28 AĞUSTOS, PERŞEMBE, 2014

“Yakından Yayınevleri”: April Yayıncılık

“Yakından Yayınevleri” dizimize April Yayıncılık ile devam ediyoruz. Nazlı Berivan Ak kaleme aldı…Çoksatan kitaplar yaratmaktan çok hepsatan kitaplar peşinde olmak…

“Yakından Yayınevleri”: April Yayıncılık

Toplumsal hafızayı diri tutmanın biricik yolu olarak kitap okumayı benimseyen April Yayıncılık, kitap okumanın yeri doldurulamayacak bir eylem olduğunu kanıtlamak için her parametreyi hesaba katarak faaliyetlerini sürdürüyor. Bu amaçla müzik ile edebiyatı, görsel dünya ile yazılı kültürü birleştirmenin yollarını arıyor. Kitap seçiminden editöryel çalışmaya, kapak ve kimlik tasarımından okura geleneksel ve yenilikçi yöntemlerle ulaşmaya önem veren April, yayıncılık faaliyetini eğlenceli bir deneyim olarak görüyor ve yaşıyor.

2006 yılında Ankara’da kurulan yayınevi, şu an İstanbul ve Ankara'da bulunan iki ofisiyle yayıncılık faaliyetini sürdürüyor.

Bugün 130 kitaplık bir listeye sahip olan yayınevinin başlangıç kitabı John Perkins imzalı Bir Ekonomik Tetikçi'nin İtirafları'ydı. Okurlar Zeitgeist belgeselinden hatırlayacaktır seriyi, şirketokrasi kavramı bu seriyle hayatlarımıza dahil oldu.

Devamında Adam Fawer imzalı Olasılıksız'ı yayınlayan April Yayıncılık, yıllar boyu çoksatanlar listesinde yer alacak bir romana imza attı. Yazarın ikinci kitabı Empati de aynı şekilde büyük ilgi gördü.

Şahane Hatalar serisiyle interaktif bir okuma deneyimini, Nikola Tesla, Louis Daguerre gibi bilim insanlarını konu alan kitaplarıyla kurgu bilim türünü, Ahmet Ertegün ve Rock'n'Roll'un Yükselişi adlı çalışmasıyla pop biyografiyi okurlara sunan April, en son April Çocuk serisiyle çocuk kitapları alanına girdi. Bir yandan öykü ve şiir kitapları da yayınlamakta.

Zaytung’un almanakları 2009 yılından beri April Yayıncılık tarafından yayına hazırlanıyor.

Kurt Vonnegut başta olmak üzere, Tibor Fischer, Scarlett Thomas, Lidia Yuknavitch gibi alternatif edebiyatı, yaratıcı yazarlığı müjdeleyen yazarların tüm kitapları April etiketiyle raflarda yerini alıyor.

Son dönemde Türk yazarların romanları ile April Yayıncılık Türkçe edebiyata ağırlık vermekte. Murat Menteş'in Ruhi Mücerret'i, Alper Canıgüz'ün Alper Kamu, Cehennem Çiçeği adlı romanı büyük ilgi gördü. Devamında Bahadır Cüneyt Yalçın'ın romanı Mütevazı Bir İntikam ilk roman olarak büyük heyecan uyandırdı. Melida Tüzünoğlu'nun ilk iki kitabı da yine April Yayıncılık etiketiyle raflarda yerini aldı. Son dönemde Tuna Kiremitçi'nin Sonun Geldi Sevgilim adlı romanı beğeni kazanan bir proje oldu. Sırada Vedat Özdemiroğlu ve Nihat Genç var.

Çoksatan kitaplar yaratmaktan çok hepsatan kitapların peşine düşen ve bu yönde projeler üreten April Yayıncılık'ın çatısı altında aynı zamanda bir prodüksiyon şirketi bulunuyor. Kitapları için özel projeler üreten yaratıcı ekibin işlerine meraklıları April Yayıncılık'ın youtube kanalından ulaşabilir.

Türk yazarların yabancı dillerde yayınlanması, farklı ülkelerin okurlarıyla buluşması yönünde projeler üreten April Yayıncılık, bu anlayışla Dünya ve Türk edebiyatına yatırımlar yapmayı sürdürüyor. İleriki dönemin planları arasında farklı dillerdeki edebiyatın müzikle, yazının görsel dünyayla buluştuğu daha birçok yaratıcı proje var.

April Yayıncılık kitaplarından tadımlık:

Freud'a Kafa Tutan Kız: Dora - Lidia Yuknavitch

Size bir tüyo: Annenizle babanız buranıza kadar getirdiğinde öksürük krizleri icat edin. Çok ciddiyim. Nutuklarıyla, nasihatleriyle ya da pahalı şarap kokan ahlak ilkeleriyle üstünüze geldikleri zaman öksürmeye başlayın. Onlar anlatmaya çalıştıkça, siz daha da çok öksürün, omuzlarınızı silkip deliler gibi öksürün ve bu konuda yapabileceğiniz bir şey yokmuş gibi kafanızı sallayın.

Şu ya da bu türden bir doktora yollanmanız kuvvetle muhtemel tabii, ama bu çok küçük bir bedel. Sigara ve kanser söylevine de hazırlıklı olmanız gerekir kuşkusuz. Bunların hepsi ateşli konuşmalara hazırlık yapmak için aynı internet sitesine giriyor sanırım. Ergenlik çağındaki çocuğunuzla -boşluğu doldurunuz- konusunda nasıl konuşmalı türünden bir yere.

Alper Kamu Cehennem Çiçeği -  Alper Canıgüz

Bilirsiniz, insanlar doğar, ölür ve sonra büyür.

Ben de beş yaşımın baharında, payıma düşen ölümlerden nasiplenerekten yaşayıp gitmekteydim işte. Aylardan hep kasım, günlerden hep perşembe olan ve saatin hep öğleden sonra üçü gösterdiği kasvetli dünyamda, yemek masasının altına büzüşmüş harakiri yapmanın inceliklerine dair resimli bir kitabın sayfalarını çevirirken, sevgili validem her zamanki gibi çamaşır yıkıyor ve dışarıdan gelen seslere bakılırsa mahallenin kedileri de yakaladıkları bir kuşu parçalıyordu. Ortalama uğursuzlukta bir gündü anlayacağınız. Derken zil çaldı. Felaketlerin kokusunu alma konusunda dünyanın en yetenekli insanı olan annem çamaşır leğenini kenara fırlattığı gibi bir solukta kapıda bitti. Gelen babamdı. Hiç konuşmadan öylece duruyordu. Bir süre sessiz birbirlerine baktılar. Ben de olduğum yerden sessiz onlara baktım. Sonunda annem, “Nebi Abi?” dedi ve babam hıçkırıklara boğuldu. Evimize yaptığı ender ziyaretlerde, bana harçlık olarak her zaman tedavüldeki en büyük parayı vermesi hasebiyle az çok sempatimi kazanan Nebi Amcam’ın ölüm haberini işte böyle almıştım. Kim bilir, belki evimizi terk ettiği anda ilgili banknotu derhal anneme teslim etmem gerekmese, ona derin bir sevgiyle bağlanmış dahi olabilirdim? Netice itibarıyla insanın varlıkların en yücesi olduğunu ben söylemedim, değil mi

Tanrı Olmak Güzel - Tibor Fischer

Başının ne zaman belada olduğunu bilirsin. Birilerine telefon ettiğinde ve kimse seni geri aramadığında başın belada demektir. Eve döndüğünde kapının bir tekmeyle açılmış ve çalınan tek şeyin (çalınmaya değer tek şeyin) kilit olduğunu ve hırsızın seni uyarmak için “hayatına çekidüzen ver” diye bir not bıraktığını keşfettiğinde, başın belada demektir.

İnsanın kendi başına geldiğinde hiç gülünç değildir.

Ben hayatımı insan gibi yaşamaya çalıştım. Uzun süre. Gerçekten çabaladım, ama yürümedi...

Sonun Geldi Sevgilim - Tuna Kiremitçi

'Gönder' tuşuna bastıktan beş dakika sonra yanıt geliyor. “O zaman sana güzel bir yerde özür yemeği ısmarlayayım.”

“Sahi mi?”

“Evet, çıkma teklif ediyorum.”

Bizim yaşımızda ‘çıkmak’ sözcüğü, on sekizindeyken taşıdığı anlamı taşımaz (on sekiz yaşındakilerin ha?la? bu sözcüğü kullandığından da emin değilim zaten). Otuz beş yaşındaysanız başınızdan bir şeyler geçmiş demektir. Evlilik, boşanma, ihanet, hamilelik ve askerlik, annenin ya da babanın (bazen ikisinin birden) ölümü, yükseliş ya da iflas... Bütün bunlardan sonra yaptığınız şeye ‘çıkmak’ derseniz, on sekiz yaşın masumiyetine selam etmiş olursunuz. Bu kinaye ciddi olmadığınızı ya da Peter Pan sendromu yaşayan bir koca bebek olduğunuzu göstermez. Hayat yolunda üzerinize sıçramış çamurlara rağmen bir yanınızın temiz kaldığını gösterir. Hatta bu temiz yanı karşınızdakine açmaya hazır olduğunuzu da gösterir. Kinaye hoş bir şeydir yani.

0
2595
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle