18 KASIM, PAZARTESİ, 2013

Haiku -3-

Haiku dizimize devam ediyoruz... Hakan Cem yazdı.

Ânı Durdurmak ya da Haiku

    1600 ve sonrasını izleyen yıllar “Barış” dönemi olarak da adlandırılan “Edo” devridir. Edo’nun başkent olmasıyla ilerleyen yenilenme hareketi her alanda ülkeyi güçlendiren geliştiren büyüten bir dönemdir. Edo ya da bugün bilinen adıyla Tokyo, ülkenin başkenti konumundadır.


<p>Haiku -3-</p>

Ânı Durdurmak ya da Haiku

1600 ve sonrasını izleyen yıllar “Barış” dönemi olarak da adlandırılan “Edo” devridir. Edo’nun başkent olmasıyla ilerleyen yenilenme hareketi her alanda ülkeyi güçlendiren geliştiren büyüten bir dönemdir. Edo ya da bugün bilinen adıyla Tokyo, ülkenin başkenti konumundadır. Bu dönemde sanat, edebiyat, özellikle şiir gözle görülür gelişmeler kaydetmiştir. Kadın egemen Heian devri şiirinin yumuşak, içtenlikli biçimi halkın sesini yansıtan etkin bir yoldadır. Müzik, dans eşliğindeki “Kabuki” tiyatrosu dönemin önemli simgesi konumuna gelmiştir. Edebi dildeki ısrarıyla, kültür sanattaki Çin etkisine tepki olarak ortaya çıkan milliyetçi şairler doğmuş, Rakkosen ya da Haikai’nin Altı Ustası olarak da anılan, kendi tanımıyla arınma, incelme insanı olan Matsuo Başo ve arkadaşları, şaşırtıcı, özgün, Haiku’lara imza atmışlardır. Az önce sözünü ettiğimiz gibi: İnsan ve doğa sevgisi üzerine kurulu, bireyi düşünmeye, sorgulamaya, algılama ve saptamalar yapmaya savuran kısa şiirlerdir bunlar. Japon dilinin az sözle çok şey anlatabilen yapısı, bir tohum gibi şiirde sayısız filizler verebilme gücüne sahiptir. Özgün olmayı bencil olmakla bir tutan; o düşünceden uzaklaşarak dünya görüşünü Zen’le birleştiren; Louis Borges’in de dillendirdiği gibi: “…bir anı durdurmakla, sabitlemekle…” ilgili Japon şiir görüşü; duyguların en güçlüsü olarak sevginin de şiirde baş tacı edilmesiyle Haiku: Bir sevgi

şiiri olmasının yanı sıra doğayı da merkeze alır. Başo, o güne kadareğlence aracı niteliğinde olan Haiku’yu, edebi ve sanatsal değerler bütünü içine alarak günümüze ulaşmasına öncülük etmiştir. Sözü edilen kısa şiirleri “Haiku” adıyla anacak ilk şair Başo değil ondan çok sonra gelecek olan Masaoka Şiki’dir. Başo’yu izleyen Buson, İssa, gibi şairler Jettetsu Okulu’nu kurarak simgeci, izlenimci şiirlerle Japon edebiyatına yeni bir soluk yeni bir ses getirmişlerdir. Sözcüklerin yarattığı rüzgârla şiir eylemindeki yapı kurma işinin yanında kurulanın ritim ve ezgiseli de girişilen işin doğal bir parçası halindedir. Altayik diller kümesinde yer alan Japon dilinde bir sözcüğün açık heceyle bitiyor olması, dilin tınısını ezgisel anlamda etkilemekte. Denis Theriault’un Postacının Aşkı kitabında: “Görsel sembollerle fonetiği birleştiren Japon harfleri Haiku’nun derinliğine derinlik katar.” diyor. Kulağa hoş fısıltılar halinde ulaşan bu dili, feodal dönemin Samurai ruhunu içinde taşıyan ve günümüzde Batılılaşma süreci içinde de özünü koruma şüpheciliğiyle dillenen Japon erkeğinden dinlediğimizde: Kınından ayrılmış, keskin ve parlayan ağzıyla kulağa yanaşan bir kılıç kadar sert ve keskin olabileceği, oysa eş olabilmenin verdiği sorumluluğun yanı sıra toplumsal alandaki itaatkar tutum ve duruşu ile Japon kadının sesinde aynı dilin: Ezgiselliğin, renk ve uyumun huzur bulduğu noktada bir Haiku tadına dönüşebildiğinin ayrımına varırız.

İsyanın Korkusuzluğunda Günümüz

Tapınaklar ülkesi olan Japonya’da kalabalık insan topluluğundan uzaklaşıp dağ yamaçlarına yerleşen tapınaklar yalnızca birer tapınak değil aynı zamanda sanat ve edebiyat merkezleri, şair, bilgin yuvaları olmuştur. Yine tarihsel süreçte ana hatlarıyla iz sürdüğümüz
Japonya’da kan oluk oluk akarken, savaş teması, şiirde neredeyse yer bulmaz! O, kaçınılması gereken bir afettir. Bir savaş sahnesi dizelere dökülecekse de onlarca kişinin can verdiği ovada esen rüzgârın hürmetinden söz edildiğini okuruz. Şiirin merkezine aldığı doğa düşündürücüdür ve insan da onun ayrılmaz bir parçasıdır. Doğadaki tüm sesler onu ilgilendirir. Rüzgârın saygıyla söylediği şarkılar, kuşun içtenlikli seslenişi, dalından düşen sarı yaprağın gürültüsü Japon şiirinin ilgi alanlarıdır. Edo dönemini izleyen “Çağdaş” dönemde karşımıza çıkan Meiji, Taisho ve Showa kuşaklarında Japon aydınları, tanıştıkları Avrupa ve Amerika yoluyla Batı kültür ve edebi değerlerini ülkelerine taşıdılar. 19. yy. ortalarına geldiğimizde Japon şiirinde Avrupa etkisi iyiden iyiye hissedilirken, Batının taşıdığı maddeci ruhsa geleneklerine sıkı sıkıya bağlı Japon halkının yaşamını zorlamaya başlar. Showa kuşağıyla Eliot karamsarlığına yakın duran içe dönük şiirler yazılırsa da  komünist şair Shigeharu gerçekçi ve eylemci ürünler verir. Dünya görüşü çağdaş Japon şiirinde karamsarlaşırken, küreselleşen, tek tipleşerek büyük yalnızlığa sürüklenen insanın yeni

yaşam biçimi ve etkileri, hiçlik duygusu, bıkkınlık, tüketim ve eşyanıntatminsizliği vb. anılan karamsarlığın izlerini günden güne belirginleştirmektedir. Atom bombasını beklediği dizelerinde şair, isyanın korkusuzluğunu yüreğinde taşırken, savaşın yaralarını, sürrealist düşüncenin, insanlık sevgisinin gücüyle sarmaya çalışır. Kaçınılmaz sona karşın Japon şiirinin geldiği noktada doğa, merkezde yerini kaybetmezken, insan ve düşleri, Samurai ruhunu taşımaya devam eden çağdaş Japon şiirinde de ön plandaki yerini korumaktadır.

Sarinagara
( ama yine de…)

Haiku tarihindeki iki önemli isim, Matsuo Başo ve Kobayashi İssa’dan iki Haiku’yla susmanın ötesine gidelim. İlki, Matsuo Başo’nun seyahatnamelerinde yer verdiği en bilinen şiiri: “Her yer öyle sessiz ki / kayaları deliyor / ağustosböceğinin sesi.”  

Başo’dan sonra Haiku’nun o ince sezişlerini bize sunan Kobayashi İssa’ya kulak verdiğimizdeyse: İssa, eşinin, ölen kızlarının bedenine sarılmış, hıçkırıklar içinde ağlamasına tanıklık etmektedir. Acıyı paylaşsa da gözyaşlarının faydasızlığıyla İssa: “çiyden dünya / çiyden bir dünya bu / ama yine de yine de… tsuyu no yo va/ tsuyu no yo nagara/ sarinagara Haiku’suyla yüreğine çöken ölümü Samurai ruhuyla karşılıyor.

0
1743
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle