17 KASIM, SALI, 2015

“Sözcüklerimiz Pul Biber Kıvamında”

Hayatın tüm alanlarını yöneten erkeklere karşı mutfağında ve yönetiminde kadınların olduğu bir dergi: Pulbiber. Derginin Genel Yayın Yönetmeni Deniz Durukan ile kadın olmak ve derginin seyri üzerine konuştuk.

“Sözcüklerimiz Pul Biber Kıvamında”

Neden Pulbiber? Yani neden bir dergi? Neden kadınlar? Ve neden kadınlardan pulbiberler? 

Derginin adı Didem Madak’ın Pulbiber Mahallesi’ne bir gönderme. Ondan ilham aldık. Sonuçta aynı mahallenin insanlarıyız. Neden kadınlar, diye soruyorsunuz; kültür sanatı yönlendiren ve hayatın tüm alanında karar verme yetkisine sahip olan hep erkekler de ondan. Ama buna karşılık, parantez içinde şunu da sormak isterim; neden erkekler sorusunu kimse sormuyor. O yüzden de sözcüklerimiz pul biber kıvamında...

Pulbiber feminist bir dergi mi?

Feminist kuram çerçevesinde bir izleğimiz yok. Bunu yapan yayınlar var ve çok da önemsiyoruz. Bizim meselemiz: Mutfağında ve yönetiminde kadınların olduğu bir dergi olsa; kültüre, sanata ve hayata nasıl bir katkı sunar, bunu göstermek için yola çıktık. Elbette gündemimizde kadınlara yönelik meseleler var. Eşitsizlik, ayrımcılık, şiddet... Özellikle bugün kadınlar üzerinden yürütülen politikaların başında özgürlük alanların kısıtlanması ve baskı geliyor. Bu durum hepimizi çileden çıkarıyor. Bu refleks de var beraber hareket etme nedenlerimizin içinde. Ama sadece bu değil. Hayatın her alanına müdahale etme, yön verme hakkımızın olduğunu düşünüyoruz. Bizimle aynı düşüncede olan, aynı zamanda hayata, sanata dair ortak sıkıntılarımızı veya beğenilerimizi paylaştığımız erkekler de var aramızda.

Kendi yazar kadrosu ve konuk yazarları var. Nasıl işliyor? Bir yayın kurulu mu var? Dışarıdan yazı kabul ediliyor mu? Yazarların ve yazıların seçimi nasıl oldu ya da oluyor? Bunu iki anlamlı olarak soruyorum: Birincisi derginin yayın politikasını anlamak, ikincisi de yazı göndermek isteyenler için aydınlatıcı olmak amacıyla...

Dışarıdan yazı kabul ediyoruz. Bizim için ilk etapta önemli olan metnin niteliği ve bir derdi olması. Yani biz kimin yazdığından çok, ne yazıldığına bakıyoruz. Bir yayın kurulumuz var. Aramızda konuşuyor, değerlendiriyoruz. Dergi yazarlarıyla aylık toplantılar yapıyoruz. Derginin yayın politikasında bugünkü popüler kültürün dinamiklerine, sinir uçlarına dokunmak, başka bir pencere açmak istiyoruz.

Nasıl karşılandı? İlk sayı satışlar nasıldı mesela? Okur, hayal ettiğiniz yanıtı verdi mi?

İyi tepkiler aldık; bunu bekliyorduk. Çünkü biz yaptığımız işe çok inandık, çok heyecan duyduk. Okur bizim samimiyetimizi gördü. Ve dergiyi sahiplendi; “bizim dergimiz çıktı” cümlesi çok sık duyduğumuz bir ifadeydi. Bir aidiyet ve güven duygusu oluşturdu Pulbiber. Ve bunu ilk sayıdan yapabilmek bizim için çok önemli. Demek ki, kendimizi doğru ifade edebilmişiz. Kısacası biz okurumuzu, okurumuz da bizi sevdi. 

Dönüp dolaştığımız, bir arpa boyu yol kat etmekle edememek arasında gidip geldiğimiz bir kadın sorunu var. Örneğin, henüz modernleşme mücadelesi verilen Osmanlı döneminde, kadınların tramvayda nereye oturacağı tartışılıyordu, geçenlerde bir pembe otobüs önerisi döndü yine medyada... Bir mesafe kat edildi, doğru, en azından artık kadınların üniversite okuma olanakları görece daha yaygın. Bir yandan da sahip olduğu niteliklerin pozisyonlarına gelemiyor, yönetici, belirleyici olamıyor. Üstelik eğitim ve işgücüne katılma, modernleşme ve kapitalist ekonomik sistemin de getirdiği bir zorlama aslında... Yani işgücüne katılması statü ve saygınlık getirmiyor gibi. Getiriyor mu yoksa? Sizce Türkiye cinsiyet eşitsizliğinin neresinde?

Cinsiyet eşitsizliği sadece bizde değil, dünyada da var. Bizdeki boyutu daha yoğun, o ayrı. Bunda ataerkil yapının dışında, dini referansların etkisi de var. Öyle bir dil kuruldu. Ya da o dil, son dönemde baskısını daha çok arttırdı. Kadına çeki düzen verme hali, oturmasına kalkmasına, dışarıya çıktığında nasıl güleceğine kadar hizaya sokma çabası her zamankinden daha yoğun. Kadın bedenini ve cinselliğini denetim altına alma arzusu (geleneksel ya da modern toplumlarda) ataerkil yapıları birbirine bağlayan bir unsur. O yüzden de evrensel. Daha rahat yönetebilmek, toplumu düzenlemek için en önemli bir araç cinsellik. Cinselliğe yönelik söylemler ideolojiktir, çünkü kadınlık, erkeklik rollerinin şekillendirilmesi, dolayısıyla da kurgulanması söz konusu. Böyle baktığınızda kadınların meslek seçimleri, bu kurgulanmış roller doğrultusunda gelişiyor. Kadınların işgücüne katılması, evet, toplumsal açıdan belli oranda statü getiriyor, ama tartışmalı bir şey bu da. O biçilen toplumsal roller yine de karşınıza dikiliyor. İsterseniz bilim insanı olun, bir kadın için en büyük statü evlilikle kazanılıyor. 

Pulbiber dergisi bir “uyandırma” dergisi mi, “protesto” dergisi mi, yoksa bu gayeleri olmayan bir dergi mi? Bir gayesi var, ki yazarlarının çoğu kadın. O gaye ne, sizce?

Başkaldırı diyelim. Bize ayrılan kotayı kabul etmediğimizi daha önceki söyleşilerde söylemiştim. Biz kendi alanımızı kendimiz genişletebiliriz. İcazet almanın gereği yok. Ya da sızlanmanın. Yapabileceğimizin en iyisini yapmak için kolları sıvadık. Dergide kadınların çoğunlukta olması bu anlamda ataerkil yapıya karşı bir tavır. Yani bizi geride bırakıp, ileriye sıçramamıza izin vermeyen anlayışa karşı. Biz de dinlemiyoruz işte, ne münasebet diyoruz...

Erkek yazarlar, demişken, erkek yazarlar niye var? Kadın sorunlarının öne çekildiği bir dergide düzenli erkek yazarların da yer alması, derginin mesajıyla ilgili bir tercih mi? Sahi gerçekten kadın sorunları mı öne çekiliyor, yoksa hepimizin sorunlarına bakıp kadınların bakış açısını mı öne çıkarıyor?

Kadınlar bir araya gelip ortak bir iş yaptığında, oluşan genel bir algı var: Sadece kadın sorunlarına odaklanmış bir çaba olarak algılanıyor yaptığınız işler. Bu da bir tür köşeye sıkıştırma çabası. Kimlikler ve cinsiyet üzerinden bir politika uygulanıyor. Sürekli bir kategorileştirme hali ve cinsiyet üzerinden seni sınıflandırma durumu hakim. Kadın yazar, kadın şair, kadın dergisi gibi... Kadınlar o kadar çok eziliyor ki erk tarafından, o tanımlamayı kabul etmiyorsun ama sahip çıkıyorsun, yıkmak için. Bunu yıkmak ve o eşitliği sağlamak için de kadınların beraber hareket etmesi önemli. Elbette ki her türlü iktidarla sıkıntısı olanların, erkeklerin de bu harekete katılması, bu tavrı göstermesi gerekiyor. Öyle de oldu. Olacak tabii ki. 

İçerik bu haliyle sabit mi kalacak, yoksa sık aralıklarla yeni bölümler, vb eklenecek mi? Yani sürekli sürprizler bekleyeceğimiz bir dergiyle mi karşı karşıyayız, yoksa yatağını arayan bir nehirle mi?

Var olan sayfalar aynı konseptte devam edecek. Ama yeni bölümler de eklenecek. Dolayısıyla kadromuz da genişleyecek. Yeniliklere açık bir dergiyiz.

0
3920
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle