20 ŞUBAT, CUMA, 2015

Şair Dövüşü

İktidara gelmek, yönetmek, yönlendirmek, hizaya sokmak, haddini bildirmek şairlere nereden sirayet etti bilemem ama tedavisi güçse de mümkün. Zayıflığınla yüzleşmek. Suçlarını itiraf etmek. Ağlayıp açılmak misali, özeleştirin sayesinde berraklaşmak, arınmak. Borazancıbaşının neyine güvendiği malum, şairlerin de başka güvenecekleri bir şey yok ellerinde. Sabırla ruhlarını ehlileştirmek, ona poetik bir terbiye vermek. Yetenek daha sonra geliyor.

Küçük İskender “Genç Şaire Sesleniş” yazılarına devam ediyor…

Şair Dövüşü

Şairin insanî davranışlarını sıradanlıkla karıştıran, ondan medet umarken olağanlığı karşısında hırslanan okurlar yaşıyor. Oysa şairin gerçeküstü yetenekleri yok; tüm gününü şiire/şiirine katkıda bulunması için etütlere ayırma gibi bir lüks de taşımıyor. Böyle bir zorunluluk kıskacında değil asla. Dayatılan role bürünen şairler de yaşıyor elbette. “Nasılsın” sorusuna bile mutlaka mısra ile yanıt vereni mi istersin, iki kadeh içince tanıdığı/tanımadığı şairlerin topuna laf geçiren mi: Çeşit çeşit. Tabii, konuşmayanlar, eleştirmeyenler de tehlikeli bazen; o kesim de diğerlerini kale almadığından, egosuyla mutlu mesut bir hayat sürdürdüğünden geliştirebiliyor bu ketumluğu. Aynı uzaklıkta durma yalınlığından nasibini alamamak tuhaf.

Örneğin ben şiir üzerine konuşmaktan, şairler hakkında fikir yürütmekten hoşlanan biri sayılmam. Akademik çalışmaların dışında bu alanda sohbetim nadirdir. İsim vermeden derdimi anlatmak taraftarıyımdır. Herkesin yazma, okuma hakkına saygımdan mesafeli davranmayı severim. Şüphesiz kimi değerlendirmelerde aradığım kriterleri saptama, bir şiir beğenisi geliştirme uğraşım olduğunu söylemem gerekiyor. Ama bu beni bağlayan bir şey; o nedenle de sayıp dökmem, bu esnada da kalp kırmam, aşağılamam zalimce, hatta utanmazlık. Daha da ileri gidersem küstahlık.

Şairlerin de sevmediği şairler olabilir elbette. Ürün üzerinden hareket ettikleri gibi siyasi, kişisel noktalarda da yol ayrımları mümkün. Ancak buradan bir yargı mekanizması işletip o şairi başkalarına şikâyet pek akıllıca değil. Çünkü inandırıcılığı, sahiciliği kaygan zeminde. Okur bunu ‘çekememezlik’ olarak görüyor kanımca. Eğer size bir saldırı yoksa, iftira atılmıyorsa, ‘cevap hakkınız’ gasp edilmiyorsa kendi meselenizle ilgilenmek yeterlidir. Nâzım’ın en sevmediğim şiirleri diğer şairlere veryansın ettiği şiirlerdir; anlık öfke ürünleri gibi gelir bana. Diyelim ki anlık yazılmadılar, bana göre yine de ‘hedef göstermek’ babında büyüklenme tadı taşırlar sanki. Nâzım’ın ‘kendi meselesi’ bir insanlık meselesidir ve spesifiklikten ayrıdır. Yoksa dileyen dilediğini yazsın; kelimelerin harmanı bitmez.

Şairlerin başka şairlerin kıymetini bilmemesi bizde bir sol geleneğin tezahürü aslında. Didişmekten haz almanın, kişisel doğruları sahiplenip körü körüne baskı aracı olarak kullanmanın, hoşgörüyü zaaf sanmanın zihniyet bozukluğu. İktidara gelmek, yönetmek, yönlendirmek, hizaya sokmak, haddini bildirmek şairlere nereden sirayet etti bilemem ama tedavisi güçse de mümkün. Zayıflığınla yüzleşmek. Suçlarını itiraf etmek. Ağlayıp açılmak misali, özeleştirin sayesinde berraklaşmak, arınmak. Borazancıbaşının neyine güvendiği malum, şairlerin de başka güvenecekleri bir şey yok ellerinde. Sabırla ruhlarını ehlileştirmek, ona poetik bir terbiye vermek. Yetenek daha sonra geliyor.

Ruhların terbiyesi yanlış anlaşılabilir: Mazbut olmaktan söz etmiyorum. Zarar vermeden zararla yaşamayı öğrenebilir bir insan. Teklifsizliği ufuk açabilir ki açar. Arzularının, heyecanlarının, bilinmezin, ‘günah’ın güzel karanlığı her zaman yaratıcıdır. Sakinleştiricidir. Kırbaçlayıcıdır. Zamanla mücadelesi yüreklendiricidir. Seksle cebelleşmesi taçlandırıcıdır. Bunların tamamına aşk yahut fikir diyebilir; öyle tanımlayıp yolculuğunu sürdürebilir.

Şairlerin çoğu ölümlerine kadar ergenlik çağındadır. Ergenlik çağının hırçınlığı, başkaldırısı onları daima mutlu ettiğinden orada kalmayı seçmişlerdir. İradeyi, disiplini, otoriteyi baştan reddetmeleri buna bağlanabilir. Varsın orada kalsınlar, ama başkalarını yıpratma hakları olduğunu savunmaları çocuksudur. Kemik gelişimlerinin bittiğini, omurgalarının çoktan oluştuğunu da göz ardı etmemelidirler diyorum yani. İlk sarhoşluğunda kusan gençlerden bir farklarının olmasını beklemek okurun dileğidir.

​Şairler varsın büyümesinler, ama okurun büyüklüğü karşısında küçük düşmek gerçekten can yakar. 

0
1110
4
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle