28 MAYIS, ÇARŞAMBA, 2014

“Müzik Okumaları”: Şu Romantik Müzikçiler

Özlem Ataünal “Müzik Okumaları” dizimizin ilk yazısında “Şu Romantik Müzikçiler”i konu ediyor…

‘Şu Romantik Müzikçiler’, flütist Kâmil Şekerkaran’ın yarım asırlık müzik hayatında biriktirdiği anıların kitabı. Kitabı okumak, bir öğleden sonrasını yazarın yanında geçirerek, onu dinlemek gibiydi...

“Müzik Okumaları”: Şu Romantik Müzikçiler

Şu Romantik Müziksever...

‘Şu Romantik Müzikçiler’, flütist Kâmil Şekerkaran’ın yarım asırlık müzik hayatında biriktirdiği anıların kitabı. Kitabı okumak, bir öğleden sonrasını yazarın yanında geçirerek, onu dinlemek gibiydi... Samimiyeti ve anılarını kaleme alırken kullandığı özenli ve akıcı dil, bende böyle bir his yarattı. Orkestra, konservatuarlar ve opera içindeki yaşamıyla ilgili anıları, Türkiye’nin müzik geçmişinde kısa bir yolculuğa çıkardı beni. Bazılarıysa, sohbetvari havayı destekler nitelikteydi...

Şekerkaran, 1930 yılında doğmuş. Henüz ilkokuldayken, amatör bir flütist olan babasının zoruyla, flüte başlıyor. Lisedeyken, mahalle arkadaşının teşvikiyle, İzmir Şehir Bandosu’na yazılıyor. Yüksek öğrenim için geldiği İstanbul’da, Şehir Orkestrası sınavlarını kazanarak flütist oluyor. Bunu, Radyo Salon Orkestrası, Ankara Devlet Opera Orkestrası izliyor. İl Radyosu’nda yöneticilik ve radyo programcılığı, çeşitli kurumlarda öğretmenlik yapıyor. Bir yandan da gazete ve dergilerde müzik üzerine yazıyor.

Dünyaya yeniden gelsem, profesyonel bir yaşam biçimi olarak, müzikçiliği seçerdim’ diyor. 47 yıllık sanat hayatı ve 84 yıllık yaşanmışlıktan süzülen sözler bunlar. Hangimiz, ömrümüzü adadığımız mesleğimiz için bunu söylemek istemeyiz ? Bu, yaşamımızın anlamını da söylemektir biraz. Ancak Şekerkaran’ı sadece müzikçi sanmayın. İkinci mesleği olanlardan biri o, bir tıp doktoru. Tıp Fakültesi’ne devam etme çabası, onun hayat hikayesini daha da ilginç kılıyor. Fakülte’den mezun olduktan sonra, ABD’de psikiyatri uzmanlığını kazanıyor. İkinci mesleğini yapmış mı, ne vakit, neler yaşamış, bu kitapta izlerini bulamıyoruz...

Şekerkaran, Şehir Orkestrası’nın kurulduğu ve geliştiği dönemleri anlattığı anılarda, 60-65 yıl öncesinin İstanbul’unda gezdiriyor okuru. Kitabı bitirdikten sonra, konuyla ilgili daha fazla okumak isteyebilirsiniz. Bende öyle oldu. Yazarın görselleştirdiği 1950’lerin İstanbul’unda, biraz daha dolaşmak istedim. Orkestranın kurucusu ve daimi şefi Cemal Reşit Rey’in ‘pırıl pırıl, yaşam dolu mavi gözlerine’  takılı kalmış da olabilirim...

O yıllarda Şehir Orkestrası, değişik adlarla, kaçırılmaması gereken etkinlikler sunuyor İstanbul’lulara. Şan Sineması’nda konserler verirken, Saray Sineması’nda, İstanbul Filarmoni Orkestrası kimliğiyle, dünyaca ünlü

virtüözlere eşlik ediyor. Diğer yandan, İstanbul Radyosu’ndan sesleniyor dinleyiciye, bu sefer, Radyo Senfoni Orkestrası sıfatıyla. Orkestranın içinden seçilen 20-25 kişilik gruplar, kimi zaman devletin resmi konuklarına konser vermek veya tiyatro yapıtlarında çalmak gibi özel görevler üstleniyor, kimi zamansa Filarmoni Oda Orkestrası gibi yeni orkestraların doğmasını mümkün kılıyor. Yazar, bunları adeta resmediyor. Bu resmin merkezinde, Cemal Reşit Rey, etrafındaysa kıymetli ve gayretli hocalar, müzisyenler, müzik insanları duruyor...

Kitabın ismine bakan okur, müzisyenlerin romantik dünyasına davet edildiğini düşünebilir ancak sayfaları çevirdikçe, gerçekle de yüzleşiyor. İstanbul Oda Orkestrası’nın kurucusu ve şefi Hamit Alacalıoğlu’nun başından geçen tatsız bir olayın, eşi Perizat Hanım’da yarattığı hayalkırıklığı, ‘tüm müzikçilerin, olağanüstü güzel bir dünyada yaşayan, çok duygulu, romantik ve ince ruhlu kişiler olduğunu düşünürdüm...’ cümlesinde ifade buluyor. Kimi müzisyenlerin şefleriyle veya birbirleriyle soğuk ve gerilimli ilişkilerine, rekabete dokunduran Şekerkaran, bir eseri icra ederken, büyüleyici bir dünyaya yol alan ve dinleyicileri de peşi sıra sürükleyen müzisyenlerin de, insan olmaya dair zaaflarla varolduklarını, benim gibi ‘romantik müzikseverlere’ hatırlatmış oluyor...

Yazar, bazı isimleri ifşa etmemek konusunda oldukça hassas davranmış. Merakta kalan okur, kişisel araştırmayla iz sürüyor. Son bölümlerdeki anılarında, müzik dünyasının da, öğretim ve eğitim sisteminin yetersizliği, bürokrasi, yönetim düzensizliği, kayırma, eş-dost ilişkisi üzerinden kadrolaşma gibi, ülkemiz sorunlarından nasibini aldığını anlatıyor. İyi bir müzik insanı olmanın, müzikle ilgili her alanda, geniş bir bilgi ve kültür gerektirdiğinin altını özellikle çizerek...

‘Çok anısı olduğunu, bu kitabının ilgi çekmesinin, kendisini yüreklendireceğini’  ifade eden yazar, bizlere bir vaatte bulunuyor... Yeni bir buluşma için, sözleşmiş oluyoruz böylelikle...

Şu Romantik Müzikçiler
Anılar
Kâmil Şekerkaran
221 Sayfa, Pan Yayıncılık

0
1550
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle