31 OCAK, CUMA, 2014

Rüya ya da başka bir şey

Nurduran Duman aynı zamanda şair, edebiyat kuramcısı, denemeci, eleştirmen
ve akademisyen olan öykücü Kata Kulavkova hakkında yazdı. Duman’ın çevirdiği
bir Kulavkova öyküsü de sayfalarımızda…
Pek çokları için şiir ile roman arasında bir salınım olan kısa öykü,
aslında Kata Kulavkova için öncelikle şefkati, itirafı, bir başkası tarafından
dinlenme, biriyle eğlenme gereksinimini içeren bir “paylaşım”.

Rüya ya da başka bir şey

 “Kısa öykü, çok ihtiyaç duyduğumuz ruhsal bir gıdadır. Hepimiz, az ya da çok, ustaca ya da acemice, güzel ya da pek o kadar güzel olmayan bir üslupla öyküler anlatırız; anekdotlar, fıkralar, kişisel öyküler, yaşama dair öyküler, aşk ya da çocukluk öyküleri, öyküler, öyküler.”  

Pek çokları için şiir ile roman arasında bir salınım olan kısa öykü, aslında Kata Kulavkova (Katica Kulavkova) için öncelikle şefkati, itirafı, bir başkası tarafından dinlenme, biriyle eğlenme gereksinimini içeren bir “paylaşım”. Ona göre, öykü eğlendirip eğitirken, dönemin kültürel gereksinimlerine ve ilgi alanlarına uyum sağlar. Kısa öykünün, diğer edebi türlerin özelliklerini kendine özgü bir yapıda kullandığını savunan Kata Kulavkova, kısa öyküye, ‘kısa ve eliptik olmak, hatırda kolay kalmak, başkalarına aktarılmak, tekrar tekrar anlatılabilmek, bir peri masalının bir parçası olabilmek ya da bir efsanenin, hatta bir mitin bir bölümü olabilmek’ sorumluluklarını yükler. İçinde mitsel ve şiirsel özellikler olan bir ön-anlatım türü de olabilir. Ayrıca Kulavkova’ya göre öykü kolaylıkla şiirsel değerlerle doldurulabilir ve yeni bir melez edebi tür elde edilebilir. Bu türe de, “öykü-şiir, nesir-şiir” denebilir. Sadece bununla kalmaz, deneme, küçük ölçekli bir roman, fabl olarak kabul edilebilir ya da uzun soluklu bir anlatının hem bölümlü hem de bütün çerçevesini kapsayabilir. Toplumsal, göstergebilimsel, tarihsel anlamda çok yönlü ve işlevseldir. Bireysel anlamda ise insanın dünyayı, doğayı, hayatı ve zaaf ve zayıflıklarıyla insanı ve elbette kendini anlamasına ve olup bitenlerle zihinsel, duygusal yönde ve eylemde başa çıkmasına yol açar.

Öykü gerçekle düş arasındaki farkı yok sayar.

Kata Kulavkova, kısa öykü yazarı olmanın yanında, şair, edebiyat kuramcısı, denemeci, eleştirmen ve akademisyen. 21 Aralık 1951, Makedonya doğumlu. Şiir, öykü ve makaleleri pek çok dile çevrilen Kulavkova, Çağdaş Makedon Edebiyatı’nın önde gelen temsilcilerinden biri olarak kabul edilmekte. Skopje Üniversitesi’nde (Makedon ve

Yugoslav Edebiyatı) lisansını tamamladıktan sonra Sts.Cyril & Methodius Üniversitesi’nde (Metafor ve Makedon Şiiri)  yüksek lisans ve Zagreb Üniversitesi’nde (Lirik Şiirin Özellikleri) doktorasını tamamladı. Halen Sts.Cyril & Methodius Üniversitesi Üniversitesi Filoloji Fakültesi, Genel ve Karşılaştırmalı Edebiyatlar Bölümü’nde profesör.

Eserleri: (Şiir) Annunciation (1975), Act (1978), Our Consonant (1981), New Sweat (1984), Neuralgic Spots (iki dilde, Sırpça/Makedonca, 1986), Thirsts (1989), Another Time (şiirsel kurgu, 1989), Wild Thought (1989), Domino (1993), Expel of the Evil (şiirsel drama, 1997), Time Difference (1998), Via Lasciva (1998); In-Between-World, 2000; (eleştiri) Figurative Speech and Macedonian Poetry (1984), Step and Side-Step (1987), The Specifics of Lyrics (1989), Longing for a System (1992), Concept and Interpretation (1996), Stone of Temptation (1997), Manuscripts (1997), Theory of Literature, an introduction, 1999; Small Literary Theory, 2001, Poetic of Lyrics (Beograd, 2001).

Hazırladığı Eserler: Black Sheeps (kısa öykü antolojisi, 1997), Feminist Strategies (1998), Caesarean Cut  (Makedon Kısa Öyküleri, 2001); Macedonian Essay (2000); Anthologie de la nouvelle macédonienne (UNESCO, 2002).

Uluslararası P.E.N., Çeviri ve Dil Hakları Komitesi, Makedon P.E.N. Merkezi (Makedonya PEN Merkezi Şeref Başkanı), Makedonya Yazarlar Derneği (Macedonian Writers Association), Makedonya Karşılaştırmalı Edebiyat Derneği (Macedonian Comparatist
Association) üyesi.

Kaynakça:
-    Kata Kulavkava’nın “Poetıcs Of The Narrow Space” adlı makalesi
-    Kata Kulavkova’nın Onur Konuğu olduğu 9. Ankara Öykü Günleri ödül töreni konuşması.

Rüya ya da Başka Bir Şey
Kata Kulavkova (Katica Kulavkova), Çev. Nurduran Duman


Macera, bunun bir rüya ya da başka bir şey olup olmadığını anlamak için. Gün, güneşliklerin aralıklarından içeriyi şüpheyle gözetliyor; er geç ortaya çıkacak. Güneşlik, kapalı pencerenin önünde sallanıyor. Onu, ani ve süratli, dişi bir varlık karaltısı delip geçiyor. Sahne sırası şöyle: kara bulut: güneşlik: kadın: ? Sonsuzluktan sonlu olana bir akış. Hava yükseliyor. Yüzüne ve kalçalarına bakarak herkes onun kırkında olduğunu söyleyecektir. Saklanmıyor. Bana kendini göstermeye ve kim olduğunu söylemeye hazır şekilde giriyor içeri. Onu bana doğru kum rengi bir toz ya da bir balözü gibi çekerken, ağzım korkudan kupkuru, çığlığın ne demek olduğunu anlıyorum. Onun üstüne çökmesi gereken zeminim artık ben. Ama, aniden fikrini değiştiriyor, insafa gelip odanın içinde gözden kayboluyor. Çatıya tırmanıyor, uzunca bir süre dama güm güm vuruyor. Çocuksu bir ses, vurmayı kesmesi için ona yalvarıyor. Dövünüp durmamak için yalvaran ta kendisi mi yoksa? Tecavüz edilmemek için. Ağzının burnunun dağıtılmaması için. İkinci bir ses yok, dünyaları karşılaştırmak ve birbirinden ayırmak için de hiçbir olanak. Zan elde kalıyor. Odamı terk etmesinin nedeni merhametten başka bir şey: kişilik.

Güzel bana çok şey ifade ediyor, ne de olsa, kadın başka yerden bağırıyor. Şimdi bile, ben hayatta değilken.

***

Uzun bir süre birlikte yüzdük. Kıyıya ait ne bir iz ne de ses var. Korkumu fark etmesin diye arkamı dönmeye yeltenmedim bile. Hadi biraz uzanalım, dedi. –Olmaz, sertti yanıtım, güya öyle de görünüyordum. Denizde dinlenmeyi bilmem ben. Sırt üstü yatmayı. Su üstünde durmayı. –Hiç olmazsa bir kez dene, kolay. Tüm denemelerim sonuçsuz kaldı, dedim ona. O halde ne yapacağız, soruyordu? Geri dönmeye karar verene kadar yüzeceğiz –Ama ben şimdiden yoruldum, bir süre uzanmam gerek. –Sen uzan, dedim, sadece dönmeme ve

yönümü seçmeme yardım et. Açık deniz hep kafamı karıştırır. Geri dönmemek, yanlış bir kıyıya doğru yüzmek için karşı konulmaz bir istek duyarım. Belki de bu yüzden yorulmuyorum. Nasıl olsa bir yere varacağımı umut ediyorum. Ya da, hiç değilse, öyle geç geri döneceğim ki bıraktığım yer artık eskisi gibi olmayacak. –Hayat sana öğretmedi mi, bıraktığın yere döndüğünü, boşuna umutlandığını, diye sordu. –Belki boşuna umut ediyorum ama bu daha da anlamlı, dedim. Hiçbir zaman aynı adamla umut etmem.

***

Tünel. Yolun, daima kaçınmayı arzu ettiğim tek kısmı, yolculuk etmediğim zamanlarda bile. Yolun kıvrılıp döndüğü yer tünelin en karanlık bölümüdür. Oraya ne girişin ne de çıkışın ışığı ulaşıyor. Işığın sonsuza dek kaybolacağı korkusu. Hemen oracıkta duruyorum, korkunun sürmesine izin veriyorum, dahası, kurtulması güç bir dehşete dönüşmesine. Sona gelmeden ortaya çıkan bir arzu değil, doğal ışığa ulaşmak için tetikleyen şiddetli bir dürtüdür.Çünkü karanlık, ne kadar “kendi kendine yeterli” olsa da, doğal değil. Ölümde olduğu gibi. Ben tünelin ortasındaki dönemeçte durdum ve onu çağırdım. Dedim ki: Seviyorum.

***

Bana evimi terk ettiriyorlar. Oyuncak bebeklerimi sokağa atıyorlar. Onların her zaman bana ait olduğunu hatırlayamıyorum bile. Üşüdüm. Arkama bakıyorum, ev bomboş ve her pencerenin arkasına hırsız gibi gizlenenlerin ellerini fark ediyorum, sadece gözlerine örülmüş taşları değil. Bu kez demir parmaklık. Üstüme yıkılınca, hafif adımlarla sokağın aşağısına doğru uzaklaşıyorum. Yukarı bakıyorum. Boş. Diğer yola dönüyorum, dolu. Anneler, babalar, kız kardeşler, yeğenler, amcalar. Sokağı arabalar dolduruyor. Bir şey benim üstümden geçecek. Arabalar değilse taşlar, taşlar değilse ailem, değilse karıncalar, karıncalar değilse…Eğer geri dönersen bu bir lanet değil. Seni affederlerse. Aileden değilse taş değil o. Yürekten değilse.

0
1970
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle