13 EKİM, PAZARTESİ, 2014

Paris'teki Eş

Dileyen, Paris’teki Eş’i özümseme sürecinde, belki bazı kitapları yeni, bazılarını da yeniden okuyarak, sıkı bir okuma ile aslında bir tür bilicilik-buluculuk oyunu oynama olanağı da bulabilir. Bu oyuna heveslenenler için yazarın kaynak olarak aldığı kitaplar başta olmak üzere Hemingway’in tüm eserleri bu oyuna dekor kostüm ve özellikle karakter olmak üzere oradalar.

Nurduran Duman yazdı...

Paris'teki Eş

1920’ler, Caz Çağı. Savaştan yorgun çıkmış bir dünya. Nelerden dönmüş, ölüm acısını görmüş, korkusunu tatmış insanların düşünmeden yaşamak istediği, davranışlarının hesabını yapmadan o güne dek kabul görmüş düzenin sınırlarının ötesinde dolaştığı bir geçiş dönemi. Bu dönemle hiç yorulmayan, uyumayan, sürekli canlı bir kentin birlikteliğiyle tecrübe edilen, Hadley Richardson'ın deyişiyle hayatın insanı ağlatacak kadar açık, sade ve güzel olduğu savaş sonrasının Paris yılları.

Müziğin, sanat ve edebiyatın evlerden sokaklara taştığı, sokaklardan evlere doluştuğu devingen kent Paris’e, geleceğini aramak için gelen genç yazar adayı Ernest Hemingway’in eşidir Hadley. Kısa zaman içinde kabul gördükleri sanat çevresinde evlilikleri arkadaşlarına ilham veren bir çifttir onlar. Savaşı görmüş, yalnızca sahip olunanın bugün olduğu o zamanlar, evlilik kurumuna pek inanan yoktur çünkü. Zaten evlenmenin kendisi inanmaktır, umuda, geleceğe ve hatta geçmişe. Hadley de, yokluk ve yoksulluğun içinde, kutsal demese bile, eşiyle paylaştığının az bulunur ve sahici olduğunu bildiği, birlikte kurup her gün üstüne bir taş daha koydukları evliliğin çatısının altında kendini güvende hissetmektedir. Oysa geleceğin bambaşka planları vardır bu imrendirici evlilik için. Genç adam yalnızca yazmak düşünedursun, Hadley’in kocasının sevgisi için renkli Paris’in havalı kadınları ile girmesi gereken bir yarış pisti uzamaya başlamıştır önünde.

Zorlu bir geçmişten sonra Ernest ile yakaladığı mutluluğun peşinden Paris’e gelen Hadley, bir zamanlar başarılı bir piyanist olsa da bunu geliştirmeyi düşünmemiş, pek fazla merakları olmayan kendi halinde biridir. Dışarıdaki hayat ise bambaşka. Uçlarda gezinme arzuları zaman geçtikçe açığa çıkan kocasının tutkuları, Paris’in bohem hayatı ve şık giyimli, kafası çalışan ve çılgın zamane kadınlarıyla başa çıkacak gücü var mıdır? En azından isteği?..

“Bu bir dedektif romanı değil” diyor Hadley, “pek öyle niteleyemeyiz. Ortaya çıkıp her şeyi mahvedecek olan kıza dikkat edin demek istemiyorum ama o, muhteşem sincap kürkü ve şık ayakkabılarıyla çoktan yola düzülmüş bile.” Remzi Kitabevi'nden çıkan “Paris'teki Eş” için, ilk başta ve kısaca, Hadley’in ağzından anlatılan, bir süre yürütülebilmiş o evliliğin hikâyesi denebilir, özellikle de duygusal olmaktan ve taraf tutmaktan kaçınmayan birinci tekil şahıs anlatıcının ikna ediciliğine bakılarak. Metin ikna edici çünkü yazar Paula McLain, gerçek kişi ve olaylara yaslanmanın yan etkisi olabilen kuru bir dilden uzak, iyi bir roman örgüsü dokumayı başarmış. Aşkı, evliliği ve nihayet kendisi için yaptıklarıyla bir kadının duygu, düşünce ve düşlerini açıkça sergilemek pahasına özel dünyasının kapılarını, başka bir kadının kaleminden de olsa, açtığı “Paris’teki Eş” elbette öncelikle bir kadın hikâyesi. Dileyen yalnızca böyle de okuyabilir. Ancak önemle eklemek gerekir ki bu kitap aynı zamanda okura Hemingway’e -hayatı, eserleri, dünya edebiyatına katkısı ve elbette okurun üzerindeki birebir etkisi ile birlikte “bütün” Hemingway’e- bakmak için başka bir pencere göstermekte.

İlk eşi Hadley’in dediği gibi tam bir muamma mıydı Hemingway? Elbette… her insan gibi. Gözünü kırpmadan savaşlara giden, zaman içinde birinci sınıf balıkçı olan, Afrika’da safarilere katılan, çok içen, aşkın türlü hallerinde gezinen, dört kez evlenen, baba olan, sonunda bir tüfekle yaşamına son veren bir insan…

Daha yirmili yaşlarının başında gönüllü olarak katıldığı savaşta tanışmıştır ölümle. Aldığı yarayla, ruhu ipek mendil gibi bedeninden süzülüp çıkmış, havada göğsünün üstünde durup sonra da çağrılmadan geri dönmüş. “Acaba onun için yazmak, ruhunun yerinde olup olmadığını öğrenmenin bir yolu mudur?” diyor Hadley Richardson. Kayıp bir ruhtur o. Geceleri ışıksız uyuyamayan, bazen uykusuz sabahı eden, aşırı ölüm korkusu yüzünden her fırsatta ölümün üstüne giden bir genç adamdır o her zaman. Yine Hadley’e göre tüm bunları bilme ayrıcalığı da yalnızca Hadley’e aittir. Nazik ve güçlü, zayıf ve haşindir… Eşi benzeri bulunmaz bir dost ve o… çocuğu…

Dileyen, Paris’teki Eş’i özümseme sürecinde, belki bazı kitapları yeni, bazılarını da yeniden okuyarak, sıkı bir okuma ile aslında bir tür bilicilik-buluculuk oyunu oynama olanağı da bulabilir. Bu oyuna

heveslenenler için yazarın kaynak olarak aldığı kitaplar başta olmak üzere Hemingway’in tüm eserleri bu oyuna dekor kostüm ve özellikle karakter olmak üzere oradalar. Türkçede “Paris Bir Şenliktir” diye yayımlanan ve Paris’in sürekli devinen değişen bir şenlik olduğunu söyleyen “A Moveable Feast” örneğin, sıra başı olarak okuru beklemekte. 1920’li Paris sokaklarının şenliği kadar genç yazar adayı Ernest’in Hadley ile evliliklerinin mutlu anılarının da her satıra sindiği bu kitap, Hemingway’in ölümünden sonra, 1964 yılında dördüncü ve son eşi Mary Hemingway tarafından yayımlatıldı. Yine “In Our Time”, “The Sun Also Rises”, “The Garden of Eden”, “Death in the Afternoon”, McLain’in kaynak olarak faydalandıklarından, meraklısı için kitaba etkilerini görmek heyecan verici olabilir.

Ayrıca yazarın gerçek kişi ve olaylara dayalı bir hikâyeyi kurgulama serüvenini izlemek de var, bir yaratım süreci hakkında fikir ileri sürme olanağı edinmek. Lisansüstü öğrenimini Michigan Üniversitesi’nde şiir araştırmaları üzerine yapan yazar belli ki romanı kurgularken gerçeklere sadık kalmayı çok önemsemiş. Kendisi de, gerçek kişiler olan kahramanlarının özelini en doğru şekliyle sunmanın, ayrıntılı olarak derlenmiş eski kayıtlardan sapmamanın onun için önemli olduğunu özellikle belirtmekte. Meraklısının okuma listesi için baz aldığı kaynaklar şöyle sıralanabilir. “The First Mrs. Hemingway” (Alica Hunt Sokoloff), “The Hemingway Women” (Bernice Kert), “Ernest Hemingway A Life Story” ve “Ernest Hemingway: Selected Letters 1917-1961” (Carlos Baker), “Hemingway: The Paris Years” ve “Hemingway: The American Homecoming” (Michael Reynolds), “True Gen” (Denis Brian).

Gertrude Stein, Scott Fitzgerald, Ezra Pound gibi diğer önemli isimlerin de edebi ve özel hayatları dahil olmak üzere boy gösterdiği 1920li yılların Paris’ini ise yazar, “The Crazy Years (William Wiser), “Paris Was Yesterday (Janet Flanner), “Living Well is the Best Revenge” (Calvin Tomkins), “Zelda” (Nancy Milford), “The Great War and Modern Memory (Paul Fusslel) ve “Selected Writings of Gertrude Stein” kitapları kaynak alarak betimlemiş.

Kendinden bir tür kahraman yaratmak diye bir konu tartışılsa, “okumayan okusun” önerisiyle birlikte kaynak gösterilebilir Paris’teki Eş. Burada iki insanın farklı biçimlerde kendinden bir tür kahraman yarattığı izlenebilir çünkü. Genç Ernest’in dünya edebiyat tarihinin önemli kahramanlarından biri oluşuyla birlikte Hadley’in “Paris’teki Eş” olması. “İlk eş” olarak tanımlanmaktan rahatsız olduğu hissedilen Hadley de aslında Hemingway’in bir edebiyat kahramanı olma sürecinde var oluşuyla, bu varlıktaki duruş, seçim ve davranış biçimiyle kendinden bir tür kahraman yaratmıştır. Ki şimdi, tam da şu an, siz bu yazıyı okurken, ben de yazarken onun hikâyesine bakmaktayız, değil mi? Hem de taraflı bir sempatiyle.

Aşkı ve evliliği için elinden geleni yapmış, kırılmış, toparlanmış ve yoluna devam etmiş bir kadının bu öyküsünün satır aralarındaki bazı şeyler hakkında soru sormadan geçemiyor insan gene de. Hadley, Ernest’in defterler dolusu yazılarını doldurduğu bavulu trende neden kaybetti? Neden Ernest istemediği halde hamile kaldı? Sonra kitabın sonlarına doğru satır arasında Ernest’in aşkta ondan daha şanssız çıktığına neden dikkat çekiyor?

Alıntı:

“Kitabın her yerinde sen varsın” dedi. Sesi hafifledi. Neşeli olmaya çalışıyordu ama hüzünlendiğini, moralinin dibe vurduğunu hissediyordum. “O günleri hatırlayıp yazmak beni bayağı uğraştırdı,” dedi. “Söyle bana, biz birbirimizden çok fazla şey mi bekledik?”
“Ah, bilmem ki Tatie. Olabilir.”
“Belki de olay budur. Biz adeta iç içe geçmiştik. Birbirimizi çok fazla seviyorduk.”
“İnsan birini çok fazla sevebilir mi?”
Ernest bir an sustu. Hattan parazit sesleri yükseldi. Sanki aramızda baş göstermiş çatışmaları simgeleyen boğuk çıtırtılardı bunlar. “Hayır,” dedi Ernest nihayet. Sesi yumuşacık ve netti. “Sorun bu değil. Her şeyi mahveden benim.”

0
1092
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle