06 MAYIS, SALI, 2014

Mektupsuzluk

Serap Paşalı “Gabriel Garcia Marquez anısına bir yazı denemesi” diyerek kaleme aldı…

Marquez, sana diyorum: Ölmüş numarası yaparsan, gerçekten öldüğünde kimse sana inanmaz!

Mektupsuzluk

Gabriel Garcia Marquez anısına bir yazı denemesi

Rakı içtikten sonra kendi yatağına gitmeyen adamlar gibi güvensiz biri değildim. Sabahları okunacak olanı seçmenin okumaktan, okumanın ise yazmaktan zor olduğunu da bilirdim. Tam da bu zorluğu yoğun olarak yaşadığım o fırtınada tanıdın beni. Salyangozları ağlatan Isabel miydi hakikaten? O yaprakları unutmak ne mümkün. Püsküllü beremi takarken püsküllü kitap ayracı kullanan insanları sevelim ama fiş ya da faturayı ayraç yapanları bağrımıza basalım derken ne güzeldik.

Aslında insanın seçemediği tek şey dostu. Herkes yanılırken ruhlar öpüşmez dudaktan! Sahi, sen neden on iki yıldır beni hiç öpmüyorsun?

Marki, bilmen gereken bir şey var: Birlikte yaşlanmak istediğim kadını sonunda buldum. Baharı hatırlatmana gerek yok, elbette tekrar yanılmıyorum. Merak ediyorsun değil mi, onunla yaşlanmak istediğimi nasıl anladığımı? Art arda gelen bir kıskançlık krizine tutuldum. Kalbim de ağrıyordu. Tahmin edersin.

Kendimi hiçbir yaşta ve hiçbir nedenle asla sahip olmadığım bir güçte ve kararlılıkta hissettiğimi fark ediyorsundur. Sevmekten başka çarem yoktu. Gözlerindeki gülüşün yüzde kırkını, kızarken dudağının kenarında oluşan açının yüzde otuzunu, bozulan ezberlerinin yüze yirmisini ve ağladığı şiirlerin yüzde onunu ortalamaya alıyorum. Bu hesabı hiçbir zaman bozmadım. O sebeple, şimdi sevgilini düşünmeyi bırak da biraz öl.

Doğruyu söylemek gerekirse, kütüphanemdeki kitaplarından birini paylaşabileceğimi ilk kez onunlayken hissettim. Kızma. Yalnızlığı biriktirdiğimi sonunda dün söyleyebildim. Sence peşime düşer mi? Merak eder mi beni? Ona açıkça söylemesen de içinde onun ve yalnızca onun bulunduğu pazar yazılarını karalarkan sen de merak eder miydin ne düşündüğünü? Nasıl hissettiğini? Ne diyeceğini?

Bunları onun aşkından hiç utanç duymadan yazmaya başlamak için ihtiyacım olan kararlılığı bana veren şeyin kadercilik olmadığını biliyorsun. Kıpkırmızı kocaman bir güneş denizin içine gömülene kadar biz de sohbetimizi sürdürdük adada. Gerçek hayat ona harika görünmüyordu. Mahmurluk içinde uyuklamayı keser misin?

Tek sorunum birlikte yaşadığı kedisi. Onda ne bulduğunu anlamıyorum. Görüyorsun değil mi ne kadar farklı olduğumuzu? Köpekleri daha çok sevmesine rağmen minicik bir salon kaplanı ile yaşayan biri, kıskandığında sadece ağlayan birini sevemez ki. Gece Lübnan gibi yatıp sabah Paris gibi uyanan birini anlayabilir mi? İnsanın sonunda başkalarının sandığı biri gibi olmaması olanaksız mı? Artık bir cevabın vardır.

O da anlatmak için yaşıyor işte. Zehirlenmiş on yedi İngiliz’den biri o. Saati bin dokuz yüz yirmi yedi diye okuyor. Hastalık belirtisi mi bu sence? Yoksa yalnızlık mı? Yalnızlık hastalık mıdır? Hangi yüzyıllık meselen bitti ki, bu bitsin! Yazmamak için iyi bir bahane… Yine ağırdan alıyorsun bana yazmayı ihtiyar! Geç ulaşıyor mektupların.

Cevabını beklerken burada şer saatleri susmuyor. Alınacak listemle gidip sorduğum otuz iki kitabın otuz ikisi de yoktu, meğer henüz yazmamışsın! O postacıyı boşama vakti geldi de geçiyor. Ama sen su içmeyi boşlama. Sormaya devam edeceğim yeni mektuplarını hangi yayınevinden bana gönderdiğini... Adı konmuş her çaba kutsal ama numarası hiç bitmeyen kitapçılar bilir ki: Ben yalnızca telefon etmeye gelmiştim! Gidiyorum şimdi. Yine uğruna yollara düşülecek bir kitap buldum: “Beni yemeğe beklemeyin, dönmem.”

Unutmadan…

Marquez, sana diyorum: Ölmüş numarası yaparsan, gerçekten öldüğünde kimse sana inanmaz!

0
1624
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle