07 AĞUSTOS, ÇARŞAMBA, 2013

Herkes Gibi Yaşasana Sen…

Nurduran Duman yazdı… Berrak Bir Irmağın Sularına Dalları Değen Ağaç Yağmur Beklemez - Hayatı boyunca,  yazdığı dizelerle yüz binlerce insanın kalbine dokunan, ölümünden sonra da Türk Edebiyatı yaşadıkça, Türkçe var oldukça, demek ki sonsuza dek dokunmaya devam edecek olan bir insan, şiire vermediği zamanını ziyan mı etmiş olur?

Herkes Gibi Yaşasana Sen…

Berrak Bir Irmağın Sularına Dalları Değen Ağaç
Yağmur Beklemez

Hayatı boyunca,  yazdığı dizelerle yüz binlerce insanın kalbine dokunan, ölümünden sonra da Türk Edebiyatı yaşadıkça, Türkçe var oldukça, demek ki sonsuza dek dokunmaya devam edecek olan bir insan, şiire vermediği zamanını ziyan mı etmiş olur? Şiirin, gizli kapakları açan, algı kapılarını genişleten, sezdiren, öğreten, acıtan, ince ince işleyip zarifçe dokuyan o büyülü gücüyle zaten kendi şiirinde çoktan buluşmuş bu az bulunur şair ve seçilmiş insan, sadece şiir yazmak yetecekken, şiir de düşünmüşse… İmgelem gücü, kent atmosferi vb. pek çok öğeyle şiire getirdiği yenilikler, yeni ve doğurgan bir şiirin yolunu açmışsa, şiire verebileceği her şeyi vermemiş midir? Hatta tohumunu attığı bu şiiri daha sonra eleştirse bile. Her şairin şiire verebileceği her şey, her bir şair hayatının o hayata özgü tözünden çıkan göreceli bir şey değil midir? Kaybından dolayı canı yanan okur/şair unutmamalıdır ki her şair gibi Attila İlhan’ın da şiirle paylaşacağı zamanı, yaratıcılığı, emeği seçme hakkı vardır. Bu büyük şairin büyük şiirleri, hatta sadece o şiirlerden koparıp zihnimize kazıdığımız dizeleri, kalbimizi öyle çekip çevirmiş, dostluklarımızı, aşklarımızı, yerin yüzünü algılayışımızı çoğaltıp dünyamızı öyle büyütmüştür ki… İşte bu yüzden, daha fazlasını verseydi diye hayıflanmamız.

“gemiler sensiz gitsin bırak”

Şair ve aydın tam da böyle bir dizenin içinden geçerek başlarlar verebilecekleri her şeye.

Gemileri sensiz gönderemediğin için şair olursun.
Gemiler sensiz gidemedikleri için aydın.

Bu zorunlu yolculukta şair, öz varlığındaki her türlü silahla saldırır karşılaştığı yel değirmenlerine. Yel değirmeni yoksa rüzgârgülünü yaratır. Rüzgâr yoksa kendi nefesi ne güne durmaktadır? Şair dertlenecek, derdini dökecek, dert açacak ki iyileşsin. İyileşirken aynı zamanda iyileştirsin. Her gücü bir yana, yeter ki duygu, sezgi, bilinçaltı ile kol kola girebilsin. Aydın ise yaklaşır. Aydının sözcük anlamı ışık alır, ışığını verir; düşünce, bilgi, ille de bilinç elinde savaşsın. Aydın iyileştirecek ki iyileşsin.

Tarih boyunca şairi oturtacak yer konusunda çok sık şüpheye düşen, ona yerleşik bir ev kuramayan insanlığın, günümüz aydınını konumlandırdığı yeri de sorgulamak gerekir. Tabii günümüz dünyasında, akla karanın artık birbirinin içine bile girmediği, akın tamamen kara, karanın tamamen ak gösterilip öyle kabul ettirildiği gerçeğini de göz önünde bulundurarak. Hem böylece, kafası bulanık olmayan, her önüne konan bilgiyi araştırmadan hap gibi yutmayan, iletişim organlarının ve arsız güçlerin tapınılsın diye işaret ettiklerini tanrı bilmeyen gerçek aydınların da yeri belirlenmiş olur.

Zaman-mekân-cisim üçgenini varlığıyla gerçekten gerçekleyen aydın şair Attila İlhan, yaşamak önce gelir diyenlerdendi. Yaşadığı için yazdı ve yazmak için yapay ve her ne kadar bir şiirine “yanlış yaşamak” demişse de, yanlış yaşamalara ihtiyaç duymadı. Varlığının ve kendini ifade etme biçimi olarak seçtiği yöntemlerdeki yeteneklerinin tadını çıkarmış, kimliğinin, kim olduğunun hesaplaşmasını üşenmeden yapmış, kim olduğuna karar vermiş bir insandı. Zamanın, mekânın ve var olmanın dışına çıkıp, boşluğun keyfini sürme lüksünü hiç benimsemedi. Bilmenin, bilmeyi reddetmemenin acısını yaşamayı kabul edip, bilenin kederli ve ağır sorumluğunu temiz bir yürek ve cesur bir bilekle üstlendi. Ömür süresinin denk geldiği yılların içinde yol alan,  doğduğu, ait olduğu, ona ait olan toprakları; canım Türkiye’sini ve dünyayı ve aslında amaç edindiği insanlığın yaşadıklarını tam bir farkındalıkla algıladı, anladı, anlattı. Dünyaya ve insanlığa, bulunduğu yerden bakabilmeyi seçti ve gördüklerini, görmek istediklerini edebiyatın tam da içinden gelip içine giderek söyledi.

Başı güneşli ufuklara uzanmış, ayakları yere sağlam basan aydının kendi toprağında yakaladığı rüzgâr ile yeryüzüne şair coşkusu ve saflığıyla saçtığı ekinin, bileşik kesiridir Attila İlhan.

Bu çok dallı, kalın gövdeli, sağlam köklü çınarın toprağına döktüğü

edebiyat tohumlarının bazıları çoktan meyve vermişken pek çoğu da gelecek nesiller boyunca filizlenmek üzere sırasını beklemekte. Aydın Attila İlhan ise hiçbir yere gitmemiştir, hatta ölümde yaptığı zamanlama ile ülkesine ve dünyaya karşı olan son sorumluluğunu da yerine getirmiştir belki de. Tüm ömrü boyunca kendi tutarlılığı içinde ve korkusuzca söylediklerinin en çok tartışılıp anlaşılması gereken şu dönemde. 

“gemiler sensiz gitsin bırak”

Hamiş: Örnek birkaç soru.

Şairin kendinden yorulduğu “Ağustos Çıkmazı” adlı şiirinde geçen bu gemiler nasıl gemidir? Büyük müdür küçük mü? Ne taşırlar, nereye giderler? Boğazlar’dan geçerler mi? Geçerken tehlike saçarlar mı?  Bu konuda şair ne der aydın ne demelidir?
Hem şair hem de aydın olabilen, ya da hem aydın olup hem de şair kalabilen nerede durur? Durur mu? Aydın şair konuşmadan, anlatmadan, derdini anlatabileceği her yöntemi denemeden durabilir mi?..

“herkes gibi yaşasana sen
  işine gücün baksana"

0
1545
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle