14 NİSAN, PAZARTESİ, 2014

“Müzik ve Edebiyat”: Harflerden Notalara -2-

“Müzik ve Edebiyat” dizimize Hakan Cem’in kaleminden Harflerden Notalara’nın ikinci ve son bölümüyle devam ediyoruz…

Müzik ve edebiyat, ilişkilerinde tüketicisini aynı noktada buluştururken aynı zamanda farlı yollara da savurarak gerilim yaratabilirler. Yazarın, müzik adamının dili gerilim yaşar! Kullandıkları malzemeler ses ve söz, diğer sanatlara karşın en az maddeci tavrı takınırlar.

“Müzik ve Edebiyat”: Harflerden Notalara -2-

Müzikte Anlam

Müzik sanatında bugün anlam üzerine sürdürülen tartışmalarsa yüzyıl boyunu aşarken sonuca ulaşmaktan çok öteye savrulmuştur. Anlam, dış dünya ya da bireyin derinindeki gerilimler, kırılmalar, hüzün ve sevinç dalgalarının dışa vurumu olarak kendini tanıtsa da asırlar boyu ideolojik ve felsefi düzlemde takındığı tavır nedeniyle onu tanımakta güçlük çekenler bugün hâlâ çoğunluktadır. Karşıt görüşler çerçevesinden baktığımızda müzik: Öznenin davranışları ve duyguları bağlamında etkisini ve doğrudan ifadesini savlarken, diğer görüş çerçevesinde de anlamdan uzağa savrularak bilgi, ifade, bilinç üretmez, sunmaz. Müzik, duyguların harekete geçirilmesiyle hazzın duyusal coşkusu özne tarafından hedonist yaklaşımla tüketilir. Karşımıza birdenbire dikilen yedi sesten başka, majör minör tonlar esasında tizden pese yayılan onca sesin bir araya gelişi, bu seslerin dışa vurumu, yorumlanması, sanat alıcısının akıl koridorlarından süzülmesiyle anlama dönüşmektedir. Aklın yolundan geçerek anlama dönüşen bu sesler, bir dil de eriyerek ruhumuzun derinliklerinde boy verecek hazzı, coşkuyu filizlendirir. Eridiği bu dil, müziğin yenilenmesi, yanı sıra yinelenerek üretimini, paylaşılabilir
gerçeğini ortaya koyabilmektedir. Tüketici özne kendisine sunulan seslerle estetik düzeyde iletişim içinde olur. Sesle verilenleri algılama ancak o dil ve tüketici öznenin etkileşimiyle mümkündür. Düşünceyle olan ilintisi nedeniyle duygu, derindeki sessizliği bozma, umutsuzluğa başkaldırı, değişim ve dönüşüm için cesaret kaynağıdır. Bu kaynak aynı zamanda tüm sanat ürünlerinde ve üreticilerinde şeyleşmeye de yol açar. Müzikte de bu şeyleşme dönüşümün ötesinde yer alarak bir biçim değiştirme, başkalaşmadır. Şeyleşmenin öncesinde yer alan düşünce bireyin becerisi aracılığıyla ortaya kalıcı nesneler koyan uğraşıyı tetikler. Bu uğraşının uğrunda ödenmesi gereken bedelse yaşamın kendisidir. Bu diriliş, kaçınılmaz olan ölümle ilintilidir. Müzik ya da farklı sanat ürünleri olsun içeriğinde var olan ve üreticisinin de derinindeki yaratıcı duygunun sınırında yer alan ölüm, öznenin yazgısı olurken, dirilişin, başkalaşımın da ifadesidir.

Müzik Edebiyat

Müzik sanatındaki anlam tartışmaları, derininde müzik-edebiyat birlikteliğine de el atar. Formalist tutum: Müziğin anlam ve dışa vurum tavrını reddederek müziğin bir dil olmadığını savlar. Hele ki gerçek bir dil olan edebiyatla bir araya gelemeyeceğini, birleşerek yenilikler yaratabileceklerini kesinlikle düşünmez. Bu düşüncenin reddedildiği karşıt görüşteyse müzikteki anlamlandırma ve dışa vurum edebiyat dilinin birlikteliğiyle semantik bir güce dönüşecektir. Müzik-edebiyat birlikteliğinden ortaya çıkan güçse bir dildir. Bu birliktelik, geride kalan satırlar arasında ifade bulduğu gibi: Aşılan yüz yıllar boyunca batı uygarlığı içerisinde yakın ilişki içinde süregelmiştir. Müzik ve edebiyat, ilişkilerinde tüketicisini aynı noktada buluştururken aynı zamanda farlı yollara da savurarak gerilim yaratabilirler. Yazarın, müzik adamının dili gerilim yaşar! Kullandıkları malzemeler ses ve söz, diğer sanatlara karşın en az maddeci tavrı takınırlar. Takınılan bu tavır nedeniyle müzik ve edebiyatta şeyleşme diğer sanat dallarına oranla daha az ifade bulmaktadır. Müzik ve edebiyatta boy veren olağan üstü bir yetenek, deneyim, bilgi birikimi doruğa ulaşmadan kabul edilebilir bir yetkinliğe ulaşabilse de resim, mimari ya da heykeltıraşlıkta hal böyle değildir. Göz ucuyla baktığımız zaman: İnsanın kendisi bağlamında kabul gören ve dil işçiliğiyle ürün veren edebiyat sanatı kendisini esinleyen düşüncenin yakınında yer alır. Üretilende kalıcılık üretilenin yoğunluğuyla ilgilidir. Bu yoğunlaşma gündelik dilin oluşturduğu yoğunlaşmanın sınırında taşıdığı şiirselliktedir. Yazar, okurun belleğine işçiliğini mutlak kendi üstlendiği söz yapısının yanı sıra ritim öğesiyle ulaşır. Yazarın kalıcılığıysa insana olan yakınlığıyla ilintilidir. Bu ilintiden hareketle müzik-edebiyat ilişkisinde yazar ve onu okuyanların belleğine sunulan ürünün kendisi, istenileni, olması gerekeni sunarken, ölümsüzlük sınırını da zorlar. Bireyin yaşamı boyunca tekrarladığı düşünme eylemi boyunca bu tekrarlarda eyleminin anlamı sorgulanırken yaşamın kendisi de sorgulanmaktadır.

Müzik, edebiyat ya da diğer sanat dallarında olsun sanat üreticisi ürettiğinin: Bireyin duyularının algılayacağı nitelikte olmasına, uyarıcı, doyum verici, akıl için besleyici,  biçimlendirici ve yüceltici anlamlar katmasına yol açmalı ve yukarıdaki satırlarda yer aldığı gibi düşünme eyleminin yanı sıra yaşamın anlamı konusunun da sorgulanmasına imkân kılmalıdır. Tüm sanat disiplinlerine yaklaştığımızda derinimizde kendimizi, çevremizi buluruz.

Üretim sancısı, üreticisini farklı sanat disiplinleriyle ilişkilendirir, besler. Üretici, anlam ve anlamlandırma bağlamında ait olduğu türden farklı türlere de yelken açar, ilgi duyduğu türleri derinine çeker. Rus Beşleri arasında anılan besteci Modest Mussorgsky, ressam olan yakın bir dostunun resim sergisine gitmekle, müzik ve resim sanatlarının etkileşimine tanık olacak ve müzik tarihine “Bir Sergiden Tablolar” başlıklı eserini bırakacaktır. Mussorsky bu eserinde, etkilendiği resimleri müzikle görmemizi, duymamızı sağlar. Mussorgsky gibi pek çok besteci de edebiyatın açık denizlerine yelken açmışlar, günümüze, bizlere eserler ulaştırmışlardır.

Franz Schubert, Ariel Dorfman’ın aynı adlı tiyatro oyunundan hareketle Ölüm ve Kız yaylı çalgılar dörtlüsünü besteler. Hector Berlioz, Şair Lord Byron-Childe Harold hac yolunda şiirini Harold İtalya'da adlı eserine taşır. Fransız besteci Gabriel Faure’yse Belçika asıllı Sembolist yazar Maurice Maeterlinck'in aynı adlı tiyatro oyununu Pelleas et Melisande Senfonik Şiir olarak müzik dünyasına taşır. İzlenimci dönemin önemli bestecisi Claude Debussy’de yine, Belçika asıllı Sembolist yazar Maurice Maeterlinck'in aynı adlı tiyatro oyunu Pelleas et Melisande’yı opera türünde besteler. Yanı sıra Yunanlı ozan Bilitis’in şiirleriyle Chanson de Bilitis adlı eseri, Fransız şair Mallerme’ın üç şiirini, yine onun: Bir Panın Öğleden Sonrası’nı aynı adla, ve Charles Baudelaire’in beş şiirini besteler. Klasik dönemin önemli temsilcisi L.V. Beethoven da Meeresstille und Glückliche Fahrt op 112’de Denizin Sessizliği ve Mutlu Yolculuk’la Goethe’nin aynı adlı şiir dizisini müziklendirmiştir. Beethoven yine Mitolojiden esinlenerek tek balesi olan Prometheus'un Yaratıkları’nı da besteler. Bohemyalı besteci Anton Dvorak, Zlaty Kolovrat Altın Çıkrık Senfonik Şiiri,  Holoubek-Yabani Güvercin Senfonik şiiri ve Polodnice  Öğle Cadısı senfonik şiiriyle Karel J.Erben'in Ulusal Masallar Demeti'nden baladları müziğin ruhuyla kutsamıştır. Alphone Daudet'nin Arlesli Kadın adlı öyküsüyse George Bizet’nin L'Arlesienne Süit’iyle konser salonlarına ulaşmıştır. Rus besteci P.İ. Tchaikovsky, ünlü Fındıkkıran Bale Suiti, Hoffman'ın Fındıkkıran ve Fareler Kralı öyküsünden esinlenen A. Dumas'ın Fındıkkıran'ı konu alan Marius Petipa'nın librettosu üzerine yazılmış bale eseridir. Rus besteci, İngiliz edebiyat adamı W. Shakespeare'in Romeo ve Juliet adlı eserini de aynı adla klasik müziğin şahaserleri arasına taşımıştır.

Bir başka Rus besteci Sergey Prokofiev’de Shakespeare’in bu eserini yine aynı adla bale eseri olarak bestelemiştir. Stalin dönemine direnen Rus besteci D. Shostakovich, Rus Şair Yevgeni Yevtuşenko'nun BabiYar adlı şiirini Bas, Koro ve Orkestra için Senfoni No:13 eseriyle ölümsüzleştirmiştir. İngiliz besteci Vaughan Williams’da Greenleaves adlı eseriyle W. Shakespeare'in Windsor'un Şen Dulları adlı eserini günümüze müziğiyle taşımıştır. Paul Dukas’ın Sihirbazın Çırağı’ysa Goethe’nin Zauberlehrling Baladı’ndan beslenmiştir. Yazıldıktan yıllar sonra Roman türünün ilk örneği de sayılacak olan İspanyol yazar Cervantes’in Don Kişot adlı eseri geç romantiklerden Richard Strauss’un bestesiyle aynı adla Senfonik Şiir olarak müzik tarihine geçmiştir. Avusturyalı Şair Nikolaus Lenau'nun aynı adlı şiirinden bölümler olan Don Juan Senfonik Şiir; Alman Masal kahramanı Till Eulenspiegele’de Till Eulenspiegeles'in Neşeli Maceraları op 28 ve Alman Filozof F. Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı aynı eseri Alman besteci Strauss’un saygın eserlerindendir. Fransız besteci C. Saint Saens ozan Henri Cazalis’in şiirini Ölüler Dansı (Dance Macabre) adıyla bestelemiştir. Bir başka Rus besteci Rimsky Korsakov’da Doğunun Binbir Gece Masalları’nı Şehrazat Senfonik Şiiri olarak besteler. Korsakov aynı zamanda A. Puşkin’in aynı adlı eserini  Altın Horoz orkestra suitini de besteler. Müzik-Edebiyat ilişkisi temelinde sürdüğümüz bu izlere daha pek çoğu eklenebilir. Yüz yıllar ırmağında disiplinler arası ilişkiler her devirde süregelmiş, üreticisini ilgilendirmiş, ilgilendirecektir…

Günümüzde, ülkemizdeki Müzik-Edebiyat penceresinden baktığımızda uluslar arası saygınlığıyla piyanist besteci Fazıl Say’ın Nazım Hikmet şiirlerinden ördüğü Nazım Oratoryosu, 1993 Sivas yolculuğundan Metin Altıok’a şiirleriyle Ağıt, İlk Şarkılar adlı yapıtıyla da yine Metin Altıok, Ömer Hayyam, Cemal Süreya, Can Yücel, Pir Sultan Abdal, Orhan Veli, Nazım Hikmet ve Muhyiddin Abdal’dan dizeleri notalarla ezgilerle buluşturmuş taçlandırmıştır.

Son Söz Diye

Sanat üreticisi “İnsana Değsin”i çalışırken bireyin çevresini kuşatanlar da ilgi alanıdır. O alandan günümüzün ötesine ışık tutar, bireyi sonrası için sarsar, farklı düşüncelere, sorgulara savurur. Bunu yaparken de sanatın tüm disiplinleriyle verili olana saldırır, onu rededer. Asırlar boyu ve günümüzde tüm sanat ürünlerinin, sorgulamaya, aklın koridorlarını aşındırmaya, anlama yönelik bu tavırları, iktidar çevrelerince her dönemde, toplumlar için tehdit oluşturduğu yönünde dillendirilmiştir. Bu anlayışın acımasız sonucu olarak antik çağdan bu yana sanat üreticisi toplum dışına savrulmuş, itilip kakılmıştır. Ne de olsa bir sanat yapıtı, bireydeki tüm dengeleri tehlike sınırına taşıyacak fırtına sonucu filizlenir.

0
2931
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle