17 MAYIS, SALI, 2016

Sınır Tanımayan Futbol

Geçtiğimiz hafta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, altı ülkenin yazar ve sanatçı takımlarının katıldığı bir turnuvaya sahne oldu. “Sınır Tanımayan Futbol” sloganıyla sahaya çıkan yazarlar çeşitli etkinliklere de katıldılar. İşte, dünyanın tanımadığı ülkede sınırları tanımadan maç yapan o yazarlar...

Sınır Tanımayan Futbol

Her şey 2009’da başladı. İlginçtir, tam da Radikal Spor okurken telefonum çaldı ve karşımdaki kişi o sayfada sık sık yazılarını okuduğum Bağış Erten’di. Yazarlardan kurulu bir futbol takımı kurmak üzere olduklarını ve bu takımla Hamburg’da St. Pauli’nin stadında Alman yazarlara karşı oynayacaklarını söyledi. Bunun dışında sekiz ülkenin katıldığı “Dünya Kupası”nın da planlandığını ekledi. Bağış’ın söyledikleri yazdığım gerçeküstü öykülere benziyordu, inanmakta güçlük çektim. Fakat biliyordum ki, edebiyat tanrıları sürprizlerle dolu varlıklardı, edebiyat için hayatınızdan ne kadar şey götürürlerse onların yerine birtakım ilginçlikler katmakta pek maharetliydiler. Bu inançla kramponlarımı tozlu raflardan indirdim ve kendimi Barış Bıçakcı, Emrah Serbes, Alper Canıgüz, Faruk Duman gibi sevdiğim yazarlarla birlikte aynı takımda buldum. Saydığım yazarların çoğunu sakatlıklardan dolayı aramızda göremesek de yedi senedir, Ayazma (Anadolu Yazarlar ve Müzisyenler Ayaktopu Takımı) isimli takımımızla gerek yurt içinde gerek yurt dışında çeşitli turnuvalarda oynuyor ve bazı sosyal etkinliklerde rol alıyoruz. Bunların en “haber değeri” taşıyanlarından biri ise geçtiğimiz günlerde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gerçekleşen “Uluslararası Yazarlar Futbol Turnuvası” idi. 

Macar ve Türk sanatcılar maça giderken aynı otobüste Fotoğraflar: Raşit Algül ve Doğu Akdeniz Üniversitesi

Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin düzenlediği turnuvaya İngiltere, Avusturya, Macaristan, Kuzey Kıbrıs, Türkiye ve Almanya’dan takımlar katıldı. İtalya, İskoçya, İsveç ve Norveç ise organize olamadıkları için Kıbrıs’a gelemediler. Katılan yazarların da onayıyla turnuvanın başlığı “Football Without Borders” / “Sınır Tanımayan Futbol” olarak seçildi. Bu slogan, turnuvanın yapıldığı yer itibarıyla çok anlamlı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dünya üzerinde sadece Türkiye tarafından tanınmış bir ülke. Bu yüzden de ülkede uluslararası düzeyde bir edebiyat etkinliği ya da spor etkinliği düzenlemek oldukça zor. Fakat en güzel şekilde de yapıyorlar bunu. Seyirci az olsa da Olimpiyatları çağrıştıran bir görkemle açılıyor turnuva. Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde okuyan 106 farklı ülkeden öğrenci kendi bayraklarıyla yürüyorlar. Kürsüye çıkan DAÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Necdet Osam konuşmasında “Spora ambargo olur mu?” sorusunu soruyor. Bu fırsatla organizasyonda büyük emekleri olan Sayın Necdet Osam’a ve DAÜ Halkla İlişkiler ve Basın Müdürü Murat Aktuğralı’ya teşekkür edelim.

Sahada mücadele, saha dışında muhabbet

Turnuva esnasında gerçekleşen konuşmalarda Kıbrıs’ın “dışlanması” sık sık gündeme geldi tabii. Yazarların kültürel ambargoyu dert etmediği ortadaydı. Macar yazar Biro Denes, bu noktada Ferenc Puskas örneğini verdi. Tüm zamanların en iyi forvetlerinden biri olarak kabul edilen Puskas 1956’daki Macar Devrimi’nden sonra İspanya’ya kaçmış, daha sonra da 25 yıl boyunca ülkesine dönememişti. Sürgündeki bu yıllarında Puskas Real Madrid’le birçok başarıya ulaşmış fakat o ve diğer önemli futbolcuların ülke dışına kaçması nedeniyle dönemin en iyi milli takımı olarak kabul edilen Macaristan takımı dağılmıştı. Politik sınırlar ve spor ilişkisine Alman yazar, yönetmen ve gazeteci Norbert Kron da başka bir örnekle değindi. “Alman hükümetinin İsrail’le arası açık ama biz İsrail’e gidip orada etkinliklere katılıyoruz, İsrail takımıyla maç yapıyoruz,” dedi. İngiltere takımından, Guardian editörü ve yazar Philip Oltermann ise Kuzey Kıbrıs’ın tanınmadığı konusunu hiç tartışmadıklarını, sadece Türkiye’deki terör olaylarından sonra turnuvaya katılmanın güvenli olup olmayacağı konusunda endişe duyduklarını söyledi. Daha sonra bu endişenin yazarlara yakışmadığını söyleyen Oltermann uzun bir süre İngiltere idaresindeki Kıbrıs’ta soldan akan trafikten İngiliz usulü prizlere kadar İngiliz kültürünün yaygınlığının onları şaşırttığını belirtti. “Burada ülkemizin geçmişi hakkındaki fikirlerimiz belirginleşti,” dedi.

İngiltere Yazarlar Takımı Fotoğraflar: Raşit Algül ve Doğu Akdeniz Üniversitesi

Konuşmalar iyi güzeldi ama bu kadar futbol sevdalısı yazar bir araya gelince tabii ki gündemin bir numaralı maddesi maçlar oluyordu. Türkiye takımı olarak formdaydık. Yazar, çizer, yönetmen Ender Özkahraman kalesinde yine devleşti ve “Hamburg Panteri” lakabından sonra “Kıbrıs Panteri” lakabını aldı. Spor yazarı olarak tanınsa da aynı zamanda öykü yazarı da olan Ahmet Çakır akıl dolu futbolu ve Almanya’nın ikinci takımına attığı harika aşırtma golüyle göz doldurdu. Kimse Ahmet abinin 64 yaşında olduğuna inanamadı. Hakan Yel romanlarında olduğu gibi rakip forvetlere gerilimli anlar yaşattı. Mizah yazarı ve stand-up’çı Alpay Erdem ise acımasız mizah tarzının bir uzantısı olarak acımasız çalımlarla rakiplerin canını sıktı. Müzisyenler Koray Candemir, Gökhan Tümkaya, Hakkı Arpacıoğlu ve Harun Tekin, spor yazarı Baran Yağmurlu, müzik yazarı Amir Necim ve tiyatrocu Emre Cingöz Türkiye takımının diğer formda isimleriydi.

Günde iki maç yapmak hem keyifli hem de yorucuydu. Yine de akşamları Salamis Otel’de sohbet etmekten geri kalmadık. Yabancı yazarlardan en iyi tanıdığımız isim Moritz Rinke. Yazar, şair, oyun yazarı Rinke’nin “Seviyoruz ve Hiçbir Şey Bilmiyoruz” isimli oyunu geçen sezon Moda Sahnesi’nde oynanmaya başlandı ve gelecek sezonda da sahnelenmeye devam edecek. Yemekte Rinke benden oyunu hakkındaki görüşlerimi alıyor. Fakat daha çok merak ettiği konu Can Dündar’ın duruşması. Twitter’a bakıyorum ve Dündar’a yapılan saldırıyı görüyorum. Saldırının videosunu birlikte izliyoruz ve şoke oluyoruz. Aslında yazarlar dünyanın her yerinde aynı, içine kapanık ve utangaçlar. O yüzden sosyalleşmemiz için bir aracı veya bir bahane şart. Mesela İngiltere takımından Joe Dunthorne ile ortak arkadaşımız Nermin Yıldırım sayesinde tanıştık. Joe, “Nermin’in selamı var” diye lafa girdi. Meğer Çin’de birlikte bir yazar kampına katılmışlar, orada tanışmışlar. Joe bana yakında “Submarine” isimli romanının Türkçede, Ayrıntı yayınevinden yayımlanacağını söylüyor. Bir dakika, bu yoksa Richard Ayoade’nin yönettiği Submarine filminin esinlendiği roman mı? Evet, ta kendisi! Sahada eşit şartlarda, zaman zaman vahşileşerek top oynadığımız isimler arasında yıldız yazarların olabileceğini o an fark ediyorum. 

Konuşmalardan Fotoğraflar: Raşit Algül ve Doğu Akdeniz Üniversitesi

Gözler futbolla haşır neşir yazarlardan Nick Hornby’i arasa da tanınmış isimler var tüm takımlarda. İngiltere takımının kaptanı Raff Degruttola yazarlığının yanı sıra “Saving Private Ryan”, “Quantum of Solace” gibi birçok filmde oynamış bir aktör. Komedi filmlerindeki tecrübesini sahaya yansıtmayı ihmal etmiyor Raff, çok kötü bir vuruş yapan Alman futbolcuya “Ailende İngiliz kanı olmadığından emin misin?” diye takılıyor. Bir maçın sonunda 2009’daki o ilk maçtan beri dostumuz olan Alman yazar Klaus Zehrer’le maç boyunca sadece iki faul yapıldığından söz ediyoruz. Tabeladaki skordan ziyade “faul skoru”nu önemsediğimiz ortada. Mesut Özil gibi Alman formasını seçen Türk asıllı Alman yönetmen / tiyatrocu Hakan Savaş Mican’la maç kritiği yapıyoruz.Sahada Falko Hennig ile tanışıyorum, “Falko Götz” (90'lı yıllarda Galatasaray'da oynamış ünlü futbolcu) esprisiyle iletişimimiz devam ediyor. Akşam Falko’yu otelde Bukowski tişörtüyle görüyorum, Bukowski üzerine konuşuyoruz. Beni Haziran’da düzenleyecekleri Bukowski sempozyumuna davet ediyor, “Bukowski’nin kızı da gelecek,” diye ekliyor. O da bana ceketimdeki Giovanni Scognamillo rozetini soruyor. Ona Scognamillo’yu anlatıyorum. Sonra bana bir hatıra defteri uzatıyor, duygu ve düşüncelerimi yazmamı istiyor. Meğer herkesten rica ediyormuş bunu. Deftere yapıştırmak üzere fotoğraflarımızı da çekiyor Falko. Bu hareket bana en başta biraz fazla romantik geliyor ama sonra kendimden utanıyorum. Hatıraları bir Instagram karesine sıkıştırmaktan çok daha anlamlı bir hareket sonuçta, değil mi? 

Yazar, yönetmen Ender Özkahraman kalesinde  Fotoğraflar: Raşit Algül ve Doğu Akdeniz Üniversitesi

Gazimağusa'yı hayalet şehre bağlayan gökkuşağı

Maçlar çoğunlukla Dr. Fazıl Küçük Stadı'nda oynanıyor. Lokasyon ilginç çünkü sahaya tribünden bakarken fonda Maraş'ı görüyorsunuz. 42 senedir kimsenin adım atamadığı, Kuzey ve Güney Kıbrıs arasında kalan yasaklı bölgenin adı Maraş. Zamanın ağırlığıyla yıkılmış binalar, terk edilmiş evler, öylece donakalmış bir vinç... Hayalet Şehir manzaralı statta Macaristan - Kuzey Kıbrıs maçını izliyoruz. Gündüz yağan sağanak yağmur dinmiş, devasa bir gökkuşağı belirmiş. Bir tarafı Maraş'ta, diğer tarafı Gazimağusta'da. Bu tablodan derin anlamlar çıkarmak yazarlar için zor olmuyor. Tabii bir yandan da sahadaki rakiplerimize odaklanıyoruz.

Macarlar bu turnuvayı çok ciddiye almış görünüyorlar. Bir kere çok genç bir kadroyla gelmişler. Bizim en gencimiz müzisyen Buğrahan Çayır, 32 yaşında. Oysa Macaristan’da 17 yaşında bir genç var. 1.90’a yakın boyuyla sahada adım atmadık yer bırakmıyor. Bir pozisyonda defansımıza zor anlar yaşatınca Mustafa Kemal Öztürk “Genç bir yazar için çok iyisin, bu aralar ne yazıyorsun?” diye takılıyor. Esprilere bakmayın siz, sahada kıran kırana bir mücadele var. İş ciddi. Biz 2009’da bu futbol şöleninin parçası olduk ama bu turnuvalar 2000’lerin başından beri yapılıyor. En başta bir takıma seçilme kriteri çok sıkıydı, en az iki kurgu esere sahip olmanız gerekiyordu. Sonra kurallar biraz esnetildi, şarkı sözü yazarlığı de yapan müzisyenler, aynı zamanda senaryo yazan aktörler de katılmaya başladı. Sanırım sınırları olduğu gibi kuralları da tanımıyor yazarlar. Gerçekten de hem büyük sahada futbol oynayabilecek hem de yazarlıkla iştigal eden insan bulmak çok zor. Bu noktada, önemli olan biraz da “sanatçı hassasiyeti”ne sahip olmak oluyor. Misal tüm bu organizasyonu üstlenen Özcan Cezan bir petro-kimya firmasında yönetici. Ama attığı mesajlarla, e-postalarla, mizacıyla yerli yabancı tüm oyuncuların en çok sevdiği isim. Öyle ki, kupa töreninde tüm futbolcular “Ozi, Ozi” diye tempo tutuyorlar. Sahadaki testosteron çokluğuna ve “bir ülkeyi temsil etmek” gibi ağır bir motivasyona rağmen maçlarda hır gür çıkmamasının (birkaç vukuata rağmen!) sebebi bu sanatçı hassasiyeti kriterinin bir şekilde korunmuş olması. Mesela Kuzey Kıbrıs takımında bir yazar yok ama öğretmenler ve akademisyenler var, takımda oynayanlardan biri ise KKTC’nin ekonomi bakanı Sunat Atun. Fakat elbette sahaya çıkınca dokunulmazlık falan kalmıyor! 

Turnuvanın en yaşlı futbolcusu yazar - spor yazarı Ahmet Çakır (64)  Fotoğraflar: Raşit Algül ve Doğu Akdeniz Üniversitesi

Grup maçlarında Macaristan’la berabere kalıyoruz, yarı finalde tekrar karşımıza çıkıyorlar, bu defa 1-0 yeniliyoruz. Almanya’yı yenen Kuzey Kıbrıs ise finale adını yazdırıyor. Finalde Kuzey Kıbrıs’ı 3-1 yenen Macaristan kupanın sahibi oluyor. Fakat hiçbir takım üzülmüyor bu duruma. Hep beraber “Ria, ria, hungaria” diye tezahürat ediyoruz. Almanya, Macaristan, Türkiye, Avusturya, İngiltere, Kuzey Kıbrıs... Tarih boyunca çeşitli şekillerde yan yana ya da karşı karşıya gelmiş ülkeler tek bir ülkenin zaferini bir arada kutluyor. Diyorum ki, futbol veya spor keşke insanlığın ortak dili olsa... İki ülke arasında bir problem mi var, politikacılar araya girip suyu iyice bulandırmasınlar. İki ülkenin sanatçı takımları maç yapsın ve skora göre problemi sonuçlandırsınlar. Çok mu romantik geldi? Çok mu gerçeküstü? Dünyanın tanımadığı bir ülkede altı ülke dostça maç yaptı. Bundan daha gerçeküstü ne olabilir ki?

0
4475
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle