02 TEMMUZ, ÇARŞAMBA, 2014

Edebiyatçı Sofraları

Hakan Güngör meşhur edebiyatçı sofralarını ve bu sofraların tanık oldukları hakkında yazdı…


Nice sanat eserinin tohumları bu sofralarda atılır, nice eser bu sofralarda eleştirilerek son halini alır. Türkiye'de de bir sanat tarihi yazılacaksa, bu aydınların bir araya geldiği rakı sofraları göz ardı edilerek yazılamaz.

Edebiyatçı Sofraları

Sanatla içkinin yolu bazen kültür sanatın konuşulduğu içki sofralarında kesişir. Özellikle rakı sofraları zaman zaman sanatın üretildiği, konuşulduğu yerler olur. Nice sanat eserinin tohumları bu sofralarda atılır, nice eser bu sofralarda eleştirilerek son halini alır. Türkiye'de de bir sanat tarihi yazılacaksa, bu aydınların bir araya geldiği rakı sofraları göz ardı edilerek yazılamaz.

Kemal Tahir ve Aziz Nesin’in Bağırışmaları

60'lı yıllarda Türkiye'de sanat ve siyaset iki büyük yazarın evinde nefes alırdı: Aziz Nesin ve Kemal Tahir'in evleri. Sık sık bir araya gelinen bu iki evin mutat konukları arasında Metin Erksan, Lütfi Akad, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Atilla Tokatlı, Selahattin Hilav, Çiğdem Tunç, Celal Sılay, İsmet Bozdağ vardı. Bazen sert tartışmalara sahne olan toplantılara Nesin ve Tahir'in hakim olduğu görülürdü. Sinemanın, şiirin, öykü ve romanların konuşulduğu bu toplantılarda konu siyasete geldiğinde sesler de masanın tansiyonu gibi yükselirdi. Öyle ki, Aziz Nesin'in o yıllarda küçük bir çocuk olan oğlu Ahmet Nesin bir gün Kemal Tahir'in sesinin çok yükseldiğini ve ağzından küfürler saçıldığını duyduğunda annesine "Kemal Dedem, Babam’a küstü mü Anne, bir daha Kemal Dedemlere gitmeyecek miyiz?" diye sormuştu. Ahmet Nesin, Kemal Tahir'in "günaydın" sözünü dahi böyle yüksek sesle söylediğini ve küfre de günlük konuşmalarında sık sık yer verdiğini sonraki yıllarda anlayabilecekti. Toplantılara mutat konuklar dışında farklı isimlerin katıldığı da olurdu. Sonraki yıllarda Aziz Nesin'e zaman zaman eşlik eden isimler arasında İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu da vardı.

Konuşulanlar Köşe Yazılarına Konu Oluyordu

1977 yılı itibariyle Kadıköy'de bir rakı sofrası kuruluyordu.  Cemal Süreya'nın öncülüğünde bir araya gelen grup her perşembe Kadıköy’deki Hatay Meyhanesi’nde toplanıyordu. Aydınların haftanın yorgunluğunu birlikte attıkları ve neredeyse hiç siyaset konuşmadıkları bu toplantılar şiirler ve fıkralarla renklenirdi. Sık sık kahkahaların yükseldiği toplantılarda Süreya'nın yanı sıra Asım Bezirci, Muzaffer Buyrukçu, Tuğrul Tanyol, Abdulkadir Bulut, Atilla Tokatlı gibi isimler yer alıyordu. Eşlerin de yer aldığı bu kalabalık toplantılarda konuşulanlar köşe yazılarına, güncelere taşıyordu. Masanın önemli isimlerinden Abdülkadir Bulut feci bir kazada hayatını kaybetti. Bir minibüs yolculuğu sırasında kapının hemen yanına oturan Bulut, minibüsün kapısının beklenmedik bir anda açılmasıyla minibüsten düşmüştü. Bu acı haberi alan Ahmet Nesin soluğu Hatay Meyhanesi'nde almış ve kadehleri ardı ardına devirmeye başlamıştı. Onu gören Cemal Süreya bir sorun olduğunu anlamış ve hemen ne olduğunu sormuştu. Olanları öğrenen Süreya da, yakın

dostunu kaybetmenin acısıyla Ahmet Nesin'e katılmış ve kadehini Bulut için kaldırmıştı.  Aradan bir kaç gün geçmişti ki, Aziz Nesin oğlu Ahmet Nesin'e hiç ummadığı bir çıkış yaptı: "Hani eskisi gibi içmiyordun sen!" Ahmet Nesin gerçekten de babasına uzun süredir eskisi gibi içmediğini söylemişti, bir an ne diyeceğini bilemedi ve şaşkınlıkla "Baba artık ardıma adam mı takmaya başladın" dedi. Aziz Nesin, "Adam takmaya ne gerek var, Cemal Süreya köşesinde yazmış" yanıtını verdi. Süreya yakın dostu Bulut'un ölüm haberini nasıl aldığını yazmış ve Nesin'in içki alışkanlığının devam ettiği böylece ortaya çıkmıştı.

Fazıl Hüsnü’yü Kim “Zehirledi”?

Hatay Meyhanesi'ndeki bu toplantılara bir gün sürpriz bir isim katılır: Fazıl Hüsnü Dağlarca. Usta şairin Hatay Meyhanesi'ne geldiği gün Necip Fazıl Kısakürek hayata gözlerini yummuştu ve elbette ki konu Necip Fazıl ve şiirleriydi. Rakılar yeni kadehlere konuyordu ki, Necip Fazıl'ın ardından "Türk şiiri çok önemli bir şairini kaybetti" denir. Fazıl Hüsnü bu söz karşısında müthiş öfkelenir ve haykırır: "Nereden Türk şiiri önemli bir şairini kaybediyormuş!" Tartışma büyür. Masa ikiye ayrılmıştır. Saatlerce Necip Fazıl'ın şiiri ve yaşamı tartışılır. Dağlarca bir süre sonra daha fazla dayanamaz ve masayı terkeder. Eve varınca müthiş bir mide ağrısı duyar. Dayanılmaz sancıları ertesi gün de devam ederken hınçla  "Beni Hatay Meyhanesi'nde zehirlediler" diye haykırır ve bir daha perşembe toplantılarına katılmaz.

Refik Durbaş Minibüste Sızınca

70'li yılların sonunda gelinen diğer rakı sofrası Kadıköy'deki Fıçı Restorant'ta, kimi zaman da Olimpiyat Meyhanesi'nde bir araya geliyordu. Fıçı ekibinde Refik Durbaş, Atilla Tokatlı, Reha Öz, Ahmet Nesin, Selahattin Hilav, Mehmet Sönmez, Murat Belge, Selçuk Batur, Aydın Hatipoğlu, Eray Canberk gibi isimler vardı. Geceler Eray Canberk'in söylediği Klasik Türk Müziği eserleriyle şenleniyordu. Elbette içkinin şişede durduğu gibi durmadığının örnekleri de sık sık ortaya çıkıyordu. Bir gün, o yıllarda Harem'de bir otelde yaşayan Refik Durbaş önce Olimpiyat’ta, ardından Fıçı'da öyle içmişti ki, Gazanfer Bilge'nin otobüs firmasına ait bir minibüsle otele ucuza döneceğini düşünürken tam 6 katı para vermişti. Durbaş minibüste sızmış, bu sırada minibüs 6 sefer yapmış, Durbaş'tan da bu seferlerin tamamının parasını almışlardı. Fıçı Restorant'ın bir müdavimi de Ressam Cevat Dereli'ydi. Sohbetlere pek müdahil olmaz, daha çok sessizce dinleyip boyalı elleriyle tuttuğu kadehindeki rakısını yudumlardı. O yıllarda Büyükada'da yaşayan Can Yücel de haftada bir İstanbul'a gelir ve o da zaman zaman ekibe dahil olurdu.

0
1552
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle