20 MAYIS, SALI, 2014

Karaşın uçbeyi: Ece Ayhan

Haydar Ergülen, Ece Ayhan hakkında yazdı… Yoksa mor külhani mi demeliydim, öyle ya ‘şiirimiz mor külhanidir’ de demiştir,  belki de ‘vakitsiz üsküdarlı’dır, ‘sivil şair’dir, ‘Ece Baba’dır, ‘İkinci Yeni’nin papazı’ olduğu bilinir, ‘sıkı şair’ olduğu da.

Karaşın uçbeyi: Ece Ayhan

Yoksa mor külhani mi demeliydim, öyle ya ‘şiirimiz mor külhanidir’ de demiştir,  belki de ‘vakitsiz üsküdarlı’dır, ‘sivil şair’dir, ‘Ece Baba’dır, ‘İkinci Yeni’nin papazı’ olduğu bilinir, ‘sıkı şair’ olduğu da. ‘Feminist şair’ olduğu da söylenmiştir ki, buna yürekten katılırım, hatta ilk feminist şairlerimizden olduğu da eklenmelidir buna. Marjinal şair diyen kendisi bilir, ama o ‘Ben şair değilim, tarihçi de değilim, etikçiyim’ demiştir. Ben de ona ‘sarışın osmanlı tarihçileri’ saptamasından mülhem, şiirin sarışınlarından uzak bir kara şiir yazdığı için, kendi deyimiyle ‘karaşın uçbeyi’’ demeyi yeğledim.

8 yıl önce yitirdiğimizde gazete manşetlerini hatırlıyorum, ‘şiirin efendisini yitirdik’ diyordu birinde. ‘Uçbeyi’ dese anlardım, hem de öyledir, ama ‘şiirin efendisi’ iki anlamıyla da uymaz Ece Ayhan’a. Ne hükmeden anlamında ne de uslu anlamında efendi değildir çünkü. Aykırıdır, ayrıksıdır, uçtadır, uçbeyidir. Oradan uçmuştur, kenardan söz almıştır ama söylediği her şey merkezi ziyadesiyle ilgilendirmiş, kaçınılmaz olarak merkeze düşmüştür. 50 yıl önce yayımladığı ilk kitabı Kınar Hanımın Denizleri’nden başlayarak, ‘sivil şiir’ demeyi tercih ettiği İkinci Yeni’ye, oradan şiirinin biricikliğiyle çıktığı yola, tek başına sürdürdüğü yolculuğun sonuna dek, evet, ‘cumhuriyetin en aykırı şairi’ olmuştur, belki de Nazım Hikmet’ten sonraki tek aykırı şairi de.

‘Mythopoesis’ (mitos oluşturma): Bu deyime Hasan Bülent Kahraman’ın bir yazısında rastlamıştım, Cemal Süreya için kullanıyordu: “Bir sanatçının bilinçli olarak imgelemsel önerilerini, bütün işleyişlerini kendisinin düzenlediği bir yaşam çerçevesi içine oturtması’ demekmiş. Örnekler arasında da James Joyce, W.B. Yeats, T.S.Eliot gibi Batılı büyük yazarlar, şairler vardı. Adı ‘mitos oluşturmak’ mıdır ‘söylencesini yaratmak’  mıdır bilmiyorum ama, hiç farkında olmadan, hatta bunu istemeden yapanlar arasında iki şair biliyorum, ikincisi Ece Ayhan. Diğeri de Sezai Karakoç. Fakat bu tanıma tam olarak uyduğunu düşündüğüm şairse Cemal Süreya. ‘Yüzleri giyotine abone’ üç şair, üç efsane.

Dersimiz: Ece Ayhan, konumuz: Meçhul Öğrenci Anıtı. Onun Devlet ve Tabiat ya da Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler (1973) kitabının, ‘Yort Savul’ ve ‘Yalınayak Şiirdir’le birlikte en ‘meşhur’ şiiri:

Buraya bakın, burada bu kara mermerin altında / Bir teneffüs daha yaşasaydı / Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür / Devlet dersinde öldürülmüştür.” Sarışın tarihçilere karşı solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine yazan bir karaşın şair olarak Ece Ayhan, ölümünün üstünden daha 10 yıl bile geçmemişken ‘devlet dersinde öldürülmüş çocuklar’ şiirinin ‘devlet dersinde’ okutulacağını herhalde hayal bile edemezdi. Tabii şiir yazınca o çocukların devlet tarafından katledilmesi son bulmuyor, okuyunca da. Taş atan çocukların cezalandırılması sürüyor, eh Ece Ayhan da şair değilim dese de şair sezgisiyle bu şiiri onlara da yazmış sayılır.

Başbakan ‘açılım kahvaltısı’na Ece Ayhan’ın şiiriyle başlayıp ‘Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim’ dizesiyle sürdürdü. Hem Ece Ayhan’ın şiirleriyle hem de tüzüklerle çarpışarak büyüyenlerin daha içeriden anlayabileceği bir şey bu. Ece Ayhan’ın şiirleri de ‘karşı-tüzük’ sayılır çünkü, ve tıpkı tüzükler gibi onlarla da ancak ‘çarpışarak’ bir ilişki kurulabilir, her zaman anlamaya doğru olmasa da hissetmeye doğru bir yakınlıktan söz ediyorum ilişki derken. Ece Ayhan’ın şiirleri her türden ‘çarpışma’nın şiirleridir çünkü, çarpması da ondandır.

Okur Ece Ayhan’ı mor kapaklı Devlet ve Tabiat kitabının adıyla, elbette rengiyle ve ‘Meçhul Öğrenci Anıtı’ şiiriyle tanıdı. Son yıllarda ‘Yort Savul’ şiirinin, ki 1976’da yayımlanmıştır, Deniz Gezmiş ve yoldaşları için yazılmış olduğu da yayıldı: “Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız / Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk”. Eskiden bir kabilesi vardı, adı ‘yalnızlar kabilesi’ ve çoğu yalnızca Ece Ayhan’ı severdi, başka şairleri yoktu, şimdi galiba Ece Ayhan’ın söyledikleri, şiirleri, yazıları, söyleşileri daha çok karşılığını buluyor gibi. Yine bir ‘çekirdek kabile’ var ama, ilgilisi, meraklısı daha fazlalaştı Ece Ayhan’ın. Ne de olsa bir şairden farklı o, “Daha yavuz bir belge var mıdır ha / Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?” diye acıyla ve kara kara soran biri. Öyle ya “Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler” diyebilmiş bir şaire devlet ne desin, tabiat ne desin, toplum ne desin, tarih ne desin? Ben olsam ‘haklısın’ derdim, derim.

0
1644
0
Fotoğraf: Dzesika Devic
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle