12 MART, PERŞEMBE, 2015

Ressamlar ve Maymunlar

Ressamlar ve maymunlar, beni böyle bir kışa sürükledi. Beyaz, hem sonsuz, hem bitişti. Kaybetmekten korkarak yaşanmayacağını öğrendim. Böylece, maymunlar, maymunluklarıyla kaldı. Oyun başladı; her şeyin bir musiki ve ritim, elektrik ve akım olduğu muhteşem Bütünde...

Pelin Batu yazdı…

Ressamlar ve Maymunlar

Kaçımız, sevdiğimiz bir hayvanı kaybedince, kendimizi de kaybettik?

Kaçımız, onlardan kalan boşluğu başka bir ruhla doldurduk?

Kaçımız başka bir köpeğin gözüne bakamadık, başka bir kedi ile hırlayamadık, başka bir kuşla uçamadık?

Yasın evreleri, Dante’nin cehennem halkaları gibi aşağıya doğru spirallenip buz tutmuş bir göle akarken, ışığı unuttuk?

Ölümle ne kadar barışık olursak olalım, yoklukla olamadık?

Yasımızdan utandığımız, insanlarla hayvanları kıyaslayıp küçümseyenlerin kalaslığından kaçtığımız için saklandık?


Kaybı bilenler bilir, zaman ne kadar iyileştirici olursa olsun, onun ismi geçince, içiniz soğuklukla kaplanır. Bazen küçük bir tebessüm eşliğinde bir “ah” içinize saplanır.

Kimimiz, duvarlarımızı beyaza boyayıp yola koyuluruz.

Kimimiz ise etrafımızı geçmiş zamanın fotoğraflarıyla doldururuz.

Fotoğraf ilk çıkınca, insanlar ruhun ölümsüzlüğünü sağlamak için ölülerine en güzel entarilerini giydirip resmetmişler. Bitpazarlarında ve antikacılarda hâlâ “ölüler kitaplarına” rast gelebiliriz.

Fotoğraf olmadan önce de portre varmış.

Kişinin şanı da, ruhu da portresinde yaşarmış.

Allen Hirsch on His Homage to a Monkey, Robert Wright for The New York Times

Allen Hirsch on His Homage to a Monkey, Robert Wright for The New York Times

Rembrandt da böyle bir refleks ile çok sevdiği bir hayvanı ebedileştirmek istedi. Çağdaşı Houbraken’in aktardığı bir hikaye, ressamın kaybını sanata nasıl taşıdığını gösterir. Rembrandt büyük bir hayvan sever olduğunu resimlerinden anlarız: kariyeri boyunca, sayısız kedi, köpek, at, eşek, koyun, inek, ördek, fil, ejder, aslan ve bir de baykuş resmetmiştir. Ama maymunuyla ilişkisi başkadır. Fransızların sonraları “Puck” ismini verdikleri maymun, Rembrandt burjuva bir aile portresi üzerinde çalışırken ölmüştür. Merhum Puck’ı, Rembrandt’ın stüdyosuna getirirler, o da zaman kaybetmeden maymunu çizmeye başlar. Böylece, hiç hesapta yokken, aile portresinin içine bir maymun yerleştirilmiş olur. Resim bitince, Rembrandt portreyi aileye gönderir ama aile bir hayli rahatsız olmuştur. Hatta bunu bir hakaret olarak kabul ederler. Acaba, Hıristiyan sembolizminde maymunun, şehvet ve günahkar düşünceleri temsil ettiğinden midir?! Dolayısıyla aile, Rembrandt’a, “ya maymunu çıkar, ya projeyi unut” der. Rembrandt, maymunu silmeyi reddeder. Böylelikle, parasını alamaz, portre de gerisin geriye ressama geri gönderilir. Resmin, hayatının sonuna kadar Rembrandt’ın stüdyosunda asılı olduğu, hatta bir paravan olarak kullanıldığı söylenir. Tablo bugün maalesef, kayıptır. Bu anekdottan anladığım, 1) Rembrandt’ın Puck’a olan sevgisi  2) başkaları ne düşünür korkusuna kapılmaması 3) dik kafalılığı ve 4) paragöz olduğuna dair rivayetin çökertilmesidir.

Maymununu kaybeden bir başka sanatçı Allen Hirsch ise son birkaç yıldır ölü maymununu resimlerini, heykellerini ve fotoğraflarını sergileyerek onu “yaşatıyor.”  14 yaşında ölen maymunu Benjamin’inin eski odasını stüdyoya dönüştüren Hirsch, bir web sitesi kurup yas-sanatını buradan paylaşıyor. New York Times’a verdiği röportajda, bu zamanın ötesinden gelen, ilkel varlığın aslında kendini özüyle tanıştırdığını, temelini keşfetmesini sağladığını söylemiş. Doğa ile yakinen ilişki kuranlar bilir, bazen bir ağaç, bazen bir kuş, bize “bütünlüğümüzü” hatırlatır. Kimisi, William Blake’in dediği gibi ebediyeti bir kum tanesinde bulur. Sanıyorum bu varlıklar, işbu ressamların hem özleriyle, hem de saf, katkısız, karşılıksız sevgi ile tanışmalarını sağladıkları için bu denli değerli. Ama yasın melankoliye dönüşmesi başka bir şey. Bilindiği üzere melankoli, “kapanmayan yara” anlamına gelir. Safranın akıttığı melankolik mizaç, Ortaçağda karanlık bir kişiliğin tanımıydı. Kara sevda gibi acı, pıhtılaşmış geçmiş gibi kekremsi olan melankoli, kimileri için bir alışkanlığa dönüşür. Victor Hugo, “melankoli, mutsuzluktan mutlu olmaktır” dememiş midir?

Ressamlar ve maymunlar, beni böyle bir kışa sürükledi. Beyaz, hem sonsuz, hem bitişti. Kaybetmekten korkarak yaşanmayacağını öğrendim. Böylece, maymunlar, maymunluklarıyla kaldı. Oyun başladı; her şeyin bir musiki ve ritim, elektrik ve akım olduğu muhteşem Bütünde...

Ah Pygmalion. Seni âşık olmak için mi yarattım, aşka mı âşık oldum, bilemem? Mermersiydin, soğuktun. O yüzden.


*Allen Hirsch on His Homage to a Monkey, Robert Wright for The New York Times

*Allen Hirsch'ün maymunu Benjamin

*George Stubbs tablosu

0
2051
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle