08 HAZİRAN, CUMA, 2018

Neden Şiddetin Her Hali Aynı Derecede Korkunç Olmasın?

Patrick Ness’in kaleme aldığı Kaos Yürüyüşü üçlemesinin ilk kitabı Umut Bıçağı, son yılların etkileyici distopyaları arasında gösteriliyor. Ustaca örülmüş olay örgüsü heyecan dolu bir okuma deneyimi sunuyor.  

Neden Şiddetin Her Hali Aynı Derecede Korkunç Olmasın?

Guardian’ın “Gençlik Edebiyatı Ödülü”nü kazanan Umut Bıçağı, Costa Gençlik Edebiyatı Ödülü’nü kazanan The Ask and the Answer ve Monsters of Men kitaplarından oluşan Kaos Yürüyüşü üçlemesinin yazarı Patrick Ness, aynı zamanda Guardian’ın edebiyat eleştirmenlerinden de biri. Ness, Kaos Yürüyüşü serisini, “Uyum sağlaman, olduğun kişiyi değiştirmen için üzerinde böyle yoğun, hatta canına kasteden bir baskı varken, kimliğini nasıl koruyabilirsin ki?” sözleriyle özetliyor. Serinin ilk kitabı Umut Bıçağı üzerine yazarla bir söyleşi gerçekleştirdik.

Umut Bıçağı’nda yine bir çocuk/genç karakterle bizlerlesiniz. Kendinizi bir genç yetişkin yazarı olarak tanımlar mısınız?

Umut Bıçağı, ilk başta bir genç yetişkin romanı olarak başlamadı. Karakter gençti ama ve “Hmm, ilginç,” diye düşündüm. Bir şeye dönüştürmeye çalışmaktansa, yazdıklarımın bana ne olduklarını anlatmasını bekledim. Bu beni epey özgürleştirdi. Gençler inanılmaz okurlar. Onlara saygı duymak zorundasınız yoksa sizi alaşağı ederler. Bunun duygusal bir yanı da yoktur. Sizi sevmezlerse okumazlar. Kitap türleri ya da hikâyede olanlar konusunda burnu havada değillerdir. O yüzden saygılarını kazanıp sizi takip etmelerini sağlarsanız, peşinizden her yere gelirler. Yetişkin bir okur kitlesinden daha hevesli bir şekilde hem de.

Bazı karakterlerinizin farklı ağızları, şiveleri var. Ayrıca birçok farklı fontla da karşılaşıyoruz. Bu fikir nasıl şekillendi, kitabı yazarken fontları bu kadar aktif kullanmak var mıydı aklınızda? 

Fontları tasarlayan ben değildim ama öyle olmasını istedim. Risk alan kitapları severim. Yazı tipleriyle uğraşmak her zaman meyve vermez, o yüzden fazla çocuksu ya da saçma olmamasına özen gösterdik. Kitap yazmanın bir ayrıcalık olduğunu düşünüyorum. Bunu yapmak için kaç şansınız olabilir ki? O yüzden hedefinizi yüksek koyup değişik ve ilginç bir şey neden yapmayasınız? Fontların arkasındaki düşünce buydu. İngiliz yayıncım Walker’ın tasarımcısının da hoşuna gitti. Güzel görünebilecek şeyler konusunda konuştuk. Abartılı olmadığından, mantıklı olduğundan emin olmak istedik. 

Okurken aklımdan geçen insanların içindeki kötülüğü ortaya çıkaran, Sineklerin Tanrısı gibi filmler ve kitaplardı. Siz ne düşünürsünüz bu konuda, kitabınızı nereye oturtuyorsunuz?

Avustralyalı yazar Peter Carey en sevdiğim yazar. Çok iyi başardığını düşündüğüm bir mesele ise, fantastik olmasalar da bütün kitaplarının büyük, hayali bir dünyanın ufak parçaları olduğu hissiyatını vermesi. Bunu çaktırmadan yapıyor olmasını çok seviyorum. Dolaylı yollardan her şeyi anlatabiliyor olmasını da. O yüzden oturup dedim ki, “Ben de bunu yapmak istiyorum.” Kuralım, anlatıcım olan Todd’un okur için devamlı ortaya bilgi atmayacak olmasıydı. Gerçekte de diyeceği şeyleri söylemesini istiyordum sadece. Onun için tamamen normal olan, üstünde durmayacağı şeyler. Tamamen normalmiş gibi davranacaktı.

Biraz araştırdım ve babanınız teğmen olduğunu öğrendim. Askeriyeyle iç içe geçmiş hayatınız. Kitabınızda ergenlik ayini böyle önemli bir yer tutarken, askere alınmanın da bir çeşit ergenlik ayini olduğunu söyleyebilir misiniz? Savaşın hayatınızda özel bir yeri var mı? Sizce kitabınız savaşı mahkûm eden bir kitap mı? 

İnsan Denen Canavar, önceki iki kitaptan alıntıdır. Karakterler birbirlerine savaşın insanları canavara çevirdiğini söyler. O yüzden oradaki “Canavar” gerçekten savaşın kendisidir. Fakat insanların yüzleşmek zorunda kaldığı canavar bundan da büyük. Bence karşılaştığımız en büyük zorluk, farklılığı sadece farklılık olarak görmek. Farklılığı ya kendimizden daha iyi bir şey olarak görür ve bizden iyi olanı indirmek ihtiyacı duyarız ya da kendimizden kötü bir şey olarak görürüz. Bu durumda onu sömürürüz. Sadece farklılık olarak göremeyiz. Bizden ya daha iyi ya daha kötü olmak zorundadır. Tarih boyunca başımızı en çok derde sokan şeyin bu olduğunu düşünüyorum. O yüzden “Canavar”ın aslında farklılıktan korkmak, farklı olan her şeyin tehdit olarak görülmesi olduğunu düşünüyorum.

İnsanların birbirlerinin düşüncelerini duyabiliyor; sırların olmadığı bir evrendeler. Kimsenin özel hayatı yok ve hepsi erkek. 

Güç sevgisi erkeklere özel değil fakat totaliter toplumların başında hep erkekler oluyor, değil mi? Gürültü’ye gelirsek… Her gün uğraşmak zorunda kalacakları kadar gözle görülür bir fark yaratmak istedim kadın ve erkek arasında. Kadınların erkeklerle devamlı yapmak zorunda kaldığı iyi veya kötü uzlaşmaları gözler önüne seriyor.

Konuşmayan, gürültüsü olmayan tek kişiyse bir kadın. Kitabınızda cinsiyet rollerini nasıl tanımlarsınız?

Komik erkeklerin ve komik olmayan bir kadının olduğu komedilerden sıkıldım. Hırçın ve asi bir oğlanın ve zeki, kendini beğenmiş bir kızın olduğu kitapları da sevmiyorum. Benim gençlerle deneyimim hiç böyle olmadı. Viola’yı yazarak gerçek olan, sadece hikâyeyi devam ettirmek için kullanılan bir araç olmayan kadın karakter yazmak istedim. O da erkek ana karakter kadar cesur, zeki, şapşal ve hata yapabilen biri olacaktı. Bu, tanıdığım genç kızlara daha çok uyan bir tipleme.  

Todd kendini korumak için dahi olsa bıçağı kullanmayı reddediyor. Neden? Şiddete değil merhamet göstermeye mi inanıyorsunuz? 

Öldürmenin ne demek olduğunu düşünmek benim için çok önemliydi. Oxford’ta yaratıcı yazarlık dersleri verirken, öğrencilerimden değer verdikleri birine karşı şiddet uygulanan bir sahne yazmalarını isterdim. Bu da çok korkunç. Neden şiddetin her hali aynı derecede korkunç ve güçlü olmasın ki? Şiddet genelde kitaplarda çok basit bir şekilde kullanılır. Todd, bir genç yetişkin kitabının kahramanı;  normal bir kitapta şiddeti hemen ve sık sık kullanabilmeli ama gerçek hayatta kimsenin şiddeti o kadar kolay kullanamayacağını düşündüğümden, o da kullanamıyor. Kitaplardaki gerçeği değil, en derin gerçeğini kullanmak istedim

Canavarın Çağrısı kitabınız filme de uyarlandı. Film halinden memnun kaldınız mı? Umut Bıçağı için bir film projeniz var mı? 

Çok, çok memnun kaldım. Bunu deneyimleyebildiğim için çok şanslıyım. Filmlerin kötü olma olasılığı bazen çok yüksek olabiliyor ve Canavarın Çağrısı filmiyle gurur duyuyorum. Bayona’nın çektiği bazı sahneleri ben hayal bile edemezdim. İstediğiniz de budur işte: Sizin bildiklerinizden başka şeyler bilen ve bunları hayata geçirebilen birileri. Evet, Umut Bıçağı’nın filmi şu an yapım aşamasında. Tom Holland ve Daisy Ridley oynuyor. 2019’da vizyona girecek. 

Sosyal medyayla aranız nasıl? Gürültüyü sosyal medyayla bağdaştırabilir miyiz? 

İngiltere’de yaşıyorum, o yüzden sık sık trene biniyorum. Arkanızda telefonda konuşan, sizi konuşmalarını dinlemeye zorlamayan biri olmadan hiçbir yere gidemiyorsunuz. İnternet, mesajlaşma, sosyal ağlar sayesinde zaten ortalıkta bir sürü bilgi var. Atılacak bir sonraki mantıklı adım ise şu soruyu sormanıza sebep oluyor: “Ya bütün bunlardan kaçamasaydım?” Devamlı insanların ne düşündüğünü duyabiliyor olsaydınız hayat ne kadar zor olurdu? Düşünceleriniz karmaşık, özel hayatınızın önemli olduğu genç yaşlarınızda bu ne kadar zor olurdu? Bunun çok kötü olacağını düşündüm. Bilgi fazlalığı düşüncem de buradan başladı. Bir şey utanç verici olduğu için değil, değerli olduğu için sır olarak saklanabileceği fikrini unuttuk. Herkesle her şeyinizi paylaşırsanız, kendinize ne kalır? Twitter ve blog kullanıyorum ama bir sürü şeyi de kendime saklıyorum. 

Bugünlerde üzerinde çalıştığınız bir roman var mı? 

Bu sene Eylül’de çıkacak bir kitabım var: And The Ocean Was Our Sky. Moby Dick, balinanın gözünden anlatılsaydı nasıl olurdu diye düşündüm ve o noktadan sonra her şey giderek tuhaflaştı…

0
1116
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle