15 EKİM, SALI, 2013

Dağlarca’ya mektup

2008 yılında bugün yitirdiğimiz büyük şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca'ya (26 Ağustos 1914-15 Ekim 2008) mektup... Haydar Ergülen yazdı... Üstadım, Galiba hayatta ve dahi yazıda ilk kez birine böyle sesleniyorum. Ağzımdan da bir kez olsun ‘üstad’ sözcüğünün çıktığını sanmıyorum bugüne kadar. Yalnızca üç ay kadar devam edebildiğim İspanyolca kursunda ‘siz’ anlamında ‘üsted’ demeyi öğrenmiştim, ki o da Arapçadan geçmiş İspanyolcaya zaten. ‘Azizim’ de dememişimdir ‘dostum’ da, bu da öyle bir şey işte, bazı sözcüklerle hiç tanışmadan da yaşayıp gidebiliyor demek ki insan, bu göçüp gidiyor demeye de sayılır.

Dağlarca’ya mektup

Üstadım,

Galiba hayatta ve dahi yazıda ilk kez birine böyle sesleniyorum. Ağzımdan da bir kez olsun ‘üstad’ sözcüğünün çıktığını sanmıyorum bugüne kadar. Yalnızca üç ay kadar devam edebildiğim İspanyolca kursunda ‘siz’ anlamında ‘üsted’ demeyi öğrenmiştim, ki o da Arapçadan geçmiş İspanyolcaya zaten. ‘Azizim’ de dememişimdir ‘dostum’ da, bu da öyle bir şey işte, bazı sözcüklerle hiç tanışmadan da yaşayıp gidebiliyor demek ki insan, bu göçüp gidiyor demeye de sayılır.

Geçenlerde siz bu fani dünyayı biz fanilere bırakıp kainata mı sonsuzluğa mı, neyse artık öyle uzak bir yere göç ettiniz ya, ardınızdan ben de bir-iki yazı yazdım. Sizden kısa bir süre önce de İlhan Berk için yazmıştım, İlhan için yani, öyle dememizi isterdi. Biz faniler, yani daha buradakiler, gidenler için yeni bir teselli uydurduk. Diyoruz ki, orada buluştular, hatta ufak ufak demlenmeye bile başlamışlardır, neyse bu da günahsa şayet bize yazılsın! İşte o yazıların birinde İlhan’la sizi birlikte yazdım Üstadım. En büyük şairimizle en genç şairimiz birbirlerine kavuştular, ‘en büyük’ unvanı da ‘en genç’ sıfatı da, ki ikisine de çok yakışıyordu, onlarla birlikte gitti diye yazdım. Hem de öyledir. O yazının başlığı ‘İlhan ile Dağlarca’ idi, düşündüm de ‘İlhan ile Üstad’ da olabilirdi, olabilirmiş...

Sizin her zaman en yakınınızda ve yanınızda olan ve bence memlekette sizi en iyi anlayan, sık sık sizden bana da haberler, selamlar getiren, bazen de götüren arkadaşım Ahmet Soysal, başsağlığı dilemek için aradığımda anlatmıştı da, hem çok dokunmuştu bana, hem de içimi güldürmüştü. Ben de onun ağzından anlatmaya çalışayım: “Dağlarca ile İlhan Berk yakın arayla hastalandılar, ameliyatlar, hastaneler filan derken, Dağlarca bir ara iyileşir gibi olmuştu. O zaman İlhan’ın da hasta olduğunu söyledim, çok üzüldü ve ‘İlhan’a arayalım’ dedi. Aradık, biraz ben konuştum, sonra onlar uzun uzun konuştular, Dağlarca telefonu kapatırken de şöyle dedi:’İlhan bizi üzme.”

Ahmet Soysal bunları anlattığında telefonda ona mı söyledim yoksa kendi kendime mi mırıldandım bilmiyorum ama, ‘iki çocuk gibi’ diye

düşündüm, ‘iki çocukluk arkadaşı, belki aynı mahalleden, aynı sokaktan, okuldan, sınıftan...’ Çünkü öyle bir eda, yakınlık, senli benli oluş ve sahici bir üzüntü vardı Dağlarca’nın bu öylesine gibi söylenmiş cümlelerinde.

İlhan bizi üzdü, iyi de yalnızca o mu üzdü Üstad? Artık İlhan Berk için de yaşarsınız biraz diye, gülmeyin sakın, ‘başkasının yerine nasıl yaşanır?’ diye de sormayın, ciddi ciddi düşünüyorduk. Birkaç arkadaşım da buna benzer bir şey söylemişti İlhan bizi üzünce, ‘Dağlarca üzmez artık’ demişlerdi, demiştik. Bizi yalnız bırakmaz, en büyüğümüz olarak başımızda durur, bizi bekler diye düşünmüştük. Siz 86 yaşındayken 86 cümle kurmak için yola çıkmıştım, 10 cümle yazabilmiştim. Yazamayacağımdan değil, tembel de değilim bilirsiniz, çok yazı yazdım, sizin için de başkaları için de, çok konuştum, hatta sizi kızdıracak kadar çok sayılır düzyazım, siz şairlerin yazı yazmasına şiddetle karşıydınız ya, ben 100 yaşınızda ‘Dağlarca İçin 100 Cümle’yle ya da ‘100 Dağlarca Cümlesi’yle yanınıza gelmek istemiştim sadece. Ee, bizi 94 yaşında terkettiğiniz için, kusura bakmayın ama, ben de cümle sayısını 94’e düşürdüm, 30 kadarını da yazdım.

...Herkesin sizinle bir tavla partisi vardır, benim yok. Tam 25 yıl önce, Kadıköy’deki Vagon kahvehanesi miydi Hayat kahvehanesi mi, karıştırıyorum, sizinle ilk karşılaştığımda masanıza oturmuştum ama tavla bilmediğim için de Ahmet Soysal’la sizin tavla partinizi seyretmiştim. Bazı imzalı kitaplarınız ve eski bir ‘yeni rakı’nız var bende, gönderdiğiniz kutuda duruyor, 10 yılı geçmiştir, arkadaşım A. Ertan Mısırlı getirmişti. Sizinle içemedik ya, arkanızdan da içecek değilim artık. O duruyor Üstad.

Şiirler duruyor, hatıralar duruyor, rakılar duruyor, biz de şimdilik duruyoruz, onlar durduğu için biraz da, sizin yerinize durduğu için onlar, biz de onlarla duruyoruz.

Cemal abi ölünce “Ali Dükkanı” diye bir düzşiir yazmıştım, bu yıl onun ‘yenisi’ni yazacağım, öyle icap ediyor artık baksanıza, herkes orada. Siz orada ne kadar çoksunuz, biz burada az duruyoruz. Üstadım.

0
2211
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle