29 NİSAN, PAZARTESİ, 2013

Gündüz Vassaf’tan Bir Köprü Öyküsü

Hâle Seval “Mostari Bir Köprü Bekçisinin Günlüğü” hakkında yazdı…
Gündüz Vassaf’ı kavramların ve otoritenin yaratmış olduğu totalitarizme olan karşı çıkışlarıyla tanırız. Bütün bunlara ek, Annem Belkıs kitabıyla. Annem Belkıs’ta sıra dışı bir kadını bize tanıtmış, onun öğrenim hayatındaki çizgisel yükselişi anlatırken, bir zamansal yolculuğa da çıkarmıştır. Leventnâme adlı eserin de ise, bir semtin belleğimizden silinen izlerini yeniden canlandırır. Geçmişin kaybolan evlerinde ve sokaklarında dolaşır, dolaştırır.

 


Gündüz Vassaf’tan Bir Köprü Öyküsü

Gündüz Vassaf’ı kavramların ve otoritenin yaratmış olduğu totalitarizme olan karşı çıkışlarıyla tanırız. Bütün bunlara ek, Annem Belkıs kitabıyla. Annem Belkıs’ta sıra dışı bir kadını bize tanıtmış, onun öğrenim hayatındaki çizgisel yükselişi anlatırken, bir zamansal yolculuğa da çıkarmıştır. Leventnâme adlı eserin de ise, bir semtin belleğimizden silinen izlerini yeniden canlandırır. Geçmişin kaybolan evlerinde ve sokaklarında dolaşır, dolaştırır.

Gündüz Vassaf Mostari Bir Köprü Bekçisinin Günlüğü adlı eserinde, nesnelerin ve duyguların dünyasına bir düzen getiren sözcüklerin oyun alanında esir olur. Vassaf, Cehennme Övgü adlı kitabında sözcükleri “karşılıklı, birbirine bağımlı bir yaşamı desteklemek amacıyla iletişimi kolaylaştırmak için yapay kurgular” olarak tarif etse de sözcükler, duygu ve düşünmeyi aktaran anlam yüklü oluşumlardır. Betül Çotuksöken “dilin zenginliği, dilde varolanın, düşünmede ve dışdünyada varolanlar arasında yoğun ilişki ağları kurmasıyla ancak mümkün” olduğunu söyler. Gündüz Vassaf Mostari adlı eserinde, sözcükleri şiirsel bir üslupla kullanarak, Mostar Köprüsü’ne olan aşkını, onu Bir Köprü Bekçisi’ne dönüştürdüğü günleri anlatır.

Geçtiğimiz son yirmi yılda Avrupa’nın ortasında savaşın, soykırımın yaşadığı bir vahşete tüm dünya tanık olmuştu. Saraybosna’da Boşnaklar, Kosova’da Arnavutlar etnik soykırımın içinde yaşadı, varolma mücadelesi verdiler. Şimdi Balkanlarda sadece kabristanlarda değil, her yolun kenarında bir çok mezar bulunur. Savaşın izleri silinmeye çalışılsa da her adım başında bulunan bir mezar, yaşanılan hüzün dolu yılları hatırlatır. “Uçaktan Bulutlar…bulutlar…bulutlar…Alçalmaya başladık. Beyaz bulutların arasında, ani açıklıkta, havaalanı yerine sıra sıra beyaz taşlar…mezarlıklar. Karadan Saraybosna-Mostar yolu. Mezarlıklar arası yaşam. Evlerin bahçeleri mezar. Dağlar mezar. Ovalar mezar. Oyuk oyuk, kurşun yaralı, savaş malulü binalar. Taşların altında savaş kurbanı insanlar.” (s.15)

Saraybosna’ya bir saatlik uzaklıktaki Mostar’da, Neretva Nehrinin üzerinde bir gelin alayı gibi duran Mostar Köprüsü, Gündüz Vassaf’ın yeni bir varoluş yakalamasına neden olan bir mekândır. Gündüz

Vassaf’ın yeni çıkan kitabı Mostari Bir Köprü Bekçisinin Günlüğü’nde, Köprü sadece topoğrafik bir yer değil, anıları üreten, anıları barındıran, geleceğe açılan, anı yaşatan, dünyaya seslenen,  kişinin iç dünyasını yansıtan bir yer olarak karşımızdadır. Şiirsel bir dil içeren kitapta Mostar Köprüsü, sadece Neretva Nehrinin üzerindeki bir köprü (dış gerçekliğin) değil, büyük ölçüde iç gerçekliğin ortaya çıkmasına, yansıtılmasına aracı olduğunu gerçeğini gözler önüne serer.

Balkanlar hakkında ekonomik, tarihi, sosyal bilgiler veren Mostari adlı eser aynı zamanda yazarın kendi dünyası hakkında da bazı gerçeklikleri içerir. “Maria’dan e-posta: “Nerdesin? Geldim. Yerinde yoktun. İki gündür görüşemedik.” Köprü. Maria. İkisi birden olmuyor.” Mostari seçimini yapar mı dersiniz?  Mekânsal ve tensel aşk bir yerde Köprübaşında kesişir mi? Kim bilebilir ki? “Burada ne yaşamaya acelem var ne de ölmeye” ( s.240) diyen Mostari için aşk bir vecd haliyse, tüm kimliklerimizden sıyrılmaksa, Mostari olmaktan sıyrıldığı geceler de vardır. Mostari, köprüsünden bir-iki günlüğüne ayrılır mı dersiniz? Onun için mi kardeşi olmaya özlem duyar, nöbetini devretmek için. “Kardeşim olsun isterdim. Nöbetimi devalacak, Köprü rüyamdan uyandırıp, Beni yoluma koyacak” ( s.282)

Deneme, anı, roman, günlük gibi çeşitli türleri içinde barındıran Mostari Bir Köprü Bekçisinin Günlüğü adlı eserde, mekânı çevresel mekân ve algısal mekân olarak iki ana başlık altında ele almamız olanaklıdır. Köprünün iki yakasında Halebija ve  Tara’da gece ve gündüz köprü çevresi ve üzerinde meydana gelen olaylar okuyucuya, Mostari’nin bir gözlemi olarak aktarılır. Kahvecisi, dondurmacı güzel kız, elbette Mostar Köprüsü kadar ilgi çeken kızıl saçlı Maria, bir geleneği devam ettirerek Neretva’nın soğuk sularına atlayan gençler hep köprü hâlesinde ola gelen olayları ve insanları imler. “Köprü’den sabahın üçüncü atlayışı. Taa baştan beri gençler atlarmış suya. İlk Mostari kaydı 1667’den. Evliya çelebi’yi de etkilemiş.” (s. 60)  Bütün bu anlatılar mekâna, Mostar Köprüsüne ayrı bir anlam yükleyerek, köprüye ruhunu geri kazandırır. Gündüz Vassaf köprüden, köprünün tarihinden bahsederken “an”ı, geçmiş ve gelecek ile birleştirir. Zamanın tüm bileşenleri, Mostari’nin, gece-gündüz demeden tutmuş olduğu nöbette, yanından ayırmadığı küçük not defterinde buluşur.


Gündüz Vassaf  Kürşad Oğuz’la yapmış olduğu Gündüz Feneri adlı nehir söyleşi kitabını bir mezar taşı olarak niteler. Bugüne kadar gelen hayat yolculuğundaki her şey anlatılmış, tüm gerçekler tüm çıplaklığıyla konuşularak okuyucuyla paylaşılmıştır. Yeni bir hayat ve yeni bir başlangıç gerekir ama, yazarın unuttuğu kendi kişisel tarihimizin sayfalarından hiçbir zaman kaçamayacağımızdır. Anılardan ve yaşanılanlardan, özellikle de çocukluk anılarına bir mezar taşı seçsek de peşimizi bırakır mı?  “Hala anahtar deniliyor. Büyüyünce sokakta kalacağım kaygısı. Annemle babam, ufakken bana dünyayı dolaştırdıklarında kaldığımız otellerin anahtarlarını toplardım.” (s.274)

Mostari’nin izin günü vardır ve o izin gününde aşk ona kapısını açar. “başka diyara yolculuk,/ bir roman, içinde dolaşılan,/ ilk bakışta aşk sana yatağını açan.”(S.273) Ya aidiyet duygusu, ondan sıyrılabilir mi Gündüz Vassaf? Hiç sanmıyorum. Bir dünyalı olmak, yeryüzü coğrafyasının bir avuç toprak parçasının koynunda, başındaki mezar taşında “Bir Adam” veya “Bir Kadın” yazan bir taşın gölgesinde uyumaktır. Oysa Vassaf, yükseklik korkusu paranoya ile birleştiğinde kimliğine sarılır. “Yükseklik korkum paranoyayla birleşti. Kimliğimi üstümde taşımaya başladım. Bulunursan tanısınlar. Kulenin arkasında gölge. Ses mi duydum? Köprü’nün gece yarısı seslerini biliyorum. Uyarı mektupları alalı bir saat oldu. Nöbeti terk edemem. Karanlıkta sessizlik.” (s.231)

Gündüz Vassaf alışageldiği, artık sıradanlaşan yaşam alanlarından kaçmak, tarihin içerisinde bir yere sığınarak yeni anılar üretmek, orada yeni bir varoluş yakalamayı ister ve bunu da Neretva’nın yeşil ve soğuk sularının üzerinde,  456 kalıp taşıyla kurulmuş Mostar Köprüsü ile yapar. “Eski Köprü: 99 Basamak, 450 taş. Yeni Köprü: 93 basamak, 456 Taş.” (s.262) Mostar Köprüsünün ölümünü hatırlayan var mı? Hatırlanmaz o tarih. Köprü küllerinden doğar. “Mostar Köprüsü. Öldürüldü. Küllerinden doğurdular yenisini.”(s.263)

Mostari, Mostar Köprüsü’nü odak noktası alarak, içinde bulunduğu o mekândan yazdıklarıyla okuyucuya dünyaya, başka yerlere, başka köprülere, başka insanlara doğru bir yolculuğa çıkarır. Okuyucu Mostar’dadır, Köprünün ayakları ucunda ama başka coğrafyalar, tarihin yazılan sayfaları hep yanı başındadır. Yazar, Mostari adlı

eseriyle bizlere başka yerlerdeki hayatın soluğunu duyurur, bizi uykumuzdan uyandırır. “Son Kartacalı Hannibal. Mezar Gebze’de. Roma lejyonlarının seni kuşattığını, Yüzünden boşalttığın zehirle intihar ettiğini, Kim hatırlar? Kim umursar? Tarihin tozunu alıp, hatırlatmalı mıyım, Kartacalıların sonunu? Acı tellalları unutturmasın, acıyı, iktidarsız kaldığımızda eğlenmenin/ sevişmenin/  sevinçle haykırarak “Yaşıyorum” demenin (kendiliğinden hak edilmiş) coşkusunu.” (s.152)

Sadece kitabı okuma süresi boyunca değil, kitabın sayfalarını kapadıktan sonra da Mostar Köprüsü Mostar’siyle hep varolur. “Mostarlıların Neretva rengi gözleri. Saydam. Macaristan, Avustralya, İskandinavya ya da Adapazarı…Savaşın savurduğu Mostarlıları gözleriden her yerde tanıyabilirim. Saydam dedim. O denli saydam ki ifadesiz. Yoksa Mostarlı mı olmak lazım Mostarlıların bakışını anlayabilmek için.” (s.117) Mostari Halebija Akşam’ına şu notları yazar. “Tara’dan Halebija’ya mutat Mostari turur. Karagöz Bey Medresesi bahçesinde, taşları istanbul’da alıştığımdan heybetli, Osmanlı mezarlarının yanında yürüdüm. Lucki Most Köprüsü’nden geçtim. Demin Tara’daki nöbet yerimin karşsıında, Hlebija ayağındayım. Ermin el salladı. Kollarımızı uzanabileceği kadar yükselttik. Aramızda kalabalık İspanyol grubu. Neretva’da mehtap. (s.115) 

30 Kasım, Çarşamba, Köprü onu azad etmiştir. Mostari nöbetten ayrılır. Mostar otobüs garında bir sarı zarf verilir eline. “Burada işin bitti. Senin olsun otobüs bileti. Sarı bir zarf verdi. Yolda okursun” Ne yazıyor dersiniz o zarfın içinde? “(…) Prenses her akşam kulesinden bakar. Ne zaman baksa asker nöbettedir. Yağmurda, karda, rüzgârda bekler.” (s. 358) Ya mektubun devamı…Yazar, uzun “hikâyenin ne anlama geldiğini bana sormayın” diyor. Her okuyucu kendisi bulsun, sarı zarfın içinde yazanların ne anlam geldiğini.


Mostari
Bir Köprü Bekçisinin Günlüğü
YKY,  s.365, 2013

0
2144
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle