06 MART, PERŞEMBE, 2014

Mine Söğüt: Aile Ölüyor

Fırat Demir’in 13. İstanbul Bienali’nin başlığından yola çıkarak hazırladığı kitabı “Hâlâ Barbar mıyız?”yayımlandı. Artful Living okurları için kitaptan Mine Söğüt imzalı metni paylaşıyoruz...

Bu bir oyun metnidir.
İsteyen oynar. İsteyen seyreder. İsteyen görmezden gelir. İsteyen üzerine uzun uzun düşünür.

Mine Söğüt: Aile Ölüyor

Aile Ölüyor - Mine Söğüt

Bu bir oyun metnidir.
İsteyen oynar. İsteyen seyreder. İsteyen görmezden gelir. İsteyen üzerine uzun uzun düşünür.
Bu bir oyun metnidir.
Anne, baba ve kutsal çocuk arasında bir akşam yemeğinde geçer.
Bu ne ilk akşam yemeğidir, ne de son akşam yemeği olacaktır.
Her şey, başı sonu olmayan kabus gibi bir zamanda, kabus gibi bir sofrada olup bitecektir. Sadece bu kısacık oyunda değil, senin hayatında da devamlı aynı şey tekrarlanacaktır. Anne, baba ve kutsal çocuk olarak o korkunç sofraya devamlı oturacaksındır. O yemek yenecektir. O yemek bitecektir. O konuşmalar harfi harfine yapılacaktır. Ve sen sonra o sofradan kalkacaksındır. Ve hayasızca soracaksındır:
“Anne biz hâlâ barbar mıyız?”
Annen suratına şamarı basacaktır. Baban masanın altından şimşek gibi bir tekme atacaktır. Sen bas bas bağıracaksındır:
“Hâlâ barbarız. Hâlâ barbarız biz. Ailece barbarız.”
Sakın o an, oynadığının bir oyun olduğunu unutup, annenle babanı öldürme.
Barbarlık yapma.
Barbar olunmaz, barbar doğulur.
Barbar doğulmaz, barbar olunur.
Ben sana oyun başlamadan gerçeği söyleyeyim, sen anne tarafından barbarsın, baba tarafından saf, amcanlar temkin kökenli, dayınlar korkak, bir büyük halan vardı, vicdandan dönmeydi ama kimselere söylemezdi, sizin kökleriniz çok karışık; dallarınız arapsaçı; assak tüm suçluları o dallara asarız, kırsak o dallardan tonlarca yakacak yaparız; tam salıncaklık, tam kırbaçlık, tam senlik, tam benlik.
Şimdi sana öyle bir bilinç aşılayacağım ki, feleğin şaşacak. Bak bakalım annene babana bir daha aynı soruyu sorabilecek misin?


Oynayanlar
Anne, 35 yaşında
Baba, 37 yaşında
Kutsal çocuk, 13 yaşında

Sıradan bir aile evi. Ne yoksul ne varlıklı. En tehlikelisinden. Orta sınıf. O yüzden bu evde büyük hayaller yok, büyük korkular yok, cesaret sıfır. Vitrinlerde ne varsa olduğu gibi alınıp konmuş salona. Renkler iddiasız. Ev tertemiz. Tüller sakız gibi. Yerde bir gıdım toz göremezsiniz. Eve ayakkabıyla girilmez. Herkesin terliği var. Büfenin içinde asla kullanılmayan kristal kadehler. Büfenin üzerinde aile fotoğrafları. Duvarda tık tık sesi her sessizlikte beyne balyoz gibi inen bir saat. Perdeler sıkı sıkı kapalı ki dışarıdan içerisi görülmesin – baba öyle istiyor-. Küçük bir yemek masası. Tavandan aşağıya sarkan tasarruf ampullü bir lamba. Sırtı seyirciye dönük bir televizyon. Belli ki açık. Yeri geldikçe sesi yükselecek. Solda mutfağa açılan bir kapı. Sağda yatak odalarına giden bir koridor. Arkada pencere. Karşıda seyirciler.
Baba ve kutsal çocuk masada oturmaktadırlar ve televizyona bakmaktadırlar. Televizyonun sesi fazla açıktır ve reklamlar oynamaktadır.


Televizyonun sesi: Hav hav hav ev yemeği değil Goody mama istiyoruz… Hav hav hav ev yemeği değil Goody mama istiyoruz… Hav hav hav ev yemeği değil Goody mama istiyoruz…
Anne: (İçeriden neşeli bir tonda seslenir) Yemek hazır.

Babayla kutsal çocuk aynı anda heyecanla birbirlerine bakarlar. Üzerinde mazbut bir ev giysisi ve mutfak önlüğü bulunan anne taşımakta zorlandığı, kapaklı kocaman bir tepsiyle içeri girer. Tepsiyi masaya koyar. Bu arada fonda köpek mamasının malum cümlesi arka arkaya takılmış plak gibi dönmektedir.  Baba tepsinin kapağını açar. Tepside, aman allahım, pişmiş bir köpek vardır.

Kutsal çocuk: (Şaşkın) Ama bu Çomar!
Anne: Evet, bu akşam Çomar’ı pişirdim.
Baba: Hiç itiraz istemiyorum, tabağa ne konursa bitecek!
Kutsal çocuk: Köpeklerimizi pişirecek miyiz hep böyle? Çomar’la oynuyorduk ne güzel.
Anne: Bütün köpekler oyuncudur bebeğim. Yenisini alırız, onunla da oynarsın.
Kutsal çocuk: Ama Çomar çok da iyi bir bekçi köpeğiydi. Eve kimseyi yaklaştırmıyordu.
Baba:  Laflarına dikkat et! Eve kimseyi yaklaştırmayan benim. Bu evin muhafızı benim. Sizin efendiniz benim.

Baba bunları söylerken bir yandan da artan bir ihtirasla anneye bakmaktadır. Annenin bakışları da babaya kilitlenmiş, dudakları yarı aralık, gözleri baygın, hızlı hızlı nefes alıp vermektedir. Baba sesini yükselterek ve tonlamasını sertleştirerek bağırmaya başlar.

Baba: Ben olmasam sen doğuramazdın. Ben olmasam sen doğamazdın. Ben olmasam kimse doyamazdı!

Babanın doyamazdı demesiyle birlikte, anne derin bir nefes alır, içini çeker, yutkunur, titrer, yine yutkunur. Sonra hiçbir şey olmamış gibi yemek servisi yapmaya başlar.
Peki o sırada kutsal çocuk ne yapar?
Yeniden doğar.
Oyunun en can alıcı sahnesi budur. Babaların edepsizce öfkelenişine, annelerin bu öfkeden edepsizce tat alışına tanık olan her kutsal çocuk, o tanıklıktan biraz daha yaşlanmış ve biraz daha eksilmiş ve biraz daha delirmiş olarak yeniden doğar.


Anne: (Çocuğa) Sana Çomar’ın gözlerini vereceğim. Göz sever değil mi babası bizim oğlumuz.
Baba: Evet göz sever. Ye; gözünü ye ki, Çomar kadar iyi görebilesin.
Kutsal çocuk: Kulaklar?
Baba: Kulaklarını da ver aslanıma, Çomar kadar iyi duysun?
Kutsal çocuk: O zaman burnu da benim.
Anne: Burnu da senin!
Kutsal çocuk: (Şımarmıştır artık) Pipisini de ben istiyorum!

Ah şu orta sınıf ahlakı! Baba yine hiddetlenir. Hem de ne hiddetlenme. Masayı devirerek kalkar kutsal çocuğun üzerine yürür. Zaten ufacık olan çocuk korkudan büzüşüp iyice ufalır. Anne çığlık atmamak için ağzını kapar ve olacakları görmemek için onlara arkasını döner. Baba dev bir tekmedir artık.
Çocuğa bir sağ ayağıyla vurur, bir sol ayağıyla.
Bir sağ, bir sol, bir sağ, bir sol...
Çocuk iskemleden yere düşer.
Az önce masa devrildiğine yere düşen köpeğin yanında babasının tekmelerinden korunmak için bir salyangoz gibi içine doğru kıvrılır.
Baba bir ejderha gibi dışına doğru büyür.
Anne üzerine su damlamış mürekkep gibi dağılır.
Seyirci gözü iki çeşme ağlar. Seyirci aile trajedilerine hiç dayanamaz. Hep ağlar. Sanki kendi trajedisi yokmuş gibi başkalarına bakıp bakıp ağlar.
Burada seyirciye çok iş düşüyor. Seyirci ne kadar yüksek sesle ağlarsa baba o kadar şiddetli vurur, çocuk o kadar şiddetli büzülür, anne o kadar şiddetli çözülür.
Evet anne çözülür, kaçar, koridora sapar, oradan mutfağa gider, bulaşık yıkar, kavanozları siler, biraz biber közler, gözyaşlarını siler, burnunu çeker.
Bu arada babanın hiddeti dinmiştir. Devrilen iskemlelerden birini düzeltip ona oturur. Bir sigara yakar. Oğlana bakar. Oğlan da ona bakar.


Baba: Al yak bir tane.

Baba kutsal çocuğa sigara uzatır baba. Evet, sanki hiçbir şey olmamış gibi. Kutsal çocuk o an bir kez daha doğar. Ama bu kez çocuk olarak değil bir katil olarak.
Babalar çocukları döverler sonra da çocuklar babaları öldürürler. Bu kadar basit.
Yok bu kadar basit değil. Aslında biraz daha karmaşık.
Çocuklar babalarını bir de anneleriyle seviştikleri için öldürürler.
Sevişmek muhteşem bir cinayet sebebidir.
Babalar da çocuklarını bu yüzden öldürürler.
Kadınlar da kocalarını bu yüzden öldürürler.
Çocuklar da anne ve babalarını bu yüzden öldürürler.
En güvenlisi çocuk doğurmamaktır. Doğmamış çocuk annesini babasını öldüremez, büyüyüp kendi oğlunu kızını da öldüremez. Hiçbir halt edemez.


Kutsal çocuk: Keşke hiç doğmamış olsaydım.
Anne: (Elinde bir kurulama beziyle içeri girer) Deme öyle Allah kızar.
Baba: (Yumuşak sesle ) Yak dedim sana.
Anne: Çocuğa sigara mı veriyorsun!
Baba: (Hiddetli) Sana mı soracağım!

Anne ağlayarak çıkar. Sahne kararır. Işık çocuğun üzerine düşer. Çocuk seyirciye döner.

Kutsal Çocuk: Hangisini öldürsem? Babamı mı annemi mi? Yoksa önce birini sonra öbürünü mü?
Peki nasıl öldürmeliyim onları?
Babam köpekleri onlarla oyun oynarken öldürüyor.
Köpekler her seferinde babamın neşeli sesine kanıp yanına geliyorlar.
Sonra onları sözde kızdırır gibi yapıyor.
Köpekler hemen oyuna katılıyorlar.
Şakadan hırlayıp saldırıyorlar.
Babam onların başlarını okşuyor.
Sevecen.
Onlar kuyruk sallayıp babamın gözünün içine bakıyorlar.
Babam birden boyunlarına sarılıp güreşmeye başlıyor köpeklerle. Köpekler de coşuyorlar. Isırmadan ona hiç zarar vermeden boğuşuyorlar. Boğuşuyorlar. Boğuşuyorlar. ..
Sonra babam birden boyunlarını kırıyor.
Köpeklerin.
Her seferinde.
Tak diye.
Sonra küçük bir hırıltı duyuluyor. Hafif bir titreme. Gözlerinde hevesli, neşeli, heyecanlı bir ifade… öyle donup kalıyor.
Köpeklerin.
Her seferinde.
Sonra annem gelip alıyor hayvanı. Karnını yarıp içini temizliyor. Mutfak hep kan. Beynini falan ayırıyor. Böbrekler, ciğer, kalp sonra. Kalbini çıkarıyor köpeğin.
Annem.
Elleriyle.
Sonra buharda pişiriyor azıcık. Soslar falan sürüyor üzerine.
Annem.
Köpeğin.
Acılı soslar. Baharatlar. Sonra fırına koyuyor hayvanı.
Sonra güzel bir koku yayılıyor fırından.
Annem ellerideki kanı temizlemiş oluyor.
Babam duş alıp yorgunluğunu atmış.
Ben okuldan gelmişim. Bahçede Çomar’a seslenmişim. Çomar yok. Hep koşup kucağıma sıçrayan  köpek. Yok. Evde bakıyorum . Mutfak penceresinin camı buğu içinde. Havayı kokluyorum. Şahane bir koku. Annem yemek yapmış. Annemle babam Çomar’ı öldürüp pişirmişler.
Yine.

Sormanın alemi bile yok. Biz barbarız.

Sahne aydınlanır. Babayla anne, yanyana iki iskemleye oturmuş,  gözlerini televizyondan ayırmadan çocukla konuşurlar.

Baba: Neden böyle bir soru soruyorsun anlamıyorum. Barbar mıyız? Barbarız tabi. Ve barbarlık iyi bir şeydir. Barbar olmasak, sevişemeyiz. Avlanamayız. Barbarlık rekabet demektir. Çalışıp işimizde başarılı bile olamayız. Barbar olmasak, bu evi bu hayatı unut.
Anne: Baban haklı. Barbar olmasak mağarada yaşamak zorunda kalırdık. Elde etmeye gücümüzün yettiği şeyleri yemekle yetinirdik. Yani maydonoz falan (Güler burada. Utanmadan güler. Babanın yanına sokulur onu şehvetle boynundan koklar.)
Barbarlığın kokusu bile güzel.
Baba: Özenme öyle romantik şeylere. Böylesi daha iyi. Gel bir sigara yak. Erkek erkeğe içelim karşılıklı. Sana köpek öldürmeyi öğreteceğim daha. Gel, öyle kız gibi oturup somurtma.

Işıklar söner. Her yer kararır.

Televizyonun sesi: Hav hav hav ev yemeği değil Goody mama istiyoruz… Hav hav hav ev yemeği değil Goody mama istiyoruz… Hav hav hav ev yemeği değil Goody mama istiyoruz…

Işık yanar.
Sahne bomboş ve tertemizdir.
Hepimiz boş sahneye bakarız.
Ve şöyle düşünürüz:
Madem barbarız, madem böyle iyi, madem hayat bu.
Öyleyse kutsal çocuk anneyi de öldürsün, babayı da.
Kendini de öldürsün, bizi de.
Bir köpek daha öleceğine…
Bir köpek daha öleceğine…
bir…
köpek..
öleceğine.


-Bitti-

0
1326
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle