18 OCAK, ÇARŞAMBA, 2017

“Her Yer Bize Gurbet”

Ayşe Kulin’in 1930’lar Almanya’sında başlayıp günümüz Türkiye’sine uzanan romanı Kanadı Kırık Kuşlar üzerine bir değerlendirme.

“Her Yer Bize Gurbet”

Romanı için seçtiği isimle Ayşe Kulin’in, karakterlerinin hayatlarını özetlediğini söylemek mümkün. Uçmak isteyip uçamayanların, uçmaya çalışırken de yaralanıp kanayanların hikâyesi Kanadı Kırık Kuşlar. “Kanadı kırık kuş her yerde diken üstünde yaşar” çünkü.

Roman, 1930’lar Almanya’sında başlayıp günümüz Türkiye’sine uzanan bir tarih dersi aynı zamanda.

Her yer bize gurbet” yorumu Yahudi asıllı Schlimann ailenin, üç kuşak süren durumunu vurucu bir şekilde anlatıyor. Hitler’in iktidara gelişi ile Almanya onlar için yaşanılır bir vatan olmaktan çıkınca, Gerhard Schlimann, karısı Elsa, çocukları Peter ve Susanne ile birlikte hayatlarını kurtarmak için, önce Zürih’e, Elsa’nın ailesinin yanına kaçıyorlar. Gerhard’a İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bir teklif gelince de Türkiye’ye yerleşiyorlar.

Ayşe Kulin, gerçekten yaşamış olan Almanların yaşam öykülerinden esinlenerek, bizi ünlü hukuk profesörü Ernst E. Hirsch, fizikçi Arthur von Hippel, besteci ve müzik eğitmeni Eduard Zuckmayer’in yanı sıra Türkiye’ye sığınmış daha pek çok Yahudi asıllı bilim ve sanat insanlarıyla tanıştırıyor.

Gelgelelim, hayatlarının akışını izlediğimiz aile, roman boyunca Schlimannlar olarak kalıyor hep. Zaman geçtikçe, Türkçe öğrenip Türklerle ilişki kuruyor, kültürü de kavramaya başlıyorlar. Gerhard ve Susanne Türkler gibi konuşmaya ve yaşamaya gayret ederken, Elsa ve Peter, Alman olduklarını hatırlatmakta ısrarcı oluyor. Yaşadıkları yer, her şeye karşın kimliklerini etkiliyor. Ermeni kökenli Madam, Atalaylar ve diğer komşularla sohbet ettikçe ve İstanbul’un farklı farklı mahallelerini gezdikçe, Schlimannlar gözümüzün önünde yavaş yavaş ‘Şilimanlar’a dönüşüyorlar. Uyruklar ve dinler birbirine karışıyor: “Biz Yahudi bir Alman çifttik ama Amerikalı bir oğlumuz, Türk kızımız, Hristiyan ve Müslüman torunlarımız var.”

Bu kimlik sorunu en hızlı Susanne’de netleşiyor: Kendini sadece “Suzan” ve “Suziş” olarak değil, “Atatürk’ün kızı” olarak tanımlıyor ve Türkleştikçe annesini üzüyor. Çocukluk aşkı Demir Atalay ile evlendiği gün, Türk-Müslüman olmaya doğru son adımını atmış oluyor. Memleketini Türkiye’de bulduğunu zanneden Suzan, ancak yıllar geçtikçe gurbetin Yahudilere daima eşlik eden bir ruh hali olduğunu anlayacaktır.

Romanın ikinci bölümünde Suzan ile Demir’in kızı Sude, sonra da Sude ile Korhan’ın kızı Esra çekiyor dikkatimizi. Dahası son bölümü 15 Temmuz darbe gecesine kadar, Suziş’in torunu Esra anlatıyor. Esra’nın, kayıtlara “Elsa Esra Atalay Solmaz” olarak geçmiş resmi kimliği ise şöyle ifade ediliyor: “Doğdukları topraklardan sırf din denen olgunun istismarı yüzünden kovulan Alman Yahudisi bir aileyle, Müslüman Türk bir başka ailenin, din istismarı yüzünden ülkesinde yaşamaya korkan üçüncü kuşaktan torunu ben.” Aile bireylerindeki herkes gibi o da nereye ait olduğunu hayatı boyunca bilmeyecek.

Schlimann/Şilimanlar ile 1930ların Almanya’sından 2016’nın Türkiye’sine bir yolculuk yaptıktan sonra, özel hayatların ve tarihin bütün sınavlarına rağmen, çok kültürlüğün “renkli bir kader” olduğunu güçlü bir şekilde hissediyoruz.

Ayşe Kulin yeni romanıyla Türkiye’ye kaçan Alman asıllı Yahudilerin hikâyesini anlatarak, her ülkede her an ortaya çıkabilecek faşizmin binbir yüzünü vurucu bir dille ifade etmeyi başarıyor. Ve etkileyici her hikâyede olduğu gibi, Ayşe Kulin’in Kanadı Kırık Kuşlar romanı da bize kalıcı bir ders veriyor: “vatanın da, dinin de sadece ve tamamen sevgi” olduğunu öğreterek.

Görseller: Nathan Wirth

0
16596
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle