenin ilk yıllarından itibaren, ait olduğum toplumun kültürüne, yaşadığım şehrin kimliğine ve geçmişine karşı dikkatimi yoğunlaştırmıştır. Hep söylerim, İstanbul’da doğmadım ama Tanpınar beni İstanbullulaştırdı, diye. Bir şehre aidiyet hissetmek, onu sevmek nedir Tanpınar’la öğrendim. İstanbul’a duyduğum tutku yaşantıma yön verir. Olağanüstü güzel hikâyelerini, etkileyici romanlarını okurken aldığım zevki bir yana bırakayım, Tanpınar’ın  “özel” olması için sadece İstanbul sevgisi bile yeterlidir.

Bugüne kadar Ahmet Hamdi Tanpınar üzerine sayısı bini geçen çalışma yapıldı. Siz de pek çok çalışma yaptınız. Tanpınar çalışmalarınız, ilk günden bu güne nasıl bir evrim geçirdi?

Tanpınar üzerine ilk çalışmam, Huzur romanının tefrikası ile kitaplaşmış halini karşılaştırmak ve yazarın metni üzerinde yaptığı değişiklikleri tesbit etmekti. Bu çalışma Huzur’un YKY’den çıkan baskısının arkasında yayımlandı. Bu karşılaştırmalı okuma, aynı zamanda, Huzur’un daha önce farklı yayınevleri tarafından yapılan baskılarındaki yanlışları ve eksikleri de düzeltme imkânı vermişti. Ardından, İstanbul Üniversitesi’nde hocam olan Abdullah Uçman’la birlikte Tanpınar hakkında yazılmış yazıları derleyip Bir Gül Bu Karanlıklarda adıyla yayımladık. Birkaç yıl önce de Tanpınar’ın arşivinde bulduğum bazı fotoğraf ve belgelerle Dünyam adlı bir fotobiyografi kitabı hazırladım. Bu araştırma daha önce epeyce tartışma konusu olmuş bir konuyu da aydınlattı. Arşivindeki bir mektuptan anlaşıldığına göre Tanpınar, “Antalyalı Genç Kıza Mektup” diye bilinen cevabını asistanı Turan Alptekin’in de ileri sürdüdüğü gibi bir genç kıza değil, Mustafa Erol adlı liseli bir delikanlıya yazmıştı. Bu çalışmanın başka bir  keşfi de öldüğü zaman Tanpınar’ın evinde bulunan kitapların listesini ortaya çakarmaktı. Kuşkusuz elinden geçen kitaplar bunlardan ibaret değildir ama Tanpınar’ın kütüphanesindeki kitapların isimlerini bilmek bile heyecan vericiydi. Aynı araştırmamda yazarın yetmiş kadar yeni fotoğarafını da ortaya çıkardım. Bu fotoğraflarla birlikte, yine arşivinde bulduğum daha önce yayımlanmamış bir hikâyesini ve kütüphanesindeki kitapların listesini Tanpınar Zamanı adlı kitapta yayımladım. Bu kitap, Tanpınar’ın yayım haklarını yurtdışına satan ve dünya çapında bir yazar olmasında emekleri geçen Kalem Ajans’la birlikte düzenlediğimiz uluslar arası bir sempozyumun bildirilerini de bir araya getiriyordu. Aynı yıl, Abdullah Uçman’la birlikte Kültür Bakanlığı için A.H.Tanpınar adlı bir prestij kitap da hazırlamıştık. Arada Tanpınar üzerine çeşitli konularda makaleler kaleme almakla birlikte, görüldüğü gibi çalışmalarım daha çok bilgi, belge keşfi ve derlemeler üzerine yol almış. Geçtiğimiz yıl yayımladığım Orpheus’un Şarkısı’nda farklı olarak Tanpınar’a bir araştırmacı gibi değil, eleştirmen olarak yaklaştım ve romanlarındaki aşk konusunu nasıl işlediğini inceledim. Devam etmekte olan bir projem daha var. Şu sıralar öğrencilerimle birlikte Tanpınar’ın referanslarını saptadığımız ve yorumladığımız bir “Okuma Kılavuzu” üzerinde çalışmaktayız.

Orpheus’un Şarkısı-Tanpınar’ın Romanlarında Aşk ve Kadın isimli son kitabınızdan bahsedebilir misiniz? Sizce Tanpınar aşka ve kadına nasıl bakıyordu?

Orpheus’un Şarkısı kitabında, Tanpınar’ın aşk, kadın ve sanatsal yaratıcılık arasında kurduğu ilişkiyi ve hepsinin temelinde yatan ölüm endişesini ortaya çıkarmaya çalıştım. Tanpınar’a göre ölüm kesin bir yok oluştur. İnsanoğlunun hayatı saçmalaştıran bu son’a dayanabilmesi için varoluşuna anlam katması gerekir. Bunun tek yolu zamanı yenecek, ölümü altedecek bir sanat eseri üretebilmektir. Aşk işte bu noktada devreye girer. Çünkü Tanpınar’a göre aşk sanatsal yaratıcılığı sağlayan tek enerji kaynağıdır. Günlüğünde kendisi de bütün eserlerini bir kadına duyduğu karşılıksız aşkın acısına bağlamıştır. O olmasaydı bu kitapları yazamazdım, der. Tanpınar’a göre bütün ömrün adandığı büyük bir aşkla sevilen kadın, erkeğin sanatsal yaratıcılığını besler ve onu ölümsüzlüğe taşır. Ancak bunun için aşkın yarıda kalması, tamamlanmaması ve acı duygusunun erkeği sanatsal yaratcılığın eşiğine getirmesi gerekir. Buna göre, dört romanda erkekler kırık bir aşk hikâyesinin hatıralarına gömülmüş olarak çıkar karşımıza. Bir yandan geçmiş güzel günleri düşünür, bir yandan da yazmakta oldukları kitapla uğraşırlar. Önceleri Tanpınar’ın romandan romana  tekrarladığı yarıda kalmış aşklar, acı çeken erkekler bana tuhaf bir yineleme gibi görünmüştü. Ama derinlikli bir okumayla Tanpınar’ın aşk, ölüm, sanat arasında kurduğu ilişkiyi kavradığımda ne yapmak istediği benim için anlam kazandı.

Yaz Yağmuru hikâyesinin Tanpınar’ında, nasıl bir Tanpınar görüyorsunuz? Yazarın romanlarında, denemelerinde, güncelerinde karşılaştığınız yazar ile buradaki yazar çokça benzeşiyor mu? Yaz Yağmuru hikâyesindeki aşk ve kadını, kitabınızdaki yöntem ile ele alsanız farklı bir sonuca ulaşır mıydınız?

Romanlarında ve hikâyelerinde Tanpınar’ın ön plandaki erkek karaktere kendisinden pek çok şey  yansıttığı bilinen bir durumdur. Bunlar çoğunlukla yazıyla uğraşan, varoluşsal sıkıntılar yaşayan, içe dönük, güzelliklere düşkün, aşkı hayatın merkezi yapan kültürlü ve duyarlı erkeklerdir. Bu açıdan baktığımızda, evet, Yaz Yağmuru’ndaki Sabri’nin de bu kategoriye girdiğini ve yazardan izler taşıdığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Orpheus’un Şarkısı’nda “rüya kadınlar” ekseninde bir kurgum vardı ve akışta bütünlük sağlamak için hikâyelerini dışarıda bırakmıştım. Oysa bazılarında bu kitapta ortaya koymaya çalıştığım tezi kuvvetle yansıtan çok önemli bir malzeme var. Şimdi geriye baktığımda, özellikle Yaz Yağmuru’nu en azından bir dipnotla değerlendirmiş olmayı isterdim. Çünkü aşk, kadın, sanat ve ölümsüzlük temaları için Tanpınar’ın en verimli metinlerinden biridir. Belki ilerde bütün hikâyeleri bu açıdan ayrıca değerlendirip kitaba ekleyebilirim.

Yaz Yağmuru hikâyesinden uyarlanan film konusunda neler söylemek istersiniz?

Tomris Giritlioğlu’nun 1993’te çektiği bu filmi, sözünü ettiğim sempozyumda göstermiştik. Gösterimden önce Murat Gülsoy’un Giritlioğlu ile yaptığı söyleşi Tanpınar Zamanı adlı kitaptan okunabilir. Giritlioğlu, Tanpınar’a büyük bir sevgi duyuyor. Onun için de “özel” bir yazardır Tanpınar. Bu da filmi daha ilgi çekici yapıyor bence. Hikâyeyi bilenler filmi seyredince görecektir, Giritlioğlu Yaz Yağmuru’nu Tanpınar’ın metninde olmayan bir unsur katarak filmleştirmiş Hatta bu konuda Orhan Pamuk’la sevimli bir tartışma da yaşanmış aralarında. Ben bu tür edebiyat uyarlamalarına, metne sadakatinden çok kendi dilini oluşturup oluşturamadığı noktasından bakarım. Orada Giritlioğlu, Tanpınar’a da aykırı düşmeyen özgün bir sinema dili yaratmayı başarmış. Zevkle seyretmiştim.

***

Seval Şahin: Tanpınar Türkiye’de Çığır Açmış Yerelin Ötesinde Bir Yazar

Seval Şahin, edebi biçimlerin sosyolojisi, edebiyatta gündelik hayat ve polisiye romanla ilgilenen bir akademisyen. Şahin, Modernizmin Oyunu / Oyunun Modernizmi: Tanpınar’da Oyun başlıklı kitabında Tanpınar eserlerindeki bireye derinlikli bir bakışla bakıyor. Şahin’in doktora tezinin gözden geçirilmiş hali olan kitapta Yaz Yağmuru hikâyesi de pek çok açıdan ele alınıyor. Hikâyenin Tanpınar’ın diğer eserleri ile birlikte taşıdığı ortak ruhun izini bu kitapta sürmek mümkün.

Ahmet Hamdi Tanpınar sizin için nasıl bir yazar? Bugünün dünya ve Türkiye edebiyatında sizce hangi özellikleri ile öne çıkıyor?

Bence Tanpınar, Türkiye’de birçok açıdan çığır açmış bir yazar. Özelikle Abdullah Efendi’nin Rüyaları hikâyesine baktığımızda daha çok erken bir tarihte neredeyse avangarda açılmış bir yazar görürüz. Nitekim kendisi de sonrasında bu hikâyeyi oldukça erken bir devirde yazmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirecektir. Diğer taraftan Tanpınar, Türkiye’ye has meseleleri ironi ve doğrudan sanat eserinin biçimi üzerinden dile getirebilmiş bir yazar. Fakat bunu biçim ve ironi aracılığıyla yaptığından eserleri evrensel bazda değerlendirilebilir. Her coğrafyanın bir Saatleri Ayarlama Enstitüsü vardır mutlaka. Bunu bu şekilde dile getirmek yazarı yerel olmaktan çıkarıp dünya edebiyatına eklemlenebilir hale getiriyor. 

Yaz Yağmuru hikâyesinin Tanpınar’ında, nasıl bir Tanpınar görüyorsunuz? 

Bu hikâyede Tanpınar’ın temel sorunlarından biri olan hafıza, bellek ve hatırlama meselesi ön planda. Hikâyenin bir yaz yağmuruna paralel şekilde rüya-gerçek, görülen-görülmeyen, olan ve olmakta olanla birlikte zaman meselesini de gündeme taşıdığı aşikâr.  Diğer taraftan kadın ve erkek arasındaki ilişkinin olmakta olan bir alemde bir rüya hâliyle sunulması da Tanpınar’ın daha çok şiirlerinde ortaya çıkan bir durum. Bu, sonrasında Huzur romanında Mümtaz’ın açık bir şekilde dile getirdiği gibi başlangıcından başlayarak bir insanlık destanı yazma düşüncesiyle de paralellik gösteriyor.

Bu hikâye ile Emirgan’da Akşam Saati hikâyesi ve özellikle Huzur romanı arasında ya da başka eserleri arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

Emirgan’da Akşam Saati, Yaz Yağmuru’nun bir nevi müsveddesidir. Dolayısyla Yaz Yağmuru’ndaki bazı unsurlar bu hikâyeye girmez. Örneğin Sabri’nin bilinçaltındaki Karagöz ve Hacivat Emirgân’da Akşam Saati’nde Yaz Yağmuru’nda olduğu kadar işlevsel değildir. Her iki hikâyenin de yayımlanmış olmasının Tanpınar’ın bir eseri nasıl kurguladığı konusunda fikir vermesi bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. Yaz Yağmuru, Tanpınar’ın hikâyelerinden Geçmiş Zaman Elbiseleri, Rüyalar, Adem’le Havva ve Abdullah Efendi’nin Rüyaları ile aynı damardan beslenen bir hikâye. Huzur’da da biraz bunun izleri var. Aydaki Kadın romanı da bunu devam ettiriyor gibi. Ama Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Acıbademdeki Köşk, Yaz Yağmuru ile aynı damardan gelmesine rağmen açımlandıkları yerler açısından çok farklı. Bunlarda ironi ve sarkasm daha etkili bir şekilde ortaya çıkıyor. 

Yaz Yağmuru hikâyesi ile Tanpınar şiiri arasındaki bağı nasıl görüyorsunuz?

Dilde rüya halini kurmak isteyen biri, Tanpınar. Dolayısıyla şiirindeki rüya halini düzyasına da aksettirdiği tipik örneklerden biri Yaz Yağmuru.

Tanpınar’da Oyun isimli kitabınızda yazarın sinema ile ilişkisi konusuna özel bir bölüm ayırmışsınız. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Tanpınar’ın sinemayı çok sevdiğini ve bol bol film izlediğini biliyoruz. Sinema, onun sanatta yapmaya çalıştığı rüyaya benzer bir büyülü atmosfer onun için. Tanpınar’ın eserlerinde bu büyülü atmosferden ilk etkilenen Bir Tren Yolculuğu hikâyesinin kahramanı Zeynep ve ağabeyi olur. O kadar çok etkilenirler ki Hollywod’a gidip orada oyunculuk yapmak için kaçmayı bile denerler, fakat başarısız olurlar. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Hayri İrdal’ın karısı Pakize ve kız kardeşleri de sinemadan çok etkilenir. Hayri İrdal’ın ikinci karısı Pakize’nin hayatta en çok sevdiği şey sinemadır. Kendisini ve etrafındaki insanları seyrettiği filmlerden gören, hayatını bu filmlerdeki gibi yaşayan bu kadın için İrdal, “Hangi zemberek bozulmuştu ki böyle durmadan sürükleniyor  ve orada kalıyordu? Acaba can sıkıntısı mı onu zaman zaman böyle çocuk yapıyordu?” diye düşünür. Yoksulluk içinde iki çocukla, arada 16 yaş fark bulunan böyle bir insanla evlendikten sonra sinemadaki hayatı evinde yaşaması ve kocasını Napolyon, kendisini Josephine’in yerine koyması, bu daha sonra başka sinema kahramanlarıyla yer değiştirecektir, onun kendi dünyasında oynadığı bir oyundur. Öyle ki bu noktada İrdal ona Napolyon olmadığını anlatmaya çalıştığında, “Kendini unutturacaksın” demesi anlamlıdır. Yani yaptıklarının farkındadır ama bu oyunu oynamaya, üstelik de oynatmaya devam etmek ister. Aslında Tanpınar, hayatının son dönemlerinde sinemaya bir ilgi duymuştur. Üstelik estetiğini, dilde rüya hâlini kurmak üzerine oturtan bir yazarın sinemaya ilgi duyması da şaşırtıcı değildir. Sahnenin Dışındakiler’de neredeyse hepsi oyuncu olan kahramanları bir de beyaz perdeye taşımak için İki Ateş Arasında adlı senaryoyu yazmış olması, bu ilginin özellikle son zamanlarında arttığının göstergesidir.

***

Fatih Özgüven: Kadın bir esinti, bir rüzgar gibi geçer gider ve erkek kahraman ‘üşür’ sanki Tanpınar’da

Fatih Özgüveni edebiyat dünyası, hem kendi yazdıkları hem de çevirileri ile tanıyor. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde, yani Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bir zamanlar ders verdiği okulda okumuş olan Özgüvenin, The Köşk in Acıbadem isimli bir Tanpınar çevirisi de bulunuyor. Boğaziçi ve Bilgi Üniversitesinde sinema dersleri veren, birçok dergi ve gazetede sinema ve çağdaş sanat üzerine yazılar yazan Özgüven ile, Tanpınar ve sinemanın kesişim kümesinde neler gördüğünü konuştuk.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ı İngilizce’ye çevirmek nasıl bir deneyimdi?

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Acıbadem’deki Köşk hikâyesi, Batılılaşma hamlesi ve onun yedeğinde getirdiği absürd durumları ele aldığı ve bu yönüyle Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün minyatür bir versiyonu gibi olduğu için her zaman dikkatimi çekmiş, hoşuma gitmiştir. Romanda bütün bir enstitü hamlesi var, bu kısa hikâyede de değişik icatlar yapmayı seven ama mucitlik merakı sonucu adeta ‘tekerleği yeniden keşfeden’ bir aile büyüğü… Çevirmek, her Türkçe metni İngilizce’ye çevirmek gibi iki kültür arasında bir alışveriş oldu. Çok zorluk çıktı diyemeyeceğim, çünkü hikâyeye kültürel meselelerden ya da ona ilişkin özel tartışmalardan çok, dünya okurunu ortak bir noktadan yakalayan ‘mizah duygusu’ hakim. Ama elbette çevirdikten sonra metni Türk edebiyatından İngilizce’ye çok değerli çeviriler yapan Victoria Holbrook’a gösterdim ve çevirinin ikimizin ortak imzasını taşımasını uygun buldum.

Yazarın Türkiye dışında nasıl algılandığını düşünüyorsunuz?

Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün İngilizce’ye çevrilmesi ile birlikte Türkiye dışında da ciddi olarak tanınmaya başladı galiba.  

Ahmet Hamdi Tanpınar, sinemanın hayallerin dili olduğu tespitini yapıyor. Kendi edebi eserlerinde de rüya ve hayal estetiğini kullanmış olan Tanpınar’ın hikâyelerinden Abdullah Efendinin Rüyaları bana Lynchin Lost Highway veya Mulholland Drive gibi filmlerini hatırlatıyor. Siz Tanpınar estetiği ve sinema konusunda ne söylemek istersiniz? Tanpınar ve sinemanın kesişim kümesinde size neler görünüyor?

Bu bence biraz yanıltıcı. Ahmet Hamdi’nin hayal kadınları ya da bir görünüp bir kaybolan kadınları başka bir aileye mensuplar. Yaz Yağmuru’nun başında elini bir ağacın gövdesine dayamış olarak ortaya çıkan kadın mesela… Ya da Aydaki Kadın’daki kadınlar… Ya da Nuran karakterinin çeşitli romanlarda görülmesi… Bu kadınlar ‘femme fatale’liğin çeşitli çehreleri olmaktan çok, hikâyeleri anlatan erkek kahramanın kadın fikri ile ilgili hayallerinin dışavurumları gibiler daha çok. Bedenden çok birer ruh. Bir türlü yakalanamayan bir ‘öz’ün, bir ‘ruh’un temsili. Yahya Kemal’in ‘Mehlika Sultan’a aşık 7 genç’ dizesi geliyor akla tabii. Farklı olan, ortada 7 kişi olmaması, olan tek kişinin de o kadar genç olmaması; Tanpınar’da erkek kahramanlar nisbeten genç bile olsalar daha çok kurdukları hayallerin peşindedirler. Şehirle, etraflarıyla, müzikle, kitaplarla vb. ilgili hayallerin. Kadın, bu hayallerin tam ortasında duran başka bir hayal gibidir, belki ‘merkez bir hayal’. Kahramanların peşinde oldukları ahenge rengini veren bir ilksel prensip ya da bir son dokunuş. Tanpınar’da ikili kadınlar, kadın arkadaşlar da görürüz bazen (Huzur, Yaz Gecesi, Aydaki Kadın) ama bunlar en şehevi çizildikleri anda bile, diyelim ki Mulholland Drive’ın kızları gibi değiller. Yaz Gecesi hikâyesi mesela… Her ne kadar şen şakrak, baştan çıkarmaya hazır gibi görünseler de aslında ortak bir ölünün hatırasında birleşen iki, nasıl diyelim, hayal varlıktır bu hikâyedeki kızlar. Birer serap… Vertigo’daki vb. gibi yepyeni bir kadın yaratma iradesinden de bahsedemeyiz Tanpınar’da. Kadın bir esinti, bir rüzgar gibi geçer gider ve erkek kahraman ‘üşür’ sanki Tanpınar’da. Hoş bir üşüme, bir ürperti; eh, biraz da hüzünlü elbette. 

***

Tomris Giritlioğlu: “Kafka neyse Tanpınar da odur”

Tomris Giritlioğlu yönetmen, senaryo yazarı ve proje tasarımcısı olarak tanınıyor. Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olan Giritlioğlu meslek hayatına TRT’de başladı, TRT’de sinema filmleri çekti ve daha sonra özel kanallar için dizi film projeleri ve sinema projeleri geliştirdi. İmzasını taşıyan yapımlardan bazıları Güz Sancısı, Salkım Hanım’ın Taneleri, Suyun Öte Yanı, 80. Adım ve Yaz Yağmuru’dur. Ahmet Hamdi Tanpınar’a büyük bir hayranlık besleyen Giritlioğlu’nun filmografisindeki ikinci uzun metrajlı filmi yazarın Yaz Yağmuru hikâyesinden aynı isimle uyarladığı filmdir. Yaz Yağmuru uyarlamasını Ümit Ünal ile birlikte kaleme alan ve filmin yönetmenliğini yapan Giritlioğlu ile edebiyat uyarlaması meselesi, Tanpınar, Yaz Yağmuru hikâyesi ve filmi üzerine konuştuk. 

Sinemada edebiyat uyarlamaları yapılmasına özel bir ilgi duyduğunuzu sanıyorum. Bu ilginizin nedenlerinden bahsedebilir misiniz?

Hukukçu olmasına rağmen aynı zamanda altı tane şiir kitabı olan bir babanın kızıyım. Babam edebiyata ilgisini bana da aşıladı. İlkokulu bitirdiğimde bütün Avrupa ve Rus edebiyatı külliyatının önemli eserlerini okuyup bitirmiştim. Edebiyat sevgimi babama ve sevdiğim yazarların satırlarına borçluyum.

Sizin için Ahmet Hamdi Tanpınar nasıl bir yazar?

Onu anlatmak benim için çok zor. Tanpınar dünya çapında, çok önemli bir yazar ve aynı zamanda filozof. Ben aslında Tanpınar’ı tanımakta geç kaldım. Üniversite yıllarında Tanpınar’ın eserleri ile karşılaştım ve büyülendim. Farkettim ki Rus edebiyatında Kafka neyse bizim edebiyatımızda da Tanpınar odur. Genç yönetmenlerin en büyük düşü, onun en büyük eseri Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü çekmektir. Bunu ben de istedim ama şimdi çekilmemeli diye düşünüyorum, çünkü o eserin senaryosunu yazmak gerçekten imkansız gibi geliyor, bana. Tanpınar’ın her satırının altında aslında gizemli bir dünya vardır. O dünyayı keşfetmek için Tanpınar’ı defalarca okumak gerekir. 

Yaz Yağmuru hikâyesini sinemaya uyarlamaya nasıl karar verdiniz?

Benim hayattaki en değerli dostum Okan Uysaler, çok genç yaşta kaybettiğimiz çok yetenekli bir yönetmendi ve o da benim gibi Tanpınar hastasıydı. İkimizin de hedefi aynıydı; Yaz Yağmuru’nu çekebilmek. Hatta bu nedenle sevimli tartışmalar yaşanırdı, aramızda. Başka bir projeye hazırlanırken Okan’ın ansızın gidişi benim için Yaz Yağmuru’nu öncelikli kıldı. Bu nedenle de film “Okan Uysaler’in yarıda kalan düşleri için” ithafıyla başlar. 

Siz senaryo yazarken nasıl bir önçalışma yaptınız?

Ben zaten Tanpınar’ın tüm külliyatını okumuş bir yönetmendim. Tekrar okuma yaptım ve Orhan Pamuk’un da önerisi ile filmdeki diyologların Tanpınar’ın diyologlarının dışına çıkmamasına çok özen gösterdim. Şunu söyleyebilirim, bu filmi çekerken her zaman Tanpınar’ın soluğunu ensemde hissettim. 

Hikâyeyi sinemaya uyarlarken nasıl bir yol izlediniz? Hikâyenin hangi yönünü özellikle ele aldınız ya da film için hikâyenin yapısında nasıl değişiklikler yaptınız?

Hikâyenin yapısında neredeyse hiç değişiklik yapmadım. Tanpınar’ın ruhu, eserlerinde satır arasında da gizlidir. Tanpınar çekecek yönetmenin bu satır aralarında kalmış detayları da keşfetmesi gerekir. Nitekim, Yaz Yağmuru’nu defalarca okudum ama tek bir cümlede geçen uçurtmayı neden sonra farkettim. Bu uçurtma kızın özgür ruhunu temsil ediyordu ve ben de finalde kız trende kaybolurken trenin üstünde bulutlara doğru uçup giden bir uçurtma kullandım…

Filmle ilgili bir başka özellik de Tanpınar’ın süreki dinlediği bir müzisyen olması nedeniyle Debussy’nin bu filmin müziklerine de hakim olması. Sabri’yi oynayan Ahmet Leventoğlu da özel bir seçimdir, çünkü hem iyi bir oyuncudur hem de Ahmet Hamdi Tanpınar’a fiziksel olarak çok benzer… Filmdeki ev, sondaki yangın sahnesi de düşünülerek, plato olarak film için yapılmıştır. Ve içindeki eşyalar Tanpınar’ın yaşadığı evdeki eşyaları örnek alan dekoratörler tarafından tasarlanmıştır. Yaz Yağmuru filminde aslında Tanpınar’ın bütün külliyatından süzülen ayrıntılar yer alır. Örneğin, Hümeyra’nın karakteri Yaz Yağmuru’nun devamı olan Tanpınar hikâyesi Emirgan’da Akşam Saati’nde vardır. Yazarın rüyalarının olduğu bölüm de Abdullah Efendi’nin Rüyaları hikâyesinden esinlenilmiştir. 

2010 yılında düzenlenen Tanpınar Sempozyumu’nda filminizin gösteriminden önce yapılan söyleşide Yaz Yağmuru filmi için “Tek kişisel filmimdir,” diyorsunuz. Bugün bu film ile ilgili ne söylemek istersiniz?

Ben filmlerimde hep bu toprakların meselelerini anlatmaya çalıştım. Oysa burada çok sevdiğim bir yazara selam durmak istedim, sadece. O nedenle tek kişisel filmimdir, diyorum. 

Bugünün izleyicisi için filminize ulaşmak neredeyse imkansız. Sadece küçük bir parçası internette var ama verilen emeği değerlendirebilmek için tümünü izlemeye ihtiyaç var. Bu filme nasıl ulaşılablir?

Yaz Yağmuru Türkiye’de, Amerika’da ve Avrupa’nın önemli ülkelerinde sinemada gösterildi. Türkiye’de az sayıda seyirci izledi, Amerika ve Avrupa’da ise daha fazla ilgi gördü. Benim ilk üç sinema filmimin yapımcısı ve filmin sahibi TRT’dir. TRT’nin bu filmin DVD’sini çıkarması gerekir. 


Teşekkürler, Kaynaklar ve Okuma Önerileri

-Çok şanslıydım, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı okurken ve bu yazıyı yazarken bir yol göstericim oldu. Süha Oğuzertem’e müteşekkirim. 

-Handan İnci’ye Tanpınar ve sinema ilişkisi konusundaki kritik yönlendirmeleri için teşekkür ederim.

-Ellerindeki kaynakları paylaştıkları için Vildan Ceyhan’a ve Nihan Vural’a teşekkür ederim.

-Hikâyeler, Ahmet Hamdi Tanpınar, Dergâh, 2013

-Ahmet Hamdi Tanpınar-Bir Kültür Bir İnsan, Turan Alptekin, İletişim, 2008

-Tanpınar Zamanı-Son Bakışlar, Sempozyum kitabı, Haz. Handan İnci, Kapı Yayınları, 2012

-Bir Hülya Adamının Romanı-Ahmet Hamdi Tanpınar, Orhan Okay, Dergâh Yayınları, 2010

-Günlüklerin Işığında Tanpınarla Başbaşa, Haz. İ. Enginün-Z. Kerman, Dergh Yayınları, 2007

-Orpheus’un Şarkısı-Tanpınar Romanlarında Aşk ve Kadın, Handan İnci, YKY, 2014

-Huzur romanının edisyon kritik basımı YKY tarafından yapıldı. Tefrika ile kitap arasındaki farklar için bu baskı edinilmeli.

-Modernizmin Oyunu / Oyunun Modernizmi:Tanpınar’da Oyun, Seval Şahin, Kapı Yayınları, 2013

-Kör Ayna, Kayıp Şark - Edebiyat ve Endişe, Nurdan Gürbilek, Metis, 2014

-Sabri’nin fiilen olamadığı erkek için Masumiyet’in Bekir’inin efsane konuşmasının linki burada;

https://www.youtube.com/watch?v=Q1wGfz4_epg

0
2114
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle