09 MART, PAZARTESİ, 2015

Lisede Okumuş Olmam Gereken Kitaplar 4

Romanın diğer adına da boşuna “Ali Bey’in Macerası” denmiyor. Okuma maratonunun dördüncü kitabı “İntibah”, Osmanlıca aşk başkaymış dedirtiyor…

Deniz Çakmakkaya yazdı…

Lisede Okumuş Olmam Gereken Kitaplar 4

ALİ BEY’İN MACERASI

Osmanlı’da aşk hızlı gelişiyor. Ali Bey, bir kadına yüzünü görmeden âşık oluyor, tanıştıktan 20 dakika sonra evlenme teklif ediyor, ayrıldıktan 1 saat sonra başkasına âşık olup bir gün sonra onunla evleniyor… Namık Kemal’e göre bir adamın başına ne geliyorsa hep bu kadınlardan geliyor. Romanın diğer adına da boşuna “Ali Bey’in Macerası” denmiyor.

Okuma maratonunun dördüncü kitabı “İntibah”, Osmanlıca aşk başkaymış dedirtiyor. Neyse ki…

İNTİBAH

KÜNYE

Yazar: Namık Kemal

Tarih: 1879

Özellik: İlk edebi roman

ARKA PLAN

Namık Kemal ilk edebi romanımızı 36 yaşındayken sürgünde yazmış. Roman sansürlenerek yayımlandığı için Namık Kemal’in kaleme aldığı özgün metin günümüze ulaşamamış.

Kitap zaman içinde; “Son Pişmanlık”, “Sergüzeşt-i Ali Bey” ve “İntibah” isimleriyle yayımlanmış.

“İntibah”ta, konu olarak eski halk hikâyelerinden biri olan “Hançerli Hanım”dan esinlenilmiş.

Namık Kemal, edebiyatımızda roman eksiği olduğu için ve Osmanlı Türkçesinin roman yazımına uygun olduğunu kanıtlamak amacıyla bu eseri yazmış.

1876’da “İntibah” yayımlandığında Amerika’da Mark Twain, “Tom Sawyer’in Maceraları”nı yayımladı.

Rusya’da Çaykovski “Kuğu Gölü”nü besteledi.

Fransa’da Emile Zola “Rougon-Macquart” serisinin altıncı kitabını çıkardı.

İngiltere’de Alexander Graham Bell telefonun patentini aldı.

FAZLA BİLGİ GÖZ ÇIKARMAZ

  • 1876 yılında “İntibah”ın ilk basımı Osmanlı Türkçesiyle, ikinci basımı ise 68 yıl sonra, 1944’te Latin harfleriyle yapılmış. 

KİTAPTA BİZİ NELER BEKLİYOR?

Çamlıca

İlk edebi romanımız “İntibah”, “Araba Sevdası”ndaki gibi Çamlıca tasviriyle açılınca, daha önce hiç gitmediğim Çamlıca Tepesi’ne çıkmam gerektiğini anladım. Namık Kemal’in Çamlıca’sı, Recaizade Mahmut Ekrem’in Çamlıca’sından daha davetkârdı.

Kitabı bitirdiğimde iki şeyi merak ediyordum. Birincisi her iki romana da konu olan zengin ve kandırılmaya müsait saf delikanlılar hâlâ Çamlıca’da dolaşıyorlar mıydı? İkincisi, benim Çamlıca’dan göreceğim İstanbul silueti, Namık Kemal’in gördüğünden ne kadar farklı olacaktı?

Ben zengin ve saf bir erkeğe rastlamadım ama İstanbul’da gördüğüm en hayranlık verici manzaralardan biriyle baş başa kaldım.

“İntibah”ta, “İstanbul’daki eski eserlerden ve meşhur binalardan hiçbiri var mıdır ki, Çamlıca tasvirine almak mümkün olmasın?” diyordu. Namık Kemal’in gördüğü eserleri ben de gördüm. Tarihi Yarımada’dan Dolmabahçe’ye kadar onun izlediği yapılara baktım. Sonra onun gözlerine nasip olmayan gökdelenlere, köprülere, Boğaz’dan geçen dev tankerlere baktım. Yazarlar gelip geçiyor, tasvirler değişiyor, İstanbul her şeye rağmen büyülüyor ve Çamlıca, “cennet-i âlânın yere inmiş bir parçası” gibi.

Kötü kadın

Namık Kemal’in kafasında roman karakterleri çok net çizgilerle çizilmiş: Rüzgâr nereden eserse savrulan baş kahramanımız Ali Bey, ağzıyla kuş tutsa yazara yaranamayacak olan kötü kadın Mehpeyker ve her şeye rağmen fedakârlığını yitirmeyen Dilâşûb.

Hayatımda ilk defa bir romanı okurken “kötü kadın”ı yazardan koruma ihtiyacı hissettim. Karakterlerini hem yazıp hem de onlara laf geçiren yazar gördünüz mü siz?

Bir yandan hikâyeyi anlatırken, bir yandan olanlarla ilgili nasıl düşünmem gerektiğiyle ilgili beni yönlendirdiği için “Ya Namık bir aradan çekil” diyesim geldi.

Ali Bey, çağın delikanlılarından farklı; mahzun, yalnız kalmaktan hoşlanan biri. Varlıklı bir ailenin oğlu. Arkadaşlarının ısrarıyla Çamlıca’ya gidiyor. Onlar gibi davranabilmek için at arabalarıyla gezintiye gelen kadınlara laf atıyor ancak onlardan farklı olarak, tesadüfen laf attığı arabalardan birinden kendisine işaret veren -yüzünü bile görmediği- kadına âşık oluyor.

Gecelerce uyuyamıyor, çalışamıyor, bir kere daha ona rastlamak umuduyla devamlı Çamlıca’ya gidiyor. Sonunda arzu ettiği karşılaşma gerçekleşiyor. Ali Bey günlerce hayalini kurduğu kadının önünde diz çöküyor, ona bakmaya cesaret ettiğinde gördüğü güzellik karşısında büyüleniyor. Oysa dizlerine kapandığı Mehpeyker’in meşhur bir fahişe olduğunu bilmiyor. Mehpeyker de görür görmez arzuladığı Ali Bey’e namuslu bir aile kızıymış gibi naz yapıyor.

Ali Bey, ilk defa âşık olmuştur ve Mehpeyker’e duygularını açar açmaz evlenme teklif eder. Ali Bey Mehpeyker’in gerçek yüzünü öğrenene kadar el ele oturan, çekingen çifte kumrulardır. Arkadaşlarının uyarısı üzerine Mehpeyker’le yüzleşir ama Mehpeyker akıllı ve deneyimli bir kadın olduğu için Ali Bey’in gönlünü alır ve onu konağına davet eder. Artık sevgililer için gerçek bir aşk ve meşk zamanı başlamıştır.

“İffetsiz” kadın Mehpeyker gönlünü Ali Bey’e kaptırır ve tüm masraflarını karşılayan Abdullah Efendi’ye giderek hayatı pahasına da olsa Ali Bey’le beraber olmak istediğini söyler.  Aynı gece Ali Bey Mehpeyker’in evine gidip onu evde bulamayınca kıskançlık krizine girerek sensiz yaşayamam dediği kadını terk eder.

Fedakâr anne

Her Türk erkeğinin arkasındaki fedakâr ve korumacı anneyi temsil eden Fatma Hanım, oğlunu  kötü kadının elinden kurtarmak için koynuna cariye sokmuş, yine de başarılı olamamıştır. Ancak Ali Bey, Mehpeyker’i terk ettikten sonra cariyeye yeni bir gözle bakar. Hatta öyle bir bakar ki, “uğursuz bir aşktan henüz kurtulmuş olan Ali Bey ise, ilk rastladığı bu güzel kıza gönlünü kaptırmış, kalbi şiddetle çarpmaya başlamıştı”.

Ali Bey’i görür görmez âşık olan cariye Dilâşûb ve Ali Bey hemen evlenirler.

İntikam

Hangi kadından ayrıldıktan bir saat sonra başkasına âşık olup bir gün sonra da evlenirseniz, o kadını delirtirsiniz.

İster fahişe olsun, ister ev kızı, sevdiği adamdan ayrıldıktan 10 gün sonra “şimdi genç ve güzel karımla mesut, balayımızı yaşıyoruz” diye mektup alan hiçbir kadın o satırları okuduktan sonra gülüp geçemez.

Tabii ki Mehpeyker intikam almak için planlar yapar. Önce Dilâşûb’un namusuna iftira atarak Ali Bey’in onu evden kovmasını sağlar, sonra kızı köle olarak evine alır ve evde ona işkence eder. Ali Bey’i yeniden tavlamak için yöntemler dener ama bir araya gelmelerinin mümkün olmadığını anlayınca, Abdullah Efendi’nin de telkinlerine uyarak Ali Bey’in öldürülmesini ister.

Biraz abartılı mı geldi?

İyi kadın

Ne iffetsiz kadının şehvetini, ne namuslu kadının sevgisini, ne de fedakâr annesinin şefkatini sindirebilen Ali Bey, hayatındaki tüm kadınların uğruna pervane olmalarına rağmen kendini hepsinden uzaklaştırarak eğlence ve sefahat âlemlerine dalar.

Mehpeyker onu öldürteceği eve çektikten sonra büyük buluşma sahnesi başlar.

Dilâşûb, Ali Bey’i korumak için onun kılığına girerek bıçak darbelerinin hedefi olur.

Ali Bey kanlar içerisinde yatan genç kızı gördüğünde ancak ona ne kadar haksızlık yapmış olduğunun farkına varır. Pişmanlık duyar. Af diler.

Dilâşûb için mutlu son gelmiştir. Sevdiği adamın şefkatli sözlerine ve sevgisine yeniden nail olmanın huzuruyla, mutlu mesut bir şekilde ölür.

Fatma Hanım üzüntüden, Dilâşûb, Ali Bey yaşasın diye ölmüştür. Namık Kemal’e göre tüm bunların sorumlusu Mehpeyker olduğu için, onun ölümü Ali Bey’in elinden olur. Dilâşûb’u öldüren bıçağı alıp Mehpeyker’e saldıran, fakat çabuk ölmesin diye hayati yerlerinden sakınarak ona işkence eden Ali Bey, son darbede bıçağı “fahişenin kalbine” saplar.

Ne Ali Bey’miş ya…

​Bütün kadınlar öldükten sonra hapse düşen Ali Bey de altı ay içinde kederden ölür. 

Not

Kitapta “olaylar bir sinema şeridi halinde gözlerinin önünde canlandı” diye bir tabir kullanılıyor. Namık Kemal’in sinemanın icadından yirmi sene önce böyle bir benzetme yapma ihtimali nedir?  

Sonuç

Yine hiçbir karakterin sağ kurtulamadığı bir romanda Namık Kemal son söz olarak “son pişmanlık fayda vermez” diyor. Ben de bu yazıyı “Akıl olmayınca başta, ne kuruda biter ne yaşta” diye bitirmek istiyorum. 

0
1866
4
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle