01 HAZİRAN, PAZARTESİ, 2015

Simsiyah Mermer Yamuk Sekizgene Dair

Bir resimden yola çıkarak yazılmış çok sayıda şiire rastlanır, modern çağ edebiyatında, öyle ki, hazırlaması kolay olmasa da, oylumlu bir seçki kurmakta zorluk çekilmeyecektir.

Enis Batur yazdı…

Simsiyah Mermer Yamuk Sekizgene Dair

Bir resimden yola çıkarak yazılmış çok sayıda şiire rastlanır, modern çağ edebiyatında, öyle ki, hazırlaması kolay olmasa da, oylumlu bir seçki kurmakta zorluk çekilmeyecektir. Benim azımsanmayacak sayıda bu soy şiirim var; son A Cappella’ya aldığım dört kısa şiir, ilklerden biri kitaba adını veren üçüzlü şiirinde İblise Göre İncil’in (1975), yarı örtük göndermededir:

“Biraz ileride merdiven

duruyor, dayalı; belli ki

çıkmak için. Yanında kum

saatı; belli ki ölçmek için.

Sonra da terazi, nereden

bakılsayan görülmeyen; suskun,

adsız; tartmak için”.

Albrecht Dürer’in Melencholia I gravüründe dolaşan dizeler, bir defa daha Necatigil: “Asla, kimseler farketmedi”. Kırk yıl(d)olmuş.

*

Bense, Théophile Gautier’nın şiirinin farkına varmamışım: Kitaplığımdaki 1875 baskısı Bütün Şiirleri’nin ilk cildine aldığı “Melencholia”nın altına 1834 tarihini düştüğüne göre, 189 yıl arayla, ama aynı yaşta o efsunlu resme odaklanmışız.

Büsbütün rastlantıyla karşıma çıkan o orta boy şiiri (yaklaşık 250 dize) daha önce tanımış olmam gerekmez miydi sorusunu sınamak için, Jean Clair’in 2005-2006 arası Paris’te ve Berlin’de küratörlüğünü üstlendiği yetkin Melankoli sergisinin oylumlu katalogunu taradım: Bu şiirden üç sözcük tırnak içinde alıntılanmış, adı sanı zikredilmemiş, kaynak belirtilmemiş — bana kalsa, şiirin bütününe sergi salonunun bir duvarında ve küçük puntolarla da olsa katalogun bir (iki) sayfasında yer verirdim kesinkes.

Gautier’nin resim sanatıyla yakından ilgilendiği, başlangıçta ressam olmak istediği için ders aldığı sır sayılmaz. Konusu nedeniyle Dürer’in gravürüne sokulmasında da şaşırtıcı yan bulamayız: Tıpkı en yakın arkadaşı Nerval gibi, “siyah güneş” imgesine kilitlenmiş Kara Romantikler arasındaydı. Hugo’nun üzerindeki etkisini, ulu şairin resim dünyasının payını ayrıca vurgulamak gerekir mi?

Ne olursa olsun, “Melencholia” döneminin atipik bir şiiri bana kalırsa. Bu türden metropoetik boyutu yüksek çok sayıda şiirle karşılaşmıyoruz XIX. yüzyılın ilk yarısında. O kadar ki şairinin niyetini aşan, onu 1975’de Obruk Aynada Otoportre başlıklı sarsıcı şiirinde Parmigianino’nun resmine mıhlanan John Ashbery’yle neredeyse eşzamanlı bir hizaya taşıyan özellikleri karşısında bocalıyor okur.

Dürer’in gravürünün çağdaş sanatçılarda bulduğu karşılığın üç olgun örneğine yer vermişti sergisinde Jean Clair. Kiefer’in uçağına (aynı adı taşıyordu) ve Ron Mueck’ın obje-yontusuna (Gövde’m’in kapağı) uğramıştım. Claudio Parmigianino’ninkini ayırdıydım, bir replikasının mezarımıza koyulması konusunda FT’yi ikna ederim umuduyla.

Melencholia 1514-2003, simsiyah mermer bir dörtgenin üst ucuna yerleşmiş simsiyah mermer bir yamuk sekizgen küpten oluşuyor — bu parça da Dürer’in gravüründen hareketle gerçekleştirilmiş bir replika (biri olabiliyorsa öteki neden olmasın). Barbara Kroher, Mallarmé’nin Poe’nun mezar taşı şiiri (calme bloc…) ile bağlantısını vurgulayarak Parmigianino’nin yontusuna ağıt olarak konumluyor, paylaşıyorum.

Dürer, gravürünü Melencholia I olarak vaftiz etmişti. II’yi hiçbir zaman yap(a)madı mı, yaptı ve kayboldu mu, bilinmiyor.

Parmigianino’nin Melencholia II’sini henüz görmedim, izini sürüyorum. Sanatçının L’Isola del Silenzio’sunu (Sessizlik Adası) Kitap Evi’nin arka hikâyesinde (wip), Delocazione dizisiyle birlikte anıyorum, Naufragio con Spettatore’sini (Batık Seyretmek) birara Rakım Sıfır’ın kapağına yakıştırmış, vazgeçmiştim.

Sıçrayan fasulye tarzı deneme (SFTD) böyledir işte: Bir şiirden başlar, kendi örgüsünü yaratarak ilerler, bıraksanız sonu gelmez, Tristram Shandy’nin güzergâhına öykünebilir — bütün bu parçalar aslında bir bütündür.

Post-Scriptum (Bir gün sonra):

İşte duramadım, biraz daha eşinme güdüsü ağır bastı, önce sir Richard Burton’ın The Anatomy of Melancholy’sine (1621), ardından Klibansky-Panofsky-Saxl üçlüsünün efsanevî Saturn and Melancholy’sine (1964) döndüm, kitaplığımdaki yerlerinden çekip masama getirerek. İlki bambaşka bir uzantı doğurdu, Demokritos’la uğraşaduruyordum. İkincisi gelip buraya dayandı.

Sanat Dünyamız’ın Melankoli özel sayısını (no: 56, yaz 1994) hazırladığımızda, Klibansky’nin, Satürn’ün 1988 baskısına eklediği önsözü görmemiş, okumamış olabilir miyim? O baskı bende olduğuna göre, unutmuşum belki Klibansky’nin Gautier’nin şiirinden orada sözettiğini; ya da, güçlü olasılık, 24 dizelik alıntıya aldanmış, şiirin bütünü sanarak üzerinde oyalanmamışım fazla.

Kitaplara hep dönmek gerekir. Klibansky’nin önsözünde ilginç bir göndermeyle karşılaştım bu kez: Homeros’u İngilizceye taşıdığı için adını duyduğum George Chapman’ın, Gecenin Gölgesi’ni elinin altındaki Melencholia II’den yola çıkarak yazdığı, Dürer’in o gravürünün izinin sonra kaybolduğu rivayetini haklı olarak sarakaya alıyor sanat tarihçisi. Yerinde olsaydım, aynı yargıyı getirirdim; yerimden bakarak Borges’in yanıbaşına dikiliveren hayaletine başımı kaldırıp göz kırpmayı yeğliyorum. Rivayetleri hiçbir zaman küçümseyemedim ben.

Kaldı ki, Melencholia II ve III, olasılıklar zinciri üzerinden Satürn ve Melankoli’nin yazarlarını oyalamıştır: Netteishem’le Agrippa’nın melankolinin üç evresi konusunda ileri sürdüklerinin Dürer’i sardığı anlaşılıyor: Savına göre Melencholia I imgelem, II us, III anlık ağırlıklı evrelerini temsil ediyor melankolinin — dolayısıyla gravürün meleği imgeleminin sularına dalmış, oturduğu yerde.

Bakışları ama imgeleyerek, ama akıl yürüterek kara kara düşündüğü sanısını uyandırmıyor mu? Klibansky, dile pelesenk olduğunu vurguluyor ya Victor Hugo’nun cümlesinin, onu da yeni duydum, okudum: “Melankoli, hüzünün verdiği mutluluktur” Aydınlanmacılardan gelen bir yaklaşımmış.

Tartmaya değer, diyorum.

0
1450
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle