15 KASIM, ÇARŞAMBA, 2017

“Kendine Acımaktan Vazgeç”

Geçtiğimiz yıl başlayan Doğan Kitap’ın “Odak Yazar Söyleşileri” bu yıl da kaldığı yerden devam ediyor. İlk konuk her satırı kalplere dokunan romanı Birini Pencere Kenarına Çiçek Koyacak Kadar Sevmek Lazım ile Kemal Hamamcıoğlu oldu. Biz de bu özel buluşmanın notlarını tuttuk. İyi okumalar...

“Kendine Acımaktan Vazgeç”

Doğan Kitap tarafından düzenlenen “Odak Yazar Söyleşileri”nin bu yılki ilk konuğu Kemal Hamamcıoğlu oldu. Oyunları tiyatro izleyicisi tarafından yakından takip edilen Kemal Hamamcıoğlu bir süre önce yayımlanan ilk romanı Birini Pencere Kenarına Çiçek Koyacak Kadar Sevmek Lazım ile kısa zamanda geniş bir okur kitlesine de sahip oldu. Yayınevinin sosyal medya hesaplarından düzenlenen yarışma sonucunda seçilen üç kişi Hamamcıoğlu ile tanışıp, akıllarındaki soruları sordu. Kalamış’taki Havasu Kafe’de gerçekleşen söyleşinin ayrıntılarını sizlerle paylaşıyoruz. 

Kemal Hamamcıoğlu, okurlarına kitap hakkındaki fikirlerini sorarak konuşmayı başlattı. Kitap hakkında tekrar edilen en önemli nokta şiirler oldu. Bir okur romanı bitirdiğini ama şiirleri defalarca okuduğunu söyledi. Bir okur ise romandaki karakterle verdiği kişisel savaşından söz etti. Okurlardan gelen ilk soru “Kitabın yazım süreci ne kadar sürdü?” oldu. Hamamcıoğlu, “Yazımı bir yıl, iki yıl da hazırlık süreci oldu." diyerek cevap verdi bu soruya.

Bundan sonraki ikinci soru ise, “Kitabın içinde yer alan şiirler kitabın yazım sürecinde mi oluştu yoksa daha önceden mi yazmıştınız?” Hamamcıoğlu’nun cevabı “Şiirler romandan bağımsızdı ama romanın kurgusunu kurduğum zaman o yazılanların duygusu karaktere hizmet ediyordu. Biraz o şiirlerin kendisi romanın iskeletini belirledi. Romanın hikâyesi vardı ondan bağımsız şiirler çıktı. Sonrasında roman şiirlerle bağlantılı bir forma dönüştü. Birbirini besledi. Hepsi kendi zamanında iç içe geçti.” şeklinde oldu. Bir okursa şiirleri romandan bağımsız olarak kendi etkileri altında okuduğunu ve neler hissettirdiğini paylaştı.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Sohbetin seyri okurlardan birinin sorusuyla değişti, “Sizin için ev kavramı neden bu kadar özel, dört duvardan farklı?” Bu soruya Hamamcıoğlu, “Ev aileyi de, kendini de, bedeni de temsil ediyor. İlla bildiğimiz ev, ev değil. Kalbinle kurduğun ilişki de evin olabilir. Birinin gözleri, özlediklerinin evi olabilir."

Hamamcıoğlu’nun paylaştığı, oyuncuların performanslarından oluşan şiir videolarına geldi söz. Bu noktada Hamamcıoğlu birkaç konuya birden değindi, “Sürekli videolardan ben de yapmak istiyorum, diye mesajlar alıyorum. Profesyonel oyuncularla yaptığım bir şey bu, hepsi yıllardır bu işi yapıyor. Herkes şarkı söylemek, bir şey okumak istiyor. Herkes her şeyi yapsın ama hiçbir şey birdenbire olmuyor. Yaptığın her neyse sana ait olmalı yoksa başkasının yaptığının aynısını yapıyorsun. Aynıya zaman harcama, ruhunla anı yaşa. Kendi hikâyenin sesi ol." Bu arada yeni oyunun tarihini de öğrendik. Aralık ayında yeni bir Kemal Hamamcıoğlu oyununu daha Toy İstanbul’da izleyeceğiz. Oyunun ismi Baldan Karanlık. Kemal Hamamcıoğlu'nun yazıp yönettiği oyunda Metin Akdülger oynuyor.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Bir yazar hakkında en merak edilen konulardan birine geldi söz, “Kemal Hamamcıoğlu yazarken nelerden besleniyor, neler okuyor? Yazdığı dönemde okuyor mu?” Bu sorulara Hamamcıoğlu’nun cevabı, “Çok şey okurum, birbirinden alakasız şeyler okurum. Masal kitabı okurken aklıma Sevim Burak’ın kitabı geliyor onu okuyorum. Bazen sinema tarihiyle ilgili bir kitaba gidiyor elim. Yenide de eskide de olan şeyleri takip ediyorum. Hayatları merak ediyorum, hayatların nelerden beslendiğini, gidenleri, gelenleri” şeklinde oldu. Kitabın kısa sürede bu kadar ilgi görmesini, geniş bir çevre tarafından kucaklanmasını nasıl karşıladığı merak edilen konulardandı. Hamamcıoğlu, “Kitap cesur ve korunaksız bir yerde duruyor. Cesurmuş gibi yapmıyor. İnsanlar bu yüzden seviyor; çünkü korunaklı bir yerde cesur duramazsın. Bir de aşk kitabı değil bu, aile ve kendini bulma kitabı benim için. Tam da gözlerdeki o evi bulma hikâyesi” şeklinde görüşlerini belirtti. Yeni kitabın olup olmadığı konusuna ise yazarın cevabı: Kendi zamanında gelecektir. Zamanın bildiği var.

“Hayat da biraz aksın. Okuyucu da yazar da değişiyor. Ben üç ay sonra da yeni bir kitap yayımlayabilirim ama kendi zamanında yaptığım zaman o şeyi bana daha doğru geliyor. Her şeyin kendi zamanı var. Çalışmak, üretmek, yaşamak şart.”(K.H)

Kemal Hamamcıoğlu’nun yayıneviyle buluşmasını Doğan Kitap’tan Meriç Mekik şöyle anlattı: Kemal’le bu yola çıktığımızda ekip olarak “çok güzel şeyler şeyler yapacağız, çok güzel kitaplar çıkaracağız,” diye düşündük. Bazı yazarlarda bunu hissediyorsunuz. Burada çok gerçek şeyler var, mutlaka insanların kalbine dokunacak şeyler yazacak, yazmadan duramayacak. O güzel bir his. Çok uzun bir yolun başında duruyoruz ve ileriye bakıyoruz. Ondan çok güzel şeyler bekliyorduk ve kitabı yazıp gönderdikten sonra ilk okuyanlardan biri benim. Gerçekten olağanüstüydü, çok etkilendim. O zamanda bu kitaba bakıyorum ve bundan sonraki 10 kitabı görüyorum, dedim. Biz Kemal’i yayıncılık anlamında keşfettik diyebilirim. İlk videosunu izledik, Hakan Kurtaş’ın olduğu videoyu. 

https://www.youtube.com/watch?v=kL-yWt1c_vU

Kemal Hamamcıoğlu tam o anda şunları söyledi: Doğan Kitap benimle ilk videonun yayınlanmasının ertesi günü iletişim kurdu. Bu çok önemli. İşin popülerliğine kapılmamaları, işin sonucunu takip ederek hareket etmemeleri, sadece hislerine göre hareket etmeleri çok önemliydi benim için. Bu yüzden yolumuz kesiştiği için çok mutluyum. Çok sevdiğim insanlarla tanıştım. Uzun süredir bir yere ait olmak bu kadar iyi hissettirmemişti kalbimi.

Meriç Mekik devam etti: Biz takipçi sayısına değil, kelimelerine vurulduk. Bir cümleyi çıkartamıyorum oradan. O videoyu izlerken o öfkeli aşkı sanki ben karşımdakine yaşatmışım da onu dinliyormuşum gibi hissettim. O kadar güçlüydü. Ortak bir arkadaşımız aracılığıyla ulaştık ve “ne yazarsan yaz ama bir şey yaz bize,” dedik. Kemal kabul ettik bir süre sonra bize bu kitabı getirdi ve beklemediğimiz kadar güçlü bir metin getirdi. Roman yazmak çok zor bir şey. Uzun metinde onu yarıda kesmemek lazım, bir yerlerde bir şeylerin bizi beklemesi lazım.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

“Hiçbir zaman motivasyonum haydi tiyatro yapayım, haydi kitap çıkartayım şeklinde olmadı. İyi bir şey yapmakla ilgili derdim var. Birinci motivasyon “kendin için iyi bir şey yapmak” olmalı. Kendin için iyi bir şey yapıyorsan süreç içinde yaptığın her neyse iyi bir karşılık buluyor. Yazdıklarını illa kitap olarak eline alman gerekmiyor. Bir blog’ta yazdıklarını yayımlarsın ve yazdıkların çok okunabilir. Yaptığına ne kadar inandığın bu noktada çok önemli. Binlerce kitap var kitapçılarda, olay yazdıklarını kağıda basmak değil kısaca. Yazdığın kendi hayatına dokunuyor, birilerinin hayatını iyiye dönüştürüyorsa o zaman önemli bir şey. Mesela imza günüme köy okulları için kitap toplamaya gidiyorum, birilerine iyi gelmek, sarılmaktan daha çok mutlu ediyor. Bir amaca dönüşüyor yaptığım şey. Kitaptaki karşı pencerede ağlayan çocuğun hikâyesi hayatta da devam ediyor böylelikle. Çocuk bir gün o evde ağlamayacak. Pazarları evden çıkacak.” (K.H)

“Yaşadığınız şeylerden yola çıkarak mı yazıyorsunuz yoksa iç dünyanızın yansıması mı bunlar?” Sorusuna Hamamcıoğlu’nun cevabı, “Yaratıcılıkla ilgili bir şeyler yapan herkes yaşadıklarını ve öğrendiklerini aklında tutar ama o şey ne yaşadığı ne de öğrendikleridir sadece. Picasso da resim yaparken hem tekniğini biliyor hem de yaşamı onunla geçmiş. Hayattan besleniyorsun o beslendiğin şeyler ruhunu başka bir yere taşıyor” şeklinde oldu. Kemal Hamamcıoğlu’nun çok da ortaya çıkarmadığı müzikle olan ilgisini bir okur sorusuyla akıllara getirdi. Belki kendisini tanıyanlar biliyordur. Demet Evgar’la hazırladığı tatlı bir video klibi bile olan Mak Mek Mok dinledikçe bağımlılık yapan bir parça. (İlgilenenler için videoyu buraya bırakıyoruz.) Ve yeni bir şeyler gelecek mi? sorusuna “neden olmasın” yanıtı aldık.

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

“Mesela ayrılık acısını deneyimlemiş olabilirsin ama sadece kendi ayrılık acını bilirsen sadece kendi ayrılık acın kadar yazabilirsin. Ama sen bir ayrılık acısını yazarken bir annenin oğlundan ayrılmasının acısını, bir mülteci kampındaki ayrılık acısını, ayrılığın içindeki tatlı acıyı bilirsen o tek bir ayrılık acısı olmuyor yazdığın. O zaman güçlü bir şey oluyor. Bildiğin, duyduğun zaman ayrılık acı oluyor." (K.H)

“Ne zamanlar yazıyorsun, yazma ritmin nedir?” Sorusuna yanıtı, “Genelde gündüzü yaşadığım ve gece enerjimi dağıtan bir şey olmadığı için gece çalışıyorum. Kitap yazım sürecim gece 01.00’de başlayıp sabah 08.00’e kadar sürüyordu. Gündüz de yazarım gerekirse. Mesela provada oyun metnini değiştirmem gerekiyor ve o an yazmak zorundayım. İşin romantizmi olmaz.” şeklinde oldu.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

“Hayatla yanlış yerden ilişki kurduğun zaman dışarda arıyorsun sorunun cevabını. Sürekli sizle tanışmak istiyorum diye mesaj geliyor ama zaten kitabımla, benle tanıştın. Yüz yüze tanışınca ne değişecek? Sözün gücü, kavuşmalardan güzel. Sözlere yerli yersiz sarılarak ihanet etmeyelim.” (K.H.)

İmza gününde gelen insanlardan bahsetti Meriç Mekik bize: İmza sırasında hem kadınlar hem de erkekler vardı. Kemal, kadınların duymak istediklerini; erkeklerin de söylemek istediklerini söylüyor. O yüzden hem kadınlar hem erkekler o kitabı okumak istiyor.

“Hayatla savaşırken, arkanda neleri bıraktığını hatırlamak, hatırlatmak gerekiyor. Bazen önemsiz dokunuşları fazla büyütüp o yaşını kaçırıyorsun. İnsan dediğin travmalarla dolu. Düşüyoruz, ağlıyoruz, kalkıyoruz. Kimseyi kendinden yukarıya koymamak gerekiyor. Kendini var etmek gerekiyor. Yerini bulmak gerekiyor. Yerini sevmek gerekiyor." (K.H.)

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Son soru “ilk roman”la ilgili oldu. “Bir yazarın ilk romanı için otobiyografik olur derler. Bu kitapta senin hayatından parçalar var mı? İnsan önce en iyi bildiğini ya da yakınlarda gördüğü bir şeyleri yazası gelir. Sen ne düşünüyorsun?” sorusuna Hamamcıoğlu’nun cevabı, “Etrafımdaki hikâyelerden beslenmekten öte, kitaptaki o çok sevme halinin bir karşılığı var bende. Ailenin nasıl bir şey olduğuyla ilgili koltuk kollarının bir karşılığı var. Hep kardeşimle ilişkim böyle bir şey, diyorlar bana. Benim kardeşimle ilişkim böyle bir şey değil ama kardeş ile olan ilişkinin nasıl olduğunu biliyorum. Kardeşimi yeni tanıyorum. O izin verirse, ben izin verirsem.” şeklinde oldu.

Meriç Mekik: Okurken o kadar içime işledi ki. Diyorsun ki, bu hissi, tutkuyu yaşamayan birisi bunu bu kadar gerçek olarak yazması mümkün değil. Sen ne kadar içinde hissediyorsan o kadar etkiliyorsun. Mesela benim her dönemde dinlerken kendimi başka bulduğum Kemal şiirleri oluyor. Hatta aynı şiir içinde bazı dönemler şiirin başka bir yeri etkiliyor, bazı dönemler başka şeyler yaşıyorum işte tam burası diyorum. Onun bende de bir karşılığı oluyor. Mesela Günaydın Bahar, bir yerinde umut var bir yerinde terk ediliş yani duygudan duyguya...

Meriç Mekik’e bu nokta okurlardan bir soru geldi: şiirde seni en çok etkileyen yer neresi? Çünkü benim de tekrar tekrar okuduğum bir yeri var. Ve evet ortak bir dize çıktı:

canı çekince sevenin, canı sıkılınca gidenin kalbimi yormasına izin vermeyeceğim.
dövüşmeyeceğim, küsmeyeceğim, sandalyenin ayaklarını sürümeyeceğim.
bu bahar.
bu yaz,
hiçbir kış.

“Okuyanı güçlü tutmaya çalışıyorum. Hiçbir zaman okuyan ağlasın, yerlerde sürünsün diye yazmıyorum. Zorluğun içinde de güçlü dursun istiyorum okuyan, yalnız değilmişim desin diye yazıyorum. Yalnız ya da yanlış değilsin. Kendine acımaktan vazgeç. Uyan!” (K.H.)

0
6312
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle