14 MAYIS, PERŞEMBE, 2015

Lisede Okumuş Olmam Gereken Kitaplar 6

Edebiyat anlayışının Batı etkisinde gelişmesi gerektiğine inanan Samipaşazade Sezai, kurduğu dilde, geleneksel hikâyeciliğin yarı şairane anlatımını geride bırakır. Türk edebiyatının daha objektif, samimi ve açık olması gerektiğini savunmuştur.

Deniz Çakmakkaya yazdı…

Lisede Okumuş Olmam Gereken Kitaplar 6

Diller Dışarı

Samipaşazade Sezai’nin yedi hikâyeden oluşan “Küçük Şeyler”i, gözümüzde büyütüp yücelttiğimiz o küçücük şeylerin gerçek yüzünü gösteriyor bize. Hayatta abarttığımız, aşırı ciddiye aldığımız ne varsa hepsine dil çıkarmak hayal kırıklığından korunmanın bir yolu olabilir mi?

KÜÇÜK ŞEYLER

KÜNYE

Yazar: Samipaşazade Sezai (1858-1936)

Tarih: 1892

Özellik: İlk Batılı öyküler

ARKA PLAN

Osmanlı Devleti’nin ilk eğitim bakanı Sami Paşa’nın oğlu olan Samipaşazade Sezai, evde aldığı özel derslerle eğitim görmüş, Farsça, Arapça, Fransızca, Almanca ve İngilizce öğrenmiştir. İlk yazısı 15 yaşında “Kamer” gazetesinde yayımlanmıştı.

İlerleyen yıllarda, Londra elçiliğinde ikinci kâtiplik, Madrid’de elçilik yapmıştır. Abdülhamit döneminin baskıcı rejimini eleştiren yazılar yazdığı için Paris’e gitmiş, Birinci Dünya Savaşı yılları boyunca İsviçre’de yaşamıştır. Yurtdışında geçirdiği tüm bu yıllar boyunca Batı edebiyatını yakından incelemiş ve modern Türk edebiyatının ilk yapıtaşlarını döşemiştir.

Edebiyat anlayışının Batı etkisinde gelişmesi gerektiğine inanan Samipaşazade Sezai, kurduğu dilde, geleneksel hikâyeciliğin yarı şairane anlatımını geride bırakır. Türk edebiyatının daha objektif, samimi ve açık olması gerektiğini savunmuştur.

Makale, oyun, mektup, hikâye, roman gibi değişik türlerde eserler vermiş, çeviriler yapmıştır.Sergüzeşt” isimli bir de romanı bulunan Samipaşazade Sezai, edebiyatımızda roman ile hikâyenin birbirinden ayrılması açısından önemli bir adım atmıştır.

1921’de yaş haddi dolmadan emekli edildikten sonra ömrünün son 15 yılını Kadıköy’de geçirmişti.

1892 yılında ilk modern hikâyelerimizin yer aldığı “Küçük Şeyler” yayımlandığında, İngiltere’de Arthur Conan Doyle’un dünya çapında tanınan ünlü dedektifi Sherlock Holmes’un ilk kitabı basıldı. Aynı yıl Londra’da Oscar Wilde’ın “Lady Windermere’in Yelpazesi” adlı oyunu sahnelendi.

Fransa’da André Gide, “André Walter’in Şiirleri”ni yayımladı.

St. Petersburg’da, Tchaikovski’nin büyük başarı beklemediği ancak daha sonra dünyanın en çok sahnelenen bale eserlerinden biri olan “Fındıkkıran”ın ilk gösterimi gerçekleşti.

FAZLA BİLGİ GÖZ ÇIKARMAZ

  • Samipaşazade Sezai’nin yeğeni Enver Necip Okaner, Fenerbahçe’nin kurucularındandır.

    Çok sevdiği diğer yeğeni İclâl’in ölümü üzerine 1923 yılında anı ve manzumelerden oluşan “İclâl” ismiyle bir kitap yazmış, ölümünden sonra da onun yanına defnedilmiştir. 

KİTAPTA BİZİ NELER BEKLİYOR?

Aşk acısı ve hüsran

Kitap birbirinden güzel ve ince işlenmiş yedi hikâyeden oluşuyor. Her hikâyenin kahramanı, keskin bir gözün fark edeceği küçük bir detayla karakterize ediliyor. Böylece minik bir cümle bizi hikâyenin kalbine taşıyabiliyor.

Samipaşazade Sezai’nin yansız, abartısız anlatımı ve anlatılan olayların sadeliği onun hikâyeciliğinin en temel özelliği.

Karakterlerin başlarına gelen olaylarda, hem gözde büyütülenin neden olduğu hayal kırıklığını hem de elde edilmek istenen o “kıymetli” şeyin kaybıyla gelen hüsranı hissedebiliyoruz.

Kitabı bilgece bir hüzünle bitiriyoruz. Anlattığı karakterlerden hiçbiri tanıdık değil ancak yaşadıkları bizim de içimizden geçirdiğimiz bir duyguyla örtüşüyor. Kıymet vermenin boşunalığı, hafif alaycı bir tebessümle yüzümüze yerleşiyor.

“Pandomim”

“Pandomim” kitabın son hikâyesi.

Pandomim sanatçısı Pascal’ın en büyük numarası, oyunda âşık rolünü oynadığı kadına sevgisini ilan etmek için dilini dışarı çıkarmasıdır. Halkı kahkahalara boğan bu numarasıyla tiyatrosu meşhur olmuştur. Oysa kendisi ıssız bir mahallede kimsesiz yaşayan, görünüşünden, hayatından memnun olmayan bir adamdır. İçini sevinçle dolduran tek şey izleyicilerinin arasında görüp âşık olduğu Eftalya’dır. Onu düşünmesinin bile yakışıksız olacağından korkmasına rağmen Eftalya ile ilgili umutlar beslemekten kendini alıkoyamaz. Bir gün Eftalya’nın evlendiği haberini alır. Pascal’ın kendisine duyduğu ilgiden habersiz Eftalya, kocasıyla beraber oyunu izlemeye gelir. Eftalya ve kocasını güldürdüğü o gece, Pascal’ın son gecesi olur. Ertesi sabah kendini asmış halde bulunan Pascal’ın alametifarikası haline gelmiş dilinin dışarda duruşu, onu görenlerin ölümün gerçekliğini fark edemeyerek yine gülmelerine neden olur.

Kitaptaki her hikâyede kokusunu aldığımız kendini küçümseme, bir diğerini gözünde aşırı büyütme, hayal kırıklığı ve hiçlik duyguları bu son hikâyede bir araya geliyor.

​Pascal intihar ederek yaşamına son verse de aslında alttan alta bir mesaj iletiyor bize. Belki de onun alametifarikasını örnek almalı ve karşısında kendimizi küçük hissettiğimiz, umutsuzluğa kapıldığımız şeylere karşı dil çıkarmalıyız. Aşka ve ölüme bile.

0
2979
3
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle