04 ARALIK, ÇARŞAMBA, 2013

Haiku -4-

Japon şiir sanatı Haiku hakkındaki yazı dizimize devam ediyoruz. Hakan Cem yazdı… Edebiyatımızda Haiku’ya ilgi, sözü edildiği gibi 1930’larda Garip Şiiri’yle başlasa da zamanla şiirimizin yelkenlerini farklı biçem rüzgârları dolduracak, şairler bambaşka kıyılara, şiir anlayışlarına ulaşacaklardır. Yine de şiirin o farklı kıyılarında, o günlerdeki Haiku çeviri esintileri de pek çok şairimize ulaşacak, onlar da kurallı ya da kuralsız, karınca kararınca,
Haiku’ların peşine düşeceklerdir.

Haiku -4-

Kyoto’dan İstanbul’a
Kısa Haiku Kısa


    Haiku’nun ülkemizde filizlenmesinin izlerini, Mehmet Can Doğan’ın “Haiku: Fantezi Değil, Gerçek” başlıklı yazısından sürüyoruz. 1931’de Avrupa’dan gelen Mehmet Raif’in Haiku adını verdiği ve Fikret Adil’in çıkardığı Artist dergisinde yayımladığı Haykay’lara rastlasa da Nurullah Ataç, 1930’ların ikinci yarısında Garip Şiiri ile Haiku arasında benzerlikler kurarak dikkatleri Orhan Veli’nin şiirlerinde toplayacaktır. Garip ile Haiku, kısalık, yalınlık, gündelik dilin ve konuların kullanılması gibi özellikleriyle birbirlerine yakın duruyorlardı. Orhan Veli’nin, Haiku’nun: ‘5-7-5 / ne söyleyeceksen 17 nefeste söyle!’ kuralını uygulayarak yazdığı şiirler de yerli Haiku adına edebiyatımızda seçkin bir örnek oluşturdu.

 Yosun kokusu / Ve bir tabak karides / Sandıkburnu’nda

***

 Gemliğe doğru / Denizi göreceksin / Sakın şaşırma


    Edebiyatımızda Haiku’ya ilgi, sözü edildiği gibi 1930’larda Garip Şiiri’yle başlasa da zamanla şiirimizin yelkenlerini farklı biçem rüzgârları dolduracak, şairler bambaşka kıyılara, şiir anlayışlarına ulaşacaklardır. Yine de şiirin o farklı kıyılarında, o günlerdeki Haiku çeviri esintileri de pek çok şairimize ulaşacak, onlar da kurallı ya da kuralsız, karınca kararınca, Haiku’ların peşine düşeceklerdir. Yazımıza da eşlik eden eden L. Sami Akalın’ın, Varlık Yayınları’ndan çıkan Japon Şiiri (1962) adlı tarih ve antoloji kitabı da Haiku’nun anavatanındaki filizlenişi ve gelişimini izlemek açısından Türk şair ve şiir severler için bir başvuru kitabı niteliğinde olmuştur. Ayrıca, Sabahattin Eyüboğlu’nun, Cevap Çapan’ın Haiku’nun ustaları Matsuo Başo, Taniguçi Buson, Kobayashi İssa  Masaoka Şiki’den ve daha pek çok Haijin’den (Haiku şairi) çevirileri, edebiyatımızda önemli örnekler

olmuştur. Sonraları, 1993’te Oruç Aruoba, Stryk’ın derleme çevirisi aracılığıyla Haiku’nun ustası kabul edilen Matsuo Başo’yla tanışacak, kalemi gıcıklanacak; Varlık Yayınları’ndan önce Başo-Haiku (1993) sonra da Ne Ki Hiç Haiku (1996 Oruç Aruoba) kitapları gelecek; yeni kuşaklara Haiku heyecanını aşılayacaktır. (Aruoba, bu iki kitabından sonra, Başo-Haiku kitabının genişletilmiş ve yeniden düzenlenmiş şeklini Başo-Kelebek Düşleri (Metis 2008) adıyla yeniden yayımlayacaktır.)  Ancak tüm bunlardan önce Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Cevat Çapan, Ahmet Necdet, Coşkun Yerli, İhsan Üren, Güven Turan, Gültekin Emre, Numan Baranus, Sina Akyol, gibi şairler Haiku tadındaki esintileri kitaplarına zaten taşımışlardı. Haiku ile tanışır tanışmaz kalemi gıcıklanan Oruç Aruoba, yukarıda sözünü ettiğim Başo-Haiku çevirisi ile kendi Haiku’larını yayımladıktan sonra pek çok yeni kalemin de gıcıklanmasına neden olur. Kadir Aydemir, Gökçenur Ç. Melisa Gürpınar, Serdar Ünver, Adil İzci, Hakan Cem, Turgay Kantürk, Pelin Özer, Yelda Karataş ( 2007 Japonya Uluslar arası 10. Mainichi Haiku Büyük Ödülü sahibi) İsmail Uyaroğlu, Erol Özyiğit, bunlardan bazıları...  

    Önceden sözünü ettiğim gibi, 1990’lı yılların sonunda Enis Batur’un, Issız Dönme Dolap İçbükeyler adlı kitabında yazdığı: “kişinin iyi bir Haiku yazabilmesi için; oturduğu evden dinlediği müziğe, kullandığı silahtan yüzyılların doğurduğu ekonomiye kadar neredeyse Japon olması gerektiği” görüşüne paralel pek çok şair de kitaplarında Haiku anlayışıyla yer verdikleri şiirlerini: “Haiku Hayranlıkları / Haiku Gibi / Haikuca / Alçak Gönüllü Hai-kai’ler /  Haiku Tadında” gibi başlıklarla seslendireceklerdir.  Bu tanımlamalara karşın yine de pek çok şairimiz, Japon şairlerini aratmayacak Haiku’lar da yazdılar. Örnekle Yelda Karataş. Yazmakla kalmayıp, Japonya’nın 2007 Uluslararası 10. Mainichi Haiku Büyük Ödülü’nü de aldı:

Ölüme ne kadar yakın / Unutulmaz çocukluğumun / Ağır çiçekli ıhlamur ağacı

     Seçici Kurul üyesi Profesör Dr. Toru Haga’nın, Karataş’ın Haiku’su için yaptığı açıklama, Enis Batur’un kabul gören saptamasının yanında, Haiku’da, yeryüzü coğrafyasındaki şairlerin ortak kültürünün ya da kimliğinin ‘doğa’ olduğunun bilincini de imliyordu. Dr. Haga: “ Sayın Karataş, Heian dönemi şairlerinin yazdığı gibi uzun zaman önce birileri tarafından giyilen bir gömleğin yenine sinmiş parfüm kokusunu değil, çiçekler açtığında ağaçların arasında oyun oynadığımız o masum günleri anımsatıyor.  Onunki acı veren ve hüzünlü ama bir o kadar da güzel bir Haiku” diyecektir.

Haiku Çocukları

    Ülkemizdeki Haiku serüveninin, çocuklarla ilgili gözlerden kaçan iki heyecan verici olayı da var. İlki İstanbul’da, Dr. Tevfik Sağlam İlköğretim Okulu’nda. 4/C sınıf öğretmeni Şengül Karaca, sınıfıyla kotardığı ve Can Yayınları’nca yayımlanan (2011) Haiku kitabında anlatıyor. Öğrencileriyle, Orhan Veli’nin: “gemliğe doğru / denizi göreceksin / sakın şaşırma” Haiku kurallarını gözeterek yazdığı bu şiirinden yola çıkarak, sınıfta: “Göster ama söyleme!” diyaloğunu yaratmışlar. Bu diyalog, çocukların Haiku aracılığıyla sıradan olaylar
içinde bir “an” yakalamaları ve öğrenme biçimlerini etkilemiş. Şengül Karaca kitapta, ses, hece, kelime kavramlarını karıştıran ve öğrenme zorluğu çeken çocuklarda Haiku’nun kavramada etkili bir yönteme dönüştüğünün de altını çiziyor. Öğrencilerin yazdıkları Haiku’lardan oluşan kitabın sonunda, onların Haiku için düşünceleri de yer almış. Kimisi:

“Haiku bana anlamayı, dinlemeyi, bilgi geliştirmeyi, insanlarla iletişimi kazandırdı” derken,

kimisi de: “Haiku sayesinde artık kuvvetli düşünüyor ve algılıyorum. Haiku bana sevinmeyi ve mutlu olmayı öğretti” diyordu. Gözde Esen adlı öğrencinin kitapta yer alan bir Haiku’su:

Yağmur damladı
Çatının üzerine-
Kış gecesinde!


     İkinci heyecansa bir Haiku atölyesi. 2013 Mayıs ayında Bursa Nilüfer Belediyesi Nazım Hikmet Kültürevi Şiir Kütüphanesi’nde gerçekleşen “Haiku” başlıklı söyleşi öncesi, iki gün süren bu atölyede: Sina Akyol, ben ve Gültekin Emre öğretim kurumlarından gelen çocuklarla buluşmuş, Haiku yapısını onlarla paylaştıktan sonra onlardan, önce iki dize, sonra tek dize vererek Haiku’ya evrilmelerini istemiştik...  5-7-5 heyecanıyla geçen iki günün sonunda, Bursa İnkaya/Ulu Çınar’ın eteklerindeki çocuklar, parmak hesabının da mutluluğuyla (Go-Schici-Go) kendi Haiku’larını yazmışlardı.

Pek çok Haiku’dan  üç tanesi:

Ölüm geliyor-                                        Kar yağıyordu                             Gökte yüzen
Islak toprak kokusu                               Dışarıda soğuk soğuk-                Bir balık türüdür
Sonsuz uykuda.                                     Çocuk oynuyor!                           Kuşlar.

(Emre Satı 7. Sınıf)                               (Ulaş Salgın 2.sınıf)                   (Eylül Sude 5.Sınıf)


İşte, böylesine haylaz bir çocuktur “Haiku!”

Kaleminiz, Aruoba’nın kalemi gibi gıcıklanırsa vay halinize!

(…)

Son Söz Diye

     Başo’nun, ruhunu Zen Budizm’le yoğurduğu Haiku, az sözle anlam katmanları oluştururken günümüzde de insana dokunmaya devam ediyor. Kalabalıklar arasında yalnızlaşan bireyin kendiyle dopdolu bedeni,  boğulduğu yoğunluğun içinde yüzüyor…

Okyanustan habersiz / Bir balık gibi / Zamanın içinde insan!

0
3173
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle