23 ŞUBAT, PAZARTESİ, 2015

Misli ile Serra Hoca

Polisiye kurgunun içinde istediğin her şeyi anlatabilirsin, edebiyatın tüm zevkini yaşatabilirsin, Gülün Adı mesela.

Sevin Okyay, kendisinin de ana karakterlerden biri olarak yazıldığı “Kadın Cinayetleri” adlı polisiye romanın yazarı Verda Pars ile söyleşti…

Misli ile Serra Hoca

Birden kendimi “Serra Hoca” olmuş buldum. Gerçi, başta MSM, çeşitli okullarda ders verdikten sonra “hoca” hitabına alışmıştım. Uzun yıllardır, bazen ara versem bile, Ziverbey’deki Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde ders veriyorum. Önce sinema eleştirmenliğiyle başladık, olmadı, ilk sömestrden sonra yaratıcı yazarlığa döndük. Daha doğrusu, hikâye yazmaya. Okumaya ve yazmaya... Her sınıfta yazan da olur, yazamayan da. Verda Pars, yazanlardan biriydi. Üstelik hem kitap yazdı, hem dizi.

Verda’nın polisiye yazmasında benim payım olabilir gerçi. Ama daha iş polisiyeye gelmeden önce de yazmaya devam edeceği belliydi. Yani okul ha bitti ha bitiyor, mezun oluyoruz diye bakmıyordu meseleye. Sonra da iş Kadın Cinayetleri’ne kadar uzandı. Gel dedim Verda’ya, kitaba gelene kadar olanlarla başlayalım.

“Başlayalım da hocam, onun başı bizim tanışmamıza kadar gider. Doktorayı bırakıp Müjdat Gezen’de yazarlık bölümünü kazanmamla ve sizinle tanışmamla başlayan bir süreç, polisiye roman yazmaya teşebbüs edişim...”

Doğrudur, başlangıçta bilimkurgumsu şeyler yazıyordu. Hatta bir ara kafayı tavşanlara takmıştı. Şu ya da bu şekilde hikâyelerinde tavşanlar çıkardı ortaya. Hatta tavşanları içinden öyle aşkla çağırmış ki, o mezun olduktan sonra okulun karşısındaki büyük bahçeye siyahlı beyazlı tavşanlar aldılar.

Verda kendini savunuyor. “Bilimkurgu yazmayı seviyordum, ne yapayım? Bize ait meseleleri bize ait olmayan bir dünyada anlatmaya çalışmak hoşuma gidiyordu. Tamamen kurgusal bir alanda daha rahat hareket edebiliyordum.”

Tavşanlardan benim yüzümden uzaklaşmış olabilir. Ama, hayli sevdiği halde, polisiye yazmaya başladığında yanında yoktum. “Polisiyeye nasıl geçiş yaptın peki?”

“O da sizin sayenizde oldu diyebilirim. Okulda en sevdiğim ders sizinkiydi. Bana kendimi istediğim gibi ifade etme fırsatı tanımıştınız. Laf aramızda en çok beni sevin, biz yazdıklarımızı derste okurken benimkilerden hiç sıkılmayın, merakla dinleyin istiyordum. Her seferinde farklı bir şey yazmaya çalışıyordum ama yazarken en önem verdiğim şey kurguydu. Yazdığım her şeyin sağlam bir kurgusu olsun, merakı barındırsın istiyordum ki, dinlerken sıkılmayın, merak edin.”

Polisiye yazma arzusu bundan mı doğdu öyleyse? “Bilmem, herhalde. Polisiye benim için çok değerliydi. Fazla yücelttiğim, yazmaya asla cesaret edemeyeceğimi düşündüğüm bir tür. Agatha Christie’den bu yana okumaktan hep çok zevk aldığım romanlardı bunlar. İçinde gizem barındıran, suçlunun peşinde koştuğum romanlar.”

MSM’deki öğrencilerime asla herhangi bir edebiyat janrını: korkuyu, bilimkurguyu, fantastik edebiyatı, polisiyeyi kötülememiş, küçümsememişimdir. Hatta kimilerini, bu arada Verda’yı teşvik de ettim ama genelde böyle bir eğilim olduğu malum.

“Ben de onu hiç anlamam. Polisiye kurgunun içinde istediğin her şeyi anlatabilirsin, edebiyatın tüm zevkini yaşatabilirsin, Gülün Adı mesela. Yani öyle yapabildiğim için değil, ama kabul ediyorum ki hayalim öyle bir roman yazabilmek. İstediğin her şeyi yazarsın ve bunu bir katilin peşinde koşarak yapabilirsin. Başlarda polisiye roman matematiğini kurabileceğime inanmıyordum üstelik. Siz söyleyene kadar. “Sen polisiye yaz” deyip duruyordunuz. Ben de ilk polisiye romanımda sizi ana karakterlerimden biri yapıverdim, oldu işte.”

Yaptı da sahiden. Böylece Serra Hoca ortaya çıktı. “Aynen öyle. Aslında Misli’yle Serra Hoca’nın ilişkisi biraz bizimkini andırıyor, kabul edin.”

Hele hocanın, kendi lafı bitince karşısındakini dinlemeden telefonu kapatışıyla ve bu yüzden yüzlerce kelimenin işitilmeden, öksüz kalışıyla. Bir de Misli’nin, tıpkı Verda gibi okulu bitirdikten sonra doktoraya dönmesiyle...

“Hayatımın hatasıydı belki de. Hazır bırakmışsın, kurtulmuşsun, ne işin var yeniden doktorada, değil mi? Yıllarımı verdim tezimi bitirmek için. Aslında yazar olmaya cüret edemediğimden kaçtım sanki. Yine de tez yazarken sizden uzak kalamadım. Haftada bir, sırf beni azarlayın, yapmak istediğim şeyi unutmama meydan vermeyin diye soluğu sizin evinizde alıyordum ya.”

Gerçekten de, nasihat dinlemese de geliyordu, azar işitip rahat etmek istermiş gibi. “Hak ediyordum ama.”

Polisiye yazmaya da, benim radyo programımı dinlerken başladığını söylüyor. NTV Radyo’da yaklaşık on beş yıldır “Cinayet Masası” diye polisiye bir program yapıyorum. “Yine sizin radyo programınızı izlerken... Hayatımda da, yazdıklarımda da hep olun istiyordum. Hem polisiye yazayım, hem de gerçek dünyanın bir parçası olsun istiyordum. Polisler, detektifler olsun, mükemmel insanlar değil de bizden insanların hikâyeleri olsun. Sonunda ben sizi dinliyorsam, bir katil de sizi dinleyebilir dedim ve hatta onunla yan yana oturabilirim bile. Hikâye de kendiliğinden akıp gitti. Gerçi ilk on beş sayfa gerçekten travmatikti.”

Nasıl travmatik yani? “Bir cüretle ilk on beş sayfayı yazdıktan sonra bana bir korku geldi. Koskoca Sevin Okyay, benim romanımın içinde, belki hoşlanmazsınız diye düşündüm. Korka korka size göndermiştim. Hocam ben sizi yazdım ama, diye...”

Ertesi gün arayıp, “Devam et ama beni katil yapma, beceremem” demişim. Verda da tezini yazarken romanı da bitirmiş. “Sonra da bitmiş halini sakladım. Bana kalsa yüzyıl kadar da saklardım. Neyse ki Nuray’la tanıştım, şimdi birlikte Kocamın Ailesi’ni yazdığımız arkadaşımla. Ezile büzüle roman yazdığımı söyledim. O vakte kadar ya beğenmezlerse diye kimseye göstermeye cesaret edemiyordum romanımı. ‘Gönder gelsin, iyi bir roman okuyucusuyumdur, ben sana ilk sayfada söylerim yazar olup olmadığını’ dedi. Yine göndermedim gerçi. Kibarlıktan söylemiştir belki diye. Ertesi gün arayıp taciz edince haliyle yolladım. Bir yandan da merak etsin, okusun diye yanıp tutuşuyorum.”

Ne demiş peki? “ ‘Dört saat sonra aradı, sen yazarsın ablacığım, gönder romanı kime gönderiyorsan’ diye. Size yollamaya o zaman cesaret ettim. Sonra Labirent Yayınları’na yönlendirdiniz beni, Hüseyin Çukur da romanı basmaya karar verdi.”

Verda şu sıralarda diziye gömülmüş durumda. Çok yoğun bir tempoları var. Ama Misli de devam edecekmiş. “Gücüm yettiğince Misli’nin maceralarını yazmaya devam etmek istiyorum. Şu ara hayatımda, Nuray ve Şeyda ile birlikte yazdığım dizi olsa da, gücüm yettiğince Misli’nin maceralarını da sürdüreceğim. İkinci romanı yarıladım ama kaldı öyle. Dizi tatile girer girmez bitirmeyi planlıyorum... Misli’yi çok özledim.”

0
2301
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle