20 MART, PERŞEMBE, 2014

Meryem Coşkunca'dan şiirler...

Meryem Coşkunca'dan şiirler...

değil mi insan kendi çitinde
kendi fırtınasıyla kopar ve
toplayamaz onu hiçbir taş
bırakıldığının sularında

Meryem Coşkunca'dan şiirler...

Öbürü ya da Öteki

/içi kemiren bu korkunç basınç
başka nasıl açığa çıkacaktı
              şiirsiz./

kaygılarımı omuzlamaktan başka
bilmedim tek bir yankı
döktüğüm yaşları topluyorum
önüme konulan çeyiz kör. gök kilitli.
duyarım dağılmış tozlar arasında
ezik bir kavalın ağıtını.ben
ordaydım ve yalnız çırpınışları gecenin
ezildim ben de doğrudur
bütün öfkesinin altında
sırtı dökük bir aşkın

doyur dedim nefsime
acıyı doyur
sesi eğilene kadar. karanlık
ol kuyunda bir başına taş
bir yaş daha düş, huy et
ve söyle
bu çağda en/ine duran bir ayna
bütün bütün değil daha
bin parça

bir gölge oyalasa bizi ah
içimizi taşıyla fırlatıp atacağız
kesiği yüzümüzden okunacak
suyun
dişli tanrılar ödeyecek bu bedeli
ben ve rüzgarından olan
dağ bilinecek. bilinecek
çarpışıp tutunamayan şeyler
aranırken eleği altında
küf kokulu zamanın

dağılıp toz olan ne varsa
bilinecek görünmeyen
öbürü
ve geceyle daha öteki


Su Günü

Suyun boğuluşuydu bardağa dökülmek
uzağınızda değil, boşluğunuzda, o sarı kovukta
dört kere tekrarladım bunu kalabalığa
yalnız kendim duyardım, bir de bardağa değen el

Ah dedim, herkes kendine yansır sarhoş bardakta
oyuk masalar üstünde başlar dünya turu!

Kimse sormadan gelirdi suların hatırını,
taşlar bakımsızlıktan kara
uzanmıyorlar ondan ırmak kenarlarına.
Söz gelimi birden doldurulmak desem
aldırır mısınız beni de boşluğunuza?

Dur dedim, bir çölün kumu ne kadar çoksa
o kadar ağaçsızdır topraklar, sen de olmayan bir dal
yol: işaret parmağım, yol: tırnaklarımın kazıdığı
yalnız kendim duyardım bunu, bir de bardağa değen el

Çok kere vurdum masaya, beşincide devrildi masa
işte, suyun ellerimde dirilişi
hazır değildim gülmeye ama güldüm

Yazın bunu: suyun günüdür bugün!

Alıç Güzü

Dilaltında saklı sözler gibi bir ağaçla akşamları
birikirdi ellerim kanlı kütüğün soğuğunda
ölü aynalardan yansıyandı inançsız gövdelere
çizgisine yamanan kovuk başları.

Ben sonbahardan sonraki şeylere inanırdım
ağzımdan Akdeniz tadına en çok ve suya
yetmedi söz buldum ağzıma
harflerin ininde yaz’dım
geçmişimde alıç güzü

İndiğim tümsekte durulmazdı
karanlığın yarama battığı o çukur aynada
gezindiğim yırtık bana esrar, bana buz ağı
her buz eriyeceği bir kap bulmalıydı oysa

her iyi denilen şey gibi fos çıkardı mutluluk
cam gibi eşiğe dağılırdım kim kırsa

ve içimizde hep dağlı bir at başı suskunluğu.


Aralıksız Boşluk

her kadın
kaybettiği aşkın akşamında
başka bir acıya aralıksız
değil mi doğurgan
ey ölümsüz tenha

hücre sevmekle yenilemez kendini
birikir ve birikir öldüğümüz şeyler
birbirine tutunup bakamayan iki el
ve iki dokunulmuş kalp gibi

değil mi insan kendi çitinde
kendi fırtınasıyla kopar ve
toplayamaz onu hiçbir taş
bırakıldığının sularında

ben de bir suyun oyuğuyum
ve uyruğu onun altında
susturulmuş bir kuyu
ağzının acı kapağıyla

sustukça içine çekilirim
korusunda kuruduğum kalbin
yine de söz dedim:
söz ! seni kimselere
demeyeceğim

değil mi yirmi iki yıldır
yirmi iki kuyumdan çıkmadım
içim içini çok çekti
içim içinden çok. söz dedim:
söz ! olmayacağım bir yüzük
boşluğu bile
hiçkimse’nin kalbinde


***


Meryem Coşkunca,  1992 doğumlu, Mersin 19 Mayıs Anadolu Lisesi’nden mezun oldu,  Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nde İngilizce Öğretmenliği bölümünde öğrenim görmekte. Şiirleri Eliz Edebiyat, Şiiri Özlüyorum, Aşkın E Hali, Lacivert, Mühür, Mavi Yeşil, Yasakmeyve gibi dergilerde yayımlandı. 

0
3763
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle