05 ARALIK, PERŞEMBE, 2013

"Yakından Yayınevleri": Alakarga Yayınları

Yayınevlerini yakından tanıyacağımız "Yakından Yayınevleri" dizimizde ilk olarak Alakarga Yayınları'a bakıyoruz. "Yayınevimiz gerek okur gerek yazar sıfatıyla edebiyatın yanında yöresinde değil en sıcak bölgelerinde gezinen bir grup arkadaşın ortak çabasıyla kuruldu. Amaç, okumayı sevdiğimiz ama çoktandır raflardan itilmiş kitapların, müşterisini değil de okurunu bekleyen sıkı edebiyatın, edebiyatçının yayınevini oluşturabilmekti. Geride bıraktığımız aylara bakınca hedeften şaşmadığımızı görüyoruz" diyor yayınevi adına Suat Duman

Yayınevlerini yakından tanıyacağımız "Yakından Yayınevleri" dizimizde ilk olarak Alakarga Yayınları'a bakıyoruz. "Yayınevimiz gerek okur gerek yazar sıfatıyla edebiyatın yanında yöresinde değil en sıcak bölgelerinde gezinen bir grup arkadaşın ortak çabasıyla kuruldu. Amaç, okumayı sevdiğimiz ama çoktandır raflardan itilmiş kitapların, müşterisini değil de okurunu bekleyen sıkı edebiyatın, edebiyatçının yayınevini oluşturabilmekti. Geride bıraktığımız aylara bakınca hedeften şaşmadığımızı görüyoruz" diyor yayınevi adına Suat Duman

"Alakarga Yayınları 2012 Martından beri kitap yayınlıyor. Demek iki yaşımızı görmek üzereyiz. Başlangıçta yalnızca dünyaya gelmesi bile başlı başına heyecan sebebiyken şimdi ilgi gören, yazarları ödül alan, kendi okurunu oluşturmaya doğru yol alan bir yayıneviyiz. Şaşkın değiliz baştan söyleyelim. Her şeyi öngörmüyorduk tabii, yine de olup bitene hazırlıksız yakalandığımızı da söyleyecek değiliz. Buradayız ve okurlarımızın içtenlikle, yüksek sesle yineleyip durdukları o hayat kurtaran klişeye dört elle sarılmış durumdayız: Çizgimizi bozmayacağız!

Yayınevimiz gerek okur gerek yazar sıfatıyla edebiyatın yanında yöresinde değil en sıcak bölgelerinde gezinen bir grup arkadaşın ortak çabasıyla kuruldu. Amaç, okumayı sevdiğimiz ama çoktandır raflardan itilmiş kitapların, müşterisini değil de okurunu bekleyen sıkı edebiyatın, edebiyatçının yayınevini oluşturabilmekti. Geride bıraktığımız aylara bakınca hedeften şaşmadığımızı görüyoruz.
Amaç, yöntemi de dayatıyor aslına bakılırsa. Yönelimi de. Tarif ettiğimiz edebiyata, peşine düştüğümüz yazara ulaşmanın yolu iyi, tam zamanlı bir okur olmaktan geçiyor biraz da. Söz gelimi edebiyat dergilerini takip etmeyen, genç kuşağın yayınladıklarına burun kıvıran, İstanbul’dan ötesine gözünü yuman bir yayınevi olamazdık. Yerli edebiyatın kuvvetli genç kalemlerine bütünüyle aşinayız diyebilirim. Dergilerde tek bir öyküsü yayınlanmış bir yeni yazar adayını da, ilk romanını yayınlamış olanı da biliyoruz ve okuyoruz.

Bu arada yayınevimiz bünyesinde yayınlanan bir de aylık öykü dergimiz var: Sarnıç Öykü! İlk sayısından bugüne İnan Çetin’in yol göstericiliğinde okura ulaşan dergimiz Ocak – Şubat 2014 sayısından itibaren Faruk Duman’ın ellerine teslim. Dahası da var, yazarlarımızdan öykücü Neslihan Önderoğlu ile müthiş edebiyat donanımıyla Billur Şentürk’de dergi ekibinin çok değerli parçaları. Sarnıç hem öykü dergiciliği konusunda tartışılmaz bir boşluğu

dolduruyor hem de genç yazarlara yapıtlarını görünür kılma yolunda çok önemli bir fırsat yaratıyor. Kendi adımıza Sarnıç Öykü göğsümüzü kabartan işlerimiz arasındadır, not etmeden geçmiş olmayalım.

Yılda en azından beş yeni yazarın heyecanını paylaşmalıyız diye düşünüyorum, en azından beş yazarın yapıtını ellerinin arasına almasına fırsat vermeliyiz. Elbette bütün meseleyi sayıya indirgemiş değiliz, yanlış anlaşılmasın. Dosyaları okuyoruz ve nihayetinde kendi ölçütümüze vuruyoruz. Fazlasıyla öznel bu yöntemin her zaman en doğru sonucu vereceğini kim öne sürebilir –yanılabiliriz ve nihayetinde bir dönemde tek bir yerli yazar bile yayınlamayabiliriz. Fakat dedik ya, hedefler, yönelimler, birilerinin çoktan geride bıraktığı o baş belası idealizm, yeni olanı keşfetmeye dönük o olmaz olası heyecan! Her gün öğreniyoruz vesselam, her gün öğreniyoruz!

Yeni dönemde kat ettiğimiz yolun hakkını vererek devam edeceğiz. Çeviri kitaplarımız var yayına hazırlanan, belki burada yalnızca Melville’in adını vermeliyim. Bir süredir sürdürdüğümüz Venezuella edebiyatından çeviriler yıl içinde devam edecek. Diğerleri sürpriz olsun. 2013 sona ermeden Neslihan Önderoğlu’nun yeni kitabı Mevsim Normalleri okurla buluşacak. Yılbaşından hemen sonraysa ikinci kitabından sonra arayı epeyce açan ve okurunu merak içinde bırakan Nalan Kiraz’ın yeni dosyası çıkacak. Aynı günlerde okuyucu bir kış öyküleri derlemesine hazırlıklı olsun: Türkiye’nin müthiş kalemlerinin verdiği öykülerle Karla Karışık bütün bir yılı ısıtacak. Sözünü verdiğimiz üzere okur birkaç yeni isimle de tanışacak.

Sonuç olarak ne denebilir,  nitelikli kitaplar yayınlayan bir yayınevi olmanın çabasını sürdüreceğiz. Kimseyle rekabet etmiyoruz, dahası rekabeti yazma/okuma eylemiyle yan yana düşünemiyoruz. Yazan, okuyan ve yayınlayanların dostuyuz. Bu bağlamda belirtmeden geçmeyelim Alakarga Türkiye’deki tüm yayınevleriyle dost. Müthiş bir yayıncı geleneğin yeni ve kararlı bir halkası olarak görüyoruz kendimizi. Nice yazar/yayıncının ömrünü verdiği onurlu bir geçmişi bütünüyle sahipleniyoruz. Kitap her şeyden önce ve en saf haliyle barış demektir zira. Hem alakarga mavi bir kuştur, aklımızdan çıkarmıyoruz." 

Suat Duman

Balık Nefesi

“Öykücülüğümüzün yeni, güçlü kalemi Nil Sakman’dan olgun, özgün bir ilk kitap. Balık Nefesi’ndeki öyküler, insanın en savunmasız, en ürkek ama aynı zamanda en cesur halinden hız alıyor; yalnızlık halinden. Öykü kişileri en çok köşeye sıkıştıkları zaman parlamaya başlıyor, en çok yere düştükleri, kaybettikleri zaman ileriye atılıyorlar. Nil Sakman’ın yazısı, coğrafya, din, dil, cinsel kimlik tanımadan akıyor, insanın içindeki yalnızlık cevherinden yola çıktığı için de, hiç kuşkusuz, evrensel bir hoşgörü tablosuna dönüşüyor. Her iyi öykü kitabında olduğu gibi, dünyamız için kısa, önemsiz bir an, diyelim bir soluk alma anı, öyküde çağlamaya başlıyor. Öykü okurunun dikkatine.”

Balık Nefesi’nden tadımlık:

"Ölümün alametifarikası sükuttur, diye geçiyor aklından. Ölümün bulunduğu her yerde sükut da hazır bulunur. Önce ölüm yaklaşır, alır alacağını; ardından, kısa ya da uzun bir an; ama mutlaka sükut gelir. Yerküre üzerinde ne var ne yok hepsi susar. Çıt çıkmaz. Eğer bir araf varsa zamanı çelen, işte burası orasıdır. Yaşamdan atılmış her ne varsa hepsi burada toplanır."

Kayıp Gergedanlar

“İlk kitabı Klan’la Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü’nü alan Cem Kalender’den yeni bir roman... Kalender bu kez Maraş Katliamı’na odaklanan bir romanla çıkıyor okurlarının karşısına.

Kayıp Gergedanlar’ın ana kahramanı Suna Hanım’ın bütün ailesi Maraş’ta öldürülmüştür. Eşi Sümer Bey veterinerdir. Dört çocukları vardır: Arbor, Nubes, Nature ve Terra... Aile, bir Anadolu kasabasına, Sümer Bey’in yeni atanması nedeniyle taşınmıştır. Sümer Bey, bakımlarıyla görevlendirildiği gergedanları aramaya başlar. Ancak, gergedanların yaşadığı söylenen Binyayla’da gergedanlardan başka her şeyi bulacaktır; birbiri ardına kaybolan çobanlar, birbirinden tuhaf çoban çocukları, doğum yapan, ancak bebeğin her bir uzvunu ayrı ayrı doğuran kadınlar...

Suna Hanım, belediye başkanının kendilerine tahsis ettiği yeni evin bahçesini yüksek bir duvarla çevirttikten sonra bahçeye bir de kuyu açtırır. Çocuklarını dışarıdaki yaşamdan bütünüyle uzak tutan, onları kendi tuhaf hayat görüşüyle eğiten Suna Hanım, bu kuyuyu açtırmakla hem kendine bir mezar, hem de çocuklarına yeni bir rahim inşa ettirmiştir.

Okuru daha ilk sayfalarıyla içine çeken, Kafkaesk atmosferi, dehşet verici katliam sahneleri ve derin psikolojik tahlilleriyle Kayıp Gergedanlar, bu yılın en çok konuşulacak romanları arasına girmeye aday.”

Kayıp Gergedanlar’dan tadımlık:

“Hasırın üzerine uzanmış dizlerini kırıp bacaklarını iki yana açmış kadın, ellerini kasıklarına koymuş inliyordu. Sümer Bey tamamen çıplak kadının doğurmak üzere olduğunu gördü ama bir tepki veremedi. Kadının vücuduna baktı, karnı birazdan patlayacakmış gibiydi. Kapının eşiğinde durmuş öylece bakıyordu. Kadın zorla kafasını kaldırıp kısık, acı dolu gözlerle yabancıya baktı. Kimse yokmuş gibi kafasını karnına çevirip tekrar inlemeye başladı. Şimdi iki eliyle bacaklarını kalçalarının altından yakalamış kendine çekiyordu. Acının şiddetiyle geriye kaykılıp ellerini kalça hizasında sazlarla kaplı zemine koyup kasıldı bir süre. Sümer Bey çocuğun doğmak üzere olduğunu düşündü, kadının kasıkları arasına baktı. Yarığın genişlediğini, çocuğun zarftan çıkmakta olduğunu gördü. Kadın tekrar kasıklarına doğru eğildi, iki elini kasıklarının arasına götürüp yarığı kapatmaya çalıştı. Acı dayanılır olmadığından tekrar geriye kaykıldı. Kadın bir yandan çektiği acıdan kurtulmak için bir an önce doğurmak istiyor bir yandan da bu doğumu istemez tavırla gelmekte olan çocuğu geri itiyordu. Sanki doğurmuyor da kendi bedeninden bir parça kopuyordu. İki acı da dayanılır gibi değildi. Her geçen saniye çocuğun ölüme gittiğini de biliyordu. Bütün acıyı yüzünde toplamak ister gibi gerildi, kasıldı ve yüz kaslarını alabildiğince gerdi. Elini doğum yarığına götürdü. Çeneden diş söker gibi yarıktan çocuğu söktü aldı. Annenin çığlığını çocuğun çığlığı bastırmıştı. Bebek annenin sağ elinden havada asılı kalmış sallanıyordu. Ardından anne kaygan, kanlı çocuğu tek hamleyle hasır kilimin üzerine bıraktı. Bütün bu olanları Sümer Bey gözünü kırpmadan izlemiş, bir çocuğun dünyaya gelişini ilk defa bu kadar yakından görmüştü."

Yıldırımlar İçin Mezardır Bu Kent

Venezuela şiiri ilk kez Türkçede
“Dannybal Reyes Umbria, Venezuella’nın genç şairlerinden. Chavez’le beraber yükselen Venezuela edebiyatının yaratıcı kalemlerinden. Şiirleri okurumuza yakın gelecektir. Kent insanını toplumcu bir duyarlılıkla ve güçlü, akıldan çıkmayacak imgelerle şiirine konuk ediyor Reyes. Alakarga’nın Venezuela edebiyatından dilimize kazandırdığı ikinci kitap olma özelliğini de taşıyan Yıldırımlar İçin Mezardır Bu Kent yalnız şiir okurunu değil, uzağımızdaki bu umut ülkesini merak edenleri de kendine çekecektir.”

0
1860
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle