06 KASIM, PERŞEMBE, 2014

PARİS, tez konuları

Paris’in “sağ kıyı”sında, belli bir eksen üzerinden uzunca bir yürüyüş, beş doktora konusu önerisi doğurdu, yanda. Bu ‘karşılaştırmalı tez’ler yapılmış olabilir, bilemem; yapılmamışlarsa şaşmam; yapılırlarsa, şaşırırım!

Enis Batur Artful Living okurları için yazdı...

PARİS, tez konuları

Paris’in “sağ kıyı”sında, belli bir eksen üzerinden uzunca bir yürüyüş, beş doktora konusu önerisi doğurdu, yanda. Bu ‘karşılaştırmalı tez’ler yapılmış olabilir, bilemem; yapılmamışlarsa şaşmam; yapılırlarsa, şaşırırım! Bir yüksek öğrenim kurumunda, burada, görevli olsaydım, beş öğrenciyi yönlendirmeye çalışırdım bu konulara: Tez, adı üstünde, özgün bir sava, alan çalışmasına, bakışaçısına dayanmalıdır, doktora düzeyinde; “bizimkiler”de bu oranın yüksek olduğu söylenemez, çoğuna “bon pour l’orient” hoşgörüsüyle yaklaşıldığına tanık oldum — en azından, benim hakkımda Paris’te yapılan iki teze bakarak doğrulayabilirim görüşümü!

PARİS TÜRK MAHALLESİ

Strasbourg-St.-Denis hattında toplanıyor. Şehirde büyük bir alana yayılan Çin mahallesi, Hindu mahallesi kadar değil, daha dar bir kesitte öbekleniyor Türkler. Soruşturma ağırlıklı bir toplumbilim çalışması için yeterli bir boyutu var gene de, mahallenin. Mardin çorbacısı, Urfalı kebapçı, Derya lokantası, kitabevi, Helâl kasap, Türk-Kürt alaşımı, şehre yayılan terziler ve ütücüler, dönerciler bu anadamarda temsil ediliyorlar en çok. Neden geldiler? Fransa’yla ve Türkiye’yle bağlantı dozları ne oranda? Ne okuyor, dinliyor, izliyorlar? Anadil/Yabancı Dil ilişkilerinde hangi evrelerden geçtiler, geçiyorlar ? Din, cemaat, siyaset, kültür odakları tanımlanabilir, ayrımlaştırılabilir, sınıflandırılabilir mi? Farklı bir kültürle ne oranda uzlaşıyor, çatışıyorlar? Göçmen, sığınmacı, sürgün, yasadışı konumlarında nasıl bir dağılım dinamiği sözkonusu. Sözün özü: Bir topluluk röntgeni.

OTELLER

Öğrencilik döneminde gece bekçiliği yaptığım Hôtèl Chamonix’in kapısının önünde fotoğrafa duruyorum. Elden geçiriliyor otel, çalışmalar yürütüldüğü için kapalı. 1976-77, yüzlerce gecemi emmiş, beni klostrofobinin eşiğine getirmiş, resepsiyon masasında geceyarısından sabaha “Eleştirel Bir Yöntem” denemelerini yazdığım karabasan kaynağı bir mekân — pek çok benzerim aynı işi yapmıştı(r).
Her yıl onbinlerce Türk gezmeni Paris otellerine iner. XIX. yüzyıldan başlayarak, ünlü-ünsüz otellerinde şehrin, ünlü-ünsüz insanlarımız konuk olmuştur, bir gün ‘küçük tarih’i yazılmalı o darmadağın ilişkilerin — metinlerimde birkaçına dokunup geçmiştim.
Ama, asıl doktora konusu bu değil: Turizm tarihi bağlamında, Osmanlının son döneminde, özellikle XIX. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’da yapılan otellerde, Paris’in otelleri ne ölçüde esin kaynağı olmuştu(r)? Konuyu otel mimarîsiyle sınırlamıyorum; tam tersine, “hizmet” sektörünün kuruluşu ve işleyişi, bir “meslek dalı” olarak otelciliğin gelişimi karşılaştırmalı biçimde sorgulanmalı. Fransız kültürüne yabancı olanların çoğu, “Belvü Palas”ların “Belle Vue Palace”dan geldiğini bilmez. Pera otelleri, tıpkı bulvar gibi, bir öykünme öyküsüdür; hemen tümünün adının Frenkçe olmasının

açıklama gerektirmediği ya da gerektirdiği ortada. Asansörler? Antetli kâğıtlar? İlk reklâm mesajları?
Dipsiz alan.

BULVAR

üzerine yazacağımı yazdım. Paris’i dönüştüren Baron Haussmann, İstanbul’u da etkileyeceğini bilmeden ölmüştü(r). “Büyük Bulvarlar”dan doğan yeni şehir yaşamı düzeninin altında, o “büyük”lüğü peydahlayan siyasal-ekonomik-kültürel bir başkalaşımın durduğunu biliyoruz. Doktora öğrencisi, “Grande Rue de Péra”nın simgesi olduğu bir “model alma” hareketinin ideolojik katmanlarını, karşılaştırmalı bulvar okumaları eşliğinde, karış karış ilerleyerek gerçekleştirmeli — bir şehircilik tarihi denemesi.

PASAJLAR

aynı eksene bağlanabilir elbet, bağımsız olarak da izlenebilir. Öğrencinin önünde bir anıt-eser bekliyor: Walter Benjamin’in öncü yapıtı, tamamlanmamış olmasına karşın, neredeyse bütün ipuçlarını taşıyor. Uzun yürüyüşte Passage des Panoramas’ya, Joffroy’ya ve 1864 tarihli Passage Verdeau’ya uğradığımda, aklımda Tünel’den Taksim’e bulvara açılan İstanbul pasajları fırdönüyordu. Tarihlerini, işlevlerini, mimarî özelliklerini koşut bir okumada arşınlamak yetmez: Tanrı, malûm, ayrıntılardadır. Hangi dükkânda hangi düşler satışa çıkarılmıştı? Delişmen bir roman suyu duruyor burada: Çapraz Pasajlar Kaderi hâlâ yazılmadı. Öğrenci, dilerse açılabilir yanlara: Aragon’un Paris Köylüsü’nde yitip gidişine ağladığı Opera pasajıyla İlhan Berk’in çifte kitabını içiçe, üstüste okuyabilir.

OPERA

meydanında ortadan yarılır büyük bulvarları Paris’in: Az ileride Proust bekler, Baudelaire geride kalmıştır artık. İki meydanı mı karşılaştırmalı öğrenci, Taksim’i düşünerek? Metro girişinde Tünel’in yapım öyküsünü içeren dev boyutlu kitaba mı eğilmeli? Yoksa, Opera binasının mimarı şanlı Garnier’ye, Sait Halim Paşa’nın Bebek’teki yalısını çizdirtmesine mi odaklanmalı? Kültür tarihi, karşılıklı ilişkilerin şaşırtıcı, tekinsiz, beklenmedik gelişmelerinden, olmadık kesişmelerden oluşur. İstanbul’da Tiyatro’nun, Opera’nın şehir yaşamına sokuluşu Paris tarihinden ne kadar soyutlanabilir? Viyana tarihinden, Londra’dan, Milano’dan?

Birden ayılıyor, ayıyorum: Benim üniversitem henüz kurulmadı. Gece iniyor Opera caddesine. Fatma Tülin’le 27 numaralı otobüse biniyor, sessiz kalarak Mouffetard’a dönüyoruz: Yolda Hôtel du Louvre’un, dibinde Passage Colbert’in bulunduğu Palais-Royal’in, nehri geçince Rue des Ecoles’un ve Sorbonne’un, Collège de France’ın yanından geçerken fırdönme sürüyor zihnimde.

0
1570
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle