07 ŞUBAT, PERŞEMBE, 2019

“Hayat Denen İllet, Başlı Başına Bir İntibak Mahareti”

Nermin Yıldırım’ın dış dünyanın hem bir parçası hem de ta kendisi gibi görünen bir akıl hastanesinde, sığınacak yer arayanların hikâyesini anlattığı son romanı Misafir üzerine bir yazı.

“Hayat Denen İllet, Başlı Başına Bir İntibak Mahareti”

Birinin size “Normal olduğuna emin misin?” diye sorduğunu hayal edin. Herhalde cevabınız “Evet, az çok” olurdu. Fakat bunca kesin bir hâlden nasıl emin olabilirsiniz? Normallik ile delilik arasındaki çizgi nerededir? Eğer Nermin Yıldırım’ın Misafir romanını okursanız, “dünya” adındaki bu tımarhanede hepimizin birer misafir olduğunu anlayacaksınız. Peki o vakit yargılama hakkını kim kime veriyor? Ve bir akıl hastanesi duvarları dışındakilere sağlam deme gereği neden?

Fotoğraf: ANJA NIEMI ​

İki anlatıcı, okurları deliliğin farklı türleri ile tanıştırıyor. Anlatıcılardan biri romanın ana kurgusundaki 60 yaşındaki Rikkat Abla. Akıl hastanesinde hemşire olarak görevli. Kurum müdürü, oradaki hayatın olabildiğince normal geçmesini istiyor. Bu nedenle “tımarhane” ifadesi yerine “ev”, “misafirler”in tedavileriyle ilgilenenlerse “ablalar” ve “ağabeyler” ve bir “baba”. Başka bir deyişle bir mutlu aile. Zorlu bir çocukluk geçirmiş olan Rikkat Hanım da bu evde ötekiler gibi kolayca delirebilirdi. Ama artık hayatta olmayan annesi, akşamları geçmişiyle yüzleşmek üzere ziyaretine geldiğinde Rikkat Abla da kendi akıl sağlığı hakkında kuşkular duymaya başlar.

​İkinci anlatıcı Esin ise akıl hastanesindeki “misafirlerden” biri. Fakat buraya nasıl getirildiğini tam olarak hatırlamıyor. Esin, çevresindekilerle karşılaştırıldığında daha “normal” biri, varoluş sorunları hakkında düşünceleri ve keskin bir zekâsı var. Oda arkadaşı Canan da makul, mantıklı bir tartışma yapabilen fakat “ağabeylerden” biri ile ilişkisi katlanılmaz bir hal aldığındaysa buna bir son verebiliyor. Anlatıcılar Esin ile Rikkat Abla roman boyunca yaşam öykülerini geriye dönüşlerle anlatıyor ve geçmişten gelen bazı “misafirler”le karşılaşıyorlar.

Romanın ilerleyen bölümlerinde Rikkat Abla’nın tesadüfi bir karşılaşma sonucunda sıkıcı hayatı sonu gelmeyen, büyüleyici bir şiire dönüşüyor. Ve Esin de arkadaşı Adalı ile tutsak olduğu kapının dışına çıkınca, “dünya gözlerine yağıyor.”

​​Romanın da kast ettiği gibi aşkın daima böyle iyileştirici bir gücü var. Özellikle de “normal” diye bilinen bir toplum tarafından marjinalleştirilmişse insan.

Nermin Yıldırım’ın anlatım tarzı çok yoğun bir yazar. Kitabında okurlarına bir yandan kimliklerini yeniden tanımlama arzusu yaratıyor, bir yandan da onlara başarısızlıklarıyla yüzleştirerek bir çelişki yaşatıyor. Dışarıda özgür biri gibi dolaşırken gerçekte bir tutuklu gibi yaşayabileceğinizi gösteriyor. Bazen de aksine bir mekânda hapisken, pekâlâ mental olarak özgür olunabileceğini de.

​Bu roman yalnızlık, pişmanlık, yabancılaşma, cinnet ve ölüm öyküsü olarak okunabilir. Tüm bunlara eşzamanlı olarak romanda yazar tarafından açık bırakılmış pek çok kapı da var.

Misafir; şefkat, umutlar ve düşler, dayanışmanın gücü ve dostlukta hissedilen teselliye dair bir ders olarak anlaşılabilir.

Nermin Yıldırım, bize “içeri” ve “dışarı” arasındaki çizginin, gerçekte ne kadar ince olduğunu hissettiriyor. Bazen bir tımarhaneden sadece küçük bir adım uzaktasınızdır. Bu, normal olmadığınız için değil, herkes gibi olmadığınız için olabilir.

​​Bu roman, okura dilediği gibi farklı kalabilme dayanıklılığı sağlıyor. Bir çocuk gibi gülüp koşmayı ve “düne uzak, fakat yarına en yakın olan” diye hissettirdiği, o sarsılmaz ümide sahip olmayı öğütlüyor.

0
2045
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle