22 TEMMUZ, ÇARŞAMBA, 2015

Hepimiz Yıldız Tozuyuz!

Zamanı gelince ölen ve parçalanan her yıldızın ardından atomları uzayda başıboş kalır. İşte bir zamanlar yaşayıp ölen yıldızlardan arda kalan atomların bir kısmı dünya gezegenini oluşturacak maddelerin içinde, suda ve toprakta toplandılar, tüm türlerin yaşam döngüsüne girdiler. O gün bugündür her insanı bu atomlar oluşturuyor ve insanın yaşamını devam ettirmek için tükettiği gıdalar da bu atomlardan oluşuyor. Heyecan duymamak zor… Gerçekten de yıldız tozuyuz! Öldükten sonra bizim de bedenlerimiz yıldızlar gibi toprağa karışacak ve bitkilerin hayvanların oluşumuna katılacak.

Hepimiz Yıldız Tozuyuz!

Yıldızlar ne kadar uzakta ve neden oluşuyorlar? Güneş neyle ısınıyor, yaşı kaç? Peki evren kaç yaşında, içinde bizden başkaları da var mı? Kara delik nedir, ya karanlık madde? Böyle sorular aklınızı mı kurcalıyor? Evrenin tarihi, genleşmesi, içindeki galaksiler, çoklu-evren, karanlık enerji ya da evrenin geleceği ya da doğanın yapısı ve basamakları gibi konuları merak mı ediyorsunuz? İşte size tüm bunları yalın bir dille anlatacak, bir çırpıda fikir edinmenizi sağlayacak bir kitap. Dünyaca tanınmış astrofizikçi Hubert Reeves"in yazdığı "Meraklısına Evren", Yapı Kredi Yayınları'nın 2010'da "Meraklısına Darwin" ile başlattığı "Öğrenmenin Yaşı Yok" dizisinden.

Daha önce "Kuşlar, Harika Kuşlar", "İlk Saniye", "Yeryüzünün Acısı", “Gökyüzü ve Yaşama İlişkin Yazılar" ve "Atomlara ve Galaksilere İlişkin Yazılar" adlı kitapları Türkçede yayımlanmış olan Hubert Reeves, Meraklısı İçin Evren için "bir manevi vasiyet" diyor, çünkü bu kitapta ondan sonra da içinde yaşamaya devam edecekleri şu koca evren ve tarihi hakkında torunlarına anlatmak istediklerini kaleme almış. Yazar kitabı oluştururken on dört yaş civarındaki çocuklara seslenmeyi seçmiş olsa da kozmos ve tarihi hakkında daha fazlasını öğrenmek isteyen herkes için hap niteliğinde bir kaynak hazırlamış. Meraklısına Evren, adı üstünde, kaç yaşında olursanız olun, meraklısına... Çağımızın en saygın bilim insanlarından biri olarak değerlendirilen Reeves, sırası geldiğinde torunlarının da bilgilerini kendilerinden sonrakilere aktarmalarına nasıl katkıda bulunabilirim amacıyla yola çıkmış ya, ilkin kimi yaz akşamları torunlarından biriyle şezlonglarına uzanıp gökyüzündeki yıldızları seyre dalarak ettikleri sohbetlerden etkilenmiş. "Kitabı yazdığım süre boyunca, bir yıldız kayması görebilmek için beklerken beni soru yağmuruna tutan çocuklarımla geçirdiğim ağustos akşamlarını yeniden yaşadığımı hissettim" diyor Reeves. Soru cevap biçiminde kurulmuş kitapta torunu soruyor Reeves yanıtlıyor. Aslında tüm sorular tek bir sorunun yanıtı için sorulmuş gibi.

“Dede evren nedir?”

Şimdi onun torunundan yapmasını istediği gibi biz de şezlongumuza ya da yatağımıza güzelce uzanalım, koltuğumuza yerleşelim ya da masamızın başına iyice kurulalım ve gözlerimizi kapayalım. Derin derin nefes alalım. Dikkatimizi bedenimizin her noktasına yönelterek: Ayaklarımıza, ellerimize, parmaklarımıza... Gözlerimize, kulaklarımıza, burnumuza... Tamam mı, oldu mu? Tüm bedenimizi hissediyor muyuz? Her birimiz için Evren işte burada başlıyormuş. Hissettiğimiz şeyde. İç dünyamızı ve dış dünyamızı algılamamızı sağlayan şeyde. Gecenin karanlığını, günün aydınlığını, üzerinde dolaştığımız yeryüzünü, yıldızları, güneşi, ayı... Biz Evren’in birer parçası...

Hepimiz yıldız tozuyuz sonuçta. Vücudumuzu oluşturan atomlar yıldızların içinde doğdular çünkü: Sıcaklığın milyonlarca derece olduğu merkezinde meydana gelen nükleer reaksiyonlar yıldızların gövdesinde biriken atomların ortaya çıkmasına yol açar. Zamanı gelince ölen ve parçalanan her yıldızın ardından bu atomlar uzayda başıboş kalır. İşte bir zamanlar yaşayıp ölen yıldızlardan arda kalan o atomların bir kısmı dünya gezegenini oluşturacak maddelerin içinde, suda ve toprakta toplandılar, tüm türlerin yaşam döngüsüne girdiler. O gün bugündür her insanı bu atomlar oluşturuyor ve insanın yaşamını devam ettirmek için tükettiği gıdalar da bu atomlardan oluşuyor. Heyecan duymamak zor… Gerçekten de yıldız tozuyuz! Öldükten sonra bizim de bedenlerimiz yıldızlar gibi toprağa karışacak ve bitkilerin hayvanların oluşumuna katılacak. “Atomlar ölmez” diyor Reeves, “Bütün gezegeni içine alan devasa bir döngüde sürekli olarak çevrime uğrarlar.” Üstelik bu çevrim yaklaşık beş milyar yıl sonra güneş ölünceye kadar sürecek. Bilim (alt ana asıl başlık olarak gökbilim) evreni açıklarken aslında bize kendimizi açıklıyor.

Tüm bu yanıtlara varabilmek için kullanılan buluşun tek kelime ile kolayca söylenmesi ne tuhaf, teleskop. Bugün çok güçlü teleskoplarla uzayda çekilen fotoğraflar sayesinde, ışık’a bakarak (rengine, hızına vb.) evrene ve insana ilişkin birçok sır açığa çıkarılmış durumda ve çıkarılmakta…

Zamanda yolculuk mümkün olsaydı birçok kişi makinasını edinmek isterdi kuşkusuz, ancak tarihçiler işlerini en iyi yapmak amacıyla bu yolculuğa geriye doğru çıkmak için sıraya girerlerdi herhalde. Oysa gökbilimciler bunu çoktandır yapabiliyorlar, evrenin tarihini yazmak için geriye gidebiliyorlar. Geçmişe bakmadan şimdine de kendine de bakamazsın. "Uzağa bakmak geçmişe bakmaktır” diyor Reeves. Bundan 4,5 milyar yıl önce Güneş’in doğumunda evrenin nasıl olduğunu öğrenmek için, bizden 4,5 milyar ışık yılı uzaktaki yıldızları çok güçlü teleskoplarla gözlemek yeterli. Yıldızların ışıkları yol alıyor çünkü. Bazı ışıklar evrenin başlangıcından bu yana yol almaktalar.

Reeves, astrofizikçilerin yaptığı işi insanlığın geçmişini çözmeye çalışan arkeologların çalışmalarına benzetiyor. Astrofizikçilerin de alanlarında çalışmalar yapabilmesi için arkeologların olmazsa olmaz kanıtları olan fosillere ihtiyaçları var. Gökbiliminde elbette ok uçları, tabletler ya da duvarlarına resimli yazılar kazınmış mağaralar yok. Buna karşılık evrenin hayatının değişik dönemlerinde salınmış ışınlar, kimi kozmik olaylarda ortaya çıkmış farklı atomlar benzer işlevi görmekte. Bu ışınların ve atomların her birinin bugün saptanıp değerlendirilebilen izleri kalmış durumda arkalarında. Bu izleri değerlendirmek için ise -Torun’un deyişiyle “dilini çıkardığı fotoğrafı olan adam”- Einstein’ın çalışmalarını bilmek gerek. 1917’de açıkladığı görelilik teorisi ile evrenin, eğer genleşiyorsa, aynı zamanda soğuduğu da ispatlanmış oluyor. Diğer yandan bir cisim ne kadar sıcaksa o kadar ışık yayar. Bir demirci atölyesinde ergiyen demir karanlıkta parıldar, önce kırmızıdır, sıcaklık arttıkça sarıya maviye dönüşür. Gökkuşağının renklerinden geçer ve giderek parlar. Soğudukça ise karanlıklaşır, kararır. Şu durumda, geriye gittikçe kozmosu oluşturan maddenin daha sıcak ve daha ışıklı olduğu görülecek ve yeterince geriye gidilirse ışığın olağanüstü olduğu bir ana, bir “flaş”a varılacaktır. Günümüzde “Big Bang” denen olayın anına.

Yazar kitap boyunca evreni tanıma anlama sürecine kafa yormuş emek vermiş birçok filozofa, bilim insanına ve onların görüşlerine yer vermekte. Örneğin “Big Bang” teorisinin ilk versiyonunun -elbette o zaman adı henüz konmuş değil- Belçikalı rahip Georges Lemaître (1894-1966) tarafından öne sürüldüğü pek de bilinen bir şey değil, ya da üstünde durulan. Lemaître “ilkel bir atom’dan başlayan evren giderek soğuyor ve yoğunluğunu kaybediyor” dediğinde zamanın bilim çevresi bu görüşü sahiplenmek şöyle dursun bu fikirden rahatsızlık duymuş.

Evrende yalnız mıyız? Torun’un, çok uzun zamandır insanların sora geldiği bu sorusuna, “Kanıtın yokluğu yokluğun kanıtı değildir” diyerek yanıt veriyor Reeves. İnsanlar çok uzun zamandan bu yana ne çok soru sormuş, onlara ne tuhaf yanıtlar bulmuş. Örneğin, gök gürültüsü nedir? Bizi affetmesi için diz çökerek yakarmamız gereken bir ilahi gücün öfkesi mi? Güneş tutulduğunda ejderhanın tekinin onu mideye indirdiği ve geri vermesi için kurban vermemiz gerektiği doğru mu? Kaynak suları su perileri onları serinlettiği için mi soğuk?..

Yazarın bu tür hayatın içinden ve elbette bilimle doğrudan ilişkili değinmeler, yeri gelince satır aralarına serpiştirdiği öykü ve efsanelerle bezediği kitap ilerledikçe, o güne değin belki de aklınıza tam olarak yatmamış konuların yazarın sade ve nokta atışlar yapmayı bilen diliyle zihninizde aydınlığa kavuşmasının verdiği -sanki ferahlatıcı- hazzı izlemeyi unutmayın. Değişik bir deneyim. Reeves’in önemli bir bilim insanı olmasının yanında öğrendiklerini ve mesleğinde uyguladıklarını insanlara anlatmayı iş edinmesi ve aşağıdaki sözünden de anlaşılacağı gibi şiir’i sevmesi büyük şans.

“Gökkubbeyi seyrederek düşüncelere dalmak ve yıldızlar arasındaki varlığımızı hissetmek hemen hemen herkeste içinde yaşadığımız bu gizemli Evren hakkında daha fazlasını öğrenme arzusu uyandırır. Burada sohbetimizin konusu bilim, ama o da şiiri dışlamıyor ki.”

Alıntı:

“Bu kitabın adı Victor Hugo’nun Büyükbaba Olma Sanatı’nı çağrıştırıyor bana. Eşlerin birlikteliğinin eski sağlamlığını yitirdiği dünyamızda, genellikle torunlarının yaşamına çok daha uzun süre eşlik eden büyükanne ve büyükbabalar onlar için önemli kılavuzlar haline geldi.

Yazmaya başlarken, kitaba verebileceğim sembolik değerin de bilincine vardım; bu bir manevi vasiyet olacaktı.”

Meraklısına Evren – Hubert Reeves – YKY

0
5100
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle